Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Taraftar Nasıl Etkisiz Bırakılır? #1

22. Mai 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Futbolun 1990’lı yılların başlarında dünya çapında bir sanayiye dönüşmesi taraftarları da etkisi altına almıştır. Maalesef Futbolu pazarlamanın yeni modeli içinde damardan Taraftarlara, Tribün kovalayanlara yer yok(!) Bunun altında yatan birçok nedenler var. Damardan taraftarlar kulüplerini karşılıksız sever, iyi günde kötü günde her zaman kulübünün yanındadır. Tribüncüler tüketici değildir, onlar gerekirse takımının renkleri için canını verir. Ne yazık ki gün geçtikçe hepsi kayboldu, futbolun endüstriyelleşmesi yeni bir kitleyi ortaya çıkardı “MÜŞTERİ”. Artık geçmişte olduğu gibi ateşli taraftarın yaptığı deplasmanlar, tezahüratlar, pankartlar vb. etkinlikler göz ardı ediliyor. Her sezon yeni çıkan model formadan satın almalı, mobil telefonu değiştirip kulübün anlaştığı sponsora geçmeli, bahisleri kulübün anlaştığı şirketin sitesinden oynanmalı, kulübe ait şifreli televizyon kanalına abone olmalı, her sezon şişirilmiş yabancı transferleri havaalanında karşılamalı. Tüm bu saydıklarımı yapanlar artık gerçek taraftar sayılıyor, binlerce kilometre Deplasman kovalamışsın, hiçbir tane amatör branşı kaçırmamışsın, gerektiğinde kulübün renklerini savunmak için alayına gitmişsin kimsenin umurunda değil. Üretici değil tüketici olmalısın çünkü yeni milenyumun, yeni taraftarlık zihniyeti senden bunu istiyor.

karkif.jpg

Karşı çıkıldığında bahaneler hazır,”kulüp menfaatleri” ya da “kulübün borcu var gelir kaynağı lazım”.Bu kelimelerle yıllardır insanların beyinlerini yıkadılar. Tamam, hepsini kabul ediyorum, madem kulüp menfaatleri de neden her sezon milyonları sokağa döküp satın alınan oyuncuları, bir sene sonra tuhaf bahanelerle, üstelik oyuncuları töhmet altına sokacak şekilde suçlayıp. Diğer yandan mükâfatlandırır gibi büyük tazminatlar ödeyerek takımdan gönderiliyorlar? Bunları dile getirdiğimizde Galatasaray düşmanı oluyoruz. Ultra’yız ya öcü gözüyle bakıyor bazıları, işin acı yanı kendimizden saydığımız Arkadaşlarımız tarafından bile dışlanıyoruz. Hâlbuki Manifesto’ya göz atın hepsi açıkça belirtilmiş ve sanıldığı gibi Ultra’lar endüstriyel futbolu yok etmek için kimseye savaş açmış değiller(!)


Manifestonun başında şöyle bir yazı var;


Artık tüm taraftarların UEFA, FİFA, TV kuruluşları ve ulusal lig federasyonları arasında neler olduğunu anlaması gerekmektedir. Futbolu yönetenlerin amacı, her ülkenin en büyük kulüplerinden meydana gelen bir Avrupa ligi oluşturmaktır. Böyle bir yapılanma, TV yayın hakları ve tamamen dolu statlar sayesinde bu gruba çok büyük bir para girdisi sağlayacaktır. Küçük takımlarsa, statları küçük olduğu ve TV ’ye seyirci çekecek potansiyelleri olmadığı için bu ligin dışında bırakılacaktır.

Sürekli artmakta olan TV izleyicisi ile stadyumlardaki azalan seyirci arasındaki rekabet gün geçtikçe azalarak stadyumdaki taraftarı kulvar dışında bırakacaktır! Birkaç yıl sonra oyun sahası bile sponsorlarla işgal edilecek ve reklamların görünmesine engel olur diye tribünlere pankart asmak yasaklanacaktır.

Taraftarların yanlarında büyük bayrak, pankart ve meşale gibi şeyleri getirmesi engellemek için tribünlerde binlerce görevli olacak ve bu yaptırımlar en küçük taraftar olayını abartarak manşetten veren büyük medya kuruluşlarının desteğiyle olacaktır. Ayrıca yine birkaç yıl sonra takım formalarımız tıpkı Formula 1 arabaları gibi sponsorların reklamlarıyla dolacaktır. Senaryo hazır ve uygulama başladı: ılımlı, uslu taraftar! Artık Ultrasa yer yok. Tüm taraftarların oturarak maç seyretmesi gerektiğini söyleyen bir UEFA bildirisi var.

Sinema ve tiyatro seyreder gibi maç seyreden, tezahürat yapmayan taraftar istiyorlar. Takımlarımızın bizler için bir din, bir inanç olduğunu anlayamıyorlar. Takım armalarını kollarımıza döv meletip formalarını giyerek biz şehirlerimizi temsil ediyoruz. Bu yapay fabrika futboluna karşı, sadece bir kereliğine de olsa, tüm curvalar (kale arkaları) birleşmelidir!


Yukarıda yazanların hepsi aşağı yukarı gerçekleşti. Görüldüğü gibi artık “Tribün kültürüne”  yer yok, işte bu yüzden dünya’da tüm Ultra’lar futbolun değişimine karşı mücadele ediyorlar. Tribün Kültürünün ne olduğunu önceden bahsetmiştim  Tribün Kültürü Nedir ? . Yeni oluşan futbol ticaret zihniyetinin amacı oyunu güzelleştirmek değil, onlar milyarlarca insanı gönül verdiği oyun üzerinden sömürmek istiyorlar. Dünya halkının %80’i müptela olduğu futbola harcadığı para 2008 yılında 350 milyar Sterline ulaştı ve bu meblağ her yıl bir kat daha çoğalıyor. Futbol kulüplerini şirketleştirerek kirli sermayelere muhtaç bırakanlar, ileri yıllarda bu büyük paraları bulamayan küçük kulüplerin kaybolmasına neden oldu, Porthmouth bunun somut örneği. Karşılıksız kulüplerine gönül vermiş damardan taraftarlar, aynı nesli tüketilen Kızılderilileri toplumdan dışlayıp özel bölgelere yerleştirildiği gibi, modern statlar inşa ederek haritadan silecekler.


Manifesto buna da çözüm getirmiş;


Gerçek taraftar bu kuralları benimsemelidir:

1) oyuncu alışverişi sadece sezon öncesi olmalı, lig devam ederken değil.
2) gol sevinci yaşam özgürlüğüdür: gol sevincine müdahale edilmemelidir.
3) tüm maçlar aynı gün, aynı saatte oynanmalı.
4) yabancı sınırlaması getirilmeli, altyapıdan gelen gençlerin önü kesilmemeli.
5) kendi kulübüyle sözleşme imzaladıktan sonra daha fazla para teklif edilince başka bir kulübe gitmek isteyen futbolcuya bir yıl futboldan men cezası verilmeli.
6) bir kulüp başkanının, başkan veya yönetici olarak başka bir kulüpte aktif görevler alması engellenmeli.
7) eski şampiyon kulüpler kupası formatına dönülmeli: ülkesinde hiç şampiyon olmamış bir takım şampiyonlar ligi ne katılıp kazanabiliyor.
8) forma numaraları 1 den 11 e kadar olmalı.
9) kulüplerin deplasman taraftarları için ayrılan biletleri turizm acentelerine vermeleri yasaklanmalı.
10) futbol kulüpleri her sene aynı formayla mücadele etmeli.
11) forma arkalarına isim yazılmamalı.


Profesyonel futbol yüzyıldan fazla var, zaten bu gerçeği kimse inkâr etmiyor. Elbette kulüpler bünyelerinde bulundurduğu profesyonel oyuncuların maaşını ödemek için gelir kaynakları üretmek zorundalar. Manifestonun koyduğu kurallar sade bir öneri ve kısaca şunu demek istiyor “Bu işi adam gibi yapın, suyunu çıkarmayın !”


Devam edecek…

 

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: