Bugün 17 MAYIS !
Onların tek ihtimali vardı !
Örnek Taraftar !
Taraftarlara Terörist muamelesi yapıldığı yeni bir şey değil. Arma peşinde koşan tribüncülerin hepsi fişlenmiştir, hatta fişlenmedi kanısında olanlar bile habersiz fişleniyorlar. Buna sıradan vatandaş dâhil, örneğin yurtdışı seyahatinden geri dönenler havaalanlarında pasaport kontrolü yapılırken haberleri olmadan fişleniyorlar. Bir daha sefer memurun sağ omuzu üzerinde duran kameraya dikkat edin derim.
Gelelim konumuza, yukarıda yazdıklarım artık o kadar çok sıradan hale geldi ki kimse umursamıyor. Fakat şimdi yazacaklarım Tribüncülük camiasında bir ilk olarak tarihe geçti. Söz konusu olan kişi 52 yaşında, evli ve iki çocuk babası, emekli itfaiyeci Garry Mann adlı bir İngiliz Futbolsever.
2004 yılında Portekiz’de düzenlenen Avrupa Şampiyonasında İngiliz Taraftarları her zaman olduğu gibi olay çıkardılar ve birçoğu da tutuklanıp cezalandırıldı. Malum, her olayda olduğu gibi polis kameralarına kaçanlar takıldı. Portekiz polisinin iddiasına göre Garry Mann kameralara takılan talihsizler arasında, o ama tersini savunuyor. Çünkü ortalıkta suçunu ispatlayacak ne bir kanıt var, nede söz konusu olan görüntüler. Albufeira’da cereyan eden olaylar esnasında Kardeşi ve arkadaşınla birlikte Blues adlı bir barda olduğunu iddia eden Garry Mann, kendini aklamak için tam 6 yıl uğraştı ama nafile. Geçen hafta Scotland Yard detektifleri onu Portekiz meslektaşlarına teslim ettiler. Mann ne adam öldürdü, nede bir bina bombaladı, herhangi kökten dinci örgüt üyesi de değil, tek suçu Taraftar olmak. Şimdi işlemediği bir suçu çekmek için 2 yıl Portekiz’de hapis yatacak. Portekiz emniyetine danışman olarak atanan İngiliz özel polis memuru Dc Alen Rutter, Garry Mannin yargılanmasını tam bir fiyasko olduğunu vurgulasa da hiçbir şeyi değiştirmeyecek.
Mannin başına gelenler üç hafta sonra Güney Afrika’da düzenlenecek dünya kupasında olay çıkaracaklara sert uyarı olaraktan görülebilir, kaba tarifi aba altından sopa göstermek. Garry Mann bundan dokuz sene önce ABD’de yaşanan 11 Eylül olaylarından sonra oluşturulan güvenlik ağına düşen ilk taraftar,inşallah son olur.İngiliz devletinin onu yalnız bırakması Futbolseverlere yapılan siyasi baskının açık kanıtıdır.Yeter ki Halkı futbol üstünden sömüren kapitalistler rahatsız olmasınlar..
KAHROLSUN endüstriyel Futbol !
Nevizade Geceleri vs. You'll Never Walk Alone
“You'll Never Walk Alone ist ein Musikstück, das von Richard Rodgers (Musik) und Oscar Hammerstein II (Text) im Jahr 1945 komponiert wurde. Es wurde für das Broadway-Musical Carousel geschrieben und ist Bestandteil des Finales. Das Lied hatte für viele, die um Angehörige bangten, die an der Front des Zweiten Weltkriegs kämpften, eine tiefgehende Wirkung. Bereits 1945 erreichte der Song in der Version von Frank Sinatra erstmals einen Spitzenplatz (Platz 9) in den Billboard-Charts.
Heute gilt You'll Never Walk Alone als das Fußballlied schlechthin, da es von vielen Fanblocks auf der ganzen Welt gesungen wird. Die berühmtesten Stadien, in denen das Lied gesungen wird, sind Anfield, das Heimstadion des FC Liverpool, und der Celtic Park, das Heimstadion von Celtic Glasgow. Mittlerweile wird es nicht nur im Fußball gesungen, sondern erschallt auch in vielen Eishockeystadien.”
So steht es im Wiki geschrieben link und hier noch mal zum mitsingen;
When you walk through a storm
- Hold your head up high
- And don't be afraid of the dark.
- At the end of the storm
- There's a golden sky
- And the sweet, silver song of a lark.
- Walk on, through the wind,
- Walk on, through the rain,
- Though your dreams be tossed and blown.
- Walk on, walk on with hope in your heart,
- And you'll never walk alone,
- You'll never walk alone
- Walk on, walk on with hope in your heart,
- And you'll never walk alone,
- You'll never walk alone
-
- Seit zwei Jahren ist eine neue balade auf den rängen zu hören, dieser kommt aus der Türkei und heißt “NEVIZADE GECELERI”.
Nevizade ist eine Seiten Gasse mitten in Istanbuls populärsten viertel Beyoglu,mehr zu Nevizade findet ihr hier >> linkDie Balade Nevizade Geceleri, frei übersetzt “Die Nächte von Nevizade” wurde ca. vor vier Jahren von Galatasaray Anhängern komponiert und ist eine Liebes Erklärung an Galatasaray.Seit zwei Jahren ist es nicht mehr von den rängen weg zu denken und wird bei jedem Heim und Auswärtsspiel angestimmt.
Inspiriert wurden die Fans vom Galatasaray Gymnasium das nur ein Sprung weit von Nevizade Gasse entfernt ist.
Immer vor jedem Derby gegen den Erzrivalen Fenerbahce treffen sich die Galatasaray Anhänger in den Kneipen von Nevizade und stimmen sich fürs Spiel ein.
Nach dem großen Umtrunk schlendert man zum Galatasaray Gymnasium und verbringt die Nacht vor dem Eingangstor der Schule. Von dort gehen am nächsten tag die Fans Geschlossen zum Stadion, je nach dem wo das Spiel statt findet.
Ein Ritual das mittlerweile zu einem brauch geworden ist und sich jedes Jahr wiederholt.Ich versuche mal die balade zu übersetzen, mal sehen ob es klappt J
Zu erst der Original Text auf Türkisch;
Nevizade Geceleri
giden her sevgilini ardından,
hep biz olduk el sallayan,
haykırsak duyarlar mı sesimizi,
hangi sevdadan galip çıktık ki.
yürüyoruz sesiz ve kederli,
nevizade geceleri,
inletiyoruz her çıkışında,
istiklal caddesini.
boşuna çekilmedi bunca çile,
içiyoruz gündüz gece,
haykırdık duymadı ama hiçkimse,
peşindeyiz heryerde.
zaten aşklar hep yalan dolan,
sonu hep acı hüsran,
bize her sevdadan geriye kalan,
sadece galatasaray.
Deutsche Übersetzung;
Dıe Nächte von Nevizade
Nach jeder gescheiterten Liebesbeziehung
Sind wir es, Die hinterher winken
Es würde sich keiner umdrehen wenn wir Sie zurück rufenSag, wann haben wir überhaupt in der Liebe gewonnen?
Mit gebrochenen Herzen laufen wir durch die Nacht
Und jedesmal nach dem verlassen der Nevizade Gasse
Bebt der Unabhängigkeit Boulevard von unseren Schmerzenschreie
Nicht umsonst ertragen wir die Schmerzen
Der grund warum wir uns betrinken
Wir folgen dir wie dein schatten und rufen deinen Namen
Doch du wirst uns nicht hörenkAber du bist alles was wir haben
Die Liebe ist Lüge und Betrug
Am ende Schmerz und Enttäuschung
Nach jeder gescheiterten Beziehung
Bleibt uns nur Galatasaray....
Ich hoffe es war verständlich, vielleicht wird es eines tages auch ein Ohr wurm wie You’ll Never Walk Alone wer weiß. ;)
Protestolar
Geçtiğimiz hafta sonu Avrupa’nın bazı kentlerinde Taraftarlar protestolarla gündeme geldiler. Bunlardan ilki İngiltere’nin Manchester şehrinde yaşandı. Stoke City müsabakası öncesinde Manchester United taraftarları aylardır “Anti-Glazer” protestolarının dozajını arttırdılar. Kulübün şirket binası önünde yüzlerce taraftar toplandı Glazer’e karşı sloganlar attı. Bazıları sis bombaları yakarak tepkilerini gösterdiler, buda ortamın gerilmesine sebep oldu. Polis müdahale etmek zorunda kaldı yaşanan arbedelerde bir taraftar hafif yaralandı. Manchester United Taraftarları protestolarını sade yerde değil göklerde de yaptılar, bir küçük uçak kiralayıp maç boyu stadın üzerinde “Glazer dışarı” pankartıyla gösteri yapıldı. Uçağı organize edenler MUST(Manchester United Supporters Trust) adlı bir grup. Bu oluşum kulübün şimdiki Amerikalı sahiplerinin elinden kurtarmak isteyen birkaç zengin Manchester United taraftarı.
Glazer ilk gün geldiğinde önce ufak bir azınlık tarafından kabul edilmedi, hatta onları hor görenler bile oldu. Ama ne zaman kulübün borçları artıp maddi krize girince tepkiler çoğaldı. Şahsen kolayca dineceğini sanmıyorum, Avrupa Yunanistan krizi yüzünden büyük ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Maddi krizin boyutları ancak önümüzdeki günlerde göreceğiz fakat şu kesin, enflasyon canavarı bundan böyle uzun süre Avrupa’da boy gösterecek. Şu durumda Ekonomik krizin futbolu kötü etkileyeceği kaçınılmaz oldu. Avrupa’da kulüplerin büyük çoğunluğu şirket olduğundan dolayı krizden ağır maddi darbe alacaklar ve bu kulüplerin içinde kuşkusuz bizim kulüplerimizde olacaktır(!)
Protestoların ikinci ayağı İtalya’nın Cenova kentinde yapıldı.13 Şubat 1995 yılında Vincenzo Spagnolo adlı Cenova Taraftarı stat dışında bir Milanolu tarafından bıçaklanıp öldürülmüştü. O günden bu yana Milanlı taraftarlara Cenova deplasmanları yasaklandı. Geçtiğimiz hafta sonu yasak kaldırılmıştı ama Cenova Valisi Francesco Musolino emniyet yetkililerinle bir toplantı düzenleyerek, Milano’dan gelecek 400 taraftarın tehlike oluşturacağı yüzünden maçı seyircisiz oynatma kararı aldı.
Milan taraftarları yinede Cenova’ya gitti ve müsabakaya her iki taraftan seyirci alınmamasını protesto ettiler. Görüntülerde farkına varmışınızdır, orada bulunanlar kameraları görmemezlikten geliyor hatta sert tepki vererek ellerinle kapatıyorlar, kimse bizde olduğu gibi reklam peşinde değil.
Yaklaşık 6 yıldır Beşiktaş ve Bursa arasında oynanan maçlara deplasman yasağı konuldu. İtalya’da olduğu gibi ortada cinayet gibi vahim olaylarda olmamış. Geçmişte iki kulüp arasında yaşananların benim açımdan ciddiye alınacak yanı yok, iki tarafın medyanın gazına gelip yaptığı çocukça sidik yarışları. Kabul ediyorum konu iki taraf için önemli olabilir ama aradan yıllar geçmiş Bursa tekrar birinci lige dönerek şimdi Aslanlar gibi Şampiyonluk kovalıyor. Bilinmeyen sebeplerden dolayı hala iki kulübün taraftarları için deplasman yasağı sürüyor. Peki, Taraftarlar yasağın kalkması için neler yaptı? Görmedim, duymadım varsa çıksın birisi beni aydınlatsın.
Şimdiye kadar iki olaya şahidim, biri üç hafta önce FB-BJK derbisinden sonra Beşiktaş taraftarlarının İstinye’ye giderek TFF binası önünde kazma kürekle yaptıkları garip protestoları.
Diğeri ise Burasapor taraftarlarının internet siteleri üzerinden bir televizyon kurumunda yayınlanan programa tepkileri. >>> link
Yanlış anlaşılmasın kimseye burada taraftarlık dersi verme peşinde değilim, zaten öyle vasfım yok. Yıllarca tribün kovalamak kimseyi bu alanda usta yapmaz. Benden yaşça küçük Arkadaşlar belki iki sene içinde daha çok tribüne katkı yaptıklarından eminim, hepsinden Allah razı olsun. Fakat yapılan iki eylemde bir mantık görmüyorum. Beşiktaşlı arkadaşlar derbi mağlubiyetine üzgünler, bu sezon netice açısından başarısız geçmiş. Davranışlarıyla belki haklı oldukları eylemi, eylemden çıkarıp, kişisel öfkelerini dışa vurmuşlar. Evet, bilica’nın yaptığı çok çirkin ama diğer yandan Toramanın Vederson’a attığı tekmede yakışık almıyor. Yalnız her iki hareket kötü gözükse de futbolun doğasında var, futbolu olduğu gibi kabul etmezsek oyundan zevk alamayız.
Bursalı Arkadaşların tutumu bence çok ayıp, kaş yaparken göz çıkarmışlar. Hatta insan haklarına hakaret olarak değerlendirilebilir, üstelik Homofobi'ye HAYIR !!! . “Ne mutlu Türküm diyene” sözünle hepimiz özdeşleşiyoruz, unutmayalım o insanlarda TÜRK(!)
Ortada iki örnek var, birisi Avrupa Ülkelerinden diğeri Türkiye’den. Avrupa’da her şey iyi, Türkiye’de kötü gözüyle bakmıyorum. Ama Türk Taraftarları son yıllarda endüstriyel futbol sayesinde o kadar çok eziliyor ki, maalesef kimse sesini çıkarmıyor. Şu ana kadar yapılan eylemlerin hepsi reklam amaçlı görüntülerden öte gitmedi ve hiç birinde mantıklı bir anlam çıkaramıyorum. Manchester United dünyanın en başarılı futbol kulübü ama taraftarları kulüp değerlerinin her pahasına pazarlanmasına karşı çıkıp tepki gösteriyorlar. Milan ve Cenova’lılar aralarındaki husumeti bir kenara bırakıp, futbolun önemli unsuru olan Taraftarı oyundan uzaklaştırılmasına ortak tepki koyabiliyorlar.
Bizim onlardan ne eksiğimiz var?
Bradford Trajedisi
11 Mayıs 1985,öğlen saat 15.00 sularında İngiltere’nin üçüncü lig takımları Bradford City ile Lincoln City arasında şampiyonluk müsabakası oynanıyor. Maçın ilk yarısının bitmesine 5 dakika kala bir anda maraton tribünden dumanlar yükseliyor, tam dört dakika içinde ahşap tribün bir ucundan öbür ucuna kadar alevler içinde. Yaklaşık 11.000 bin futbolsever panik içinde kaçmak için yol arıyorlar, kimi sahaya atlıyor, bazıları ise yanlış yolu seçiyor dış kapılardan kaçmaya çalışıyorlar. Ne hikmetse tüm kapılar kilitli, tuvaletler dâhil.Bu büyük trajedi de maalesef 56 kişi kurtulamadı ve alevler içinde hayatını kaybetti,265 kişide ağır yaralandı.
Bradford Trajedisi 1980’lerde Futbol statlarında yaşanan üç facialardan ilkiydi.18 gün sonra Belçika’nın Heysel stadyumunda 39 kişi hayatını kaybetmişti, dört yıl sonra da Hillsborough faciasında 96 futbolsever can verdi. Bu üç facia ile futbolda yeni dönem başladı, Taylor raporları, UEFA kriterleri, futbol ticaretinin formatı değişti kapitalizmin kucağına oturdu.
Bradford faciasının benzerini nerdeyse Ali Sami Yen’de yaşıyorduk.1987 yılında Sarıyer maçı öncesi eski açık tribününün üstünde duran skorboard yanmaya başladı. İnsanlar ilk başta farkına varmadılar. Kapalıdan bağırmaya başladık “yangın var” diye ama onlar bizim şaka yaptığımızı sandı, son anda farkına vardılar. Allahtan tribün daha dolmamıştı, tellerin önündeki kapılar açıldı millet kendini sahaya atıp kurtardı.
Arma peşinde hayatını veren dünyada tüm tribüncülerin ruhu şad olsun….
Vuvuzela Konseri
İngiliz BBC televizyon yayıncı kuruluşu 1962 yılında Şili’de düzenlenen dünya kupasından ilk kez maçlar sundu. Binlerce kilometre uzaklıkta oynanan maçları seyretmenin yanı sıra, o ülkenin tribünlerini görme fırsatı yakalayan İngiliz futbolseverler çok etkilendiler. Güney Amerika tribünlerinde gördükleri koro halinde marş söyleyerek desteği Avrupa’da ilk defa Liverpool’un efsane tribünü KOP başlattı ve buradan da tüm Avrupa’ya yayıldı. Sonra 1970 yılında Meksika’da bir başka dünya kupası düzenlendi, bu defa Brezilyalı Taraftarların davul eşliğinde verdikleri destek ten İtalyan taraftarlar etkilenerek kendi tribünlerinde yapmaya başladılar.1978 yılında Arjantin’de düzenlenen dünya kupasında konfetiler ve çılgınca gol sevinçlerinle tanıştık. Güney Amerika’nın tribün kültürü Avrupa’ya çok katkısı oldu, şimdi sıra başka bir kıtanın tribün kültüründe,”AFRİKA”.
Geçen sene Güney Afrika’da düzenlenen FİFA Konfederasyon kupası sayesinde tribünlerde kullanılan yeni müzik çalgı aleti ile tanıştık,“VUVUZELA”. Arı vızıltısını andıran, kavala benzeyen garip bir çalgı aleti. Fazla detayına girmek istemiyorum, şahsen benim hoşuma gitmedi çok sinir bozucu ve tribün coşkusuna davullar kadar büyük katkı yapacağını sanmıyorum. Vuvuzela’nın tribünlere gelmeden önce geçmişte Güney Afrikalı Siyah halk, apartheid rejimine karşı yaptıkları yürüyüşlerde kullanmışlar. Şimdi ise tribünlerde takımlarını destekliyor, hatta yeri geldiğinde kendilerine has ritimlerle takımları kötü netice adlımı oyuncuları protesto ediyorlar.
Güney Afrikalı müzisyen Pedro Espi-Sanchis, nam-ı diğer “Pedro the Music Man” Vuvuzela’dan o kadar çok etkilenmiş ki bu sene ülkesinde düzenlenecek dünya kupasında Nyanga-Township gençlerinle beraber açılış seremonisinde Vuvuzela konseri verecek. Uzun zamandır hayalini kurduğu konseri nasıl gerçekleştireceğini kendi ağzından dinleyelim;
Ne Değişti ?
Ali Sami Yen’de oynadığımız son maçımızı mağlup olduk, eğer haftaya Ankara’da Gençlerbirliği takımını yenersek üçüncülüğü garantiliyoruz kaybedersek hapı yuttuk yine geçen sezon olduğu gibi erken top başı yapacak bizim yiğitler. Oysa ne umutlarla sezona başlamıştık, ters köşe transferlerimizle, ters köşe biz olduk maalesef. Ve yöneticilerimiz hala akıllanmadı, haftaya sezonun son düdüğü ile yine kendilerini yollara atarlar ters köşe transferler yapmak için. Sosyal medya sabırsız şimdiden başladılar spekülasyonlara, iki hafta sonra hayal transfer söylentileri havalarda uçuşur.Zaten ülkede hayalden başkası para yapmıyor.
Para demişken, büyük projelere imza attık bu sezon. Formlarımızın renklerini değiştirerek modaya yep yeni bir hava getirdik. Mobile,bonus,şifreli kanallar,bilyonerler hepsi hoş güzelde,sermayeyi kediye yükledik.Kedinin adı Leo Franco projelerin kaymağını aldı götürdü,birkaç kuruş kara kedi Nonda’nın cebine konmuştur mutlaka .Ne anladık biz bunlardan? Hiçbir şey, madem yurtdışında iyi kaleciler yetişiyor, keşke zamanında sağlam bir kaleci hocası alsaydık şimdi elimizde sağlam kaleciler olurdu. Manchester United geçtiğimiz hafta kaleci denemiş adını unuttum biz kimleri denedik bu sezon? Sahi bizim scout ekibimiz varmı? YOK(!) İşkembeden transfer yapıyor sayın yöneticilerimiz. Schalke 04 sezon ortasında Çin futbolcu transfer etti, bizimkiler Jo,Dos Santoslarla havaalanı çıkartması yaparken.Magath Çin pazarını hedefledi yazıyordu Alman medyası,bazıları futbol ticaretini biliyor.Bizim ülkemizde futbolu yönetenlerin ticaret zihniyeti manşetlere oynamak,nasıl olsa ipler yayıncı kuruluşun elinde. Parayı veren düdüğü çalar sende oynarsın onların öttürdüğü düdüğün havasında. Şimdi az çok anlamışınızdır neden sürekli “Kahrolsun endüstriyel Futbol” diye haykırdığıma.
Taraftar’da da hata var, rakiplerle sidik yarışı yüzünden rakiplerimize benzettik kendimizi. Galatasaray bu değil,açın tarihine bakın.Galatasaray özünden yaratmıştır kahramanlarını,isyan vardır yapısında,çarpık düzene isyan.”Türk olmayan takımları yenmek” hedefleri buydu büyük kurucularımızın.İsyan vardı Galatasaray’a kötülük yapanlara,gerekirse Sabri Mahir gibi yumruklarını konuşturmaktı,sürgünü göz önüne alarak.Ülkesi için canını feda etmek vardı Kınalı Kuzular gibi.Ama aynı zamanda Galatasaray hislerin takımıydı Gündüz Babanın dediği gibi,artık hislerde köreldi isyanda bitti…
Katıksız Aşk ! "Schalke 04 vs. Lazio Roma"
Dedik ya tribünlerde aşklar radikal olur diye ama hep aşk ve sevgi vardır.Ne zaman sevdiğin kulübün önüne rakibine olan nefretin geçerse,işte o zaman taraftarın içinde olan karşılıksız sevgi bitmiş tükenmiştir.
Geçtiğimiz hafta sonu iki ayrı Avrupa kentinde değişik manzaralara şahit olduk.
Birisi Almanya'nın Gelsenkirchen şehrinin Schalke 04 stadında yaşandı.(ismini bilerek yazmadım stadın çünkü benim için orası her zaman Parkstadion olarak kalacak)Her neyse,Bayern ve Schalke arasında ikinci kez yaşanan şampiyonluk yarışı Schalke adına yeni bir hüsranla sona erdi.Almeida 64.dakikada Bremen'nin ikinci golünü attıktan sonra her şey bitmişti mavi beyazlılar için.Akıllara geçmiş yıllarda yaşanan manzaralar geldi,yine hüzünden perişan olmuş taraftarlar,salya sümük ağlayanları arıyordu yayıncı kuruluşun kameraları ama bulamadılar.HAYIR(!) Bu defa başka şeyler yaşandı Schalke stadında.Maçın bitimine on dakika kala taraftarlar Meksika dalgasını başlattılar,Bremen taraftarları da şaşkındı ama onlarda katıldılar,nitekim takımları galip durumdaydı.Maç bitti Schalke takımı orta saha çemberinde toplandı,çoğu oyuncular yaşadıkları bu ilkti,hedefe az kalmışken kaybetme duygusunu önceden bilmiyorlardı.Üzüntüden yere atıllar kendilerini,kısa sürmedi tribünde bulunan 60.000 bin taraftar hep bir ağızdan "Steht auf,wenn ihr Schalker seid" tezahüratıyla stadı inlettiler.Schlakeliyseniz ayağa kalkın yıkılmayın diye bağırıyorlardı.Bir laf vardır "Alışmış kudurmuştan beterdir",sanırım Schalke taraftarlarının mağlup gelmekte dünyada eşi yoktur,bu kaçıncı diye sorsak unutmuşlardır sayısını.Eğer yürekten seviyorsan acısı bile başka olur Aşkın.
Gelelim ikincisine(!)
Lazio taraftarlarının pazar günü yaptıklarına hayatımda ilk defa şahit oldum.Hafta ortası antrenman tesislerine giderek takım kaptanından Inter'e yenilin ricaları ve sonra maçta rakiplerinin attıkları gollerin ardından çılgınca sevinmeleri benim gözümde taraftarlık değildir.Elbette bu tarz yaklaşımları derbide ezeli rakiplerinin kaptanı Totti'nin de kabahati var ama bunun yüzünden hiç bir taraftar sevdiği kulübü aşağılamaya hakkı yok.Lazio taraftarlarının yaptıkları tribün kültürüne hakarettir,hele Ultra Mantalitesine tamamen ters olan bir duruştur.Her şeyden önce sevdiğin kulübe karşılıksız destek vermek ve futbolda spor ruhunu yaşatmaktır Ultra Mantalitesi.Lazio taraftarları pazar günü futbola kara leke sürmüşlerdir,bu tutumları taraftarlıktan çıkıp sistem mağduru müşteriye dönüştüklerinin kanıtıdır.Onların kulüplerini karşılıksız sevdiklerine inanmıyorum,kendi egolarını tatmin etmek için her yolu mubah görenler taraftar olamaz,ancak Sahtekardırlar(!)
KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL !
Çılgın Boğa "Giorgio Chinaglia"
Profesyonel futbolcular aktif kariyerlerini bitirdikten sonra genelde mesleklerinin içinde kalırlar.Kimi Teknik Direktör olur,bazıları televizyon yorumcusu.Kimileri vardır futboldan tamamen uzaklaşır unutulur.Kimileride bakmışsınız bataklığa saplanmış,futbol yıldızından mafya babasına dönüşür.Giorgio Chinaglia böyle birisi.1947 yılında Cenova'ya bir saat uzaklıkta olan Carrara kasabasında dünyaya gözlerini açan Chinaglia,8 yaşında ailesiyle Britanya'nın Galler ülkesine göç etti.Futbola 1962 yılında ikinci lig kulübü Swansea City'de başladı ve üç sene sonra A takımına yükselip profesyonel oldu.Chinaglia Swansea takımının formasını 6 kez giydi ama kümeden düşmesini engelleyemedi.
Ümidini yitirmeyen Chinaglia Ülkesine geri döndü ve İtalya üçüncü liginde mücadele eden Massese Calcio kulübünde kariyerine devam etti.Buradan İnternapoli kulübüne transfer olarak,o sezon attığı 25 golle tüm dikkatleri üzerine çekti.Artık İtalya Serie A kulüpleri uzakta değildi,21 yaşında Chinaglia tercihini 1968 yılında birinci lige yükselen Romanın Lazio kulübünden yana kullandı.Kısa süre sonra taraftarların sevgilisi olan Chinaglia,1973/74 sezonunda son dakikada US Foggia'ya ya attığı penaltı golüyle Lazio'nun ilk şampiyonluğunu garantilemesini sağladı,kendiside o sezon gol kralı oldu.Fakat ne kadar çok Lazio taraftarlarının gönlünde taht kursa da,gençlerin örnek alabileceği iyi bir profesyonel olamadı.Çok geçimsizdi,takım arkadaşlarınla yıldızı hiç barışmadı,bir keresinde ona pas atmadı diye arkadaşınla sahanın içinde yumruklaştı.
Bu tür çirkin olaylar Chinaglia'nın popülaritesini eksiltmedi,çünkü İtalyan futbolseverler 1974 yılında Almanya'da düzenlenen dünya kupasında ondan çok büyük başarılar bekliyordu.Haiti maçında ilk on birde başlayan Chinaglia beklentilerden öte kötü oyun sergiledi ve 70.dakikada hocası Valceraggi tarafından oyundan alındı.Arjantin maçında yedek bekleyen Chinaglia,Polonya'ya karşı tekrar kadrodaydı.İtalya'ya beraberlik yetiyordu ama Çılgın Boğa lakaplı Chinaglia bir çok gol fırsatını değerlendiremedi.Dolayısıyla İtalya müsabakadan 2:1 mağlup çıktı ve 1966'dan sonra ikinci kez tarihinde kupadan erken elendi.
Milli takım kariyeri fazla sürmedi,toplam 14 kere milli olan Chinaglia sade 4 gol atabildi.Uluslararası kariyerinin sona ermesinin sebebi 1976 yılında Lazio'dan Cosmos New York kulübüne transferi oldu.Chinaglia'nın Amerikalı eşi ülkesini özlemiş oda onu kırmamıştı ve böylece yeni bir dönem başladı hayatında.ABD'de yeni kurulan "North American Soccer League"de Chinaglia,profesyonel kariyerinin doruk noktasına ulaştı.Amerika o yıllarda Avrupalı uzmanlar tarafından bir futbol kalkınma ülkesi gözüyle bakılıyor ve küçümseniyordu.Büyük maddi güce sahip olan yatırımcılar,ligin kalitesini Pele,Beckenbauer,Carlos Alberto vb. oyuncuları transfer ederek yükseltmek çabasındaydılar.Uluslararası eleştirmenlerin hor gördüğü Amerikan Profesyonel Futbol liginde Chinaglia yaptığı 213 maçta 193 kere rakip ağları havalandırarak,şimdiye kadar kırılamayan rekora imza attı.
Amerikan futbolseverlerin ona verdiği "Long John" lakaplı Chinaglia saha dışı aktiviteleriyle de çoğu kez gündeme geldi.1979 yılında Amerikan Vatandaşlığına geçti,bu davranışı New York'un İtalyan halkı tarafından hiç hoş karşılanmadı.Cosmos takımının iç saha maçında kızgın İtalyan asıllı taraftar,bir uçak kiralayıp arkasına taktığı "Giorgio kokuyor" yazılı pankartla Giants stadı üzerinde dakikalarca dolaştı.Amerikan mafyasına adı karışan Chinaglia,bu yüzden şahsına yapılan eyleme pek kulak asmadı.
Cosmos kulübüyle yaşadığı dört şampiyonluğun ardından 1983 yılında Chinaglia aktif futbol kariyerini noktalayıp tekrar İtalya'ya döndü.Eski kulübü Lazio'yu geçmişteki parlak günlerini yaşatmak isteyen Chinaglia başkanlığa seçildi.Fakat işler istediği gibi gerçekleşmedi,iki sene sonra Lazio kulübü onun başkanlığında şike skandalına karıştı ve puanları silinerek küme düşürüldü.Chinaglia hayatında ilk defa hakim karşısına sanık olarak çıkmış,sahte iflas gösterme ve mali defterleri manipüle etme suçuyla yargılanacaktı ama yetersiz belgeler yüzünden dava kısa süre sonra düştü.
Chinaglia bu olaydan sonra tekrar ABD Futbol piyasasında şansını denese de başarılı olamadı.Uzun süre ismi duyulmayan Chinaglia,beş yıl önce tekrar bir skandalla adı anılmaya başlandı.2005 yılında İtalyan basınına verdiği yalan demeçlerde,bir Macar ilaç şirketinin Lazio kulübünün hisse senetlerini satın alacağını yaymış,senetlerin borsada tavan yapmasını sağlamıştı.Haberin yalan olduğu anlaşılınca 2007 yılında mahkeme tarafından 4,2 milyon avro cezaya çarptırıldı,tabii ödedi mi orası muamma.
Zamanında çok yetenekli futbolcu olan Chinaglia,maalesef karakteri için aynısını demek mümkün değil.Saha içinde çoğu kez sergilediği şiddet eğilimli tavırlarını,aktif kariyeri bittikten sonra saha dışında da sürdürdü.2006 yılında tekrar bir skandalla imza attı.Lazio taraftar oluşumu İrriducibili ile birlikte Başkan Claudio Lotito'yu ölümle tehdit ederek,kulübü satmaya zorlayıp şantaj yapmakla suçlandı.O günden bu yana Lotito polis güvenliği altında.Rahat durmayan "Long John" bu olayın akabinde Napoli mafyası Camora ile bir ortak paravan şirket kurarak kulübü devir almak istedi ama son anda engellendi.2008 yılında olaya karışan 10 kişi tutuklandı,para aklamayla suçlanan Chinaglia içinde tutuklama emri çıkmıştı.
İtalyan mafyası Chinaglia'yı kullanarak şimdiye kadar cesaret edemedikleri alana girmek istediler.Onun sayesinde köklü futbol kulüplerine yatırım yaparak,kara para aklamak için mükemmel bir zemin oluşturacaklardı(!) Lazio kulübü forması altında 203 maça çıkan ve 98 gol atan Chinaglia şimdiye kadar hiç bir mahkeme tarafından yargılanamadı.Hayatını ABD'de sürdüren "Long John" iyi ve kötü çizgisi arasında yaşıyor.Aklımızda kalan iyilikleri,Cosmos formasıyla çıktığı bir maçta attığı röveşata golü.Yaptığı kötülükler ise şöhret sarhoşluğundan doğan cesaret.Aynı yakut gibi etki bırakır şöhret sarhoşluğu,şişede durduğu gibi durmaz fazla karıştırdın mı kafanı feci şekilde ağrıtır...