Holigan

Holiganlar toplu halde gezer ve her an şiddete eğilimli olduklarını ortaya koyarlar. Bu onların normal yaşantılarında da böyle olduklarının anlamına gelmez çünkü holiganlar arasında değişik karaktere sahip kişiler vardır.
Örneğin bir kişi çok yüksek kariyer sahibidir, iyi işi vardır güzel para kazanıyordur ama boş zamanını dövüşmekle geçirir. Holiganlar genelde futbol maçlarında daha çok ortaya çıkarlar. Diğer seyirciler yada taraftarlar gibi değilerdir ve belirli prensipleri vardır.
Holiganlar kulüp ürünleri taşımaz ama gönül verdikleri takımın en fanatik taraftarıdırlar. Şiddete eğilimli olmaları gittikleri her müsabakalarda amaçları kavga çıkarmak değildir, kimler ile temase geçeceklerini önceden bilirler.
Mesela, holiganlar formalı dolaşan rakip taraftarlara durduk yere saldırmaz, kadınların ve çocukların kılına dokunmazlar, dövüşleri belirli kurallar çerçevesinde yapılır. Önceden rakip holiganlar ile bir yer tespit edilir. Dövüşürken yaralayıcı aletler kullanılması, yere düşene vurulması kesinlikle yasaktır!
Olay tamamen iki tarafın güç ölçüşmesinden öteye gitmez. İstisnalar olmuştur elbette,1970 ve 1980'li yıllarda İngiliz Holiganlar genelde yurtdışı müsabakaların da, İtalya, Almanya vb. ülkelerde lüks butik mağazaları yağmalamış karşı tarafı yaralayan hatta öldürücü aletler kullandıkları görülmüştür.
"Hooligan" kelimesi nerden geliyor?
Bir çok rivayetler var, isimin 19. yüzyılda İrlandalı O'Hoolihan ailesinin çok kavgacı olduğu için onlardan alındığı söylenir. Bir diğer rivayete göre yine 19. yüzyılda bu sefer İngiltere'de Patrick Hooligan isimli çete liderinin polis kayıtlarında ismi geçtiğinden dolayı ortaya çıkmıştır. "Hooley" kelimesi İrlanda lehçesinde "çılgın" anlamına gelir.
Spor müsabakalarında topluca dövüşmek sade İngilizlere mahsus değil, geçmişte Türkiye'de benzer olaylar yaşanmıştır. Örneğin Birinci dünya savaşı öncesi Galatasaraylı Sabri Mahirin karıştığı bir kavga.
" Galatasaray’da futbol oynarken Rum kökenli Osmanlı vatandaşlarının takımıyla yapılan bir maçta olay çıkınca Sabri Mahir yumruklarıyla olaya katılır. Bunun üzerine iktidar çevreleri tarafından mimlenir. Çareyi yurt dışına çıkmakta bulan Sabri Mahir Fransa’nın Racing takımında futbol hayatını sürdürür."(Kaynak: Melih Şabanoğlu,"Galatasaray'ın sarı kırmızı çocukları")
Spor müsabakalarında kavga çıkması yeni bir şey değil. M.Ö. benzer olayların yaşandığı tarih kitaplarında geçer, TARAFTAR ? başlıklı yazımda bu konuya değindim.
İngiltere'de holiganlığın 20. yüzyılda yeniden hortlaması 1950 yıllarının ortasına dayanır. Casuals ile bu alt kültürü başlatanlar o Yıllarda Teddy Boys ve Mods'lardır (Modernist). Pahalı ve modern dizaynlı kıyafetler ile dikkat çeken grupların kendilerine özel müzik tarzlarıda vardı "Soul, Ska, Beat Music, R&B." Mods'ların diğer özelliği kullandıkları İtalyan "Vespa" motorlarıydı. 1979 yılında gösterime giren "Quadrophenia" filmi bu alt kültürleri konu olarak ele aldı. The Who grubu hayranlarına şiddetle tavsiye ederim.
Kendilerini "Absolute Beginners" Türkçesi "hayata sıfırdan başlayanlar" olarak tanımlayan Mods'lar toplu halde gezerdi. Baş düşmanları deri kıyafetli, ağır motosiklet kullanan ve Rock müziği dinleyen rockerlerdi. Düşmanlıkları kan davasına dönüşen, birbirlerinin mekanlarını basan ve karşılaştıkları her yerde şiddetli kavgalar çıkaran bu iki grubun çatışmaları ilerleyen yıllarda futbol statlarına sıçradı.
Tribüne sıçrayan şiddet olayları sokak çetelerinin savaşlarını andırıyordu, artık bu kişilere halk arasında "Hooligans" denmeye başlandı. 1970-1980'li yılları arasında doruk noktasına ulaşan holiganzim, kuşkusuz 1971 yılında Stanley Kubrick tarafından beyaz perdeye tasarlanan Anthony Burgess'in romanı "A Clockwork Orange" filmi içinde yer alan "Alex" karakteri büyük rolü vardı.
İngiltere'de emekli holiganlara sorduğunuzda çoğu bu filmden etkilendiğini söyler. Juventus Ultra oluşumu "Drughi" adını bu filmde canlandırılan Droogs çetesinden almıştır. A Clockwork Orange filminde şiddetin abartısı, Beethoven müziği eşliğinde zayıf ve çaresiz insanlara acı çektirmek, bazı kişilerin mazoşist duygularını kabartmış ve artık yumruk yumruğa kavgalar yerine karşı tarafın canını yakma zevki bağımlılık haline gelmişti.
Şimdi Broadway klasiği "West Side Story" hangi kategoriye koyalım diye sorarsanız, Sharks ve Jets çetelerinin bale figürleri ve müzik eşliğinde neden birbirlerine bıçak çektiklerini ancak Leonard Bernstein açıklayabilir.
İnsanları şiddete yönlendiren bir çok nedenler vardır. Örneğin grup psikolojisi, alkolün etkileri, yaşadığı sosyal çevresi, aile ortamı, toplum ve İNSANLARA ŞİDDETİN SUNULUŞU!
En çarpıcı örneğini ülkemizde görüyoruz. "Texas Chainsaw Massacre" filmini aratmayan Ulusal Televizyon kanallarında her gün anahaber bültenlerinde bizlere sunulan şiddet görüntüleri.
Artık öyle bir hale geldıki biz ailece yaklaşık bir yıldır bu haber bültenlerinden uzak duruyoruz çünkü seyretmeye yüreğimiz dayanmıyor. MOBESE kameralarından trafik kazası görüntüleri mi dersiniz, vahşice işlenen cinayet haberleri mi, saymakla bitmez. Psikolojisi sağlam insanın sürekli bu haberleri seyrettikçe bunalıma girmesi kaçınılmaz.
Şiddet her kişinin özünde vardır, bir insanın içinde ne kadar çok sevgi varsa o kadar miktarda şiddet bulundurur ama Sevgi iyidir Şiddet kötüdür! Bu iki önemli unsur insanların yaşam dengesini sağlar. Dengeyi sağlamak için Sevgiyi öne çıkarmalıyız yoksa şiddetin parçası olur sürekli kötülük işleriz. İnsanlar sevgi, saygılı, adaletli bir toplum içinde yaşıyorsa şiddet fazla barınamaz. Ama toplumun şiddet temel parçası haline gelmiş ise orada Sevgi bitmiştir. Bü yüzden de Şiddeti yok etmek mümkün olamaz, çünkü şiddeti ortadan kaldırmak için daha çok şiddetli kararlar verilmek zorunda kalınır.
İnsan için şiddeti mekruh kılan ölçüler vardır. Örneğin, futbol içinde bunları görebiliriz. Futbol mücadeleye dayalı oyundur ve şiddeti kaldırır bu da seyircilerin hoşuna gider, mesela maç esnasında yapılan sert fauller. Hatta bazı fauller kural çerçevesi içinde kaldı mı verilmez avantaja bırakılır.
Alpay Euro1996'da Hırvat oyuncuyu devirseydi ülkede kahraman ilan edilecekti. UEFA, Alpay'a fairplay ödülü verdi Türk kamuoyu onu yerden yere vurdu. Aynı Alpay Euro2000'de çeyrek finalde Portekizli oyuncuya yumruk attı kırmızı kart gördü oyundan atıldı. Takımını yalnız bıraktı diye bu sefer Türk kamuoyu tarafından parçalandı.
Türkiye'de Halk şiddetin ölçüsünü kaçırdı, nefretimiz çoktan sevgimizin önüne geçti şiddetin kölesi olduk. Öyle tehlikeli hal aldı ki, Türkiye'de toplum şiddeti kanıksadı!
Türkiye'de Holiganlık ya da Ultras gibi alt kültürler Avrupa'da gibi oluşmadı. Evet taraftar grupları var ve Türkiye'de geçmişte "Tribün Kültürüde" vardı ama 1990'lı yılların sonunda başlayan çöküş, başarıya endeksli tüketim toplumu bunların hepsini yok etti.
Bu çöküntünün baş sorumluları futbolu yöneten başkanlar ve medyadır. Futbolu işportacı zihniyetinde pazarlayanlar egolarını tatmin etmek, verdikleri boş vaatleri yerine getirmek için kulübün paralarını etrafta saçarak taraftarlarını kandırıyorlar, medyada tüm bu olup bitenlerden nemalanıyor.
Erdal Güngör
Roma'da Protesto Yürüyüşü !

Uzun zamandır planlanan yürüyüş dün gerçekleşti."Taraftar Kartı" adı altında yeni yıl yürürlüğe konulacak uygulamada taraftarların deplasmanlara kulüblerinden 7 avrroya temin edecekleri kart ile gidebilecekleri,onun dışında kimse misafir tribününe alınmayacağı kanunen 1 ocak 2010 yılından itibaren uygulanacak.Taraftar kartı temin etmek isteyenler ad ve soyadlarının yanısıra,açık adres,telefon,kan grublarını beyan etmeleri ve en önemlisi sicilleri temiz olma şartıyla kartı alma hakkına sahipler,önceden suç işlemiş taraftar bu uygulamadan faydalanamayacaklar.Taraftar kartını protesto etmek için düzenlenen yürüyüşte,İtalyanın tüm Tribün grupları tek slogan altında toplandılar No Alla Tessera Del Tifosi İtalya Başkenti Roma'da düzenlenen yürüyüşte imzalar toplandı,bununla birlikte hazırlanan büyük kapsamlı rapor önümüzdeki günlerde AİHM sunulacak !
Roma'da yapılan yürüyüşten görüntüler;
Doomsday !

Maya takvimine göre 21. Aralık 2012 yılında dünyanın sonu,mahşer günü."We were warned" bizi uyarmışlardı,2012 filminin afişinde öyle yazıyor.
Bizi uyardılar bir değil bir kaç kez ama kimse umursamadı,ilk kombine biletleri piyasaya sürüldüğünde çok şeyler yapılacaktı,protesto yürüyüşleri,imza kampanyaları sonra bıçak gibi kesildi,herkes paşa paşa kombinesini satın aldı,hatta tribünü bile bölmüşlerdi "Kombineliler - Kombinesizler". Barış anlaşmaları imzalandı,yetmedi kurana el basıldı.Tribüncüler sözünde durdu ama iki yıl sonra medya hortladı,olmayan bir terörü yarattılar kimsenin kılı kıpırdamadı.Taraftarları başarıya endeksli kapitalist sistemin kölesi yaptılar,susmaları için onları nemalandırıyor,baş kaldırdıklarında medyayı üzerlerine salarak "Bedava Bilet" konularıyla aşağılıyorlardı,Ki hala yapıyorlar.Bedava bilet suç mu? Hayır kesinlikle değil,kulüp istediğine belirli miktar bilet verebilir,örneğin şu an ki Galatasaray yönetimi Sayın Özhan Canaydına yeni yapılan stat dan loca hediye edeceğini açıkladı,bunda hiç bir kusur yok.Kulüpler yılların tribüncülerine bir veya iki sezonluk kombine hediye edebilir hiç sorun olmaz.Ama bunlar kamuoyuna suç işlenmiş gibi yansıtılıyor.Kayserispor Taraftar oluşumu "Kapalı Kale 38" tribünden çekilmesinin altında yatanlar da bunlar.Bu insanlara bedava bilet verilmemiş,verildiyse bir iki den öteye gitmemiş,söylenenlere göre yeni stada geçileli ne bedava bilet isteyen var nede alan,sade fahiş bilet fiyatlarına tepki verdikleri için sürekli polis den baskı yiyerek sonunda tribünü bırakma kararı aldılar,ne kadar acı bir şey kulüp taraftar kaybediyor.
Yinede kabahatin büyüğü taraftarlarda.Malum,Türk insanı içinde olan saflık ve iyi niyet,kulüp Başkanının gülümsemesi,onunla ayak üstü iki sohbet,"ben filanca yöneticiyi tanıyorum" gibi hava atmalar,hepsi hoş güzel,tabii ki bir kulüp Başkanı yada yöneticisi ile ahbaplık olabilir kimse karışamaz ama dikkat edeceksin kardeşim,mesafeyi korumalısın,bir bakmışsın birilerinin kuklası olmuşsun.İşte o birileri seni kullanmaya kalkar,baktı takım kötü gidiyor TD' e karşı bağırttırır,hakemler iki hata yapar sana hedef gösterir kurumlara karşı yürüyüş yaptırtır,yabancı oyuncu satın alır "hadi yürüyün havaalanına karşılamaya" der sende toplarsın arkadaşlarını her istenileni yerine getirirsin.Sonra bakarsın kulübün başındaki adamlar tüm değerleri ayaklar altına almış,paraları etrafa saçarak kulübü borç batağına sokmuşlar.Sonra para kaynağı bulmak için "her yol mubahtır" mantığından yola çıkarak,formanın renkleri değişir reklam panolarına döner,statların isim hakları satılır,tv'ler şifrelenir.Sen bunlardan rahatsız olursun "Başkan ne yapıyorsun" diye sesini yükseltin mi,"sen karışma işine bak" diyerek azarlarlar hatta sana bir sene önce düşman olarak hedef gösterdikleri insanlar ile birlik olup üzerine yürürler ve bir gün karakola çağırırlar keserler cezayı kimsede kalkıp sana arka çıkmaz,o çok güvendiğin tayfan bile !"Liberta per gli ULTRAS"(Ultra'lar özgür ve bağımsızdır) sloganını küfür sananlar bile var.
Küfür demişken,Türk Toplumunun kanayan yarası,sade tribünlerin değil zaten tribünler toplumun aynasıdır.Kendi başımdan geçen bir olayı anlatayım,yıl 1979 Türkiye de tatildeyiz,Babamım memleketi Konya Ereğli'den geri dönüyoruz.Yolumuzun üstünde olduğu için Babam asker arkadaşını ziyaret etmek istedi ve Türkiye'mizin o güzel ilçesine uğradık.Neresi olduğunu yazmayacağım çünkü kulaklarımla duyduğum sözler yörede gayet normal karşılanıyordu.Lafı fazla uzatmayalım bu ilçemizin halkı birbirine küfürle hitap ediyordu,"ne yapı yon goduğum" iyiyim a... goduğum" vs. Fazla detaylara girmeye gerek yok insanlar öyle alışmış yani millet durmadan birbirine koyuyordu,tabii lafla hitap şekilleri öyleydi.Türkiye'nin her ili böyle olduğu anlamına gelmiyor ve aradan 30 yıl geçti.Hepimiz küfür ediyoruz hiç boş yere inkar etmeyelim,toplum içinde insanlar bazen sinirlerine,öfkesine hakim olamadı mı kontrolsüz işler yapıyor fakat biz küfür'ü her halde kullanıyoruz hatta çok hoşlanıyoruz ve gariptir,karşılıklı küfürleşme şenlikleri bile yapıyoruz.Örneğin tribünde oyuncularımızı çağırdığımızda ve karşılık aldık mı hemen "hanzo filanca kulübün anasını....." ekliyoruz peşine.Hadi hanzo kadınlardan hoşlanmıyorsa? Hem hanzo 23-24 yaşında genç delikanlı erkek neden yaşlı kadınlar ile cinsel ilişkiye girmeye kalksın? Üstelik biz onu teşvik ediyoruz böyle bir ilişkiye girmesi için.Bu tarz tezahüratlar hanzoya motivasyon mu katıyor,onu daha mı güçlendiriyor? Saçma,ama zamanında bende çok yapıyordum şimdi yaşlandık akıllandık..mı? Huylu huyundan vaz geçmezmiş,iliğimize işlemiş.Fakat hepimiz aynı fikiriz,küfür'ü sevmiyoruz,bunun çözümü tribün liderlerini evlerinden alıp karakola çekerek ceza kesmek değildir,her suç işleyen kanun önünde cezasını çekecektir ama cezalar ne kadar sert olursa olsun bu kişiler ıslah olacak mı? Türk toplumunun küfür den kısmen tedavi olması için nasıl sigaraya karşı mücadele veriliyor aynen bu şekil mücadele verilmeli,ancak böyle kurtuluruz.
Taraftarları küfür'e yönlendiren bir sürü sebepler var,küfür'ü bazen çaresiz kalan insanlar silah olarak kullanırlar.Sezon biter transfer dönemi başlar,kimsenin hayal edemeyeceği oyuncular gazetelerin manşetlerini süsler,televizyonlarda bir sürü anlamsız dedikodular döner,çıkar bir kulüp başkanı uzun yıllar şampiyon olacaklarının vaadinde bulunur.Taraftar öyle hale getirilir ki artık gerçek ve sanalı ayırt edemez,sonra verilen vaatler yerine gelmedi mi,medya'da yangına körükle giderek hedef gösterince bu sefer taraftar nereye saldıracağını şaşırır ve sonunda tribünde patlar.Son yaşanan saatçinin yaptığı küfürler,arkasına Galatasaray taraftarının aynı şekilde verdiği cevap,peşine yangına körükle giden Hıncal Uluççun yazısı.İşte bunların hepsi bir zincirleme reaksiyon oluşturarak olaylar önlenmez hale geliyor,şimdi belki Galatasaray Taraftarları saatçiye tribünde verdikleri tepkilerinden dolayı ceza alacaklar,peki saatçi? O çıkıp gazete köşesinden yarım ağız özür diledi,adalet yerini buldu,Türkiye'de adalet sade güçlülerden yana mı?
2012 filminin sonunu merak ediyorsanız,seyredin derim o zaman belki anlarsınız !
Erdal Güngör
Dünya Kupası 2010,Son 5 Bilet

Bu hafta sonu lig maçları yok,gündemde Güney Afrika'da düzenlenecek 2010 futbol dünya kupasına kesilecek son 5 bilet.Adaylar şöyle sıralanıyor;
Yeni Zelanda - Bahrain
Portekiz - Bosna Hersek
Rusya - Slovenya
Yunanistan - Ukrayna
S.İrlanda - Fransa
Enteresan müsabakalar var,Bosna Hersek ve Bahrain ilk defa bir dünya kupasına katılma fırsatı yakaladılar ve şahsen benim kalbim Bosna Hersek'den yana,lütfen kimse kızmasın.Fikrimi önceden belirtmiştim bu konuda,Bosna milli takımı bu dünya kupasına katılmayı en çok hak eden takımdır benim için.Hepimiz Bosna halkının neler çektiğini çok iyi biliyoruz,onların böyle Uluslararası Turnuvaya katılmaları halka büyük moral motivasyonu olacaktır.Bosna halkına yaptıkları vahşi katliamlarla onları adeta haritadan silmeye kalkan zalim ırkçı Sırpların yüzlerine "Bakın biz yaşıyoruz,dimdik ayaktayız" diye haykırmalarından alacakları haz,bende de aynı mutluluğu yaratacaktır.Aramızda ki mesafeler uzak olsa da Bosna halkı ile Türk halkının bir kan bağı var,onlar içimizden biri.Euro2008'de Türk Milli takımını nasıl canı gönülden desteklediklerine bizzat şahidim,yolları açık olsun İnşallah Portekiz'den iyi bir neticeyle dönerler ve kendi sahalarında güle oynaya ilk dünya kupasına katılma zaferini coşkuyla kutlarlar.
Yeni Zelanda milli takımı,taraftarlarının onları çağırdığı diğer adıyla "All Blacks ve All Whites, 1982 yılında İspanya'da düzenlenen Dünya Kupasına ilk kez katılmıştı,grup maçlarının üçünü de yenilerek elendiler.Güçlü Bahrain takımına karşı zorlanacaklardır.Bahrain şu sıralar Asya kıtasının en güçlü futbol milli takımları arasında.Çin'de düzenlenen 2004 Asya Şampiyonasında 4. olmuşlardı.Bahrain milli takımında göze batan yıldız oyuncular A'ala Hubail ve kardeşi Mohamed Hubail.2004 Asya Şampiyonasında A'ala Hubail,İranlı Ali Karimi ile beraber 5 gol atarak gol kralı olmuştu.Slovenya Euro2000 ve DK 2002'ye katılarak Uluslararası tecrübeye sahip.2004'de Avrupa Şampiyonu olan Yunanistan,1998 Dünya Şampiyonu Fransa,1966 Dünya üçüncüsü ve Euro2004 ikincisi Portekiz en tecrübeli takımlar.Sovyetler birliği dağıldıktan sonra 2 DK ve 3 Avrupa Şampiyonasına katılan Ruslar,şanslarını Slovenya karşısında arayacaklar,kağıt üstünde kolay gözüküyor ve bence de Ruslar işlerini şansa bırakmazlar.Üç Dünya Kupası ve bir Avrupa Şampiyonasına katılan S.İrlanda'nın güçlü Fransa karşısında işi zor,şimdiye kadar Uluslararası Turnuvada elde ettikleri en büyük başarı 1990 Dünya Kupasında çeyrek finale yükselmek oldu.ABD'de 1994 yılında düzenlenen Dünya Kupasında S.İrlanda Britanya ada Ülkelerini temsil eden tek milli takımıydı,şanslar yarıya diyorum ne kadar Fransa favori gözükse de.
Peki biz? Euro2008'de yarı finale kadar yükselen Milli takımımız maalesef 2010 Dünya Kupasına katılmaya hak kazanamadı.Gerçi hak ediyorduk ama olmadı fazlada detayına girmeye gerek yok çok yazıldı çizildi zamanı geri çevirme imkanımız olmadığına göre bir daha sefere demekten başka çare kalmıyor.Fatih Terim istifa ettikten sonra henüz yeni Teknik Direktör'de bulunamadı,eğer bir hocamız olsaydı bizde bu hafta sonu milli takımımızı İtalya'ya karşı seyretme fırsatımız olacaktı.Almanlar Robert Enkenin ölümünden dolayı Şili'ye karşı oynayacakları dostluk maçını iptal ettiler.Bu boşluğu Brezilya-İngiltere maçıyla doldurabiliriz,dünya kupası eleme maçları dışında hafta sonunun en ilginç müsabakası yada İngiltere - Brezilya'da olabilir.İstediğiniz gibi evirin çevirin hiç fark etmez çünkü müsabaka Katar'da oynanacak.Araplara helal olsun,köşedeki kebapçıdan bir buçuk Adana ısmarlar gibi,parayı basıp kendilerine ziyafet çekiyorlar.Bize geriye eşofmanları çekip,bir yanımıza kasa biramız diğer yanımıza çuval dolusu doritos 50 inch.LCD karşısında kolesterol verilerine takviye yapmak kalıyor.Gördünüz mü,şu kahrolası endüstriyel futbol sağlığa da zararlı.....
Dünya Kupasına gidecek beş favorim; Bosna Hersek,Fransa,Rusya,Bahrain,Yunanistan.
Erdal Güngör
Şüphe Üzerine Stat Yasağı !

30 Ekim 2009 tarihinde Almanya Federal Mahkemesi "Şüphe üzerine stat yasağı" kanunu kaldırılmayacağını açıkladı.Bu kanuna karşı dava açan bir Bayern Münih taraftarı 2006 yılında Duisburg deplasmanında maçtan sonra çıkan olayların akabinde tutuklanıp yargılanmıştı,oysa Münihli taraftar olay yerinde bulunduğunu ama kesinlikle kavgaya karışmadığını iddia etse de,polisin kendisini "olaya karışma ihtimali yüksek" olduğu sebeplerden dolayı tutuklanmasına ve sonra yargılandığı mahkemede 3 sene stat yasağı hükmünün geçerli olduğunu tasdik etti.Federal Mahkemeye göre "şüphe anı" ev sahibi haklarını ihlal ediyor.Şöyle açıklayım,örneğin evinizin önünde bir şahıs kaldırımın karşısından evinize doğru bakıyor.Siz bu kişiyi şüpheli olduğu kanısındaysanız polis çağırıp tutuklatabiliyorsunuz,belki adam sade evin mimari yapısını beğenmiş hayranlıkla seyrediyordur HAYIR O bir şüpheli ! Futbol maçlarında ev sahibi kulübün stat yetkilileri rakip taraftarların halinden şüpheliyseler onlardan kanunen şikayetçi olup stada sokmama hakkına sahipler.Diğer bir örnek,bir protesto yürüyüşü yapılıyor sizde kaldırımın kenarında seyrediyorsunuz,aniden olay çıkıyor ve polis tarafından tartaklanıyorsunuz,hiç bir itiraz hakkınız yok hatta suçlusunuz çünkü öyle yerlerde her an olay çıkacağının bilincinde olduğunuza dair kanunen sorumlu tutuluyorsunuz.Biraz karışık değil mi? Evet karışık dünya içinde yaşıyoruz,hani duvarlar yıkıldı herkes özgürdü? Görünen duvarlar yıkıldı,görünmeyen ve daha etkili duvarlar örüldü."ACI ÇEKMEK ÖZGÜRLÜKSE,ÖZGÜRÜZ HEPİMİZDE."
Almanya Federal Mahkemesinin aldığı kararın yazılı açıklaması,orijinal Almanca,hadi iyi okumalar.
Bundesgerichtshof bestätigt bundesweites Stadionverbot
Der V. Zivilsenat des Bundesgerichtshofs hatte zu entscheiden, unter welchen Voraussetzungen gegen auffällig gewordene Zuschauer von Fußballspielen ein bundesweites Stadionverbot verhängt werden darf.
Am 25. März 2006 fand in der Sportstätte der Beklagten (MSV-Arena) ein Spiel der ersten Fußballbundesliga zwischen der von der Beklagten unter der Bezeichnung “MSV Duisburg” unterhaltenen Lizenzspielermannschaft und der Mannschaft des FC Bayern München statt. Der Kläger, der seinerzeit Vereinsmitglied und Inhaber von Heim- und Auswärtsdauerkarten des FC Bayern München war, nahm an dem Spiel als Zuschauer teil. Nach Spielschluss kam es zwischen einer Gruppe von ca. 100 Anhängern des FC Bayern München, zu der ausweislich des Polizeiberichts auch der Kläger gehörte, und Anhängern des MSV Duisburg zu Auseinandersetzungen, bei denen mindestens eine Person verletzt und ein Auto beschädigt wurde. Im Rahmen des Polizeieinsatzes wurde u. a. der Kläger in Gewahrsam genommen.
Mit Schreiben vom 18. April 2006 sprach die Beklagte gegenüber dem Kläger ein bis zum 30. Juni 2008 befristetes Betretungsverbot für die MSV-Arena und sämtliche Fußballveranstaltungsstätten in Deutschland (bundesweites Stadionverbot) für nationale und internationale Fußballveranstaltungen von Vereinen bzw. Tochtergesellschaften der Fußballbundesligen und der Fußballregionalligen sowie des Deutschen Fußballbundes (DFB) aus. Sie stützte sich dabei auf die von ihr im Lizenzierungsverfahren anerkannten “Richtlinien zur einheitlichen Behandlung von Stadionverboten” des DFB (DFB-Richtlinien). Danach soll ein solches Verbot bei eingeleiteten staatsanwaltschaftlichen Ermittlungsverfahren u. a. wegen Landfriedensbruchs verhängt werden. Es ist aufzuheben, wenn das Ermittlungsverfahren keinen Anlass zur Erhebung der öffentlichen Klage gegeben hat und nach § 170 Abs. 2 StPO eingestellt worden ist. Bei einer Verfahrenseinstellung nach § 153 StPO soll das Verbot auf Antrag des Betroffenen im Hinblick auf seinen Bestand und seine Dauer überprüft werden.
Ein gegen den Kläger eingeleitetes staatsanwaltschaftliches Ermittlungsverfahren wegen Landfriedensbruchs wurde am 27. Oktober 2006 nach § 153 StPO eingestellt. Auf Antrag des Klägers, das Stadionverbot zu überprüfen, nahm die Beklagte im Dezember 2006 Einsicht in die Ermittlungsakten und kam zu dem Schluss, das Verbot aufrecht zu erhalten.
Der Kläger behauptet, an den im Übrigen nur kleineren – Auseinandersetzungen zwischen den beiden Fangruppen nicht beteiligt gewesen zu sein, sondern diese nur aus der Distanz wahrgenommen zu haben. Seine auf die Aufhebung des Stadionverbots, hilfsweise auf die Beschränkung des Verbots auf die MSV-Arena gerichtete Klage hat das Amtsgericht abgewiesen. In dem Berufungsverfahren hat der Kläger, weil das Verbot wegen Zeitablaufs nicht mehr bestand, mit mehreren inhaltlich abgestuften Anträgen die Feststellung der Rechtswidrigkeit des Stadionverbots beantragt. Das Landgericht hat die Berufung zurückgewiesen. Die Revision des Klägers hatte keinen Erfolg.
Der Bundesgerichtshof hat den Übergang zur Feststellungsklage für zulässig gehalten. Der Betroffene muss auch nach Ablauf des zeitlich befristeten Stadionverbots dessen Rechtmäßigkeit gerichtlich überprüfen lassen können. In der Sache ist der Bundesgerichtshof davon ausgegangen, dass der Eigentümer oder Besitzer eines Stadions aufgrund seines Hausrechts ohne vorherige Anhörung des Betroffenen grundsätzlich frei darüber entscheiden kann, wem er den Zutritt verwehrt. Das gilt auch, wenn – wie bei dem Besuch eines Fußballspiels – der Zutritt aufgrund eines Vertragsverhältnisses mit dem Hausrechtsinhaber gewährt wird.
Das Hausrecht unterliegt allerdings Einschränkungen. Bei Fußballspielen gewährt der Veranstalter in Ausübung der in Art. 2 Abs. 1 GG garantierten Vertragsfreiheit grundsätzlich jedermann gegen Bezahlung den Zutritt zu dem Stadion. Will er bestimmte Personen davon ausschließen, muss er deren mittelbar in das Zivilrecht einwirkende Grundrechte beachten; ihr allgemeines Persönlichkeitsrecht (Art. 2 Abs. 1 GG i.V.m. Art. 1 Abs. 1 GG) und das aus Art. 3 Abs. 1 GG folgende Gebot der Gleichbehandlung lassen es nicht zu, einen einzelnen Zuschauer willkürlich auszuschließen. Vielmehr muss dafür ein sachlicher Grund bestehen. Dabei ist es ohne Bedeutung, ob der von dem Ausschluss Betroffene in vertraglichen Beziehungen zu dem Hausrechtsinhaber steht oder nicht.
Da die Verhängung eines Hausverbots seine Grundlage in einem Unterlassungsanspruch nach §§ 862 Abs. 1 Satz 2, 1004 Abs. 1 Satz 2 BGB hat, setzt es voraus, dass eine künftige Störung zu besorgen ist. Konkret geht es darum, potentielle Störer auszuschließen, die die Sicherheit und den reibungslosen Ablauf von Großveranstaltungen wie einem Liga-Fußballspiel gefährden können. Daran hat der Veranstalter ein schützenswertes Interesse, weil ihn gegenüber allen Besuchern Schutzpflichten treffen, sie vor Übergriffen randalierender und gewaltbereiter “Fans” zu bewahren. Solche Schutzpflichten bestehen entweder aufgrund Vertrages mit den Besuchern der Veranstaltung oder unter dem Gesichtspunkt allgemeiner Verkehrssicherungspflichten. Ein sachlicher Grund für ein Stadionverbot besteht daher, wenn aufgrund von objektiven Tatsachen, nicht aufgrund bloßer subjektiver Befürchtungen, die Gefahr besteht, dass künftige Störungen durch die betreffenden Personen zu besorgen sind. Eine derartige Gefahr wird regelmäßig bei vorangegangenen rechtswidrigen Beeinträchtigungen vermutet, kann aber auch bei einer erstmals drohenden Beeinträchtigung gegeben sein.
Bei der Verhängung von Stadionverboten sind an die Annahme der Gefahr von Störungen keine überhöhten Anforderungen zu stellen. Das ergibt sich aus den Besonderheiten sportlicher Großveranstaltungen, insbesondere von Fußballgroßereignissen. Diese werden häufig zum Anlass für Ausschreitungen genommen. Angesichts der Vielzahl der Besucher und der häufig emotional aufgeheizten Stimmung zwischen rivalisierenden Gruppen ist daher die Bemühung der Vereine sachgerecht, neben Sicherungsmaßnahmen während des Spiels etwa durch Ordnungskräfte und bauliche sowie organisatorische Vorkehrungen auch im Vorfeld tätig zu werden und potentiellen Störern bereits den Zutritt zu dem Stadion zu versagen.
Bei der Festsetzung von Stadionverboten sind andere Maßstäbe anzuwenden als bei der strafrechtlichen Sanktionierung von Störungen bei früheren Spielen. Während insoweit nach dem Grundsatz in dubio pro reo eine Bestrafung unterbleibt, wenn keine Tat bewiesen ist, können Stadionverbote eine nennenswerte präventive Wirkung nur dann erzielen, wenn sie auch gegen solche Besucher ausgesprochen werden, die zwar nicht wegen einer Straftat verurteilt sind, deren bisheriges Verhalten aber besorgen lässt, dass sie bei künftigen Spielen sicherheitsrelevante Störungen verursachen werden. Eine solche Besorgnis ergibt sich zunächst aus den der Einleitung eines Ermittlungsverfahrens wegen eines im Zusammenhang mit einem Stadionbesuch begangenen Landfriedensbruchs zugrunde liegenden Tatsachen. Dem Hausrechtsinhaber stehen nämlich regelmäßig keine besseren Erkenntnisse über den Tatablauf und die Beteiligung des Betroffenen zur Verfügung als der Polizei und der Staatsanwaltschaft. Allerdings ist hier das Ermittlungsverfahren später wegen Geringfügigkeit nach § 153 StPO eingestellt worden. Infolgedessen kann nicht davon ausgegangen werden, dass der Kläger den Straftatbestand des Landfriedensbruchs verwirklicht hat. Der Verfahrenseinstellung kann nur entnommen werden, dass seine Schuld, falls er sich strafbar gemacht haben sollte, gering wäre. Auf die Strafbarkeit seines Verhaltens kommt es aber nicht an. Anknüpfungspunkt für das Stadionverbot ist nicht die Verwirklichung eines Straftatbestandes, sondern das Verhalten des Klägers, das Anlass für die Einleitung eines Ermittlungsverfahrens gegeben hat. Die Umstände, die dazu geführt haben, haben auch nach Einstellung des Verfahrens weiterhin Bedeutung. Der Kläger ist nicht zufällig in die Gruppe, aus der heraus Gewalttaten verübt worden sind, geraten, sondern war Teil dieser Gruppe. Die Zugehörigkeit zu dieser Gruppe, mit der der Kläger in Gewahrsam genommen wurde, rechtfertigt die Annahme, dass er sich bei Fußballveranstaltungen in einem zu Gewalttätigkeiten neigenden Umfeld bewegt und von ihm deshalb künftige, Dritte gefährdende Störungen zu besorgen sind; auf den Nachweis, er habe sich an den aus der Gruppe heraus begangenen Gewalttätigkeiten beteiligt, kommt es nicht an. Der Kläger hat diese Besorgnis weder im vorliegenden Zivilrechtsstreit noch anlässlich der Überprüfung des Stadionverbots durch die Beklagte, bei der ihm Gelegenheit zur Stellungnahme gegeben worden war, ausgeräumt.
Weder das zeitliche Ausmaß noch der inhaltliche Umfang (bundesweit) des Verbots sind rechtlich zu beanstanden. Die Sanktion blieb unter dem zeitlichen Rahmen, der in den DFB-Richtlinien, die für die Vereine eine geeignete Grundlage zum Ausspruch eines Stadionverbots bilden, in solchen Fällen vorgesehen ist. Es ist nicht ersichtlich, dass die Beklagte den Anlass für den Ausspruch des Verbots nicht angemessen berücksichtigt und den Grundsatz der Verhältnismäßigkeit verletzt hätte. Der Umstand, dass der Kläger Inhaber von Heim- und Auswärtsdauerkarten für die Spiele des FC Bayern München gewesen sein mag, spielt hierbei keine Rolle. Die Verhängung eines Stadionverbots hat stets zur Folge, dass Dauerkartenberechtigungen ganz oder teilweise ins Leere laufen. Das kann keine Auswirkungen auf die Frage des Ob und des Wie eines Stadionverbots haben.
Kapalı Kale Tribünden Çekiliyor !
Modern stat yaptırdılar,söz futbolu müzik,tiyatro,sinema gibi eğlenceler ile yarıştıracaklardı Kadir Has stadında.Sayın Mamur şimdi mağdur duruma düştü,Ankara'ya yürüyeceğiz Başbakana şikayet edeceğiz sizi" diyor boş zihniyetli mahluk Mamur.Sivasspor deplasmanında Kayserispor Taraftarlarını coplayan Polis den teşekkür eden Kayserispor yöneticileri ve Başkanı ta Ankaralara kadar gitmesine gerek kalmadı,bağımsız Tribün oluşumu ve Kayserispor sevdalıları "KAPALI KALE" dün 10 Kasım günü Tribünden çekildiğini açıkladı.Zaten doğru düzgün Spor kültürü olmayan bir ülkenin,futbol maçlarına gitme alışkanlığına edinemiş,hatta bir seferinde yayıncı kuruluşun geri zekalı spikeri melih şendilin naklen verilen bir Kayserispor müsabakasında tribünlerin boş olmasının sebebini o yıllar açık kanallardan canlı yayınlanan İngiltere lig maçlarından kaynaklandığına bağlıyordu,canlı yayında kendi ağzından duymuştum. Kayseri ilimizde bir avuç futbol ve arma sevdalıları halkı tribüne çekmeye uğraşırken bu İnsanların önünü keserek sürekli kamuoyu önünde onları "Holigan" olarak gösteren,defalarca bedava bilet istediklerini vurgulayanlar,bundan böyle Kadir Has stadında rahatlıkla maç yayınlayabilirler.Niçin Tribünlerin boş olduğunu Başkan Mamur'a sorarsınız, merak ediyorum bu sefer ne gibi bahane bulacak.Bir futbol kulübünün ilk amacı nedir? Taraftar toplamak,onları maçlarına gelmesini sağlamak,sözde futbol İnsanları birleştiriyor,ayırmıyor.Ne yapalım bundan sonra,bizde mi başkaları gibi silahlanıp dağa çıkalım? Belki günün birinde yeteri kadar İnsan öldükten sonra akıllanırlar ve bir Demokratik açılımda Tribüne gelir.Şimdi bu Delikanlılar sözlerinde durdular ve Tribünden çekildiler,bir daha Kayserispor maçlarına gitmeyecekler,bazı kulüp Başkanları gibi zırt pırt çekilip dönenler gibi değil.Dün Kapalı Kale resmi sitesinde yaptığı açıklamayı burada yayınlıyorum,kaynak >> link
Erdal Güngör
Sadece Kayserisporumuz için mücadele ettik bu zamana kadar. İçerde dışarda bu takımı yanlız bırakmamak için çabaladık. Tribün kültürünü Kadir Has Stadı’na aşılamak için çaba sarfettik. Yeri geldi koreografi yaptık , yeri geldi bizzat ellerimizle bayraklarımızı diktik.Yeri geldi atkı çıkardık , polar çıkardık.Zaman zaman pankartlar hazırladık futbolcularımıza , özgün bestelerimizle haykırdık aşkımızı.. Bu şehrin tarihinde görmediği tribün güzelliklerini sergiledik bu şehre..
Başkanımız taraftarını önemsemediğini dile getiren bir cümle sarfedince tepki koyduk Holigan olduk. Kulüp 80 lira bilet fiyatı açıklayınca tepki verdik “beleş bilet istiyorlar” demeye getirdiler. Deplasmanda cop yedik yönetimimiz saolsun üstüne bizlere küfür eder gibi bizleri coplayanlara teşekkür etti.
Bunları hak etmediğimizi düşünüyoruz.Yine söylüyoruz bizler işi gücü olan , çoğunluğu öğrenci olan bağımsız bir grubuz.Tek suçumuz Kayserispor’lu olmak. Ve en büyük özelliğimiz “haksızlığa , yanlışa taviz vermeden tepki koymak”tı. Bizleri bu şekilde kabul edemeyen yöneticilerimize sesleniyoruz… Bundan sonra tüm maçlara huzur içinde gidebilirisiniz. Artık sizleri tribünden eleştirecek bir Kapalı Kale Grubu’nu göremeyeceksiniz.
Madem bizler holiganız , madem bizi linç eden emniyete teşekkür ediyorsunuz , bu durumdan mutluluk duyuyorsunuz bu gençler artık hiç bir Kayserispor karşılaşmasında bulunmayacaklar.Bizim amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemekti. Bizlerin rant peşinde , bedava bilet peşinde koşmadığını yedi cihan biliyordu.. Ama siz açıklamalarınızda hep bunu ima ettiniz. Bizim size en büyük cevabımız “tribünden çekilerek” sizleri kurguladığınız bu çirkin tezgahta yanlız bırakmaktır.
Yöneticilerimize ve başkanımıza zaman zaman çirkin tezahüratta bulunduk. Bu hatamızı kabul ediyoruz. Ama siz yöneticilerimiz de en az bizler kadar iyi biliyor ki grubumuzun “küfür” dışında hiç bir yanlışı olmamıştır bu tribünlerde. Ama bilmelisiniz ki “küfür etmek” , birilerine tamamen asılsız olarak “rantçı” , “çıkarcı” demekten daha masum bir olaydır.
Bizlere haklı mücadelemizde destek veren Türkiye’nin her tribününden taraftarlara , yerel ve ulusal medyaya teşekkür ediyoruz.Kayserisporumuza bundan sonraki tüm maçlarında başarılar diliyoruz. Umarız biz olmadan daha güzel günler görür bu tribünler..
Ayrıca bundan sonraki dönemde taraftarıyla her zaman sıcak ilişkiler kuran Erciyesspor ve Panküp Şekerspor maçlarında yer almak da gündemimizdedir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur..
Futbolun DNA'sı

Ne kadar kaldı,yada var mıydı böyle bir şey? Futbolun DNA'sı kuşkusuz oyunun kendisi,yada oynan top,seyirciler,çim sahalar,hakemler,oyuncular,kulüpler ve tabii ki statlar.Benim açımdan futbolun DNA'sı bunlar belki daha saymadıklarımda olabilir mesela Televizyon,sponsorlar,oligarşiler,Arap petrol kralları,yatırım şirketleri,merchandising.Son sıraladıklarım futbola sonra ilave edilmiş mikrop DNA'lar,Kanser türünden.Futbolu kemirip bitiren,içinde ne varsa sömürüp yok eden.Aynı çaresi bulunamayan Kanser hastaları gibi bir gün futbolu da musalla taşına yatıracağız,sel ası verilen F1 ortada somut örnek olarak dururken,bir gün "Nasıl bilirdiniz futbolu?" diye sorduğunda imam,"iyi bilirdik,onu sevdalılarından koparanlara havası yetmedi" cevabını verip gömeceğiz.
Son haftalarda tekrar futbolun DNA'sını değiştirmek için kolları sıvadılar.Almanya'da 50+1 kaldırılsın,zengin patronların önü açılsın,pompalasınlar avroları,dolarları,değiştirsinler formaların renklerini.Ama bazen futbol ısrarla DNA'sını değiştirmek isteyenlere direniyor,mesela Alcorcon adlı kasaba kulübü çıkıp 250 mio.avroluk Real Madrid'i kral kupasından eliyor,sanki çok paralar verip yıldızlar alınca yenilmezlik şilti oluşuyormuş gibi.Bir Futbol kulübünün ne gibi gideri olabilir? Bakın Futbol kulübü diyorum,elbette Spor Kulüplerinin değişik branşları olduğu için daha fazla masrafları vardır .Biz futbol kulüplerine bakalım,çalıştırdıkları elemanlar ve profesyonel futbolcuların masrafları dışında başka giderleri yok peki nedir bu şuursuzca kulübe kaynak yaratmanın anlamı ? Niçin kulüpler basiretsiz yöneticilere teslim edip sonra bu kişilerin kulübün içini boşaltana kadar bilinçsiz transferler yapmasına göz yumuluyor? Doğru ya,başarı hırsı verilen sözler yerine gelmesi lazım.Dördüncü yıldız,üç dünya yıldızı,bir Avrupa kupası,var mı daha? Bir bakmışız 45 futbolcu alınmış,borçlar üç misli artmış,nasıl olsa cefakar Taraftar var,borç yiğidin kamçısı.Bir somut örnekte ülkemizden,Fenerbahçe.İki zengin şahısın şahsi kavgaları yüzünden koskoca camia töhmet altında,üç kuruş için kulüplerinin değerini ayakları altına aldılar,hani futbol insanları birleştiriyordu? Rahmetli Alpaslan'ın bir sözü vardı,"işin içine para girdimi,kahpelikte girer" derdi,nur içinde yatsın.
Diğer söylentiler İngiltere den,stat isim hakları satılsın mı,satılmasın mı? Şu sıralar Liverpool,Chelasea,Tottenham karar aşamasında,Arsenal değiştirdi yeni statlarının adı "emirates" oldu.İkinci lige düşen New Castle'de zamanında statlarının isim haklarını satmışlardı "sportsdirect.com@St.James Park Stadium",ne kadar komik değil mi?Ama aldıkları milyonlar onları ligden düşmesini engelleyemedi ve taraftarları bunu hiç komik karşılamadılar.Chelasea stadının isim hakkını satmasının altında yatan mantık, Abramoviç oligarşisinden kurtulmak.Liverpool taraftarları bazı şeylere alıştılar,doğrusu alışmak zorunda olmaktan başka çareleri yoktu,kulüp Amerikan yatırımcılara satıldığında.Şimdi sıra yeni yapılan stadın isim haklarında,eğer bir gün inşa edilirse tabii.İnsanın diline ne kadar kolay geliyor stat ismi değişince,"Aslan tepe Türk Telekom Arena" ama neler alıp götürdüğünü henüz kestirmek mümkün değil,ağzımızı açtığımızda temcit pilavı gibi "kulüp menfaatlerini "önümüze sürdüler,kendilerini kapitalist propagandaya kaptıran kardeşlerimiz ! Öyle bir kitle oluştu ki,sürekli reklamlar ile pompalanarak artık sanal dünya ile gerçek arasında farkı ayırt edemiyorlar çünkü beyinlerine tüketim DNA'sı şuur altı yapmış.
Stadın ismini satmak büyük marifet değil,esas sorgulanacak şu,"Bir kulüp stadının ismini satması için ne gibi sebepleri olabilir? İlk akla gelen borçlar,peki bu borçlar yapılmadan önce hiç düşünülmüyor mu? Yalnız ve güzel Ülkemizden bir somut örnek daha,Beşiktaş'ta yine bazı oyuncuların ismi dönüyor Carew diyorlar,ama yabancı kontenjanı dolu değil mi? Yine bir çuval dolusu parayla alınan oyuncular,iki çuval dolusu paralar ile kapı önüne konulacak,Ki üç çuval dolusu paralar verilip yenisi gelsin.Bir adamın çok güzel geliri vardır,bir gün işsiz kalır ve tekrar iş bulamaz,masraflarını karşılayamaz hale gelir.Eğer evli ve çocukları varsa onları doyurmak için elinde ne varsa satmaya başlar,eşinin altın takıları,evdeki mobilyalar vs. Sonra satılacak bir şey kalmadı mı ya kendini uçurumdan aşağı atar yada, Allah korusun kendini satar,değerlerin parayla ölçüldüğü dünyada elde kalan son iki seçenek.Kutsal kitabımızda "israf haramdır" diye yazar,eğer hala inan varsa.Yoksa Ağustos böceği ve Karınca masalı Üniversitelerde ekonomik dersi olarak okutulsun.....
NO AL CALCİO MODERNO !
Erdal Güngör
10 KASIM !

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahlarin olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyetini müdafaa mecburiyetine düsersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve seraitini düsünmeyeceksin! Bu imkan ve serait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düsmanlar, bütün dünyada emsali gorülmemis bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmis, bütün tersanelerine girilmis, bütün ordulari dağıtılmış ve memleketin her kösesi bilfiil isgal edilmis olabilir.
Bütün bu seraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri sahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düsmüs olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İste, bu ahval ve serait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç oldugun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
BUNDESLİGA #12 Pazar

Hakemlerin maçları katlettiğine bir çok kez şahit olduk ve dünyanın neresine giderseniz gidin durum farklı değil,bir katliama bugün Hannover'de şahit olduk.
Hannover 96 - Hamburger SV 2:2
Her iki takımında eşit sayıda eksikleri vardı,8 Hannover'in,8 Hamburg'un.Hannover üstelik maç içinde 36.dakikada sakatlanan ve 28.dakikada Hannover'in beraberlik golünü atan Ya Konan yaklaşık 4 hafta sahalardan uzak kalacak.Medyanın abartmasıyla Kuzey derbisi olan iki takımın karşılaşması gerçekten kuzey iklimlerine yakışır müsabaka oldu,soğuk ve vasat.Önemli oyuncularından mahrum olan Hamburg'da bugün Tunay Torun,Elia ile beraber forvette başladı ama Elia kadar etkili olamadı,ikinci yarıda bir şutu direkten döndü onun dışında oda arkadaşları gibi vasatın üzerine çıkamadı.Hannover'in kozu Stajner Hamburg'a karşı şimdiye kadar hiç boş geçmemişti,bugün hakemin yardımıyla penaltıdan yine Hamburg'a golünü yazdı.Hannover kazansa 18 puana yükselip Bayern Münih'e yaklaşacaktı,şu sıralar moda oldu,Bundesliga takımlarının hedefi puan cetvelinde Bayernin üzerine çıkmak.Hamburg genelde maçın hakimiydi önemli pozisyonlar yakaladılar,başta Elia 2 tane önemli pozisyon kaçırdı,bu maçı rahatlıkla kazanabilirlerdi,daha henüz üst sıralarda kalabilecek Büyük takım görüntüsünü vermiyorlar,buna önemli oyuncularının eksikleri olduğunu dahil etmeliyiz.Yinede Labaddia ve yardımcısı Erdinç Sözer geçmişte Leverkusen'de olduğu gibi Hamburg kulübünde de önemli işler yapıyorlar.Müsabakaya damgasını vuran orta hakem Dr.Drees oldu.Maç boyu verdiği çelişkili kararlar o kadar kafamı yormuyorum fakat 87.dakikada Hannover'in lehine verdiği penaltı ile oyuna direk katkısı oldu ve bir hakemin düşeceği en kötü durumun içine düştü.Stajner ceza sahasında Hamburglu defans oyuncusu Rinconun üzerine yüklenip kendini yere atınca tereddüt etmeden penaltı noktasını gösterdi ve Hannover'in bir puan almasını sağladı.Goller; 28.Ya Konan,88.Stajner(Hannover 96),15.Jansen,44.Elia(Hamburger SV)
Hertha Berlin - 1.FC Köln 0:1
Berlin hafta ortası Avrupa kupasında aldığı galibiyet ile şeytanın bacağını kırdı dedim ve bu maça daha motiveli çıkar,kendileri gibi kümede kalma savaşı veren Köln'ü yener ve lige geri dönüş yapar diye düşündüm ama yine olmadı.İki takım için ölüm kalım maçıydı,göze hoş gelmeyen yinede mücadelesi yüksek oyun seyrettik.Köln kontrollü daha çok kontratak futbolunu tercih etti.Berlin çok çabaladı ama katı defansı bir türlü geçemediler üstelik çok şansızdılar.23.dakikada Rafaell'in iki topu arka arkaya direkten döndü ve ilk yarı golsüz bitti.İkinci yarı Berlin kaldığı yerden devan etti,yine rakip kale önünde pozisyon aradılar ama Wichniarek hafta ortası olduğu gibi bu sefer gününde değildi.Hiç beklemedik anda Köln'ün kontratağından yakaladığı fırsatı Novakovic affetmedi ve takımına altın değerinde 3 puan kazandırdı.Maçın genelinde Berlin daha üstün takım görüntüsü sergilese de mutlak puan almaları için gol atmalarını unutmuşlar.Hafta ortası çıkan bir haberde Hollandalı eski yıldız Roy Makaay ile temase geçtikleri söyleniyordu.Geçen sezon almak istemişler ama Le Favrenin boykotuna takılmıştı,yakında Funkel'de formayı giyip çıkarsa şaşırmamak lazım,nede olsa bir zamanlar Bundesliga'nın en iyi defans oyuncularından biriydi,yalnız mutlaka bir golcüye ihtiyaçları var.Makaay doğru bir seçim mi orasını Allah bilir.Benim görüşüme göre Berlin'de sorunlar sezon öncesi kontrat süresi dolmadan kapı önüne koyulan Manager Dieter Hoeness'in gidişiyle başladı,oyuncular ile çok iyi diyalog içindeydi takımda ki sorunların hepsine göğüs geriyordu.İstediği kadar inkar etse de Le Favre Hoeness'i istemedi,sonra ona da tekmeyi vurdular.Goller; 79. Novakovic(1.FC Köln)
Werder Bremen - Borussia Dortmund 1:1
Dortmund,Bremen deplasmanından bir puanı arakladı geldi daha fazlası olabilirdi.Hafta ortası Avrupa Kupasında Austria Wien müsabakasından anlının akıyla çıkan Bremen,bu maçı da kazanıp ilk sıraları zorlamayı devam etme planları yapıyordu.Sağ olsun Kuzey komşuları onların puan cetvelinde ikinci sırada kalmasına baya yardımcı oldular.Dortmund takımı hep bildiğimiz kontrollü oynayan,haddini bilen elinden ne geliyorsa ancak onu sahaya yansıtabilen takım.Teknik Direktörleri Jürgen Klopp bunda büyük rol oynuyor,kendisi hala Mainz'den kopamamış,zira kadro içinde bulunan oyuncularında kapasitesi sınırlı,malum kulüp mali krizi henüz atlatamadı.Dortmund'un oynadığı müsabakalara kesin gözle bakma imkanını yok,kendi sahalarında mutlak favori oldukları maçları kaybetme tehlikesi her zaman göz önünde bulundurmak gerekiyor.Bugün yine öyle bir müsabakaydı,herkes Bremen'in galip olarak sahadan ayrılmasını beklerken az kalsın maçı veriyorlardı.Bremen takımında yine göze batan Mesut Özil oldu,muhteşem bir gol attı,aynı Sabri'nin golünün kopyasıydı,Hunt'ın açtığı ortayı direk alarak takımını öne geçirdi ve ilk devreyi galip kapatmalarını sağladı.İkinci yarı Bremen bir türlü oyuna ağırlığını koyamadı,sanki skorun üstüne yatma kuşkusu yarattı bende.Dortmund saman alevi gibi ataklarının birinde golü buldu ama ofsayt gerekçesiyle geçerli sayılmadı.Baktılar Bremen beklediklerinden daha pasif,iki dakika sonra geçersiz sayılan golün Kahramanı Barrios tekrar sahneye çıktı ve maçın neticesini belirledi.Dortmund deplasmanda önemli bir puan kazandı,Bremen lider Leverkusen ile arasında olan farkı 3 puana çıkardı.Goller; 36.Özil(Bremen),54.Barrios(Dortmund)
Haftaya Milli maçlar yüzünden Bundesliga'da maçlar yok 21 Kasım Cumartesi günü devam edecek.
Wenger'in Rüyası "Mesut Özil"

İngiliz Gazetesi Daily Star'a göre Arsenal London sezon sonunda Mesut Özili renklerine bağlamayı düşünüyor.İngiliz kulübü Werder Bremene 17 mio. avro ödeyeceğini yazan Daily Star,Arsen Wenger'in hayallerini süsleyen Mesut Özil sezon sonu Barcelona'ya geri dönecek olan Cesc Fabregas'ın boşluğunu dolduracak.Türk asılı Alman Milli takım oyuncusu 2011 yılına kadar Werder Bremen'de kontratı var,Bremen Spor Direktörü Allofs Mesut'la uzuatmak istiyor ama şimdiye kadar bir anlaşma sağlayamadılar.
Mesut Arsenal takımını uçurur,kurnaz Wenger bunun farkında milli takım ve kulüb takımında sergilediği istikrarlı performansı Mest'un Güney Afrika'da patlama yapacağı şu an Avrupa'da çoğu futbol otoritesi kesin gözle bakıyor,sanırım 20 milyonda ortayı bulurlar,hayırlı olsun diyelim Mesut Arsenal takımına yakışır,Arshavin,Mesut..off..off...off