Münferit, bir Ultras Romanı - 34
Antonio’nun İntikamı Vol.1
Yine dumanlı ve bol alkollü geceden sonra uyanmaya çalışıyorum. Kafamın içi kazan gibi. Kokain, meth, Black Label, esrar…son hatırladığım çiçek vazosu içinden bir şeyler çekiyordum, her neyse. Yanım da bir kıpırdama, bu da kim? “Tatlım karnım acıktı” ince bir ses. Kontrol etmek için yorganın altına bakıyorum ne olur ne olmaz zaman kötü. Derin bir oh çekiyorum, şükretmem lazım çıplak bir Erkeğin yanında uyanabilirdim.
Kendimi yataktan atıyorum, başım dönüyor zor ayakta duruyorum. Telefon sinyal veriyor yine biri mesaj attı galiba….eski düşmanlarımdan Romalı T. den gelmiş;
Hey, lanet Viola!
Bakıyorum yine topukluyorsun, biliyorum herkes seni kovalıyor, polis, düşmanların! Baş belası olduğunu biliyorsun sana dokunan yanıyor piç, muhahaaaa. Yalnız, seni güzel bir mevzunun ortasında yakalarsam, dümdüz edeceğim bunu bilmeni isterim.
Yine de helal olsun dört taşaklı birisin, özellikle de lanet bir viyola olduğunu düşünürsen! Fazla konuşmak istemiyorum, sana bir şey söyleyeceğim iyi dinle. Bazı arkadaşların bana gönderdiği birkaç şeyi bırakacağım ama isimlerini vermek istemiyorlar. BISL afişinde olduğu gibi: kapalı yüzler ve özgür düşünceler!
Ama bunlar doğrudan yürekten gelen ve herkesin Roma taraftarlarının ne olduğunu anlamasını sağlayacak şeyler!
Spranga, coltello, teppista modelello - ultras romani, a noi!
Milan, bir yıl sonra
Birçoğunun bileti yok: ne tren ne de stadyum için. Trenin içi çok kalabalık, kompartımanlar esrar dumanıyla örtülü. Milan-Roma maçına deplase oluyoruz. Yıkıcı, şeytani, insanlık dışı bir yolculuğa çıkmak için olağan bir bahane. San Siro’da Antonio’nun kalleşçe katledildiği 4 Haziran 1989'dan bu yana ilk kez. Dişe diş, kana, kan…intikam…intikam.
Ucu, bucağı görülmeyen bir yolculuk. Bu yolcuğun azizleri, kahramanları ya da suçluları yok. Bu sadece bir hikâye. Her lanet olası pazar günleri Ultraların yaşadığı pek çok hikâye gibi. Ama bir nedeni daha var: Antonio'yu yâd etmek. Onun intikamını almak için gidiyoruz düşmanın şehrine, bekle bizi bok çukuru Milan.
Ön Hikâye
4 Haziran 1989 sabahı, saat 8.30, henüz 19 yaşında olan Antonio de Falchi üç arkadaşıyla birlikte Milano'nun Stazione Centrale tren istasyonuna ulaşır. Dört arkadaş, birlikte seyahat ettikleri yaklaşık kırk kişilik gruptan ayrılarak San Siro stadyumuna tek başlarına gitmeye karar verir. Dördü de bir bilet alır ve sarı-kırmızı atkılarını ceketlerinin altına sokarak 16 numaralı kapıya doğru yola koyulurlar. Saat 11.35'tir (maç saat 16.00'da başlayacak).
Aniden genç bir Kadın ortaya çıkar. “Sigaranız var mı?” diye sorar. Ve sonra: “Saatin kaç olduğunu biliyor musunuz?” Roma aksanı Antonio ve arkadaşlarını ele verir. Kadın, eliyle işaret yapar ve aniden otuz kişi beton bir bloğun (O yıl San Siro İtalya'da 1990 Dünya Kupası için yeniden inşa edilmektedir) arkasından dışarı fırlar. Dört arkadaş kaçar maalesef Antonio başaramaz, tökezler (belki de ayağına çelme takılmıştır) ve yere düşer.
Tekme ve yumruklarla linç edilir. Birkaç dakika sonra saldırganlar yaklaşan polisten kaçarlar. Antonio ayağa kalkmaya çalışır, morarmıştır ve nefes alamamaktadır, tekrar yere yığılır. Polis memurlarından biri ağızdan ağıza canlandırma ve göğüs masajıyla onu hayata döndürmeye çalışır, nafile. Hemen ambulansa kaldırılır, ancak Antonio San Carlo Hastanesi’ne varmadan çoktan can vermiştir.
Bu arada polis 16 numaralı kapı yakınlarında üç kişiyi tutuklar. Bunlar “Gruppo Brasato ” nun liderlerinden biri olan ve AC Milan güvenlik güçlerinden giriş kartı sahibi Daniele F. (29 yaşında), Luca B. (20 yaşında) ve Antonio L. (21 yaşında).
Cenaze töreni (masrafları AS Roma kulübü tarafından karşılanmak üzere) 7 Haziran 1989 tarihinde gerçekleşir. Torre Maura'daki San Giovanni Leonardi kilisesinde 10.000'den fazla sarsılmış insanın önünde. Törene Dino Viola (törenin sonunda Antonio'nun annesine sarılır), Peruzzi, Nela (Antonio'nun kardeşlerinden birine duygusal bir konuşma yapar), Giannini ve tüm Roma genç takımı katılır.
7 Haziran 1989'da yapılan otopside ölümün kalp krizinden kaynaklandığı açıklanır. 13 Temmuz 1989'da Milano mahkemesi kararını açıklar. Luca B. yedi yıl hapis cezasına çarptırılmış ve hapis cezası geçici olarak ertelenmiştir. Daniele F. ve Antonio L. delil yetersizliğinden beraat ederler.
Roma Termini
Hareket etmeden önce hala bir saatten fazla zaman var. Saat 22.15. Milano Centrale'ye giden trenin saat 23.30'da 13 numaralı peronda kalkacağı anons edilir.
Bilet gişesi hala açık. Çevik kuvvetten oluşan bir ekip, bağıran, gürültü yapan, birbirlerini iten ve avazları çıktığı kadar şarkı söyleyen 200 ila 300 genci kontrol altında tutmaya çalışıyor:
“İçinizden geçeceğiz, Milano yanacak, Milano yanacak”
DIGOS'un başında duran memur, telsizi ve servis trençkotuyla, taraftarları Roma lehçesiyle azarlıyor ama takan yok:
“Ey,uslu ve sessiz durmazsanız, trene adım atmanıza izin vermeyeceğim! Anladınız mı? Maçı radyodan dinlersiniz amk piçleri! Anladınız mı?”
Tam tersine. Aynı lehçeyle geri cevap geliyor:
“Komiser siktir git, komiser siktir git”
Normal yolcular mümkün oldukça kalabalıktan uzak duruyordu. Tiksinmiş ve kızgın görünüyorlardı. Esrar ve marihuana kokan pipoları elden ele dolaştıran gençlerden ürkmüşlerdi. Gençlerin bazıları uyuşturucu çekmek için, fark etmemiş gibi yapan polislerin sinsi bakışları altında tuvalete girip çıkmaya devam ediyordu.
Birisi tuvaletin cam kapısına spreyle “Kolombiya birliğinin bok çukuru” yazmış. Aralıklı küçük gruplar halinde tuvalete girip çıkıyorlardı. Hepsi aynı mahallenin çocukları. Borgata ya da Parioli'den insanlar, hiç fark etmez: onlar yürekten Roma Ultralarıydı. Bazıları Tozzi kıyafeti altına Clarks ayakkabıları, düşük bel Levi's 501 kotları ve yeşil bir bomber ceketleri giyerken, diğerleri aynalı Ray-Ban'ler ve siyah Schott deri ceketle mankenlere benziyordu. Bazıları uzun hippi saçlı, sarı-kırmızı ham yün atkılı ve çöpten çıkarılmışa benzeyen yün şapkaları. Diğerleri de kafaları dazlak traşlı. Hayatın içinden insanlar. Ama hepsi aynı sebepten dolayı buradalar Antonio’nun intikamı almak için yola çıktılar.
Tek bir amaçları var. Tek bir hedef. Dört buçuk ay önce San Siro'da Milan-Roma maçı öncesinde Milanistler tarafından öldürülen Romalı Ultra Antonio'nun intikamını almak. Maçı izleyip izleyemeyecekleri umurlarında değil.
Zaman geçtikçe tezahüratların sesleri yükseliyor. Milan'a karşı her zamanki şiddet ve tahammülsüzlük sloganları.
“Milan-Roma unutmayacağız, her Rossonero'yu doğrayacağız!”
Roma lehine şarkı söylüyorlar ve Antonio'yu yad ediyorlar.
“Forza Roma, forza lupi
Questa è l'ora de mostra' quanto valemo
Forza lupi, forza Roma
Quanno entrate en campo er core ce se 'nfoca”
” Antonio ölmedi kalbimizde yaşıyor, “
“Milan Milan Vaffanculo…..Milan Milan Vaffanculo”
Trenin hareket saati yaklaştıkça tezahüratların şiddeti ve yoğunluğu artıyordu. ”Milan alevler içinde, Milan alevler içinde“ ”Milan'lılar trenden inin, Milan'lılar hepiniz aşağı inin!"
Tren normal yolcularla tamamen doldu. Saat 23.30'da hareket etmesi planlanan ekspres trenin düşman şehir Milano'ya varış saati sabah 8.15. Muhtemelen Antonio'nun bindiği trenle aynıydı.
Romalı Ultralar trene doluşuyor. Polisler kalabalık şekilde peronda dizili. Kimi kontrol edebiliyorlarsa ediyorlar ama durdurmayı başaramıyorlar, Ultralar adeta içlerinden geçiyor. Memurlardan biri bağırıyor “Biletiniz yoksa binemezsiniz” takan kim, hepsi biniyor her taraftan sel gibi akıyorlar. Kompartımanda oturanları dışarı çıkarıp istedikleri yere oturuyorlar. Muhtemelen rezervasyonlu koltuklar var, ama kompartıman kapılarındaki “Rezerve” işaretleri yırtıp çıkarılıyor.
Vagon ağzına kadar kalabalık ve heyecanlı insanlarla dolup taşmakta. Diğer kompartımanlardaki yolcular tedirgin ve kızgın bakışlar atıyor. Yerler sıcaktan parlıyor, belki de binden fazla Ultras var. Tüm kalabalığı sığdırmak için üç vagon daha gerekli. Nihayet gece yarısından yarım saat sonra tren harekete geçiyor. İkinci sınıf vagonlardan uğursuz bir kükreme yükselmekte.
Gece treni
Kompartımanlar karanlık, perdeler çekili. Kimse ışıkları açmıyor, hepsi kokain ve esrar çekmiş kendilerinden geçmişler. 70'lerden kalma birkaç emektar da şırınga basmış, ama çoğunluk onlardan uzak duruyor. Birkaç kişi özellikle dikkatsiz yolculardan kapabilecekleri çanta ve cüzdanları aramak için trenin içinde dolanıyor.
Koridor leş gibi kokuyor, tüm tren kokuyor. Hava yoğun, ağır. Koku, 10, 20 veya 30 adamla üzerine çullanıp yüzüne, omurgana, karnına, kafana tekme attıklarında asfaltta sürüklenen çiğ eti anımsatıyor. Terli, yapış yapış bedenler, astımlılar sürüsü gibi.
Ultralar, treninin durduğu istasyonlarda bekleyen yolcuların kafalarına balgam çıkarıp tükürüyor. Zaman zaman tüm treni korumakla görevli polis memurları, beş erkek ve bir kadın, koridorlarda bir aşağı bir yukarı yürümekte. Etrafa saçılmış cesetlere takılmamaya ve her şeyden önce huzur içinde uyuşturucunun tadını çıkaranları rahatsız etmemeye dikkat etmekteler. Hatta ceketlerinin altından telsizlerini gizleyen sivil giyimli iki DIGOS görevlisi bile var…..devam edecek