Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Sorunlar & Kaybolan Yıllar & Beklentiler #1

9. Oktober 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Türk futbolunun zaafını ben biliyorum, 12 yaşında ufak oğlum biliyor, eşimde farkında, sizlerde biliyorsunuz, sokakta beş yaşında çocukta haberdar. Edirne’den Şırnak’a, Sinop’tan Antalya’ya 70 milyon Türk futbolumuzun kanayan yarasını görüyor, acısını her mağlubiyetten sonra içinde hissediyor. Yetkililerde farkındalar, üst yöneticilerinden tutun Teknik Direktörler sorunları harfiyen noktasına virgülüne kadar tespit etmişler, bilincindeler. Ama maalesef kimse kötü gidişe dur demiyor, ya da ne biliyim belki dur demek istemiyor halden memnun, belki gücü yetmiyor kim bilir? Bilmek yeterli değil mutlaka bir şeyler yapılmalı, çünkü yara gün geçtikçe büyümeye devam ediyor.


Milli takımı takip ettiğimden bu yana aklıma gelen hocalar, Metin Türel, Sabri Kiraz, Tınaz Tırpan, Mustafa Denizli, Sepp Piontek, Fatih Terim. Sorunlardan onlarda farkındaydılar ama önlem alamadılar, alsalar da yeterli olmadı değişik yöntemlerle bu zaafları telafi etmeye çalıştılar. Peki, sorunlar nerde yatıyor? Oyuncularımızın fizik yapıları ve maç kondisyonları yetersiz, kolektif oyunu beceremiyorlar, bu nedenle orta sahada iyi organize olamıyoruz. Takım halinde savunma yapamadığımız gibi savunma oyuncularımızın duran toplarda kademe hataları üzerine 5 cilt ansiklopedi yazılıp iki belgesel filmi çekilir, hatta Hababam sınıfı benzer komedi filmi bile yapılır. Topsuz oyun, sürekli yer değiştirip boş alan yaratma konusuna hiç girmeye gerek yok, çünkü ne anlama geldiğini çözememiş yiğitlerimiz, belki çok yorucu olduğundan kimse fazla üzerinde durmuyor! Top tekniklerinin tarifi zor, eğer vasat altının ölçüsü varsa okyanus dibi örnek olarak alınabilir, uçsuz bucaksız. Forvetlerimiz kâh başarılı, kâh beceriksiz, gerçi Türkiye Birinci futbol ligi gol kralı sıralamasına göz attık mı Türk forvetlerinin olmadığını görüyoruz.


Tabloya baktığınızda,” yahu arkadaş o zaman bu adamlar top oynamasını bilmiyorlar mı?” diye soracaksınız. Durum sandığımız kadar vahim değil hepsi şahane topçu. Halı sahada gelenin gelmişine, gelmeyenin geçmişine okuyorlar fırtına gibiler maşallah. Çünkü halı sahada uyulması gereken oyun disiplini yok, kenarda taktik veren hoca olmadığı gibi, kafana göre takıl bildiğin serbest güreş istediğin yerden dal çık. Üstelik ufacık saha yeter de ne gerek var kocaman stada, niçin fazla yorulsunlar garibanlar. Hem yorulduklarında dinlenme fırsatları da var geç otur kenara biraz laklak yap, eğlen coş keyfine bak. Bu sefer şaka bir yana demeyeceğim, dersem acı gerçeklerin üstünü örtmüş olurum durum vahimden de ötesi kötü!


Yukarıda saydığım değerli hocalarımız aslına bakılırsa, tüm sorunlara rağmen hiçte başarısız sayılmazlar. Metin Türel ile 1978 dünya kupasına katılmayı kıl payı kaçırdık, şu meşhur İzmir Atatürk stadında yüz bin kişi karşısında oynadığımız, Avusturya’ya 0:1 mağlup olduğumuz maç, kazansak biz gidecektik. Sabri Kirazla 1980 Avrupa Şampiyonasını, Tınaz Tırpanla 1990 dünya kupasını son anda kaçırdık. 1990 yılında Piontek göreve getirildi yardımcısı Fatih Terim oldu, bu defa eleme maçları öncekileri gibi iddialı geçmedi, tam bir hayal kırıklığı yaşasak da geleceği kazanmıştık. Piontek ve Fatih Terim ikilisi önemli işlere imza attılar, tüm yurdu karış, karış gezerek genç yetenekleri ortaya çıkarıp bu gençlerden bir oyuncu havuzu oluşturdular. Altyapı hocalarının çağımıza uygun eğitimden geçirilmesine öncü olarak, böylece yeni antrenman programlarınla genç yeteneklerin doğru yetiştirilmesini sağladılar. Alman hoca görevi Fatih Terim’e devir ettiğinde gözü arkada kalmayacağını vurguluyordu, nitekim haklı çıktı 1996 yılında 45 yıllık hasretimiz sona erdi ve Euro96’da bizde vardık. Sıfır çekip bir gol dahi atamadan döndük, gene de gelecek için umutluyduk. Fatih Terim Galatasaray’ın başına geçtikten sonra boşalan yerine ikinci kez Mustafa Denizli görevi üstlendi. Yeni yapılanma süresi olacaktı,  bu vesileyle 1998 dünya kupasına katılmaktı, olmadığı takdirde mutlaka hedef Euro2000’di. Fransa 98’e gidemedik ama Euro2000’de birazda şansla çeyrek final oynadık.


Mustafa Denizli ile başlayan yeni yapılanma süremiz kolay geçti çünkü Türk Futbolunun artık bir sağlam yapısı vardı. Defansta hatalar hala sürüyordu ama biz bu hataları orta sahada iyi organize olup çok koşarak, diğer yandan forvetlerin katkısıyla mücadele gücümüzü ve en önemlisi yüreğimizi ortaya koyup telafi ediyorduk. Türk Futbolu 1996/2002 yılları arası yaşadığı altın çağının doruğundaydı, hiç bitmeyecek sanıyorduk(!)


Devam edecek....

 

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: