Bir Hiç Yüzünden
Sene 1989, her şeye rağmen parlak sezon geçirdik sayılır. Şampiyon Kulüpler kupasında yarı finale yükselerek Avrupa’ya ismimizi ilk kez altın harflerle yazdırdığımız sezon. Şampiyon çok önceden belli olmuştu, Fenerbahçe. O sene 100 gol atmışlardı yanlış hatırlamıyorsam. Biz ise Sarıyer’le ikinciliğe kapışıyorduk. Ligin son maçı Ali Sami Yende Eskişehir Spora karşıydı. Onlarında kümede kalmak için bizi yenmeleri lazımdı ama sahada verdikleri görüntüden kafalarında ligi çok önce bitirmişlerdi.
Galatasaray’ın Avrupa kupalarında maçları yüzünden ertelenen müsabakalardan dolayı lig Haziranın ilk haftalarına sarkmıştı o sene. Sıcak bir yaz günüydü, tribünlerde 5.000 kişi anca vardı, yılmayan arma sevdalıları işte. Ya da benim gibi ülkesine tatile gelen birkaç gurbetçi. Yeni açık tribünündeydim numaralı tarafında olan yerde. Maç limoni, makara yapıyoruz biraz Fenere sallıyoruz birazda Tanju- Avşar kızı ilişkilerine değiniyoruz. Derken ilk yarının ortalarında Tanju ile öne geçtik, golün bariz ofsayt olduğunu yeni açık tribününden görüyoruz. O yıllarda ofsaytta aynı hiza uygulaması geçerli. Fakat kimse umursamıyor öyle ki millet can sıkıntısından stadın dışına çıkıp köfte ekmek alıp geri geliyor maçı kaldığı yerden seyretmeye devam ediyor.
Nihayet ilk devre bitti. Kadıköy’de durum kritik, yedek ağırlıklı kadroyla sahaya çıkan Fener Sarıyer’e karşı 2:1 yenik durumda. Böyle kalırsa kazansak dahi ikinci olamıyoruz, dolayısıyla UEFA kupasına katılamayacağız. Şampiyon kulüplerde fırtına gibi esen takım UEFA’da büyük patlama yapar hayalleri kurarken hakem ikinci devrenin başlangıç düdüğünü çalıyor. İkinci devrede maça damgasını vuracak hakem dersek daha doğru olur.
İlk yarıdan farkı yok ikinci devrenin, tribünde dahi makara azalmış durumda, bitse de eve gitsek modundayız. 65 ile 70. Dakika arasıydı sanırım Eskişehir kalesine yaklaşık 25 metre uzaklığında Uğura faul yapıldı. Topun başında B.Metin ve Tanju duruyordu ama sahada Prekazi varken onlara ancak topu yerleştirmek düşer. Ve nitekim de öyle oldu, Cevat o sıralar orta sahadan olay yerine yavaş adımlarla geliyordu. Hakem ise barajı kurmakla meşguldü, düdüğümü bekleyin işareti yaparak toptan dokuz adım sayıp baraj mesafesini ayarlıyordu. O sırada Prekazi de topun durduğu yere ulaşmış ve hakemin düdüğünü bekliyordu. Sonunda barajı ayarlayan hakem bu sefer hiç beklenmedik bir şey yaptı. Topun bulunduğu yere gelerek arka cebinden kırmızı kartını çıkarıp Cevat Prekaziye gösterdi. Buyurun cenaze namazına.
Aradan 23 sene geçse de o an sanki dün olmuş gibi gözümün önünde canlanıyor ve yaşadığım süre hiç gitmeyecek. Tribünlere aniden bir sessizlik çöktü öyle ki yere toplu iğne düşse rahat duyulurdu o biçim şoke olmuştuk. Saha içi bir anda karıştı, gazeteciler, polis ortalık ana baba gününe döndü. Hakemin umurunda değildi üstelik sert tavırlarıyla Prekaziyi azarlıyor ve dışarı çıkmasını istiyordu. Herkes şaşkın kimse ne yapacağını bilmiyordu. Kaptan Cüneyt gözyaşlarına boğulan Prekaziyi teselli ederek saha dışını çıkarttı ve maç kaldığı yerden devam etti.
Tribünler kudurmuştu ama bir o kadarda şaşkındık ve hepimiz aynı soruyu soyorduk birbirimize “NEDEN?” Pozisyonda kırmızı kartlık durum yoktu, bariz faul olduğu kesin ki Eskişehirli oyuncular itiraz bile etmediler. Ne iki takım oyuncuları arasında ne de hakemle hiçbir diyalog geçmedi, hele Prekazinin hakemle uzaktan yakından teması olmadı. Ve yine aynı soru “NEDEN?” Ertesi gün Tercüman gazetesinin spor sayfasının en alt kısmında iki satırda nedeni açıklamıştı hakem. Güya Cevat Yugoslavca küfür etmiş ki küllen yalan iftira.
Ve olanlar oldu. Maç bittikten sonra numaralı tarafından soyunma odasına gitmek isteyen hakem bir güzel çakmak ve bozuk para yağmuruna tuttuk. Yarım saat süren sağanak yağış yüzünden soyunma odasına giremeyen hakemin kaşının biri yarıldı. Biz ise o sıralar tribünde kâmillerle ufak bir boks maçı yapıyoruz. O yıllarda hala 12 Eylülün buharı üstünde tüten polisle çatışmak biraz göt ister, gençliğin verdiği delilik işte, o an gözü dönmüş insanın aklına gelmiyor. Maç Galatasaray’ın 1:0 galibiyetinle sona erdi. Sarıyer maçı Fenerin 3:2 galibiyetiyle sonuçlanınca ligi ikinci bitirdik. Bizi ise kâmiller diskoya götürdü. Biraz avuç içi, tırnak dışı sağ sol baldır hafifte popo seanslarının ardından gece yarısı serbest bırakıldık. Ve hepsi bir hiç yüzünden!
Evet, sevgili dostlar gördüğünüz gibi Galatasaray’ımız ilk defa hakem katliamına uğramıyor yıllardır bu böyle yarında farklı bir şey beklemiyorum, alışkanlık yaptı.
Az kalsın hakemin adını vermeye unutuyordum, “Erman Toroğlu”