Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

İngiltere Premier League Batıyor mu?

27. Februar 2026 , Geschrieben von Erdal Güngör

Premier League, bilindiği gibi dünyanın en güçlü futbol ligi ve bireysel kalite nedeniyle futbol diğer liglerden daha hızlı oynanıyor. İngiliz kulüplerinin yeni oyuncular için ödediği transfer ücretleri her yıl katlayarak artmakta. Uluslararası karşılaştırmada, Premier League diğer ilk 5 ligi çoktan geride bıraktı. Birkaç İngiliz olmayan üst düzey kulüp hariç, dünyanın en iyi futbolcuları giderek EPL ilk tercihleri oluyor. Nick Woltemade (75 milyon euro) ve Florian Wirtz (150 milyon euro) geçmişte olduğu gibi Bayern Münih’e değil, rekor transfer ücretlerine Premier League'e transfer oldu. Ancak şimdi bir araştırma ortalığı karıştırdı, çünkü İngiliz kulüplerinin çoğu giderek daha fazla zarar ettiğini ortaya çıkardı.

 

            Bu durum uzun vadede nasıl bir sonuç ortaya çıkarır?

 

Premier League büyük bir çöküşle karşı karşıya kalabilir. Güncel rakamlara bir göz atarsak, Avrupa çapında bir karşılaştırma yapıldığında, EPL yıllardır diğer ilk 5 ligden çok daha fazla transfer harcaması yapıyor. Son 5 yılda İngiliz ligi, Fransa Ligue 1, Bundesliga ve La Liga’ya karşı transfer artışı kaydederken, inanılmaz bir şekilde 7,1 milyar euro transfer açığı verdi. Sadece İtalya Serie A son beş sezonda aynı şekilde bir açık vermiştir. İtalya'daki kulüpler, gelirlerinden 564 milyon euro daha fazla harcama yaptılar.

                                                  İngiltere Premier League Batıyor mu?

Ancak Premier League 7 milyar eurodan fazla gelirine kıyasla bu rakamlar önemsiz kalıyor. İngiltere'deki kulüplerin bu kadar etkin olmaları tesadüf değil, toplam gelirleri sürekli artıyor. 2023 yılına ait son kamuya açık rakamlara göre Premier Leagueg, yıllık 7,1 milyar euro ile toplam gelirlerde en önde yer alıyor. Onu 3,65 milyar euro ile La Liga ve 3,62 milyar euro ile Bundesliga izliyor. Yani İngiliz takımları, İspanya ve Almanya'daki rakiplerinden neredeyse iki kat daha fazla para kazanıyor.

 

Peki Premier League nasıl bu kadar zengin oldu?

 

Cevap, dışardan yatırımcılar sayesinde.

 

2003 yılında Roman Abramovic, Chelsea FC'yi satın aldı. 2005 yılında Glazer ailesi Manchester United'ı devraldı. 2008 yılında Abu Dabi'nin kraliyet ailesi Manchester City'ye ortak oldu ve 2010 yılında Fenway Sports Group, Liverpool FC'yi satın aldı. 2025/26 sezonundaki 20 Premier League kulübüne bakıldığında her bir kulübün yabancı yatırımcıların elinde olduğu göze çarpıyor. Özellikle 2021 yılında Suudi Arabistan Devlet Fonu'nun Newcastle United'ı satın alması büyük yankı uyandırdı. Günümüzde yeterli paraya sahipseniz, hobilerinize yenisini katmak istiyorsanız bir Premier League kulübü satın alabilirsiniz. Sadece sabıka kaydınız olmamalı ve 2023'ten itibaren insan hakları ihlali de yapmamış olmalısınız. Bu değişiklik, Suudi Arabistan'ın Newcastle'ı satın almasının ardından eklendi (önce 81 kişinin idam edilmesini beklediler). Yeni paranın gelmesiyle birlikte giderek daha fazla yıldız oyuncu İngiltere'ye transfer olmaya başladı.

 

İngiltere’de futbol giderek daha kaliteli hale geliyor, kulüpler arasındaki rekabet giderek artıyor. Diğer beş büyük liglerle karşılaştırırsak, Fransa ve Almanya’da şampiyonluğu her zaman Paris Saint-Germain veya FC Bayern'in domine ederken, ya da İspanya’da Real Madrid ve FC Barcelona'nın genellikle şampiyonluğu aralarında paylaştığı yerde futbol kalitesi düşüyor. İngiltere’nin önde olmasının altında yatan sebepleri için kısa bir geriye dönüp bakalım. Eski Premier League CEO'su Richard Scadamore, 90'ların sonunda ulusal pazarlamanın yanı sıra uluslararası pazarlamanın da önemli olduğunu çok önceden fark etti. Bu nedenle, erken bir aşamada ABD ve Uzak Doğu'da uluslararası turlar düzenledi. Bugün bu, diğer dört üst ligde de yaygın bir uygulama haline geldi. Ancak Premier League markası diğerlerinden çok önde.

 

Yurtiçi rekabet konusunda şunu açıklığa kavuşturmakta fayda var. UEFA’nın bu dört lige (Almanya-İtalya-İspanya-İngiltere) tanıdığı takım katılım sayısı (lig başı 4 takım) büyük rol oynuyor. Almanya’dan örnek verirsem, Bayern Münih 14 kez aralıksız şampiyon oldu. Geçmişte bu büyük tartışma konusu olurdu şimdi kimse umursamıyor nasıl olsa ilk dört sırayı alan ŞL’ne gidiyor ve şampiyon olan takımla aynı parayı alıyorlar. Bu durum sade Almanya değil İtalya, İspanya ve Fransa’yı da rekabet açısından etkiliyor. İngiltere’de rekabetin yüksek seviyede sürmesi ilk başta ülkenin köklü futbol ve tribün kültürü sahip olması dışında kulüplere eşit ödenen yüksek yayın gelirlerinden kaynaklanıyor. Aslında bunun çözümü benim açımdan basit. 55 ülkenin üye olduğu UEFA sade belirli elemeler aşamasından sonra aynı şimdiki gibi 32 ülke şampiyonundan gerçek Şampiyonlar Ligi oluşturabilir ve böylece yurtiçi rekabetin artması sağlanır diye düşünüyorum.

 

 

 

Gelin yurtdışı pazarlamadan ortaya çıkan rakamlara bir bakalım. Premier League, ulusal pazarlama için 1,95 milyar, uluslararası pazarlama için 2,3 milyar dolar gelir elde ediyor. Buna karşılık Alman Bundesliga aldığı 200 milyon dolar gülünç bir rakam. La Liga 835 milyon, Serie A 205 milyon ve Fransa Ligue 1 ise sadece 130 milyon dolar gelir elde ediyor. Tabii ki, İngilizcenin dünya dili olması Premier League'in pazarlanmasının kolay olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca, Premier League'de TV gelirleri diğer liglere göre kulüpler arasında daha adil bir şekilde dağılıyor. Gelirlerin %50'si tüm kulüplere eşit veriliyor. Yüzde %25'i ise performans ve canlı TV'de gösterilen maçlara göre, yani Facility Fee ücreti olarak dağıtılıyor. Bu düzenleme sayesinde İngiltere'deki küçük kulüpler bile gerçek anlamda yüksek maaşlar ödeyebiliyor ve transfer piyasasında çok para harcayabiliyorlar. Buna küçük bir örnek vereyim, FC Bayern geçen sezon Almanya'da 97 milyon euro ile tüm televizyon gelirlerinin en yüksek payını aldı. İngiltere'de son sırada yer alan FC Southampton ise 127 milyon euro harcadı. Dolayısıyla, Premier League'in ekonomik hakimiyetinin yıkılmaz olduğu gözler önünde.

 

Ancak tam da bu noktada ilk şüpheler oluşmaya başladı. İngiltere Premier Legue’i büyük bir çöküşle karşı kaşıya mı? BDOS Annual Servy of Football Finance Directors raporu, İngiliz futbolundaki patlamanın beraberinde getirdiği tehlikeleri ve riskleri net şekilde ortaya koyuyor. Çalışma, İngiltere'nin en üst dört ligindeki tüm kulüplerin finansal gelişimini ayrıntılı olarak ele alıyor. Premier League, 2025/26 sezonunda transfer rekorunu kırdı ve yeni oyuncular için 4 milyar eurodan fazla harcadı. Bu durum elbette maaş bütçesine de yansıyor ve giderek tamamen çığırından çıkar hale geldi. Çünkü 2024 itibariyle Premier League'deki kulüplerin gelirlerinin ortalama %67'si oyuncu maaşlarına harcandı. Championship'te bu oran %93'e bile ulaştı. Karşılaştırıldığında Bundesliga'da 2023/2024 sezonu bu oran %34,9 idi. Yani Premier League'e kıyasla neredeyse yarısı kadar. Buna ek olarak, yapılan ankete katılan İngiliz kulüplerinin %60'ı finansal durumlarının sadece “iyi” olduğunu, yani daha iyi olabileceğini belirtti. Bunların %28'i endişeli olduklarını ve dikkatli bir şekilde yönetmek zorunda olduklarını söylüyor. Sadece %12'si kendilerini ekonomik olarak çok sağlıklı görüyor.

 

Premier League'de ekonomik durumunu tamamen olumlu olarak değerlendiren tek bir kulüp bile yok. Kulüplerin ortalama olarak yaklaşık (vergi dahil) 4,2 milyon euro zarar ediyor, ikinci ligdeki kulüplerde zarar yaklaşık 15 milyon euro. Bu rakamlar endişe verici ayrıca görünüm de olumsuz, çünkü tüm İngiliz kulüplerinin %90'ı 2025 yılı için vergi öncesi zarar bekliyor. Oyuncu satışlarından elde edilecek potansiyel gelirler bu hesaplamaya dahil edilmiş. Ayrıca, on kulüpten dokuzu borçların katlanarak artması nedeniyle gelecekte yatırımcıların gelirlerine bağımlı olacaklarını belirttiler. Premier League'de on kulübün altısı ve tüm kulüplerin yarısından fazlası, daha doğrusu %52'si artık ABD'li sahiplerin elinde. ABD'li yatırımcılar için futbol tamamen bir yatırım, onlarda Avrupa'daki gibi gerçek bir futbol kültürü yok. Dolayısıyla, yatırım girişimcilerin bakış açısından kârlı olmazsa, sahipler ve hissedarlar İngiliz projelerine olan ilgilerini hızla kaybedebilirler. Zengin ve yoksul arasındaki uçurum da sürekli artıyor. Premier League ve Championship'te üst sıralarda yer alan kulüpler ile alt sıralarda yer alan kulüpler arasındaki fark giderek büyüyor.

 

Raporda, Premier League'e yükselen takımların son 30 yılda zamanla ortalama olarak giderek daha az puan topladıkları ortaya çıkıyor. Öte yandan, küme düşen takımlar için ise tam tersi geçerli. Finansal imkanları sayesinde, Championship'te giderek daha fazla puan topluyorlar. Bu şaşırtıcı değil, çünkü Championship kulüpleri yükseldiğinde ortalama 150 milyon eurodan fazla gelir elde etmekte. İngiliz kulüpleri, zararlarını telafi etmek için dış yatırımcılardan para almaya ihtiyacı var. Ayrıca, sürdürülebilirlik kurallarına uymak için PSR (Squad Cost Ratio) kurallarına da uymak zorundalar. Premier League'de şu anda PSR kurallarının sertleştirilmesi gerekip gerekmediği tartışılıyor, gelire bağlı yüzde bazında bir harcama sınırı getirilmesi gündemde. Görüldüğü gibi, genel olarak bakıldığında bu durum oldukça kırılgan bir yapı. Yıllar önce İspanya La Liga da benzer bir durumla karşı karşıya kalındı ve daha sıkı kurallar getirildi. Sonuç, finansal konsolidasyon ve aynı zamanda sportif düşüş olmuştu.

 

  İngiltere şimdi İspanya ile benzer bir gelişmeyle karşı karşıya mı?

 

Futbol dünyası ekonomik olarak sonsuza kadar büyümeye devam edecek mi, yoksa bir gün küçülme ya da hatta büyük bir çöküş yaşayacak mıyız? Şu anda İngiliz kulüplerine olan ilgi hala çok büyük. Kulüplerin yaklaşık üçte ikisi, son 12 ay içinde yatırımcıların kendileriyle iletişime geçtiğini belirtiyor. Uzmanlar ise bu konuda kararsız bir sonuca varıyor. Bazı açılardan, İngiliz profesyonel futbolunun çok iyi durumda olduğunu düşünenler var. Premier League'de rekor gelirler elde ediliyor ve yatırımcıların ilgisi büyük, ancak her şey görüldüğü gibi toz pembe değil, yüzeyin altında bir kaynama var. Kulüpler, yüksek maaş maliyetleri ve toplam gelire kıyasla artan borçları nedeniyle büyük mali baskı altında, sürekli artan transfer ücretleri bu trendin gerçek yüzünü saklıyor. Diğer sektörlerde benzer yüksek maliyetler, sürekli zararlar ve kredi alımının bir araya gelmesi çoktan alarm zillerini çaldırırdı.

 

Sonuç olarak, bu çalışmanın İngiliz profesyonel liginin durumunu özetlediğini belirtmek gerekir. Yani, Premier League'e odaklanılmış olsa da bu durum sadece Premier League'i etkilemiyor. Avrupa’nın diğer dört büyük liglerine bakarsak Almanya hariç durum her halükârda endişe verici.

 

Gelelim can alıcı soruya, Premier League yakında finansal olarak çöker mi?  Yoksa büyük ekonomik ve sportif hakimiyetinden dolayı diğer üst ligleri geride mi bıraktı?

 

©ErdalGüngör

Weiterlesen

FFP vs. Sportswashing...!

1. Februar 2026 , Geschrieben von Erdal Güngör

2012 yılında, blogda “Financial Fair Play Vol.2” başlıklı bir yazı ele almıştım.

https://ultras-istanbul.over-blog.de/article-financial-fair-play-vol-2-107325838.html

Aradan 14 sene geçti bugüne kadar neler değişti bir bakalım. Dönemin UEFA Başkanı Michel Platini 2010 yılında, güzel oyunu korumak için basit bir sözle Finansal Fair Play'i açıklamıştı. Hoş, kendisi de paranın cazibesine kapılıp yolsuzluk ve rüşvet almaktan dönemin FİFA başkanı Blatter ile yargılandı. Davanın ilginç yanı, ABD 2022 Dünya Kupasını Katar’a kaptırmıştı. Bunun üzerine çeşitli bahaneler uydurarak Fifa’nın ABD’de bulunduğu ofisine FBİ baskın düzenledi. Federallerin araştırmasından çıkan sonuç FİFA başkanı Blatter yargılandı ve istifa etmek zorunda bıraktı. Araştırmalar UEFA başkanı Platini’ye kadar uzandı. Federallerin derin araştırmaları başarılıydı, ABD istediğini aldı. Sonra bir baktık 2026 da düzenlenecek DK turnuvası üç ülkeye verildi. ABD, Kanada, Meksika, Sportswashing?

FFP vs. Sportswashing...!

Neyse, yazımıza kaldığımız yerden devam edelim.  O dönemde, Avrupa futbol kulüplerinin yarısı maddi olarak zor durumdaydı. AC Milan, Inter Milan, Barcelona ve Real Madrid iflasın eşiğindeyken, Kaka gibi oyuncular yıllık 10 milyon euro, Ronaldinho 7,5 milyon euro ve David Beckham 6,5 milyon euro kazanıyordu. Bu harcamalar kontrolden çıkmıştı. 2011 yılında bu tür maaşlar bir oyuncu için olağanüstü kabul ediliyordu. Taraftarlar, sevdikleri kulüplerin varlıklarını tehdit eden devasa borçlar biriktirmesini çaresizce izliyorlardı. FFP, futbolun kurtarıcısı olacaktı. Kulüpler sadece kazandıkları kadar harcayabileceklerdi. Roman Abramovich veya Florentino Pérez gibi, sonsuz para enjeksiyonlarıyla başarı satın alan şeker babalarının sonu gelmişti. Artık geçici şöhret için geleceği ipotek etmek yoktu. Sadece en iyi yönetilen organizasyonların başarılı olacağı dürüst bir rekabet vardı. Platini, futbolu kendisinden kurtardığına gerçekten inanıyordu. 14 yıl sonra, Chelsea son 5 yılda tek başına 1,44 milyar sterlin harcadı. Manchester City, 115 suçlamadan oluşan davasını yıllarca ertelemek için İngiltere'nin en pahalı avukat ekibini tuttu. Bu arada, daha küçük kulüpler ufak ihlallerden dolayı ağır yaptırımlara maruz kaldılar.

 

Katar, BAE ve Suudi Arabistan artık kulüplerini propaganda aracı olarak kullanıyor ve devlet şirketleri aracılığıyla sponsorluk anlaşmalarını şişiriyordu. Kulüpler, kardeş takımlar için oyuncular satın alıyor ve ardından onları aşırı fiyatlara geri satıyor. Kâğıt üzerinde masum kâr gibi duruyor. Her başarılı kural ihlali girişimi, diğer zengin kulüpler için yeni bir şablon oluşturuyor. Everton, 19,5 milyon sterlinlik bir ihlal nedeniyle 10 puanı silindi. Nottingham Forest, 34,5 milyon sterlinlik bir ihlal nedeniyle 4 puanı düşürüldü. Her iki kulüp de küçük muhasebe hataları nedeniyle küme düşmenin eşiğine geldi. Platini'nin kurtarmak istediği güzel oyun, milyarderlerin ve ulus devletlerin oyun alanı haline geldi.

 

Ancak bu aldatmacanın vahim boyutu, 70 milyon sayfalık belge bir gazetecinin masasına düştüğünde ortaya çıktı.

 

Dosyalar, 2016 yılının sonunda şifreli kanallar üzerinden bir gazeteciye ulaştı. Bir ihbarcı, kapalı kapılar ardında gerçekte neler olup bittiğini ortaya çıkarmak için Alman Der Spiegel dergisini seçti. Avrupa'nın en büyük futbol kulüplerinin içinden milyonlarca belge, herkesin şüphelendiği ancak kanıtlayamadığı kulüp de dahil, “Manchester City.” Alman gazeteciler Rafael Buschmann ve Michael Wulzinger, her dosyanın gerçekliğini doğrulamak için aylarca uğraştı. E-posta yazışmalarının derinliklerinde bir mesaj göze çarpıyordu. City'nin yöneticisi Simon Pearce, UEFA'nın Finansal Fair Play soruşturmasını tartışıyor ve kural ihlallerine ilişkin endişelere tam bir kibirle yanıt veriyordu. “Ne istersek yapabiliriz”. Adil rekabete karşı tam bir küçümseme kültürünü ortaya çıkaran altı kelime. Gazeteciler e-postaları tek tek incelemeye devam ettiler ve her biri sistematik dolandırıcılığı tüm çirkinliğiyle ortaya çıkardı.

 

City, UEFA'ya neredeyse on yıl boyunca yalan söylemişti ve artık bunun kanıtları vardı. Etihad sponsorluk anlaşmasını ele alalım. City, havayolu sponsorunun stadyum isim hakları için yıllık 67,5 milyon ödediğini iddia etti. Bu, bağımsız şirketler arasında yapılan meşru bir ticari işlem gibi gözüküyor. Ancak finansal belgelerde gerçekler gizlenmişti. Etihad Airways aslında sadece 8 milyon katkıda bulunmuştu. Geri kalan 59,5 milyon, Şeyh Mansour'un kişisel holding şirketi Abu Dhabi United Group'tan gelmişti, bu da FFP kurallarına göre açıkça yasaktı. Kulüp, sahiplerinin parasını bağımsız sponsorluk olarak göstererek denetçileri kandırmıştı.

 

Bir başka örnek Roberto Mancini. Ünlü hoca Abu Dabi'deki Al-Jazira FC'de danışman olarak çalışıyor ve yılda 1,75 milyon dolarlık güzel bir ek gelir elde ediyordu, ancak bu danışmanlık tamamen uydurmaydı. Şeyh Mansour her iki kulübün de sahibiydi ve Mancini'nin danışmanlık ödemeleri, FFP maaş sınırlarını aşmak için tasarlanmış gizli maaş artışlarıydı. Der Spiegel Şubat 2018'de araştırmasını yayınladığında, UEFA hemen bir soruşturma başlattı ve iki yıl içinde City'yi Avrupa kupalarından menetti. Ancak Şeyh Mansour'un UEFA'nın cezasına karşı koyacak daha derin cüzdanı vardı. Kulüp, saat başı 5000 euro alan ünlü Avukat Lord Pannick KC'yi tuttu ve Spor Tahkim Mahkemesi'ne temyiz başvurusunda bulundu. CAS, City'nin masum olduğu için değil, UEFA'nın soruşturmayı çok uzun sürdürdüğü için yasağı kaldırdı. Zaman aşımı süresi, City'nin Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış gibi kutlama yapmasına neden oldu. Bir formalite nedeniyle sistemi alt etmişti. Selda Bağcanın türküsünde dediği gibi “adaletin bu mu dünya, kötülerinsin sen dünya, iyileri öldüren dünya.”

 

Manchester City skandalı manşetleri süslerken, başka bir kulüp finans kurallarını aşmak için tamamen farklı bir yaklaşım geliştiriyordu. Todd Boehly, UEFA'nın onu durdurmak için tüm kurallarını yeniden yazmak zorunda kalacağı kadar güçlü bir boşluk keşfetti. Amerikalı milyarder, Mayıs 2022'de Chelsea'yi 5,4 milyar dolara satın aldı. O zamandan beri, oyuncular için 1,5 milyar dolar daha harcadı. Bu, çoğu kulübün on yılda kazandığından daha fazla bir miktar, fakat mevcut kurallar çerçevesinde tamamen yasal bir işlemdi. Boehly'nin avukat ekibi, Avrupalı yöneticilerin hayal bile edemeyeceği bir şey bulmuştu. Her kuralı yerine getirirken sınırsız harcama yapmayı mümkün kılan basit bir muhasebe hilesi.

 

Geleneksel sözleşmeler, transfer ücretlerini en fazla 5 yıla yayar. 5 yıllık sözleşmeyle 100 milyonluk bir oyuncu satın alırsanız, bu Financial Fair Play hesaplamalarına göre yıllık 20 milyon maliyete tekabül eder. Boehly bunun yerine 8 yıllık sözleşmeler getirdi. Birdenbire, aynı 100 milyonluk oyuncu defterlerde yıllık sadece 12,5 milyon maliyete tekabül etmeye başladı. Yıllık etkinin yarısı, iki katı harcama gücü anlamına geliyordu. Enzo Fernandez, 106 milyon sterlin karşılığında 8,5 yıllık bir sözleşmeyle transfer edildi ve FFP açısından yıllık maliyeti sadece 12,5 milyon oldu. Mykhaylo Mudryk, 8,5 yıl için 88 milyon sterlin maliyetliydi, ancak yıllık kayıtlarda sadece 10 milyon olarak göründü. Chelsea ayrıca kardeş kulübü RC Strasbourg için oyuncular satın aldı ve ardından kâğıt üzerinde kazanç elde etmek için onları aşırı fiyatlarla geri sattı. Örneğin, Omari Hutchinson'ın Ipswich'e satılması, potansiyel bir muhasebe manipülasyonuna işaret ediyor!

 

Chelsea, akademi oyuncularını Suudi Arabistan'a satarak 100 milyon sterlin kazandı. Bu oyuncuların yetiştirilmesi hiçbir maliyet gerektirmedi, ancak birdenbire büyük meblağlar kazandırdı. Her işlem teknik olarak kurallara uygundu. Her adım, ruhuna değilse de harfiyen yasaya uygun olarak gerçekleştirildi. UEFA, Boehly'nin tüm düzenleyici çerçevesini yok etmesini dehşetle izledi. Diğer kulüpler hemen 8 yıllık sözleşme modelini kopyalamaya başladı, bu da FFP'yi anlamsız hale getirme tehdidi yarattı. 12 ay içinde UEFA, 2025'ten itibaren amortismanı en fazla 5 yılla sınırlayan acil durum yasaları çıkardı. Boehly devrim niteliğinde bir şey kanıtlamıştı. Yeterli sayıda avukat ve yaratıcılıkla, kurallara uyarak sınırsız para harcayabilirdiniz. Tek yapmanız gereken, kuralları yazanlardan daha akıllı olmaktı.

 

Ancak Chelsea'nin yaratıcı muhasebecileri bile, mali manipülasyonun gerçek ustalarıyla karşılaştırıldığında sönük kalıyordu. Ulus devletler, futbol kulüplerinin itibarlarını temizlemek için mükemmel araçlar olduğunu keşfettiler. Örneğin Katar, PSG'ye 1,5 milyar dolar harcayarak, yaptıkları kötülükleri unutturmaya çalıştı. 2011'deki bu satın alma, futbolda sporla itibar aklama çağının başlangıcını işaret etti. Ulusal devletler, futbol kulüplerini satın almanın geleneksel halkla ilişkiler kampanyalarından daha ucuz ve itibar aklamada çok daha etkili olduğunu keşfettiler. O dönemde Katar, insan hakları ihlalleri nedeniyle artan uluslararası eleştirilere maruz kalıyordu. Göçmen işçiler Dünya Kupası stadyumlarının inşasında hayatını kaybederken, kadınlar ağır kısıtlamalara maruz kalıyor ve muhalifler hapishanelerde ortadan kayboluyordu. Futbol, imaj sorunlarına mükemmel bir çözüm sunuyordu. Qatar Sports Investments, PSG'yi 2011'de 70 milyon avroya, 2012'de ise 30 milyon avroya satın aldı. 450 milyar dolarlık devlet servetine sahip bir ülke için bu, cep harçlığı kadar bir rakamdı.

 

Hiç görülmemiş bir boyutta para harcamaya başladılar. Neymar 220 milyon dolara transfer oldu ve tüm transfer rekorlarını kırdı. Kylian Mbappe 180 milyon dolara transfer oldu. Küresel süperstarlar artık dünya çapında televizyon ekranlarında Katar'ın renklerini taşıyordu. Atılan her gol, rejimle olumlu ilişkiler kuruyordu. Kaldırılan her kupa, itibar aklama eylemiydi. Suudi Arabistan tüm bu gelişmeleri izleyip Katar'ın oyun kitabından ders aldı. Kamu Yatırım Fonu (PIF) 2021'de Newcastle'ı 305 milyon dolara satın aldı. Aynı hafta, Suud rejimi tek bir günde 81 kişiyi idam etti.

 

Şeyh Mansour, bu modeli yıllar önce Manchester City'de öncü olarak uygulamaya koymuştu. BAE Başbakan Yardımcısı, zor durumdaki bir kulübü küresel şampiyonlara dönüştürmüş ve futbol başarısı yoluyla yumuşak gücün nasıl akabileceğini göstermişti. Strateji, sofistike finans mühendisliğini içeriyordu. Devlet havayolları, kulüplere aşırı değerlerle sponsorluk yaptı. Qatar Airways, PSG'ye 5 yıl boyunca 200 milyon ödedi. Etihad, City'ye 10 yıl boyunca 400 milyon sterlin vererek sponsor oldu. C-R-E, Newcastle'a yıllık 25 milyon sterlin sponsorluk yaptı. Para, gizli saklı kapılar ardında oluk gibi akıyordu. Devlet, havayolunu finanse ediyor, havayolu şirketi kulübün sponsoru oluyordu. Kulüp en iyi oyuncuları satın alıyor, oyuncular da kupaları kazanıyordu. Başarı, eleştirileri bastıran olumlu manşetler yaratıyordu. Taraftarlar finansman kaynaklarını sorgulamak yerine zaferleri coşkuyla kutladı. İnsan hakları savunucuları stadyumların önünde protesto yaptı, ancak sesleri Mbappe'nin muhteşem gollerini izleyen kalabalığın uğultusu içinde kayboldu. Sporla imaj aklama işe yarıyordu, çünkü futbol severler bu masala inanmak istiyordu. Paranın nereden geldiğine bakılmaksızın kulüplerinin başarılı olmasını istiyorlardı.

 

Premier Lig'in mülkiyet yapısındaki dönüşüm, finans elitlerinin futbolu ele geçirmesinin hikâyesini anlatıyor. 2011 yılında Platini Finansal Fair Play'i duyurduğunda, Premier Lig'deki 20 kulüpten sadece üçü büyük yatırım fonlarına ya da devlet fonlarına aitti. 2025 yılına gelindiğinde bu sayı 11 kulübe çıktı. Ligin yarısından fazlası artık geleneksel sahipler tarafından değil, milyarder yatırımcılar ve ulus devletler tarafından kontrol ediliyor. Bu mülkiyet devrimi, rekabeti anlamsız kılan bir finansal uçurum ortaya çıkardı. Manchester City yıllık 830 milyon avro gelir elde ederken, Burnley gibi kulüpler yaklaşık 160 milyon avro ile faaliyet gösteriyor. Bu beş katlık fark, hiçbir taktiksel zekâ ile aşılamaz. En zengin ve en fakir kulüpler arasındaki gelir farkı, kapatılamaz bir uçurum haline geldi ve Premier Lig'i süper zenginlerin oyun alanı haline dönüştürdü. Mega zengin kulüpler kuralları esnetme tekniklerini mükemmelleştirirken, daha küçük kulüpler futbolda adaletin tamamen hukuk bütçesinin büyüklüğüne bağlı olduğunu keşfettiler. Everton'ın duruşması 3 saat sürdü. Manchester City'nin duruşması ise 12 hafta sürecekti. Bu zıtlık, futbolun iki sınıflı adalet sistemini mükemmel bir şekilde ortaya koydu.

 

Cezanın hızı, karşılayabileceğiniz avukat sayısıyla ters orantılıdır. Sadece avukatlık ücretlerini ödeyebileceğinizden emin olun. Küçük kulüpler hemen yaptırımlarla karşılaşırken, zengin kulüpler pahalı temyizlerle zaman kazanıyor. Adalet, sadece zenginlerin yararlanabileceği lüks bir hizmet haline geldi. Bu güzel oyun, banka hesabınızın bakiyesine göre kuralların farklı uygulandığı bir oligarşiye dönüştü.

 

Peki, artık adil futbol rekabeti bitti mi?

 

Zengin ve fakir kulüpler arasındaki uçurum aşılamaz hale geldi. Hiçbir iyi yönetim veya akıllı transfer, rakiplerini finanse eden devlet fonlarıyla rekabet edemez. Her başarılı kural ihlali, diğerleri için bir örnek haline gelir. Her cezasız kalan ihlal, daha fazla kural ihlalini teşvik eder. Formaliteler nedeniyle kazanılan her yasal zafer, düzenlemeleri daha anlamsız hale getirir. Endüstriyel futbol, dünyaya güç ve para konusunda sert bir ders verdi. Yeterli zenginlik olduğunda, kurallar basit bir öneri haline gelir, cezalar isteğe bağlı hale gelir ve adalet pazarlık konusu olur. Bir zamanlar işçi sınıfı topluluklarına ait olan spor, artık zengin oligarkların oyuncağı ve otoriter rejimlerin propaganda aracı olarak hizmet ediyor!

 

KAHROLSUN endüstriyel futbol ve uşakları….!

©ErdalGüngör

Weiterlesen