wiiiillllmaaaa...
Biz UEFA ve Süper kupalarını paraya çeviremedik 29 yıldır Türkiye kupasını kazanmayanların suçu ne?
UEFA Kupasını Paraya Çeviremedik
Galatasaray UEFA ve Süper Kupayı kazanması bazılarını öyle rahatsız etmişti ki kendi başarısızlıklarını gizlemek için hemen balonu şişirdiler “Galatasaray UEFA kupasını paraya çeviremedi”. Çünkü onlar modern stat yapmışlardı ardından dünya yıldızları getirip tonla forma satarak hiçbir sportif başarı göstermeden köşeyi dönmüşlerdi ama “Galatasaray UEFA kupasını paraya çeviremedi”. Efsane Başkan Faruk Süren 1998 yılında tüm cesaretini ortaya koyarak yaptığı ticari atılımın sonucu hayallerini süslüyordu bütün Galatasaraylılar gibi fakat sade bir hayaldi çok uzakta duran ta ki 17 Mayıs gecesi kupayı elinde tutana kadar inanmamıştı belki.
Kimse aklının ucundan bile geçirmiyordu aynı 16 Mayıs günü meclis kürsüsünden Galatasaray’a dünya servetlerini vaat edenlerin 18 Mayıs sabahı küçük dillerini yuttukları gibi. Rahmetli Ecevit çıkıp “Ülkemize bu büyük başarıyı kazandıran kulübümüze biraz destek çıkmalıyız” dediğinde yer yerinden oynamıştı “Haksız rekabet” diyenlerin haykırışlarıyla, şu meşhur kazan fıkrasında olduğu gibi. Türkiye’de rekabet demek rakibinin önünü kesip büyümesini engellemek, hiç boş yere yarışıp ondan daha iyisini ortaya çıkarmak için gayret göstermeye değmez.
“Galatasaray UEFA kupasını paraya çeviremedi”, artık gına geldi bu lafı duymaktan son günlerde yine ortada dolaşmaya başladı, hayır rakiplerimizden değil içimizden yükseliyor bu sesler. Kılıf uydurmakta sanırım dünyada bir numarayız hele pazarlamada üstümüze yok. Merchandising denilen illeti sanki biz icat ettik. Avrupa kupalarını bir değil birkaç kere kazanan kulüpler bunu neden önce akıl edememişler hayret, hâlbuki futbolun ticaretini yapmaya en uygun ortama sahipken neden şimdi borç batağına saplanmış orta malı gibi onun bunun elinde oyuncak haline geldiler? Türkiye’de ne 10 sen önce böyle ortam vardı nede şimdi mevcut, hadi Galatasaray Avrupa’da kazandığı başarılarını paraya çeviremedi. Geçen hafta Antalya’da TSYD seminer düzenledi, yanılmıyorsam Çarşamba günüydü futbol ekonomisi üzerine tartışıldı. Yayıncı kuruluşun patronu Karamehmet önemli bir noktayı vurguladı,”bir zamanlar insanlar maçlara girmek için stat kapılarının önünde sabahlardı biz şimdi malımızı(futbol) pazarlamak için kapı, kapı dolaşıyor zor alıcı buluyoruz. Karamehmet zamanı geriye çevirebilseydi kaç kuruş sayardı acaba? And here comes again, “Galatasaray UEFA kupasını paraya çeviremedi”.
Şimdi fırsat doğdu yarın yeni stada taşınıyoruz” gel vatandaş çocuğuna da bilet almaya unutma” bulursa tabi. Ulan ölüyü diriyi…. bitirdiniz gözü çocuklara mı diktiniz? Ne yani bumu futbol ticaret anlayışınız, koltuk tuğla satarak borçlarımı kapatacaksınız? Tavsiyem acilen yeni cami önünden boş bir arsa alın mendilleri de stoklayın ilerde lazım olur. Bende varım gerekirse kör rolü de oynarım nede olsa kulüp menfaatleri değil mi.
Sıkışınca İngiltere’den örnek verenlere, doğru Highbury yıkıldığında Arsenal kulübü stadın tuğlalarını satışa çıkardı ama Liverpool kulübü KOP tribününü yıkıp yeniden inşa ettiğinde eski tribünün tuğlalarını taraftarına bedava dağıttı. Kapanışı yine Arsenal ile yapalım ne dersiniz? Bu sene yeni statlarında 7. sezonları ve henüz şampiyonluk göremediler. Ama her sezon stat dolup taşıyor üstelik 13 senedir aynı Teknik Direktör görev başında. Sahi, Galatasaray son 3 yıl içinde kaç Teknik Direktör değiştirdi?
UEFA kupasını paraya çeviremediler şimdi bizi kuzu gibi çeviriyorlar, afiyet olsun..
Elveda Ali Sami Yen
Vedalaşmaları sevmem hele hayatımın bir parçası olan bu kutsal mabede binlerce kilometre uzaklardan veda etmek insana ayrı koyuyor. Çok zaferlere şahit oldum hatta zafer dolu sezonun sonunda hüsrana uğradığımıza da. Namağlup bitirdiğimiz ama Şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptırdığımız sezon. Birçok insanla tanıştım, onlarla aynı ortamı paylaşmak aynı havayı solumak hayatımda geçirdiğim en mutlu ve güzel dakikalarıydı. Korktuğum zamanlarda oldu, mesela 1987/88 sezonu Sarıyer maçı.
Zaten o gün bir uğursuzluk vardı havada herkes bunu hissediyordu, nedense eski açığa girmeye karar verdim sanki birisi beni zorladı bilmiyorum. Maçın başlamasına yaklaşık 1 saatten fazla zaman vardı hafiften tezahüratlar yaparak hazırlanıyorduk. Bir anda ortalığı yanık kokusu sardı biri kâğıt yakıyor sandım ama tuhaf kokuydu plastiği andırıyordu. Demeye kalmadı omzuma bir parça yanık plastik düştü, kafamı yukarıya kaldırdığımda skor bordun dumanlar içinde olduğunu gördüm. Aklıma bir sene önce yaşanan heysel faciası geldi. Allahtan tribünde fazla insan bulunmuyordu sahaya doğru iki kapıyı açtılar kurtulduk. Tribün boşaltıldı, sonra ikinci dünya savaşından kalma bir itfaiye kamyonu geldi hortumlar ekleyerek yangını söndürmeye başladılar. Öyle ki hortumun her tarafından su fışkırıyor ama ucundan bir gram su gelmiyordu gülermisin ağlarmısın, yinede söndürmeyi başardılar bizde tekrar tribüne girdik. Dedim ya uğursuz bir gündü, maç başladı Sarıyer Erdal Keser’in ayağından attığı penaltı golüyle öne geçti. Çok kötü oynuyorduk üstelik Arifin(Kocabıyık) çapraz bağları koptu, son dakikada Erhan Önal beraberlik golünü attı bir puanı kurtardık. Üç gün sonra PSV rövanşına çıkacaktık orada 3:0 mağlup gelmiştik, hele bu performanstan sonra kimsenin umudu yoktu. Ama Mustafa Denizli ne yapıp edip meşhur açıklamalarıyla taraftarı tribünlere çekmeye başardı. Ali Sami Yen tıka basa dolmuştu, bu sefer erkenden gelip Kapalıya girmeyi başardım. O gün Galatasaray taraftarları muazzam kenetlenmişti ben öyle tribün görmedim, tek yumruk olmuştuk. Kapalısı, Numaralısı, eski ve yeni açığı. Balyoz gibi indik PSV’nin başına. 2:0 kazandık ama maalesef yetmedi fakat bu maç bir sene sonra gelecek Xamax zaferinin provasıydı gerisini biliyorsunuz.
Ali Sami Yen ile birlikte benim için de bir devir ebediyen kapanıyor. Büyük konuşmayı sevmem ama yeni yapılan stada gitmeyeceğim, elimden geldiği kadar gücüm yettiğince Galatasaray’ı deplasmanlarda destekleyeceğim gerekirse rakip taraftarların arasına girerek.
ELVEDA ALİ SAMİ YEN
Nedir Bu Başımdaki Felaket
Susamıyorum, susamıyorum
Elimde değil susamıyorum
Hele bir ışıklar sönsün
Hele bir kapansın kapılar
Sular durulsun
Bıçak atacağım daha 12'den
Kısa devre yapsın kalbim
Ellerim inatla dökülsün cigaraya
Dağlarda ay büyüsün
Sular köpürsün
Sen beni o zaman gör
Hele küssün meydanlar
Dehşetin oğlu gülsün
Ağır bir köpek karanlığı
Ve tüm mayınlar patlasın
Sen beni o zaman gör
Kaldırımlara yağmur dökülsün
Dağılsın dişlerimde gülüşler
Kaybettiklerim bir dönsün
Sen beni o zaman gör
Yalnızlık ne demek
Kül olsun uykular
Kuşlar silinsin gözlerimden
Sen beni o zaman gör
Saçlarımda kırılsın kar
Baştan çizilsin uçurumlar
Kırılsın camlar
Sen beni o zaman gör
LOTTA CONTINUA !
Röportaj; İlkay Gündoğan
Geçtiğimiz hafta Alman Futbol dergisi 11 Freunde İlkay Gündoğan’la yaptığı röportajı elimden geldiği kadar çevirdim.

Soru: İlkay Gündoğan senin diğer profesyonel oyunculardan farkın nedir?
İlkay Gündoğan: Ukalalığı sevmem, hava atan tiplerden değilim nerden geldiğimin farkındayım. Orta halde ailenin evladıyım bunu inkâr etmiyorum hatta gurur duyuyorum. Şimdiye kadar hiç değişmedim başarımın sırrı budur.
Soru: 8 yaşında Schalke kulübünden ayrılmak zorunda kaldın sade bir sezon oynayabildin seni nasıl etkiledi?
İlkay Gündoğan: Yaşım küçük olduğundan bana baya koydu, hayalim hep Schalke’de oynamaktı kolay olmadı zor günler geçirdim.
Soru: Neden ayrılmak zorunda kaldın?
İlkay Gündoğan: Büyümemden dolayı aşil tendonlarımda sorunlarım vardı. Sezonun ikinci yarısında doktor sporu tamamen yasakladı o an şansımı yitirdiğimi anladım.
Soru: Profesyonelliğe geri dönmeden önce toplam 6 sezon SV Hessler 06 ve SSV Buer amatör kulüplerinde futbol hayatını sürdürdün.
İlkay Gündoğan: Evet, 13 yaşında Schalke beni tekrar geri istedi ama gitmedim. Başaramam hayal kırıklığına uğrarım diye endişeliydim birazda korktum. Allahtan iki sene sonra VFL Bochum’dan teklif aldım.
Soru: Neden Bochum’da beklenen çıkışı yapamadın?
İlkay Gündoğan: Genç takımda ilk senemdi, devre arası profesyonel takımla kampa götürdüler tadı damağımda kaldı fazlasını istedim ancak gerisi gelmedi. Böyle bir fırsatın bir daha geleceğinden ümidimi kesmiştim sanırım çok erkendi.
Soru: Neden?
İlkay Gündoğan: O yıllarda Bochum kulübünün temel sorunuydu, genç oyunculara A takımda fazla oynama fırsatı vermiyor, gelişmelerine yeteri kadar sabır göstermiyorlardı. 23-24 yaşında takıma girmenin de bir anlamı kalmıyor, ben ise kendimi geliştirmek istiyordum.
Soru: Michael Oenning hayatında ne gibi rol oynuyor?
İlkay Gündoğan: Ben, Bochum U19 takımına geldiğimde o'da Antrenörlüğe yeni başlamıştı. Örnek aldığım ve büyük saygı duyduğum insan, doğruyu söylemek gerekirse bana Babam kadar yakın. Kariyerimde önemli rol oynuyor, Nürnberg’e çağırdığında düşünmeden evet dedim.
Soru: Nürnberg sana okulunu devam etme imkânı tanıması kulübünü değiştirme nedenlerden birimi?
İlkay Gündoğan: Doğru, zaten transferimin ana şartlarından biri okulumu devam etme fırsatı tanımalarıydı aksi takdirde gelmeyebilirdim. Mutlaka Fen Lise diplomamı almak istiyorum, 18 yaşında gencin yalnız başına yabancı şehre taşınması hayatında attığı önemli adımlardan birisidir. Bu, geçirdiğim son iki sene her şeyi doğru yaptığımın kanıtı.
Soru: 12. Sınıfı tekrarlamak zorunda kaldın mı?
İlkay Gündoğan: Okula öğrenim yılının ortasında yazıldım, adaptasyon süresini iyi atlatmam için 12. sınıfı tekrarlamamı tavsiye ettiler. Önemli değil böyle daha iyi oldu çünkü iki eyalet arasında büyük fark var.
Soru: Neden ısrarla okulu bitirmek istiyorsun?
İlkay Gündoğan: Annem ve Babam sürekli nasihat eder okumanın önemli olduğunu söylerdi. Onlar genç yaşta çalışmaya başladılar okuma fırsatları olmadı benim böyle bir şansım var ve sonuna kadar değerlendireceğim. Bu yüzden Diplomamın önemi büyük, hayatım boyu insanların takdirini kazanmak için elimde bir şey olmasını istedim.
Soru: Mart ve Nisan aylarında önemli sınavların var diğer yandan profesyonel hayat, nasıl altından kalkacaksın?
İlkay Gündoğan: Önümüzdeki iki üç ay yoğun geçecek. Kolay değil, sabah erken okula git, sınav yaz, sonra antrenman, öğlen tekrar okul.
Soru: Ağır değil mi?
İlkay Gündoğan: Hayır, arada mola veriyorum yoksa bu baskıya katlanamam. Okul bana yük değil futbola alternatif olarak görüyorum.
Soru: Bunu biraz açar mısın?
İlkay Gündoğan: Futbolda tüm gözler üzerimde herkesin odak noktasıyım. Hareketlerime konuşmalarıma dikkat etmek zorundayım. Okulda normal bir insan olabiliyorum, diğerleri gibi sıradan öğrenciyim kendimi yıldız gibi hissetmiyorum böylece durumu dengeliyorum.
Soru: Okulu özleyecek misin?
İlkay Gündoğan: Kıymetini öğrendim, iki farklı dünya içinde yaşıyorum. Biri şan şöhretle dolu ama negatif yönleri de olan. Diğeri ise sıradan normal öğrenciyim. Diplomamı aldıktan sonra ne yapacağımı henüz bilmiyorum.
Soru: Tahsilini devam edip Üniversite okumayı düşünüyor musun?
İlkay Gündoğan: Hayır, şimdilik düşünmüyorum kendimi tamamen profesyonel futbola vereceğim ve tek iş yapacağım. Eğer bir gün hayatımda bir boşluk hissedersem okulla doldurabilirim.
Soru: Normal zekâ ve Oyun zekâsı arasında paralellik var mı?
İlkay Gündoğan: Var olduğunu düşünüyorum, futbollun dışında oyuncu kendini geliştirirse performansına olumlu şekilde yansıyacaktır.
Soru: Futbol nereye kadar kafa işi?
İlkay Gündoğan: Çoğu oyuncunun yarı yolda kaldığı nedenlerden biridir. Yeteneğin yanında sağlam kafa yapısı da şart. Bu işte başarılı olmak istiyorsan hedeflerine ulaşmak için yılmadan çalışmalısın, bende bunu yapıyorum ve başarılıyım.
Soru: Şu sıralar Manchester United ile adın geçiyor ne düşünüyorsun?
İlkay Gündoğan: Etrafta dönen dedikoduları hayretle izliyorum. 20 yaşında insanın bu gibi durumları idare etmesi biraz zor ama ben her şeye kulağımı tıkadım kendimi işime verdim. Bir gün gelecek tüm bu çabalarımın karşılığını alacağım. Önemli olan kariyerimin adım, adım ilerlemesi, çevremdeki söylentilere kapılıp gelişme süremin olumsuz etkilenmesini istemiyorum.
Soru: Önümüzdeki yaz bir adım ileri gitme zamanı geldi mi?
İlkay Gündoğan: Bende bilmiyorum henüz düşünmedim. Nürnberg kulübüne çok şeyler borçluyum nede olsa onların sayesinde Bundesliga oyuncusuna yükseldim.
Soru: Michael Oenning Hamburg’da yardımcı antrenör onunla tekrar yollarınız kesişir mi?
İlkay Gündoğan: Bochum dan ayrılırken insanlar hayatta iki kez karşılaşır demiştik, Nürnberg’de ikinci buluşmamız gerçekleşti. Üçüncü defa bir araya gelirmiyiz bilemem ama sevinirim neden olmasın, yalnız şimdilik benim için pek fazla rol oynamıyor.
Soru: Alman U21 takımı oyuncususun tercihini A Milli takımından yana kullanmayacaksın diye şüphelenenler var sen ne diyorsun?
İlkay Gündoğan: Neden şüpheleniyorlar? DFB kadrosuna seçildiğim günden beri hep şunu söylerim,”hedefim Alman A milli tamında oynamak”. Türkiye’den sürekli teklifler gelse de kararım kesin vazgeçmeyeceğim.
Soru: Kendini nasıl hissediyorsun sorularından bıkmadın mı?
İlkay Gündoğan: Hayır, bu tip sorulara cevabım hazır. Kendimi Almanyalı Türk olarak hissediyorum, bir yandan ailemin vatanı Türkiye’yle gurur duyuyorum diğer yandan Alman mantalitesine sahibim.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ah be paşam profesyonel futbolcusun yeteneklisin Avrupa’nın en büyük kulüpleri peşinde koşuyor şan şöhret sende elini atsan ellisi lüks villalar daireler arabalar. Sen ise hala insanlar tarafından taktir edilmek için diploma yapmaya çalışıyorsun….Seninle gurur duyuyorum genç adam, Allah yolunu açık etsin, belki bir gün GS ile yolların kesişir.
Mağlup Olmak
Yaklaşık 40 yıldan fazla Ultras hareketi var, İtalya’da başladı sonra tüm dünya’ya yayıldı. İtalya’da ortaya çıkması illa onlar gibi olma zorunluluğu yok her ülkede farklı uygulanıyor. Ben Ultras hareketinle 1990 yılında tanıştım, TSYD Kupa maçıydı Ali Sami Yen stadının yeni açık tribününün girişinde bir avuç Üniversiteli genç bildiri dağıtıyorlardı aldım okudum sonra ayakta biraz sohbet ettik onlar yoluna ben yoluma ayrıldık bir daha da göremedim o Arkadaşları ama bende büyük iz bıraktılar. Fazla detayına inmeyeceğim o günden beri gücüm yettiğince Ultras felsefesine göre hareket etmeye çalışıyorum iki senedir blogta elimden geldiği kadar bir şeyler karalıyorum az bucuk okuyanımızda var sağ olsunlar. Ultras mantalitesini kelimelerle anlatmak güç içinde olup yaşamak lazım ama ilada tarifini yap derseniz Allah var Aceto kadar beceremem, geçen günkü yazısı Ultras hareketinin 40 yıldır neyin peşinde koştuğunun açılımıdır >>> link
Yazısını güzel bir cümleyle bitirmiş “Kaybeden bu Galatasaray değil! Kaybeden "Başka Galatasaray yok" diyenler... Başka bir Galatasaray var, varmış... Birileri bir başka Galatasaray yarattı”
Evet, “Başka Galatasaray yok” diyenlerden biriside benim, mağlup oldum ama tek gol yetmedi farka gidiyorlar. Sanki nispet yaparcasına bu yazı üzerine henüz 24 saat geçmemişken resmi siteden duyuru geldi;
Galatasaray Spor Kulübü’nden Duyuru
Değerli Galatasaraylılar,
Bilindiği gibi, yeni stadımız Türk Telekom Arena’nın açılış töreni 15 Ocak 2011 Cumartesi günü yapılacaktır.Bu çok özel ve anlamlı günümüze ilişkin olarak, ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından Galatasaraylılar tarafından kulübümüze gelen bilet ve davetiye talepleri, stat kapasitemizin çok üstündedir. 15 Ocak’taki Açılış Törenimiz için bilet satışı yapılmayacak; törene sadece Türk Telekom Arena kombine kart sahipleri ve biletli davetiye sahipleri katılabileceklerdir.Tüm Galatasaraylılara gösterdikleri anlayış için içtenlikle teşekkür ediyoruz.
Galatasaray Spor Kulübü
Doğru birileri başka Galatasaray yarattı kanıtı da yukarıdaki bildiri, CSI: Galatasaray, case is closed!
Yine aynı gün Adnan Polat ve Aziz Yıldırım stat turu yapıyorlar, o esnada iki işçi birinin elinde Fenerbahçe diğerinin Galatasaray atkılarıyla kameralara poz veriyor. Bunun farkına varan özel güvenlik Fenerbahçe atkılı işçiyi yaka paça stat dışına atıyor sonrada gariban işten kovuluyor. Resmi sitede yayınlanan bildiri sonrası öfkelenen taraftarın gazı alındı dengeler yerine geldi. Romalı şair Juvenal dediği gibi “panem et circenses”
Ezilenle empati yapmak için illa siyasi görüşlü olmaya gerek yok, zaten günümüzde sağ-sol ideolojilerinin hükmü kalmadı şimdi yukarısı-aşağısı var. Ya en üstlerde gezer kral dairelerinde sefa sürersin ya da alt katlarda lağım fareleri gibi sürünürsün bu işin ortası yok. Ya zenginsin ya da fakir, kiminin evinde rutubetli duvarlarından sular akar kimilerinin de altın kaplamalı musluklarından. Bu ikilinin ortak paylaştıkları tek mekân ise lüks bir kerhane. Biri fahişe diğeri parayı basıp gönlünü eğlendiren....
Israrla
Galatasaraylıyız eyvallah takım tutmuyoruz ve Galatasaray’ı her şeyin üzerinde görüyoruz Yönetiminden oyuncusundan, aklımızda sade Galatasaray. Aldığımız nefes başımızı yastığa koyarken içtiğimiz su yediğimiz lokma hep aklımızda Galatasaray. 14 sene şampiyonluk görmedik sabır taşı olduk sonra birileri çıktı sabrımızı sınamaya başladı. Raşit Çetiner İlyas Tüfekçi Arif Kocabıyık Fenerbahçe’den Galatasaray’a geldiler “biz zaten Galatasaraylıyız” dediler hadi yuttuk. Yukarda Allah var yiğidi öldür hakkını yeme demiş atalarımız üçünün de büyük hizmetleri oldu. Sınav bitmedi bir gün Selçuk Yula’yı gördüğümde insanlar para için her şeyi yapacağına kanaat getirdim, bir paket Maltepe iki şişe köpek öldürenle sabrımızı körelttik. Sonra revivo ardından Aziz Yıldırımın manevi oğlu Baliç Abdullah kutsal renklere bürününce umursamaz olduk artık, alışmış kudurmuştan beter derler ya alıştık anasını satayım.
Birileri ısrarla taraftarı Galatasaray futbol takımından soğutmaya çalışıyor asimilasyon bu olmalı. Önce stadımızın ismini değiştirdiler sonra formamızın kutsal renklerini neye inanacağımıza şaşırdık hadi bizim imanımız güçlü de arkadan gelenler yıllar sonra tutunacak dalları olacak mı?
Biri saksımızı çiğneyip gitti
Biri duvarları yıktı
Camları kırdı
Fırtına gelip aramıza serildi
Biri milyon kere çoğaltıp hüzünleri
Her şeyi kötüledi
Bizi yaraladı
Biri şarabımızı döktü
Soğanımızı çaldı
Biri hiç yoktan vurdu kafeste kuşumuzu
Ciğerim yanıyor, yüreğim kanıyor
Olmasaydı... Olmasaydı sonumuz böyle..
KAHROLSUN endüstriyel futbol !
FSE’den Dayanışma Çağrısı!
Tribünde ırkçılığa karşı duruş göstermek suç olmamalı zira FIFA ve UEFA tüm organizasyonlarında saha kenarını “Say No To Racism in Football” reklam panolarınla boş yere donatmıyorlar. Meğerse hepsi gösterişmiş. Geçen yıl 22 Ekim Cuma günü 4 Metz taraftarı FC Metz-SCO Angers maçında açtıkları “Against Nazis” pankartı yüzünden apar topar tutuklanıp 20 saat polis karakolunda rehin kaldılar. Metz kulüp yönetimi tüm olanlara rağmen bir adım ileri giderek taraftarlara dava açtı ve bütün ülkede stat yasağı almalarını sağladı. Şimdi soruyorsunuzdur Metz taraftarları ne gibi suç işlediler? açtıkları pankartın üzerinde olan damalı haç işareti yasaklanmış bir siyasi kanadın propagandasını yapmakla yargılanacaklar. Buyurun cenaze namazına, Türkiye’de çıkacak yeni yasada da benzer uygulamaları göreceğiz ateşli taraftarları statlardan uzaklaştırmak için her türlü yollara başvuracaklar bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
Yukarıda gördüğünüz pankartın benzerini tribüne asmışlar, her şey açıkça ortada damalı haça yumruk darbesi vuruluşunu simgeliyor sokakta 5 yaşında çocuğa sorsanız bu pankartın ırkçılığı aşağıladığını anlatır, hatta bazı Avrupa ülkelerinde taraftar oluşumlarının markası haline gelmiş ama ne hikmetse Fransız emniyeti ve Metz kulüp yöneticileri aynı görüşte değiller.
Metz taraftarları 27 Ocak 2011 tarihinde bu saçma sebeplerden dolayı yargılanacaklar belki daha ağır cezalara çarptırılacaklar. Avrupa Taraftar Birliği (FSE) 4 Fransız taraftarı için dayanışma eylemi başlattı ve tüm Avrupa’da yaşayan futbol taraftarlarını katılmaya çağırıyor. Vakti hali müsait olanlar 27 Ocak günü Metz’e gelerek duruşmada bulunup arkadaşlara destek verebilir. Gelemeyenler birer pankart hazırlayıp müsabakalarda tribünde açar veya internet sitelerine ya da blogların da yukarıya eklediğim baneri asarak 4 Metz taraftarına destek olabilirler.
Detaylı bilgiler FSE ana sitesinde >>> link
Mutlu Yıllar
Dear God, I see your face in all I do
Sometimes, it’s so hard to believe it…
But God, I know you have your reasons
They said he’s busy hold the line please
Call me crazy, I thought maybe he could mind read
Who does the blind lead?
Give me a sign please
If everything is made in China, are we Chinese?
And why do haters separate us like we siamese?
Technology turning the planet into zombies
Everybody all in everybody’s dirty laundry
Acid rain, earthquakes, hurricane, tsunamis
Terrorist, crime sprees, assaults, and robberies
Cops yellin’ stop, freeze
Shoot him before he try to leave
Air quality so foul, I gotta try to breath
Endangered species
And we runnin’ out of trees.....