Yasa Salatası
Evvelsi sabah bir spor radyosunun sabah programını dinliyorum yayına İzmir’den bir gıda mühendisi bağlandı. Son çıkan gıda yasasına değindi anlattıkları gerçekten trajikomik ben onun yalancısıyım ve aklımda kalanları aktaracağım. Gıda yasasını hazırlayan meclis komisyon üyelerinin hepsi veteriner olduğunu söyledi, halk dilinde baytar deniliyor. Neyse yasa çıktıktan birkaç gün sonra bu arkadaş gıda bakanına telefonla ulaşıyor ve neden yasayı aceleye getirdiklerini ve komisyon üyelerinin içinde gıda mühendislerinin bulunmadığını soruyor bakanın verdiği cevap “kusura bakma kardeşim fırıncılar baskı yaptı bizde yasayı acilen çıkarmak zorunda kaldık.” Güzelmiş, eğer Türkiye’de yasalar bu şekil çıkıyorsa bizde toplanalım meclise baskı yapıp istediğimiz yasayı çıkaralım.
Kendimi tekrarlamaktan bıktım ve artık geriye dönüp aynı şeyleri yazmak istemiyorum. Şiddet yasası gündeme geldiği günden bu yana olayları takip ederseniz kimler yasanın acilen çıkma arzusunda olduğunu göreceksiniz. Medyanın telaşı olayların dinmesinden dolayı değil maksatları belli, ateşli taraftarları tribünlerden uzaklaştırıp digi kutu almalarına yönlendirmek en net tarifi bu hiç sözü uzatmaya gerek yok. Zenginleri statlara doldurarak halkın oyununu elinden alacaklarını sanıyorlar ama bir gün o kovduğunuz insanlar kendi takımlarını liglerini kuracaklar işte o gün aklınız başınıza gelecek pişman olacaksınız. Futbol sade profesyonel futboldan ibaret değil, taştan iki kale birde teneke kutuyla da işimizi görürüz merak etmeyin.
Çirkin ve Kötü Tezahürat
Yasanın içinde böyle bir madde var, hadi çirkin tezahüratı anladık küfür vs. peki kötü tezahüratın açılımı ne oluyor? Bunu bahane ederek ileride tezahüratlar yasaklanırsa hiç şaşmam. İngiltere’de örneği var iki sene önce yazmıştım buyurun okuyun Lütfen Susun !
Allah sonumuzu hayır etsin, bu vesileyle tüm okurlarıma mutlu dolu 2011 dilerim….
FOOTBALL WITHOUT ULTRAS IS NOTHING !
AÇIKLAMALAR !
26 Aralık Pazar günü Metin Oktay tesislerinde iki ezeli rakibin U17 takımlarının müsabakasında çıkan olayların ardından bir çok şeyler söylendi yazıldı çizildi. Çoğu yazılanların söylenenlerin gözümde arpa boyu kadar değeri yok, benim gördüğüm ve ciddiye aldığım iki yazı var. İlki Fenerbahçe tribünlerinin KFY oluşumundan geldi diğer bugün ScoutGS sitesinde yayınlan bildiri.
İki yazıyı virgülüne noktasına dokunmadan yayınlıyorum;
KFY açıklaması;
Ben anlayamıyorum nedir bu cinnet ve ceza aldırma cılgınlıgı..
O gün orada olanlar rezalet‚ nefret ettirici ve taraftar olarak hepimizi galeyena getiren görüntülerdir.. Muhtemelen 10 sene önce falan olsaydı ‚ olayı duyduğumuzda 500 -1000 kişi Florya´ya gider tepki direk verilirdi ‚ kimsenin aklına bu insanları polise teslim etmek‚ hapislerde cürütmek ve ömür boyu cezalandırılacak şekilde milyonların önüne düşürmek gelmezdi..
Elbette bugün gidip kendi cezamızı vermemiz gibi bir durum olamaz.. Ancak o olayı yapan insanlara ne kadar kızsamda ‚ ceza alıp hapislerde yatmalarına‚ milyonlara deşifre edilerek ev‚ aile huzurlarının bu derece bozulmasına gönlüm ve vicdanım razı olmuyor..
Burada ve kamuoyu ‚ medyada yaratılan linç kültürünü kabul etmiyorum.. Biraz empati yaptığımda hiç planlamadan‚ düşünmeden bir anda alakasız bir maç yada mekanda ‚ hiç ummadığın bir anda böyle bir olaya sonuçlarını düşünmeden karıştığınız olmadı mı..
Biraz tribüncülük yapmış‚ biraz gençlikte grup psikolojisi ile hareketli ‚kavgalı olaylara karışmış insanların biraz daha empati yapmalarını ve bu insanları afişe ederek birşey kazanamayacağımızı‚ onlara yaptıklarından cok daha fazlasını kat ve kat cezalandırarak adalet‚ vicdan duygularımızı yok etmememizi izin vermemeliyiz.
Daha önemlisi ve beni uzun süredir rahatsız eden‚ tribünde de zaman zaman yapılan emniyet‚ cevik kuvvet lehinde yada rakip taraftara polisin siddet kullandığı sırada polis lehine yapılan tezahuratlardır..Burada 2 gündür de yapılan budur...
Sadece biraz empati ve biraz sağduyuya ihtiyacımız var hele de yeni sporda şiddet kanunun çıkacağı bugünlerde daha doğrusu taraftarlığın tamamen bitirileceği‚ herşeyin polisin kontrolünde ve tamamen cezalandırmaya gecirileceği bugünlerde‚ yangına körükle gideceğimize ortak tepkiler vermemiz gerekiyor.. Bu insanlara ceza verdirmeye çalışmak ‚ yarın en basit olayda bize dönecektir..
Biz cezalandıramıyoruz o zaman devlet cezasını versin demek bana göre hem adil değil hem de biraz acizlik oluyor..hele de bu kadar afişe etmek biraz delikanlıca durmuyor kanımca..
Volkan
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ScoutGS sitesinde yayınlanan yazı >> link
"galatasaraylılardan spor kamuoyuna bir çağrı:
26 aralık 2010 tarihinde florya metin oktay tesislerinde oynanan u17 galatasaray-fenerbahçe maçının devre arasında yaşanan nahoş olaylar kamuoyunu üzmüş ve korkutmuştur. profesyonel sporun eşiğinde bulunan çocuk yaştaki gençlerin her ne sebeple olursa olsun şiddete maruz kalmalarının mazur görülecek hiç bir yanı yoktur.
kınama, üzüntüleri dile getirme, ihmalden dolayı özür dileme ile sınırlı tepkilerin ve ilgili federasyonlar tarafından kulüplere yönelik verilen muhtelif cezaların bugüne kadar şiddetle mücadeleye dişe dokunur bir katkısı olmadığı aşikardır. bu boşluğu doldurma iddiasıyla hazırlanan sporda şiddetle mücadele yasa tasarısı'nın ana amacı da şiddeti tetikleyen, körükleyen, şiddet olaylarının önüne geçilemez düzeyde kitleselleşmesine yol açan bütün unsurların bilaistisna tespiti, cezalandırılması ve spor müsabakalarının dışına atılmasıdır.
dehşet ve ibretle izlemekteyiz ki, 26 aralık 2010 tarihinden bugüne kadar galatasaray - fenerbahçe u17 maçında çıkan olaylarla ilgili süreç, gerek medya gerekse her iki kulübün yöneticileri tarafından, öngörülebilecek en vahim şekilde ele alınmaktadır.
yazılı ve görsel medyaya yansıyan ve kamuoyuna sunulan bilgi ve yorumlar, olayı aydınlatma ve benzer olayların tekerrürüne mani olma isteğinden çok, insanların özel hayatlarını ve bilgilerini deşifre etmeye varan bir dezenformasyon bombardımanı şeklinde sürdürülmektedir. öncelikle bütün bu süreçte yayınlanan görüntüler eksiktir. kamuoyuna sunulan bilgiler, olayların tamamının sağlıklı ve rasyonel algılanmasını sağlamaktan uzaktır. bu şekliyle de kolayca saha içinde kalması sağlanabilecek bir tartışmanın, seyircilerin müdahil olduğu bir şiddet eylemine dönüşmesine nelerin yol açtığı gündem dışı bırakılmaktadır.
üstüne üstlük bu eksik ve yanıltıcı teşhis, giderek, insanların özel hayatını görsel ve sesli ifşa eden gerçek ve tüzel kişiler hakkında çeşitli hapis ve para cezası öngörmekte olan tck'nun 134. maddesi hilafına açıkça suç unsuru içeren bir linç kampanyasına dönüşmüştür.
pazar gününden beri fbtv'den aldığı görüntülerle eksik ve yanlı haber yapan ntv ve ntvspor kanalı ile, saat başı olayla ilgili gözaltına alınan kişilerin isimlerini ve ne iş yaptıklarını ifşa eden fbtv yasayı alenen ihlal etmektedirler. bu yayınlar, sosyal paylaşım alanlarında ve taraftar sitelerinde çeşitli kullanıcı isimleriyle tehdit girişimlerine de yol açmaktadır.
uygulanan şiddet ve yapılan hataların karşılıklı olduğu açıktır. adalet eşit dağıtılmalıdır. bir şiddet olayından ders çıkartmak, gerçeklikten kopmak ve yargı sürecine girmiş olan failleri, yasaları hiçe sayarak bir linç kampanyasının hedefi haline getirmek değildir. tam aksine, adaletin bu suretle eksik tecellisi, yasal sorumluların görevlerinin gereğini yerine getirmemeleri ve linç kültürü vicdanlarda daha vahim yaraların açılmasına neden olur.
bu çerçevede:
1 - 26 aralık 2010 tarihinde florya metin oktay tesislerinde oynanan u17 galatasaray-fenerbahçe maçı devre arasında yaşanan olayların seyirciyi de kapsayacak şekilde büyümesinde ağır sorumluluğu bulunan ve görgü tanıklarınca biri fenerbahçe takımı görevlisi, digeri üzerinde kahverengi deri mont olan en az iki kişinin soruşturma kapsamına alınması en azından hukuki bir zorunluluktur. ayrıca, bu insanların yayınlanan görüntülerde de galatasaraylı oyuncuları yumrukladıkları net olarak görülmektedir.
2 - sorumsuz ve medya etiğine uymayan yayınları yapan kanallar ile sosyal paylaşım alanlarında gözaltına alınan kişileri ve ailelerini tehdit edenlerin internet üzerinden işlenen suçlar kapsamında, haklarında gerekli işlemlerin yapılması; ayrıca bu tür yayınların "devam eden bir dava ile ilgili" olmaları hasebiyle acilen durdurulması hukuk ve adalet adına diğer bir sorumluluktur.
bütün bu fotoğrafta, asıl ibret verici olan, galatasaray ve fenerbahçe yönetimlerinin sergiledikleri tutumdur.
tff'nin ifadesiyle, sporda şiddet yasası ve bu yasa çerçevesinde beklenen tavır değişiklikleri içinde en önemlisi, kulüp yöneticilerinin kendi kulüplerinin en önemli çıkarının şiddetin önlenmesi olduğunda birleşmeleridir.
26 aralık 2010 u17 maçı sonrası fenerbahçe yönetiminin tutumu hiç de şaşırtıcı değildir. gerek kendi televizyon kanalları, gerekse medya uzantıları vasıtasıyla süratle bir mağdur/saldırgan temeli oluşturulmuş, yukarıda belirtilen yasadışılığa aldırılmaksızın bu temelde bir kampanya açılmış durumdadır. böylesi sağlam bir kurguyu bu kadar hızlı sahneye koyanlardan, olayların başlamasına yol açan oyuncularını ve görevlilerini sportif olarak cezalandırma yoluna gitmelerini ve kendi müdahale alanları dahilindeki diğer tahrikçileri yargı sürecine katmalarını beklemek büyük saflık olacaktır.
şaşırtıcı olan, görünürde şiddetle mücadele uğruna kendi kulüplerinin mağduriyetine aldırmayan galatasaray spor kulübü yöneticilerinin tutumudur.
tavırları şiddetle mücadelenin ruhuna uygun görünmekle birlikte, olayların bütünüyle aydınlatılmasına; eksik görüntü ve tanıklıkların yargıya iletilmesine; halen yargıya intikal etmiş olanlar dışında başka sorumluların da yargılanmasına katkıda bulunmamak, fiilen şiddete çanak tutmaktır.
gsk yönetim kurulu olaylar karşısındaki mevcut duruşuyla, son derece geniş bir taraftar kitlesi tarafından "kritik bir olayda rakip takımın üzüntüsünü paylaşan akl-ı selim yöneticiler" olarak değil, fenerbahçe spor kulübü'nün geçmiş pek çok olayda olduğu gibi bu olayda da kendisine çıkar sağlamaya çalışan geleneksel politikalarının destekçileri olarak algılanacaktır.
26 aralık 2010 tarihinden bugüne kadar yaşanan süreç, bugüne kadarki şekliyle tüm spor kamuoyuna sporda şiddet yasası'nın ne kadar elzem olduğunu değil, hangi düzeyde tedbir ve müeyyide içerirse içersin hiç bir yasanın, uygulamada adalet hiçe sayıldığı, günlük çıkar ve düşmanlıklar alenen körüklenmeye devam edildiği müddetçe hiç bir faydası olamayacağını ispat etmektedir.
spor müsabakalarında şiddeti bitirmek için adil uygulamaların yeni yasal düzenlemelerden daha önemli olduğunun bilinciyle, 26 aralık 2010 tarihinde yarım kalan galatasaray - fenerbahçe arasındaki maç dahil olmak üzere geçmiş bütün spor müsabakalarında vuku bulmuş şiddetin her türlüsünü bütün kalbimizle bir kez daha kınıyoruz.
galatasaraylilar"
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Olaylara karışan serbest bırakılan Galatasaraylı Kardeşlerime tekrar geçmiş olsun. Allah büyük Arkadaşlar bugünlerde geçecek. Yaptığınız hatanın farkındasınız bundan hiç kuşkum yok,insanlar hatalarınla büyür.Siz herkes gibi toplumun önemli bireylerisiniz başınızı dik tutun unutmayın ne derlerse desinler sizler benim gibi Galatasaraylısınız ve bizim ortak davamız GALATASARAY !!!
Kim Suçlu?
İlla bir suçlu mu arıyorsunuz? O zaman filmi biraz geriye saralım. Genç futbolcuların hepsinin bir idolü olur onları seyreder gördüklerini taklit ederler. Bu bir çalımdır ya da falsolu gol vuruşu rakiplerle kavgaları da ilgilerini çeker. Pazar günü yaşananlar geçmişte iki ezeli kulüp sporcuları arasında sıkça görüldü Semih Şentürk-Arda Turan R.Carlos-Keita hatta şimdi çıkacak şiddet yasası için ön araştırma yapan komisyon tarafından fikirlerine başvurulan Hasan Şaş pek uslu sayılmazdı. Sahi, istermisiniz mecliste yasa konuşmaları esnasında milletvekilleri birbirine girsin, hiç şaşmam bu konuda hepsi uzman.
Buyurun suçlu arıyordunuz, evet bulduk eee şimdi?
Dört sene öncesi kaldığımız kasabanın bir Alman amatör kulübünün U16 takımını çalıştırıyordum, orada yaşayıp gördüklerimi bir Allah birde ben bilirim. İnanın oyuncuları zapt etmek velilerinden daha kolay. Saha kenarına gelip taktik veren anneler mi ararsınız hakem kararlarına isyan eden ve bu yüzden saha ortasında kavga çıkaran babalar mı hele “neden yeğenimi santrofor oynatmıyon” diye yüzüme çemkiren akrabalar mı. Böyle olaylar dünyanın her yerinde yaşanıyor tabii olmamalı ama ufak bir kıvılcım insanoğlunu çileden çıkarmaya yetiyor şuursuzca hareket etmesine sebep verebiliyor kontrolü kaybediyorsunuz. Ben sahaya inen arkadaşların bilerek 17 yaşında gençleri hedef aldıklarını aklımın ucundan bile geçirmiyorum hele şu günlerde yaptıkları cahillik ama tribünde geri vites yok oraya indin mi alayına gidersin ucunda ölüm olduğunu bilerek. İki 100 yıllık kulübün ezeli rekabetinin getirdiği gerginliğe bağlıyorum bunu kelimelerle anlatmak mümkün değil anca yaşayan bilir. Açık konuşuyum o an bende aynısını yapabilirdim kimse kalkıp aksini savunmasın üstelik meydan kavgasında yaş cins sorulmaz Kopenhag’da bize saldıran İngilizler arasında 15 yaşında veletler de vardı. Bu durumların göbeğinde olmak büyük marifet değil ve övünülecek hiçbir yanı yok Allah kimseyi böyle çirkin olayları yaşatmasın.
Buyurun buradan yakın, futboldan ve spordan nasibini alamayan medya mahlûklarına bol malzeme çıktı hele Türk spor medyasını taraflı sarı lacivert olduğunu dünya âlem biliyor. Şimdi “vah zavallı 17 yaşında çocuklar”, ne sanıyordunuz? Bu işler 42 inch ekran karşına kurulup bir paket cips eşliğinde Green Street hooligans seyrettikten sonra internette mastürbasyon yapmaya benzemez, it’s hardcore baby.
Hadi gelsin yasa, eee sonra?
Türkiye yıllardır şiddetin içinde yoğruluyor insanların tahammülü sabırları tükenmiş vahim durumdayız trafikte birbirine silah çeken toplum haline geldi ülkemiz ama sade yasa çıkarılıyor kimse şiddete dur diyemiyor. Titreşimli prezervatifler yeşil aycılık Helen Harper ile halkı eğitmek bir yere kadar, Nasrettin Hoca fıkrasında gibi suya giden çocuğa testiyi kırmasın diye attığı tokat, işte zihniyet bu. Keşke o testinin ne kadar değerli olduğunu çocuğa anlatsaymış Hoca Efendi, Türk halkı yıllardır bu saçmalıklarla aldatıldı ve hala aldatmaya devam ediyorlar.
Suçu ispatlanana kadar kimseyi yargısız infaz edemezsiniz altın tepsiyle kamuoyuna terörist olarak sundunuz en acı yanı kimse bu insanlara sahip çıkmıyor. İşte vicdanımda buna müsaade etmiyor, onlar benim yoldaşlarım kardeşlerim tanımasam da hiç fark etmez elimden geldiği kadar yardım etmeye hazırım, aynı üç yıl önce 19 Mayıs olaylarında tanımadığım Galatasaraylıların zindanlara atıldığında yardım elimi uzattığım gibi. Sayın Başkanımız da kalkmış bu kişiler Galatasaraylı olamaz demeçleri veriyor biz bu sözleri üç sene öncede duymuştuk çapulcu suçlamaları hala kulaklarımda çınlıyor Sayın Adnan Polat. Galatasaray demişken, son günlerde güzel paneller düzenliyorlar keşke biri çıksa bize saatlerce sade Galatasaray anlatsa, mesela Sabri Mahir’i anlatsa ne güzel olur….
Once Upon a Time in West
Bazı filmleri anlamak için fazla diyolağa gerek yok, hayatta aynıdır bir gün beklemediğn yerde bir zamanlar seni aşağılayan insanların paçalarının tutuştuğuna şahit olursun.Boşuna dememişler "Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste...."
GALATASARAY
Galatasaray, trajedilerin zaferlere dönüşmesnin açılımıdır.
Kupalar Şampiyonluklar hepsi gelip geçer kalan içimizde sönmeyen ateştir. Eğer Anıl Dilaverin attığı golde içinizde o hazı tutkuyu heyecanı coşkuyu hissediyorsanız Galatasaray yaşamaya devam edecek,ateşin sönmesine izin vermeyin !
There’s something in your heart,
and its in your eyes
It’s the fire, inside you
Let it burn....
Deplasman Kutsaldır
Hükümet yeni şiddet yasasını çıkarmak için son günlerde adeta seferberlik ilan etti, bence halkın gözünü boyuyorlar hiçbir şey değişmeyecek hatta daha çok sertlikle ateşli taraftarların üzerine gidilerek tamamen statlardan uzaklaştırma amaçlı düzmece oyun. Futbolla ilgilenen kim varsa Ankara’ya çağırdılar, bu kişilerin arasında eski futbolcularda var Sergen, Hasan Şaş ve Rıdvan Dilmen. İşte bu son saydığım kişi bir zaman lakabı “şeytan” dün mecliste komisyona deplasmanların yasaklanmasını önerdi. Rıdvan Dilmen uzun yıllar Türkiye liginde profesyonel futbol oynadı milli formayı giydi hocalık yaptı şimdi ise yorumcu. Vaktim olduğunda arada bakarım yorumlarını dinlerim, maalesef kendi söylemek istediklerinden daha çok televizyon formatına uygun yorum yapıyor yani futbolun gerçek yüzünü yansıtmıyor ve komik durumlara düşüyor. Dün akşam haberlerde mecliste konuşmasını gösterdiler hayretler içinde kaldım uzun yıllar futbol oynamış bir kişi olarak deplasmana giden futbolcuların kendi taraftarları onları tribünlerde desteklemesinin ne kadar önem taşıdığını bilmesi lazım. İç sahada her halükarda takımı destekleyecek seyirci bulunur esas dış sahada destek bulmak zordur. Deplasmanlar taraftarlar için kutsaldır, onlara ayrılan belirli yüzdelik bölüm vatan toprağıdır ve bu toprakları en iyi şekilde temsil etmek için oradadırlar. Deplasmana giden taraftarlar kulüplerinin adeta bir dış temsilcisidir örneğin yabancı ülkelerde konsolosluklar gibi. UEFA’nın getirdiği %5’lik kontenjan aslında minimum ölçüyü belirler istenilse bu sayı çoğaltılır yurtdışında bunun örnekleri var, fakat Türkiye’de tam tersi yapılmaya çalışılıyor sanırım bunun altında yatan başka şeyler var yetkililer İtalya örneğini ülkemizde uygulamak istiyor, hadi hayırlısı.
İtalya örneği demişken ufak bir konuya değinmek istiyorum. Yaklaşık 5 yıldır taraftarlara kimlik karşılığı bilet satılıyor, hepsi emniyet tarafından fişlenmiş telefonları dinleniyor takip ediliyorlar giydikleri iç çamaşırlarına kadar biliniyor. Tüm baskılar yetmemiş bu sezon başında taraftar kartı çıkarıldı, blogda bahsetmiştim. Peki neden? Biraz araştırdığınızda altında başka şeylerin yattığını görüyorsunuz, çıkarılan Taraftar kartı kredi kart fonksiyonlu yıllık ücreti 7 avro ve her sene uzatılmak zorunluluğu var. Gördüğünüz gibi taraftar sade cezalandırılmıyor üstüne bir güzelde soyuluyor.
Şiddet yasası öyle ya da böyle çıkacak ama yapılan ön araştırmalar yetersiz, eski profesyonel futbolcular, medya gibi tribüncülükle uzaktan yakından alakası olmayan kişilerin komisyona çözüm yolları üretme açısından zerre kadar katkısı olamaz. Komisyon sade iki kitle üzerinde duracaktı, biri Tribüncüler diğeri de Emniyet güçleri. Bu arada hep eğitimsizlikten bahsediliyor hâlbuki herkes orta halde eğitim almış belirli yerlere gelmişler. Sorun alınan eğitimde değil verilen eğitimin kalitesizliği yüzünden son yıllarda Türkiye’de birçok okumuş cahil türedi. İşte bu çok vahim bir durum çünkü insanlar yanlış bilgilerle kasıtlı manipule ediliyor. Beşiktaş-Bursa maçı öncesi çıkan olaylar inanın tesadüf değil bunun provasını geçen sezon Ali Sami Yen stadı önünde yapmışlardı. Bursalı taraftarları taşıyan otobüs göya polis tarafından yanlışlıkla Galatasaray taraftarlarının yoğun olduğu mekanın içinden geçirildi! Gelin tekrar hatırlayalım belki ne demek istediğim daha iyi anlarsınız;
Propaganda
“Propaganda çok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını etkilemek amacını taşıyan önceden planlanmış bir mesajlar bütünüdür. Propaganda tarafsız bilgi sağlama yerine, en temelde kendi kitlesini etkileyecek bilgiyi sunar. Mesaj doğru olsa da yönlü olabilir ve olayın tümünü dengeli bir şekilde sunmayabilir. Genellikle politikada kullanılır ve hükümetler ve politik partiler tarafından desteklenir. Propaganda ve halkla ilişkiler, her ikisi de ikna etmeye yönelik çalışmalar yürüten disiplinler olması ve bunun yanında benzer kitle iletişim araçlarını kullanması nedeniyle gerek toplum gerekse bazı uzmanlar tarafından karıştırılan disiplinlerdendir. Oysa amaç ve ilkeler yönünden ayrışırlar. Halkla ilişkiler gerçeği abartarak farklılaştırarak doğru olmayanı yaymak değildir. Abartı ve gerçeği saklama propaganda teknikleri içinde yer alır, hatta etki bırakmak için oldukça fazla kullanılır. Propaganda ikna yoluyla kitleleri etkilemeye çalışırken, halkla ilişkiler açıklama yapıp doğruları söyler. Propaganda tek yönlü, halkla ilişkiler ise çift yönlü bir iletişim uygular.”
Propagandanın bilimsel açıklaması, geçmişte bazı diktatör ülkelerin bakanları da olurdu örneğin Goebels . Günümüzde artık propaganda her alanda yapılıyor, mesela bir ünlü lokantaya gittiğinde diğer ünlüyü görünce “ne haber uleeen” diyerek dolaylı yollardan kendi propagandasını yapıyor. Bu propagandadan faydalanmak isteyen zulada bekleyenler var hemen sazan gibi atlıyorlar böylece zincirleme propaganda oluyor. Attı biri taşı kuyuya hadi çıkarın bakalım.
Ve Tyler Durden derki;
God damn it, an entire generation pumping gas, waiting tables; slaves with white collars. Advertising has us chasing cars and clothes, working jobs we hate so we can buy shit we don't need. We're the middle children of history, man. No purpose or place. We have no Great War. No Great Depression. Our Great War's a spiritual war... our Great Depression is our lives. We've all been raised on television to believe that one day we'd all be millionaires, and movie gods, and rock stars. But we won't. And we're slowly learning that fact. And we're very, very pissed off....
Whistleblower
Wikileaks olayı patlak verdikten sonra hayatımıza yeni bir kelime girdi “Whistleblower”, gelin bir göz atalım ne anlama geliyormuş;
Whistleblowing, üstün bir “sivil erdem” (civic virtue) davranışıdır. Organizasyonda yaşanan yanlış davranış ve eylemlere karşı sessiz kalmak yerine, bunun ortadan kaldırılması için mücadele etmek yüksek bir kişisel sorumluluk ahlakının gereğidir. “Vijdani redçi” (conscientious objectors) olarak adlandırabileceğimiz “whistleblower”lar, maalesef çoğu zaman organizasyonlarda muhtelif şekillerde suçlamalara (hain, gammaz, ispiyoncu, problem çıkaran vs.) maruz kalmakta ve çeşitli risklerle (işten atılma, dışlanma, psikolojik şiddet, aşağılanma, misilleme vs.) karşı karşıya bulunmaktadırlar.
Organizasyonda yaşanan negatif davranış ve eylemleri raporlayan veya açığa çıkaran kişi organizasyona ihanet etmiş bir “hain” suçlamasını asla haketmemektedir; tam aksine o kişi çalıştığı organizasyona yüksek bir aidiyet duygusu ile kendisini bağlı hisseden bir “kurumsal yurttaş davranışı” sergilemektedir. Bu davranış bir ihanet değil, sadakatin bir sonucudur.
Tam metin makale için tıklayınız: link
Çalıştığınız organizasyondaki yasa-dışı ve etik-dışı uygulamalara, haksızlıklara, usulsüzlüklere, suistimallere, adaletsizliklere karşı sessiz kalmayın!... Psikolojik şiddet (mobbing, bullying vs.) ve diğer türde duygusal tacizlere karşı yapabileceğiniz çok şey var... Gücünüzün farkında olun!..
Sistem bozuk ama ben sağlamım diyerek yaşamayın bir gün o sistem gözünüzün yaşına bakmadan sizi ezer geçer.
Susmayın haksızlığa karşı mücadele edin !
Konya Spor - Galatasaray 0:1 Kırılma Noktası
Her takımın ihtiyaç duyduğu andır kırılma noktası, bunu antrenmanlarda çalışamazsınız aniden gelişir ve hayati önem taşır. Aynı beş sene önce Aydın Yılmaz’ın son saniye golü gibi o rüzgarla şampiyonluğa kadar gidersiniz. Bu sezon böyle bir fırsat yakalamıştık Karpaty maçında 10 saniye dayansaydık şimdi bambaşka yerlerde olacaktık, kısmet değilmiş. İki takım için hayati önem taşıyan maçtı fakat sergiledikleri futbol daha çok dostluk maçını andırıyordu. Hagi elinde kalan oyunculardan en iyi kadroyu sahaya sürdü, iki yeni isim vardı biri bugün ilk defa ilk 11’de başlayan Çağlar diğeri ise A2 takımından gelen ve ilk Birinci Lig müsabakasına çıkan Anıl Dilaver. Maçın geneli hakkında fazla söylenecek bir şey yok. Hagi önce beraberliği garantileyip sonra gerisine bakarız tarzı oyunu tercih etmiş, neticeye bakarsak haklı çıktı zaten başka oyun planı da düşünmek şu tabloya bakıldığında mümkün değil.
Anıl Dilaver
İki yeni isim bence bugün sahanın en iyileriydi, Anıl’dan bu maçtan sonra fazlasını beklememek lazım henüz erken ve daha çok genç en iyisi gelişmesini zamana bırakmalı. Çağlar’ın durumu farklı, Birinci lig tecrübesi var bugün diri gözüktü ve sol beke çuk diye oturdu. Gelelim gole, Anıl diye bağırmışım inanın gözlerim yaşardı o kadar sevindim. Taraftarın aidiyet duyguları pekiştiği anlardır, golü örneğin Kewell ya da başkası atsa bu kadar değerli olmazdı. Anılın golü Galatasaray’ın dibe vurup zıplayışı olabilir, en önemlisi bu galibiyet ile Galatasaray’ın gerçek kimliği tekrar ortaya çıktı. Geçmiş yıllarda olduğu gibi yine böyle kötü günler yaşarken altyapımızdan çıkan oyuncuların gösterdiği büyük çabalarıyla kazandığımız maçlarda yaptığımız sıçramalar Galatasaray’ı tarih kitaplarına altın harflerle yazdırdı. Hagi oyunculara takım ruhunu biraz olsun oturtmuş, son saniyede yaşanan arbede de açıkça görüldü. Artık bu saatten sonra futbolcular kendilerine biraz çeki düzen vermeli, Hagi tüm kötü şartlara rağmen inancını yitirmemiş birazda onlar kendilerine inanmalılar.
Me Against The World
With all this extra stressin
The question I wonder is after death, after my last breath
When will I finaly get to rest?
Through this supression they punish the people that's askin questions
And those that possess, steal from the ones without possesions
The message I stress: to make it stop study your lessons
Don't settle for less even the genius asks es questions
Be grateful for blessings
Don't ever change, keep your essence
The power is in the people and politics we address
Always do your best, don't let the pressure make you panic
And when you get stranded
And things don't go the way you planned it
Dreamin of riches, in a position of makin a difference
Politicians and hypocrites, they don't wanna listen
If I'm insane, it's the fame made a brother change
It wasn't nuttin like the game
It's just me against the world
I know it seem hard sometimes but remember one thing
Through every dark night, there's a bright day after that
So no matter how hard it get, stick your chest out
Keep your head up, and handle it.....
LIBERTA PER GLI ULTRAS !