Her ne kadar değişik tanımlamalar yapılıyor olsa da marka değerini insanların markamızla özdeşleştirdiği değerlerin toplamı olarak tanımlamak mümkün. Nelerdir bunlar? Markaya verilen değerle bir insana verilen değer arasında o kadar çok ortak nokta var ki;
Carlos Alberto Hakeminho
Yıldızlarımıza değişik isimlerde verebiliriz,mesela: Hakemowich,Hakemsky,Van der Hakem,Hakemson vs.
Dünya üzerinde Hakemin çıkardığı kartları defalarca,hemde değişik açılardan gösteren yayıncı kuruluşu yoktur sanırım,ligtv bu dalda tek fenomen olduğu kesin,malum yayın ekibinde oturanlar insan değil onların hepsi deney laberatuarlarından kiralanmış birer şebek.Bu yüzden tüm istatistikleri alt üst eden Nondanın golünü es geçmiş olabilirler,hakemlere göre programlanmış oldukları için.
Muhteşem GALATASARAY Taraftarları !
Bugün Stoke City - Manchester City maçında olduğu gibi,Denizlispor-Galatasaray maçında muhteşem taraftarlar vardı,"ultrAslan'lar".
Hiç susmadılar,deplasman olmasına rağmen Denizli statdını Ali Sami Yene çevirdiler.
Stoke-M.City maçında ingiliz yayıncı kuruluş sürekli tribünlere zoom yapıp,yayının sesini yükselterek taraftarların söyledikleri marşları ekranlara yansıtıyordu.
Bizim yayıncı kuruluşumuz sesi kısarak,son yılların efsane olma yolunda,Galatasaray Taraftarınla özdeşmiş"Peşindeyiz" bestesini kimseye dinletmemekle israr ediyordu.
Televizyonda maç seyretmek kadar gıcık bir şey yoktur galiba,ne mutlu statlarda canlı maç seyredenlere.
payTV kills Football !
Erdal Güngör
Stoke City - Manchester City 1:0
"It was a fantastic match,stoke fighters beat the millionaers from manchester city ."
Gerçekten muhteşem maç oldu,stoke city 37.dakikada delap'ın kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kaldı.Herkes m.cıty'nin bu dakikada itibaren maçı kendi lehine çevirmesini bekliyordu,zaten ilk dakikadan beri stoke'dan üstündüler ama tam tersi oldu çünkü o muhteşem Stoke City taraftarlarını hesapa katmamıştılar.
12.adamın görevi takımını maçın sonuna kardar destekleyerek onu oyunda tutmak,ona ekstra güç katmak,işte bugün stoke tarftarları tam anlamıyla görevlerini dört dörtlük yerie getirdiler.
Kırrmızı kartla 10 kişi kalan stoke 45.dakikada Beattie' nin attığı kafa golüyle öne geçti.
Stoke taraftarları ikinci yarıda susmadılar,M.City'nın yıldız oyuncusu ve aynı zamanda kırmızı karta sepeb veren Phlips'i oyundan düşürdüler,takımlarınla savunma yaptılar,onları atağa kaldırdılar.

Stoke City - M.City sıradan bir premiere league müsabkası olarak bakmamak lazım.
Bu maç,kısıtlı imkanlarınla,üstelik sahada bir kişi eksik kalan,lig sıralamasında en altta olan,Stoke City takımının.Geçtiğimiz haftalarda astronomik rakamlarla Kaka'yı transfer etmeye kalkan Al-Fahim'in futbol fabrikasına çevirdiği M.City takımına karşı zaferidir.
Bu galibiyet endüstriyel futbola karşı direnen TRİBÜNLERİN zaferidir !
Kahrolsun endüstriyel Futbol !
Erdal Güngör
Lizbondan mektup var..
6 Kasım 2008 Benfica-Galatasaray, hiç unutamayacağım güzel deplasmanlardan birini yaşamıştım, üstelik benficayı kendi sahasında yenmiştik, ne geceydi allahım.
uA-Avrupa tayfadan 42 kişi dünyanın diğer ucuna giderek Galatasarayımızı yalnız bırakmamıştık.
Maç sonrası bir kaç Arkadaş Lizbonun gece hayatına attık kendimizi.Barlar sokağında dolaşırken ufak bir tavernada mola verdik.Galibiyeti kutluyorduk, birde baktık şehirin diğer ucundan hiç üşenmeden kalkıp bizimle tanışmak isteyen üç kişi tavernadan içeriye girdi.
Masamıza oturdular, kendilerini tanıtılar "Ultras Sporting Lissabon Torcida Verde" oluşumunun üst yetkilileriymiş.
Birisinin adı Dario Pestana diğer iki arkadaşının isimlerini unutum.
Uzun ve hoş sohbetimiz oldu, sabah 04:30'a kadar oturdular, sonra mail adreslerimizi ve atkılarımızı değişerek ayrıldık.
Söz vermiştim Dario Arkadaşımıza, haberleşiriz demiştim, malum işlerimin yoğunluğundan unuttum. :(
Sağolsun Dario bizi unutmamış, bu sabah iş yerinde maillerime bakarken birde ne göreyim, Lizbondan mektup var.

Vay be demek bizi hatırlayanlarda varmış...
Dario bir kaç resim yollamış onlarıda buraya ekliyorum.


LİBERTA PER GLİ ULTRAS !
Erdal Güngör
İskoçyanın gizli ayıpı.
Konu İskoçyada hala günümüze kadar uzanan iki dini grubun kan davası,Katolikler ve Protestanlar.
Tüm bunların ortasında futbol,filmde İskoçyanın iki büyük kulübü olan Celtic-Rangers taraftarlarının bu kan davasını statlara taşımasını anlatıyor.
Film Orjinal ingilizce ve dört parça.
1. Bölüm
2. Bölüm
3. Bölüm
4. Bölüm
Erdal Güngör
Galeyana getirmeyin
Sözde AC Milan kulübünün ikinci Başkanı Galliani aylardır Milan Ultrasları tarafından ölüm tehtidleri alıyormuş.

Tehtid nedenleri baya tuhafıma gitti.Göya milanlı ultraslar kulübten beleş bilet ve deplasmanlar için maddi yardım istemişler.Şimdi bunun için koskoca milanın ikinci başkanını ölümle tehtid edilmesi garibime gitti.İtalya medyasının bizim medyadan kalır yanı olmdığını kimseye anlatmama gerek yok sanırım,haberde milletii galeyana getirip Ultrasları karalama kampanyası kokusu olduğu ap açık ortada.
Yine işin derinine inmeye karar verdim.Mainz 05 ultraslarından bir arkadaşımın milan ultraslarıyla sıkı temas halinde olduğunu biliyordum,onu devreye sokarak zorda olsa içlerinden birinle kontağa geçtik.
Arkadaşım italyan olduğu için sağolsun tercümanlıkta baya yardımcı oldu.Güvenlik açısından,konuştuğumuz kişi açık kimliğini yazılmasını istemedi,bu yüzden ismini F olarak değiştirdim.!
Soru: Geçtiğimiz haftalarda L Espresso gazetesinde bir haber çıktı,Galianiyi beleş bilet yüzünden ölümle tehtid ediyormuşsunuz?
(dayak yiyecek kadar italyanca biliyorum,sorunun üzerine uzun bir küfür faslı geldi :)) )
F: Ne beleş bileti,hepsi palavra artık ne yazacaklarını şaşırdılar,bir kere olsun gerçekleri yazsınlar yemin ediyorum tribünü bırakacağım.
Soru: Peki gerçekler nedir anlatırmısın?
F: Gerçekleri herkes biliyor amigo ama nedense kimse cesaret edip çıkıp konuşmuyor.Şayet galianinin istediği olsaydı şimdiye kadar Kaka çoktan satılmıştı.Biz çok baskı yaptık,bazı kardeşlerimiz haddini aşmış olabilir,sokak ortasında bağıranlara fazla kulak asmamak lazım.
Olay sade Kaka transferiyle sınırlı değil.Sende biliyorsun italyanın tüm statlarına pankart yasağı getirildi son zamanlarda biraz göz yumuyorlar ama işlerine gelmedimi kelepçeleri takıyorlar.Bunun dışında taraftarlara uygulanan büyük baskı var.İtalyada eskiye nazaran olaylar azaldı ama gelde bize sor,bazı kardeşlerimize maç günleri sokağa çıkma yasağı veriyorlar.Evlerinin önünde sivil polis bekliyor,maç olduğu zaman karakola iki sefer imza atmaya gidiyoruz,çektiğimizi bir tek santa maria biliyor.

Soru: Televizyon stüdyosu baskını,ondan biraz bahsedermisin?
F: Baskın dememek lazım,ufak bir ziyaret yaptık,bu olayında gerçekleri tam olarak yansıtılmadı.Stüdyoya geldiğimizde programı basma niyetimiz yoktu sade üst yetkilerden biriyle konuşmak istedik.Program çekililyormuş bizde içeriye daldık,zaten canlı yayın değildi kayıt yapıyorlardı.Stüdyodan dışarı çıkarıldık,önce kibar davranan güvenlikler dışarda polisle birleşerek bize saldırdılar.İki arkadaşımız biber gazından solunum yollarından ağır yaralandı,tabi bunun üzerine bizim çocuklarda savunmaya geçtiler,bunlardan kimse bahsetmiyor.(yine uzun küfür faslı geliyor)

Soru: Yetkilerle ne konuşacaktınız?
F: Önümüzdeki sezon yeni yayın hakları için ihaleye gidilecek,ortada 900 milyon Avro gibi rakamlar dönüyor.Şimdi farz edelim bu gerçekleştiği taktirde bilet fiyatları muazam şekilde pahalanacak,zaten tonla para veriyoruz,statların hali ortada.Madem bu kadar yayın haklarına paraları var neden önce statları onarmıyorlar? en azından verdiğimiz paranın karşılığına insan gibi hizmet sunsalar kimse ses çıkarmayacak.Boş statlar için bahaneleri hazır malum hep bizler suçlu olarak gösteriliyoruz ama gerçek bu değil.İnsanlar hurda statlara fahiş fiyat ödemek istemiyorlar son ekonomik krizden sonra durum düzelmezse önümüzdeki sezon seyirci sayısı şimdikinden yarıya düşebilir.!
Soru: Biraz futbol konuşalım,bu sene yine İstanbulda bir avrupa kupa finali daha oynanacak,ne diyorsun?
F: İstanbul güzel şehir ama bizim kötü anılarımız var.İki kere size karşı tosladık,birindede Liverpool yaktı bizi.Finali istiyoruz elbette ama Galatasaraya karşı olmasın.
Soru: Neden? :)))
F: Muhteşem Taraftarlarınız var,ultrAslanı yakından takip ediyoruz,yirmibin kapasiteli statdı ceheneme çeviriyorsunuz.Bu arada koreografilerinizde bizimkileri kadar süper.
Ben: Sizi geçtik amigo,söyleşiye vakit ayırdığın sana çok teşekkür ederim.
F: Memnun oldum,ciao Amigo,İstanbula selamlar.....
Erdal Güngör
2009 Altın Job ödülü

Her yıl Almanya aktif futbol taraftarlar birliği (B.A.F.F.) tarafından dağıtılan bu ilginç ödül geçtiğimiz sene 232 taraftarı tutuklayarak Alman Futbol tarihine damgasına vuran Breemen emniyetine gitti.
İkinci talihliler Schalke Auf Arena statdının özel güvenliği.
Ekim ayında oynanan UEFA-Cupa müsabakasında 150 Paris St.Germain taraftarlarının üzerlerini aramak için çırılçıplak soyan özel güvenlik sade yurt içinde değil,artık Uluslararası ünede kavuştu.
Kaynak: link
Tebrikler. :)))
Erdal Güngör
İmam Cemaat !
Buyrun:
>
İnsanları aşalamakmış?
Buyrun:
Şiddetmiş?
Buyrun:
Bu toplum sizin eseriniz,tepe tepe kullanın.
ADALETİN OLMADIĞI YERDE,BARIŞ SAĞLANAMAZ !!!
Erdal Güngör
Amatör Futbol ve Sponsorları
Yaşadığım bu şirin kasabada 1989 yılında bir Futbol takımı kurduk "FC Gençlerbirliği Bischofsheim e.v."
Takımın ismini benzer olan Ankara kulübünden aldık sanıyorsanız yanılıyorsunuz,o yıllarda çok gençtik,belki ondan olabilir. :)))
Futbolu bu takımda bıraktım ve ardından yönetim kurulunda görev aldım,basın sözcülüğü yapıyorum ama sade bununla kalmıyoruz oyuncular ve yönetim arasında köprü görevi yapıyorum.Tüm bunların yanında kasabamızın tek yayın organı olan "Lokal Anzeiger" gazetesine her hafta kendi takımımızın oynadığı maç raporlarını yazıyorum,tabi gönüllü olarak bir kuruş aldığımız yok.
Her neyse konuya gelelim.1996/97 sezonunda takımızı B Liginden bir kademe üstte çıkarmaya karar verdik,artık zamanı gelmişti,zira B ligi almanya lig sıralamasında en son klasman oluyor.
Bir üst lige çıkmak için para lazım.Üye sayımız yaklaşık 500,yılda iki kere eğlence geceleri düzenliyoruz,bir kaç türk market,berber ve kasap sahiblerinin verdiği destekle kendi yağımızda kavruluyoruz.Fakat bu şampiyonluğa oynamak için yetmiyor.
Ne yapıp edip sağlam sponsor bulmalıyız,şöyle en ballısından.
Kasabamızda bulunan almanyanın büyük sigorta şirketlerinin bayisine gitmeye karar verdik.Telefon açıp kısaca derdimizi anlatıktan sonra randevu aldık.
Hep merak ederdim acaba büyük kulübler şu sponsor işini nasıl hallediyorlar diye,işte o gün çattı geldi.
Üç arkadaş sigorta şirketinin önünde buluştuk,içeriye girip veznede duran güzel bayana kendimizi tanıtdık,sağolsun bizi müdürün offisine kadar götürdü.Zaten götürmese biz heyecandan kalpten gideceğiz.
Offise girdiğimizde bizi en son model BOSS elbiseli,saçları bir tüp jöleyle taranmış ve Channel No5,AXE karışımı hafifte Shell mazotunu andıran parfüm kokulu adam karşıladı.
Biz ise kulüb yöneticisinden daha çok üç holigana benziyoruz,ne yapalım paranın gözü kör olsun.
Lüks deri koltuklara oturduk başladık derdimiz anlatmaya.
"Efendim bizim filanca isimli kulübümüz var,üye sayımız şu kadar vs." diyerek söze başladık.
Adam sabırla bizi dinledi,sonra "güzel,talep ettiğiniz miktar ne kadar?"
Hızımızı almışız bir kere,heyecanımızıda yenmiştik kim tutar bizi "5 yeter" dedik.
"Tamam" dedi karşımızda oturan jön kılıklı adam,"biz size yakın zamanda haber vereceğiz"
İçimizden bir arkadaşımız "bu işe bitti gözüyle bakabilirmiyiz?" gibi soru yönelti.
"Gerekli araştırmaları yaptıktan sonra size bildireceğiz" cevabını aldık.
Üçümüzün dilinde aynı soru olduğunu hissetmiştim "nasıl bir araştırma?" ama kimse cesaret edip soramadı,çaylaktık.
Ertesi gün antremanımız vardı,akşam saat 19:00'da belediye tesislerinde toplandık.Ben biraz geç gelmiştim,antreman başlamıştı.Saha kenarında duran iki yabancı olduğunu gördüm.Yanlarına gittiğimde birisi bizim Sigortacı jön'dü diğeride antrenörlük yapan arkadaşıymış.Selamlaştık,hoş beş muhabet derken,takım hakkında bilgi istedi,oyunculardan vs.Sonra tesisleri gezdik,toplandığımız lokalimiz varmı diye sordu,olduğunu söyledim.Antremandan sonra lokale geldiler,etrafı incelediler,insanları süzdüler.Daha henüz sezon başlamamıştı,hazırlık dönemindeydik ve pazar günü bir dostluk maçımız vardı iç sahada,bu maçta görüşmek dilekleriyle ayrıldılar.
Pazar günü maça gelip seyretikten sonra buluşmak için randevu günü ayarladık.
Yine üç arkadaş aynı ilk günkü heyecanla adamın karşısındayız,bu sefer biraz tedirginlikte var,"acaba?" diyoruz.
Jön kılıklı Sigortacı bize yönelerek "tamam dedi,talep ettiğiniz miktarı vereceğiz"
Tam sevinçten adamın boynuna sarılacaktık "ama" dedi.
"Önce 1.5 peşin,sonra devre arasında şayet ilk üç içindeyseniz 1.5 daha ve sezon sonunda şampiyon olarak bitirirseniz geri kalan 2'yi alacaksınız" ve şöyle devam etti "bazı şartlarımız var,sigortamıza 100 kişiyi üye yapacaksınız aksi taktirde şampiyon olsanız bile paranın hepsini vermeyeceğiz"
Rakamın büyüklüğü,takımı her ihtimale karşı bir üst kümeye çıkarma hırsı,gençliğimizin saflık ve cahilliğine kapılarak şartların hepsini kabul ettik.
O sezon şampiyon olduk,toplam maliyeti 200.000(ikiyüzbin) Deutsch Marka patlamıştı bize.
Yüz kişiyide nasıl sigortaya üye yaptık diye soruyorsanız,orasını karıştırmayın,sülalemizle yeni barışıyoruz. :)
Erdal Güngör
Marka değeri nasıl ölçülür ?
Her ne kadar değişik tanımlamalar yapılıyor olsa da marka değerini insanların markamızla özdeşleştirdiği değerlerin toplamı olarak tanımlamak mümkün. Nelerdir bunlar? Markaya verilen değerle bir insana verilen değer arasında o kadar çok ortak nokta var ki;
- . Olumlu ve olumsuz imaj
- . Bu kişiyi iyi tanıyıp tanımadığınız
- . Bu kişi hakkında ilk öğrendiğiniz bilgiler
- . Bu kişi hakkında başkalarından duyduklarınız
- . Bu kişiyi kendinize yakın veya uzak hissetmenize neden olabilecek sebepler (Etnik kökeni, görünüşü, resmiyeti, samimiyeti vs. gibi)
- . Bu kişinin önemi veya özel olması
- . Bu kişi ile arkadaşlık etmekten memnun olmanız
Bu maddelerin hepsi marka değeri hakkındaki duygu ve düşünceler içinde geçerli olan kavramlar. Bunlara ek olarak;
- . Bir kişiyi seviyorsak, ailesini ve arkadaşlarını da sevmeye meğilli oluruz
- . Kimi kişilere karşı bağlığımız olur
Peki ya sizden bir seçim yapmanızı istesem, Pazar günü sinemaya Aliyle mi gidersiniz Veliyle mi? Şimdi bir an için müşteri konumunuzla düşünün, marka seçimi yaparken yukarıdaki kritler sizi etkilemiyor mu? İnsanların insanlarla olan ilişkilerinde yukarıdaki maddeler ne kadar önemli ise, markalarla olan ilişkilerinde de o kadar önemlidir ve nasıl ki kişilerin sizin için bir değeri varsa markalarında olacaktır. Peki bu değer nedir, nasıl belirlenir, işte kritik sorumuz Marka değeri nasıl ölçülür?
Marka değeri araştırması için detaylara önem vermek ve geniş bir açıdan bakmak çok kritiktir. Disiplinli çalışma olmaksızın yapılacak bir araştırma faydadan çok zarar getirir. Doğru olmayan sonuçlara göre yaptığınız yatırımlar ve aldığınız aksiyonlar minimum fayda getirecek, yaptığınız masraflar boşa gidecektir. Ciddi ve sistemli çalışma da temel olarak üç unsura dayanır;
- Marka değerinizi etkileyen girdilerden farkına varabildiklerinizin sayısı.
- Araştırmayı gerçekleştirme sıklığınız.
- Soruların kalitesi ve tutarlılığı
Araştırmayla ilgili olarak birkaç ipucunu da eksik etmeyelim. Öncellikle markanızın değerini ekip arkadaşlarınızla bir araya gelip, kendiniz yaptığınız yorumlarla belirleyemezsiniz. Bunun için birebir tüketicilerin (özellikle “müşterilerinizle” demiyorum) görüşlerini almalısınız. Sizi en doğru sonuçlara götürecek yöntem, birebir veya gruplar halinde yüz yüze görüşmeler olacaktır, sektörünüz buna uygun değilse veya yüksek maliyetleri karşılayamıyorsanız klasik anket yöntemini de kullanabilirsiniz. Bu iki metodu karma olarak kullanarakta verimli sonuçlar alabilirsiniz. Her iki metodda da dikkat etmeniz gereken nokta, kişilere sorularınızı aynı kriterlere göre sormanız, mümkünse standart bir soru formu oluşturmanızdır. Aksi takdirde sonuçları sayısallaştırmanız, istatistiksel olarak anlamlı hale getirmeniz ve bunun sonucu olarak yorumlamanız zorlaşacaktır.Araştırmanın ne sıklıkta yapılması gerektiği sorusuna gelince marka değeri gibi uzun vadede değişen bir konuda 6 ayda bir ya da senede bir gibi sık bir frekansta araştırma yapılmasına gerek yok. Marka değeri araştırması sektörünüze, rakiplerinize ve markanıza bağlı olarak 3 ila 10 yıl arasında bir sıklıkla gerçekleştirilebilir. Bu tür araştırmalara firmaların yaklaşımında benim en sık karşılaştığım sorun bütçelerin dar tutulmaya çalışılıyor olması, bütçeyi küçük tutmak adına araştırmanın doğruluğundan vereceğiniz ödünler harcadığınız parayı da sokağa atmanıza sebep olacaktır. Bütçeniz azsa çalışmanın kapsamını küçültmek, sizi aynı bütçeyle çok iş yapmanızdan daha verimli sonuçlara götürecektir.
Yukardaki yazı Evren Bal isimli kişi tarafından yazılmış,Kaynak :link
Yazıyı dikkatli şekilde okuduktan sonra gözlerinizi kapayın sonra içine Futbolun kendisini ve Kulüpleri atın.
Futbol bir tüketim maddesimidir?
Kulüpler birer markamıdır?
Önce hayatımızda gıda maddelerinden sonra sık kullanıp tüketiğimiz diğer maddelerden bazılarını örnek alalım.
1.Beyza eşya.
AEG,Bosch,Siemens,Miele
2.Televizyon
Vestel,Samsung,Arçelik,BEKO
3. Araba
Mercedes,BMW,Audi,Opel
Üç maddede olan markalar kendi dallarında birbirine rakip ve her biride diğerinden müşteri kapma peşinde.
Müşteri yada başka adıyla tüketicide markalara karşı bir gönül bağı oluşabilir,örneğin araba markalarında bunu sık görebiliriz.Ama bir BMW kullanıcısı markaya olan gönül bağını belirli süre kenara bırakarak Mercedes kullanabilir bu mümkün,sonra canı sıkıldımı eski gönül bağına dönüş yapar.
Diğer maddelerde benzer gönül bağı arabadaki gibi görülmez ama müşteri tabiki kullandığı maldan memnun kalırsa eskidğinde yine aynı markayı kullanmaya devam eder.
Gelelim Futbola.
Galatasaraylılar sıkıldıklarında Fenerbahçeyi tutarlarmı? yada Beşiktaşı,olmadı Trabzonu?
Takım sıralamalarını değiştirebiliriz,fakat hiç bir taraftar tutuğu takımını değiştirmez,ömür boyu onun peşinden koşturur.
Futbollu endüstriyeleştirerek bu duyguyu ortadan kaldırmak istiyorlar.
Nasılmıı?
Dünyanın en çok piyasa değeri olan dört lig var.İngiltere,İspanya,İtalya ve Almanya.
Bu ligler dünyanın her ülkesinde rahatlıkla pazarlanıyor,çünkü en kaliteli futbol bu liglerde oynanıyor,en pahalı futbolcular bu liglerde var,en modern statlara sahib bu ülkeler.
Dört lig piyasa değerini kaybetmemesi için elinden gelen her şeyi yapıyor.Örneğin son Kaka transfer polemiği,gerçekten Kaka okadar değerlimi? yoksa bacasız sanayi olan premiere league'in piyasa değerimi artırılmak istendi? X Futbolcunun piyasa değeri 2 milyon fakat Y ingiliz veya ispanyol kulübü bu futbolcuya 15 milyon teklif ediyor.Hadi 3 yada 5 teklif et anlarım ama neden hemen 15 milyon?
Mecburlar,yapmasalar liglerinin pazar değeri düşecek çünkü futbol artık insan oğlunun en sık tüketiği madde haline geldi.Futbolun en çok tüketildiği yerde televizyon.Zaten şu anda televizyonları ayakta tutan tek bir şey varsa oda Futbol.
Şimdi birde Türkiyeye bakalım.
Türkiyede oynanan futbolu bu dört ülkeyle karşılaştırırsak teknik olarak pek farkı kalmadı çünkü endüstriyel futbolda ekolda bitti,işi götüren fason ve balon gibi şişirilmiş yıldız oyuncular.
Türkiyede oynanan futboldan daha çok hakem tartışılıyor,sergilnen futbol köreltiliyor,taraftar tutkusu ortadan kaldırmak için eskimiş statlara fahiş fiyatlar istiyorlar böylece statda canlı maç seyretme hevesi kayboluyor.
İnsanları televizyonalrın başına hapis ederek beyinlerini reklamlarla yıkıyorlar.
Bu durumda Süperlig avrupada pazarlama değeri olabilirmi?
Erdal Güngör
Eski köye yeni adet !
Bahsetiğim oluşum "Ultras Darmstadt 2003".

Geçtiğimiz günlerde Ultras Darmstadt 2003 eppelheim kasabasında düzenlenen futbol salon turnuvasında rakip Ultras grupları tarafından saldırıya uğramışlar ve saldırıda pankartlarını kaptırmışlar.
Ultras aleminde pankart namus demektir,pankartı kaptıran oluşumlar için böyle olaylardan sonra sonları olur ve kendilerini fes ederler.
Prensiplere göre bu yoldan gidilmeli başka çıkışı yok bu işin.
Fakat Ultras Darmstadt 2003 oluşumu farklı yöntem seçmiş ve kendilerini fes etmiyorlar.!
Yayınladıkları bildiriyi okuduktan sonra,bu arkadaşlar ile temasa geçtim,darmstadt bana yakın olduğundan onlarla bir lokalde buluştuk.
Anlatıkları yazılı açıklamalarından farklı değildi ama olayın biraz derinine indik:
"Evet doğru,pankart kaptırmak büyük leke,normal prensiplere göre hareket etseydik kendimizi fes etmemiz lazım.Biz bunu uzun tartıştık,çevremizde bulunan diğer Ultras oluşumlarınla bile temasa geçerek onların fikirlerini aldık,sonra bu karara vardık.Aldığımız bu kararda arma aşkı ve darmstadt 98 kulübünün zor durumda olması ağır bastı.Kulübümüze haciz geldi,mali durumumuz çok kötü şimdi bizde kendimizi fes edersek manevi olarak çökerdik şehirde bundan kötü etkilenirdi.Fes etmek yerine yönetim kadroyu tamamen değiştirdik,aynı isim altında yeni yapılanmaya gittik.Bunu yapmak zorundaydık,ortada 5 senelik bir oluşum var onca emek sarf eden kardeşlerimize yazık olurdu,darmstadt şehirinde oluşan Ultras felsefesi kaybolurdu,buna vicdanen dayanamazdık,o yüzden bu yolu seçtik."
Dediğim gibi iki ucu gübreli değnek,tartışmaya açık konu,allah kimsenin başına vermesin.!
Erdal Güngör