Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Münferit#2

23. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

İlk başlarda tribünümüzün lokomotif grubuyla birlikte hareket ediyorduk. Kimliklerimiz atkılarımızın arkasında gizliydi. Asla deplasman kaçırmazdık, bazen otobüsle bazen tren bazı zamanda otostop yaparak armanın peşinde koşuyorduk.


Sonra yazmaya başladık, İngiliz “Hoolwriter” yazarlarından esinlenmiştik. Bazıları yazmayı kendine terapi olarak görüyordu, kimileri yolunu buluyor, kimileride tarih sayfalarına not bırakmak istiyordu. Yazılarımızla kendimize bir kimlik oluşturduk, ultra hareketini de yönlendiriyorduk. Farklı renklere gönül vermiş olsakta sonuçta davamız aynıydı hepimiz tribüncüydük.  

 

Ve bir süre sonra ortak toplantılar düzenlemeye başladık. Fırsat buldukça kitap fuarlarında buluşuyorduk, konserlerde ya da maçlarda. Tuhaf duyguydu, çoğu kez müsabakalarda karşı karşıya gelip kafamızı gözümü kırmıştık. Zevkli geçen çatışmalarımız kadar karşılıklı oturup dava üzerine tartışıp konuşmakta bizlere büyük huzur veriyordu, rahatlıyorduk. Mazoşizm?  Hayır,  irrasyonel.


Toplantılarımızda karşılıklı hikâyelerimizi paylaşıp, yazılarımızın üzerine tartışıyorduk. Ve böylece Ultra-Yazarlar birliği oluştu. Resmi değildi ama tüm tribüncüler bize saygı gösteriyordu. Kaleme aldığımız yazılar tribün kültürünün ayakta kalması için büyük önem taşıyordu. Birkaç prensip kararları aldık, asla sistemin parçası olmayacak burjuva akımlara kapılmayacaktık. Yalnız öyle durum oluştu ki, farkında olmadan yeni bir edebiyat tarzı yaratmıştık. Maalesef 2 Şubattan sonra her şey değişti. O güne kadar koruma şilti sandığımız yazar kimliklerimiz bir anda parçalandı. Yazılarımızla davaya uzak kalan kamuoyunu aydınlatmayı çabalarken emeklerimiz bir kalemde silindi fişlendik.


Suçumuz, 30 yıl boyu çatışmalarımız, Ultra hareketini yayıp tüm ülkede düşmanlığı pekiştirmek, halkı huzursuz bırakmak ve genç nesilli yazılarımızla zehirlemekti.  Futbol müsabakalarını gerekçe olarak kullanıp, bazen organize, bazen de münferit, etrafa şiddet saçıp insanlara işkence yapmakla suçlanıyorduk. İtitiraf etmelyim, bazı çatışmalarımız futbol ile hiçbir alakası yoktu. Cigara, alkol, toz, kadınlardan kadar şiddetten de büyük zevk alıyorduk. Biz aslında bağımlıydık yokladı mı dindirmeliydik içimizdeki canavarı.

 

Onların gözlerinde Ultralar, kanunsuz, kalpazan, şiddet eğilimliydi. Kendi deyimleriyle, medeni topluma zarar veren, sisteme çomak sokan parazitler. En tehlikeli yönümüz, modern futbola engel olarak ülke ekonomisine büyük maddi zarar açmaktı. Ama işlerine geldi mi bizi övmekle bitiremiyorlardı, süslü tifolarımıza methiyeler düzerek göklere çıkarıyorlardı, takımın vazgeçemeyeceği 12. Adam oluyorduk bir anda. İşleri bittiğinde de ellerinin kiri gibi bizi silip atıyorlardı.


Bir noktadan sonra doğru ile yanlışı, kötü ile iyiyi ayırt edemez hale geldik. Ultra demek kırmızıçizginin kenarında yaşamaktı hatta ötesine geçmek. Örneğin çatışmaları suç olarak görmüyorduk, bize göre oyunun parçasıydı. Sonra her şey değişmeye başladı, insanlar değişti. Kimileri kendini ulussal medyaya sattı. Kutsal geleneklerimizi bir kenara atıp televizyon ekranlarını, gazete manşetlerini süslemek daha çok hoşlarına gidiyordu. En büyük hata ise markalaşmaktı!

 

Çöküm markalaşmayla başladı, bize ayrılan tribünün biletlerini gruptan olmayanlara pazarlamak, grup dışındaki şahıslara ürün satmak vs. Kısacası paranın buyruğuna girilmişti ve esas hedeften uzaklaşıldı, profesyonel marjinal tribüncüler türemeye başladı.


Gün geçtikçe rakiplerimizle çatışmak zorlaştı fakat diğer yandan istemeyerekte olsa yeni hedef oluştu “polis”. Bu hedef bir süre sonra hepimizin ortak düşmanı oldu! Bunları gören devlet boş durmadı, eskisi gibi pasif değildiler bu sefer en sert şekilde üzerimize geldiler. Yeni yasalar çıkarıldı, peşimize muhbir taktılar, statlar kameralarla donatıldı, taraftar kartları çıkarıldı, deplasmanlar yasaklandı, terörist olarak fişlendik. Kafalarına estiğinde evimizden gelip alıyorlardı ya da durduk yerde sokakta gezerken tutuklanıyorduk. Parola,  SIFIR TOLERANS….devam edecek.

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: