Mentalita ULTRAS#3 Lotta Continua
“Hakem maçı yarıda kesti, başkent derbisinde Lazio ve AS Romalı oyuncular birbirine girdiler. Bir yandan teknik heyet, polisler oyuncuları zorla ayırmaya uğraşırken diğer yandan tribünlerden sahaya atlayan taraftarlar bir anda Olimpico stadını savaş alanına çevirdi.”
Yukarıdaki satırlar 1931 yılında Gazzetta dello Sport gazetesine ait, Valerio Marchi’nin Il derby del bambino morto(Ölü çocuğun derbisi) kitabından alıntı. Bu olay geçtiğimiz haftadan da olabilirdi belki önümüzdeki hafta sonu benzer haberler okuyacağız, kim bilir.
Yetmiş yıl aradan sonra hiçbir şey değişmedi, tek fark o yıllarda henüz Ultralar ortada yoktular. İtalya’da asırlardır şehirlerarası süren bir husumet var, kin nefret hat safhada. Sade Ultra grupları değil, kadın erkek, çocuklar, gençler ihtiyarlar sıradan vatandaş hepsi her an şiddete hazır. Bunun adına Mahali milliyetçilik deniyor. Bize böyle şeyler ters, aynı ırktan dinden olan insanların birbirine karşı duydukları nefreti anlamakta şahsen güçlük çekiyorum ama bu bir gerçek ve genelikle futbol müsabakalarında ortaya çıkıyor.
1968 yılında kimsenin hessabında olmayan Ultras hareketi başladı. Parlamento dışı solcu işçiler ve üniversite talebelerinin kurdukları “Lotta Continua”(Türkçe; Mücadele devam ediyor) grupları gittikçe Milano tribünlerinde çoğaldılar. O yıllarda Lotta Continua grupları içinde bulunan bir Cenovalı aktivist şöyle anlatıyor;
“Sokak mitinglerine Milano’dan işçi arkadaşlarımız katılırdı aralarında AC Milan taraftar gruplarına bağlı Fossa dei Leoni ve Brigatte Rossonere üyeleri bulunuyordu. Yalnız Ultraların büyük çoğunluğu siyasi hareketin içinde değildiler hatta bazıları tamamen apolitik duruş gösteriyor ve sade futbolla ilgileniyorlardı.”
Şunu belirtmekte fayda var, siyasi görüşlü taraftarların giderek statlarda ön plana çıkmaları tribünleri teslim aldıkları anlamına gelmiyor. Bu tamamen tesadüfen gelişmiştir, zira hepsi aynı kişilerdi ve önceleri olduğu gibi her hafta sonu tribünde omuz omuza takımlarını destekliyorlardı. Siyasete ve futbola olan tutkularını pekiştirip ortaya bir estetik riitual çıkardılar. Tribüne getirdikleri bu yeni Antagonist tarzı destek ve daima “KARŞI” duruşlarıyla özgürlüklerini vurguluyorlardı.
Roversi şöyle tarif ediyor;
"1969-70 yıllarında hayal kırıklığına uğrayan gençlerin sosyal hayattan koparılıp toplum dışına itilmeleri kendilerini yeni radikal bir dünyanın içinde buldular. Ülkeyi siyasi alanda kurtarma mücadelesini kaybettiklerini kabullenmek zorunda kalsalar da, daha kolay başarı sağlayacakları küçük bölgeleri(tribünler) kurtarma kavgasına girerek toplumun diğer kesiminden farklı olduklarını göstermeye çalıştılar.”
Bunu savaş cephesinden geri çekilme olarak algılıyabiliriz ama gerçekleri yansıtmıyor. Futbola tutkuları özgürlük adına verdikleri mücadeleyi daha ileriye taşıdı. Tribünler insanların kurtardıkları ve her şeyi göz önüne alarak savundukları tek özgür alanları oldu. ULTRA demek, daima haksızlığa KARŞI durmak ve bu duyguyu içinde hissetmektir. Tarifi mümkün olmayan bir o kadar yüzeysel ama yılmadan direnişin etrafa yaydığı auranın büyüsüyle özgürlüğe doğru koşmaktır.
ULTRAS hareketi ile sokak mitinglerinde kullanılan nesneler o güne kadar zaten renkli tribünlere biraz daha renk kattı. Megafonlar, pankartlar, asker miğferleri, sloganlar, marşlar. Ve o yıllarda sade İtalya’da vardı, futbolun anavatanı İngiltere’de de tribünlerde tezahüratlar söyleniyordu fakat onlar pop kültüründen alıntılardı siyasi içerikli değildiler. Bugünlerde bile Fausto Amoroninin “ Per i morti di Reggio Emilia”( Reggio Emilia şehitleri) parçasından bestelenen Birigatte Rossonere marşı “Tifosi Rossonere,Tifosi Milanisti” marşı çalındığında taraftarların duyguları doruk noktasına ulaşıyor.