Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Her Şey Para Değil

30. August 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bu hafta sonu Almanya’da yine ilginç müsabakalar oldu, bunlardan üçüne değineceğim. Bu üç maç içinden ancak tekini 90 dakika seyrettim, Wolfsburg-Mainz 05. Diğer ikisinin özetlerine baktım ama burada maçların yorumlarını yapmayacağım başka noktalara dikkat çekmek istiyorum.


Bayern Münih’in uzun yıllar bir Kaiserslautern fobisi var, mağlup olmaları bana göre sürpriz değil ve Kaiserslautern 17 sene önce ikinci ligden çıkıp Şampiyon oldu, bu sezon başa oynaması kimseyi şaşırtmamalı. Cuma günü galip gelmeleri belki bu sezon ikinci ligden yeni çıktıkları için sürpriz olarak değerlendirilebilir. Tabii, koskoca Bayern gibi takıma alınan galibiyeti indirgememek lazım, lakin Kaiserslautern genç ve yıldızsız kadrosu Münih yıldızlarını dize getirmesi, üst üstte ikinci galibiyetlerini alıp ligin zirvesine oturmaları şimdilik büyük başarı ve Bundesliga’ya heyecan katacağı kesin.


Schalke 04’de durum farklı değil, zira geçtiğimiz sezonda Hannover'e de kendi sahalarında puan kaybetmişlerdi, fakat bu sezon Magath Schlake’nin büyük taraftar kitlesini göz önünde bulundurarak işi ticarete vurdu ve kadroyu yıldız oyuncularla süsledi. Gelsenkirchen kenti Kuzey ren vestfalen eyaletinin maden bölgesi ve işçi sınıfının yoğun olduğu yer. Magath’ın şu an yapmak istediği bu yörenin insanlarına ters geliyor ve birkaç haftadır Taraftarlar arasında olan sürtüşmenin esas nedenleri de bu. Onlar sahada aynı kendileri gibi çalışan, mücadele eden oyuncuları görmek istiyor ve özdeşleşiyorlar. Şampiyonlukmuş, kupaymış vb. başarılar ikinci planda. Bu yüzden Raul gibi yıldızlar hikâye, hiç birisi Libuda ya da Olaf Thonun yerini dolduramaz. Oysa geçen sezon Magath alt yapı ağırlıklı genç kadrosuyla bence mucizeler yarattı, Schalke Taraftarı bu yılda devamını getirmesini istiyordu ama o başka yolu seçti, işi zor.


Gelelim 90 dakika seyrettiğim müsabakaya. Halk dilinde “tüp bebek” lakaplı Wolfsburg iki sezon önce kazandığı Şampiyonluğu geçtiğimiz sezon devamını getiremedi. Bu sene yeniden başa oynamak için büyük paralar harcadılar, ellerinde hala Avrupa’nın en iyi forveti Dzeko var. Misimoviç’i Galatasaray’a satarak Juventus’dan Diego’yu alma lüksleri de cabası. Karşılarında geçen sezon ikinci kez Bundesliga’ya çıkan ve sürpriz şekilde ligi yedinci bitiren Mainz 05. Dakika henüz 30 durum 3:0 her şey yolunda. Tribünlerde kaç fark olur bahisleri dönerken 39’da Rasmussen’nin ayağından talihsiz bir gol yiyorlar ve devre bu skorla bitiyor. İkinci yarı sahada başka Mainz var, zaten ilk devrede de bunun belirtileri görülüyordu ama Wolfsburg galibiyetten o kadar emindi ki rakiplerinin müthiş bir geri dönüş yapacaklarını akıllarının ucundan geçirmiyorlardı. Fazla uzatmaya gerek yok, 48. Dakikada Soto, 58.’de Schürrle,85. Dakikada da Szoloi skoru belirliyor ve bu sezon Mainz’ın ikinci kez galip gelmesini sağlıyorlar.


Bundesliga’da Deplasman da 3:0 geriye düşüp maçı çeviren takım 19 sene önce Bochum olmuş ama Mainz’ın geri dönüşünü açıkçası bende beklemiyordum. Tek kelimeyle helal olsun. Mainz ikinci devre müthiş oynadı ve attığı goller şans eseri değildi, hatta biraz şansları yaver gitse skor farklı olabilirdi. Kâğıt üstünde iki takımın kadrosuna baktık mı dağlar kadar fark görüyoruz. Dzeko, Diego, Grafite yıldızlara karşı adı şanı duyulmamış Rasmussen, Schürrle, Soto ve Szloi. Bu dört oyuncunun içinden sade Schürrle tanıdık geliyor bana, onu Mainz 05 U19 takımından biliyorum, diğerlerini de transfermarkt.de müptelalarına bırakıyorum. Teknik kadroda Wolfsburg’da ağır basıyor, İngiltere Premiere League’in usta hocalarından Steve McClaren yardımcısı Alman Milli takımının efsane oyuncularından Pierre Littbarski. Mainz 05’de Tuchel diğerlerini sormayın. Tuchel’in pek kariyeri yok, geçen sene sezon başlamadan havlu atan Jörn Andersen’nin yerine getirildi, U19 takımının hocasıydı ve Almanya Şampiyonu yapmıştı.


Türkiye’de Şampiyonlar Ligini kazan Teknik Direktörlerinin çaycılık mertebesine bile ulaşamadığını göz önünde bulundurursak, futbol ulemalarımız Tuchel’i hangi kategoriye koyarlar muamma. Şaka bir yana, futbolun heyecanını köreltip sahalardan manşetlere taşıyan reyting canavarları artık yıllardır çaldıkları plağın ikinci yüzünü çevirmelerinin vakti geldi geçiyor. Futboldan bihaber zalimlerin sözlerine kanan kulüp yöneticilerimiz “Her şeyin para olmadığının” farkına varıp, boş vaatlerle futbolseverleri kandırmasınlar. Hayvan terli, kimse yemiyor. Madem bu işin ticaretini yapıyorsunuz, forma satma amaçlı aldığınız üçüncü sınıf yıldızları pazarlayacağınıza oyunu ön plana çıkarıp pazarlayın(!) Berti Vogts’un bir sözü var “Sahanın yıldızı takımdır”, aynı fikirdeyim, malum futbol takım oyunu.


Artık yıldız futbolcularla donatılan kadrolar taraftarları kesmiyor. Futbol endüstrisi son yaşanan küresel ekonomik krizden sonra önemli değişim içinde. Günümüzde alt yapıdan yetişen gençlerin dünya devlerine kafa tutması futbolseverlere daha çok heyecan veriyor ve kulüplerinle özdeşleşiyorlar, doğrusuda budur(!) Kendimden örnek vereyim, şu an Galatasaray’ımız kötü günler yaşıyor, oyuncularımız istediğimiz futbolu sergileyemiyorlar. Tüm olumsuzluklara rağmen maç günlerini iple çekiyorum, inanın yazdıklarımda çok samimiyim, bana Galatasaray şu günlerde daha çok heyecan veriyor. Sahada Arda’yı, Aydın’ı, Sabri’yi hatta Sivas maçından sonra ağır eleştirdiğim Emre’nin verdiği heyecanı. İkinci yarı maçtan alındığından dolayı arkadaşlarından ayrılıp kale arkasında somurtan Elano vermiyor(!) Takımı yıldızlarla donatıp şampiyonluğa herkes oynar, ama şu durumdan düzlüğe çıkarsak ki buna canı gönülden inanıyorum müthiş zevkli olacak, buna emin olun(!)

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: