Geçmişten Günümüze
Yıl 1991,aylardan kasım Avrupa Kupa Galipler ikinci tur rövanş maçı, rakip Banik Ostrava. O zamanın adıyla Çekoslovakya ekibi. İlk maçı İnönü’de 0:1 kaybetmişiz, malum rövanş için kötü netice, nede olsa karşımızdaki takım Doğu blok ekolünden. Gençlik işte kan kaynıyor, macera olsun diye çıktık arkadaşlarla tuttuk Çekoslovakya yolunu. Oraya vardığımızda bizim gibi birkaç deli daha varmış meğer. Hava soğuk yağışlı, polis bizi maçın başlamasına 2 saat kala güvenlik sebeplerinden dolayı stada soktu. Donuyoruz yağmurda yağıyor, bizim durduğumuz tribünün üstü açık iliklerime kadar ıslandığımı hatırlıyorum.
Maç başlıyor, kadroda o zamandan aklımda kalanlar Mustafa Yücedağ, Arif Erdem, Kalede Hayrettin, Kosecki,Rambo Yusuf,Erhan Önal birde Tayfun vardı diğerlerini pek hatırlamıyorum.
İyi başlamıyoruz, defansta bir anlık dikkatsizlik bizi 1:0 mağlup duruma düşürüyor. Bu arada yağmur şiddetini arttırıyor rüzgârda var tam mahvoluyoruz tribünde, üstelik yeniliyoruz. Ümitlerimiz tükenmiş vaziyette, ilk maçı İstanbul’da kaybetmişiz birde onların sahasında geriye düşmüşüz, o yıllarda Türk takımlarının bittikleri an. Sonra ne olduğunu bende anlayamadım,ilahi adalet mi desem bilmiyorum, bir anda Rambo Yusuf kapattı gözlerini yaklaşık 20 metreden kaleye yolladı topu..”GOOL”. Aradan kısa süre sonra Arif Erdem çıktı sahneye, daldı ceza sahasının içine, meşhurdu Arifin o bölgede kendisini atmaları. “Düş ulan Arif” diye bağırdık hep bir ağızdan. Duymuş olmalı bir baktık Arif 2,80 yerde hakem penaltı noktasını gösteriyor, dedim ya ilahi adaletin parmağı vardı o gün. Topun başına Kosecki geçti, bir yandan soğuktan diğer yandan heyecandan titriyoruz ama değdi. Kosecki topu büyük ustalıkla ağlarla buluşturdu, sonrasında hayatımın en uzun zamanını geçirdim, maçın hiç bitmeyeceğini sandım, sonunda bitti ve turu atlayıp çeyrek finale yükseldik.
Şimdi bunu neden yazdım, bugün OFK Belgrat müsabakası beni 19 yıl geriye götürdü. Benzerlikleri vardı, tribünde bir avuç cefakâr Galatasaraylı (uA-Avusturya tayfasından birkaçını tanıdım Serkan, Faruk ve diğerleri hepsinin ayaklarına sağlık). Onlar bizden şanslıydı, hava güzeldi rakip vasattı ama yinede ilk maçın skoru avantajlı sayılmazdı, Allahtan kolay geçtik. Gelelim yukarıda bahsettiğim satırlara. Galatasaray’ın 2000 yılında ulaştığı UEFA zaferinin önemli kilometre taşlarından birisidir Ostrava maçı. Sade muhteşem geçen 1996/2000 yılları değil. Ostarava sonrasında hatırlarsanız Werder Bremen’e takılmıştık, şu meşhur karlı maç. Önceleri de vardı, örneğin 1989 yılında Avrupa Şampiyon Kulüplerinde yarıfinale yükselişimiz. 1987/1988 sezonunda PSV’yi ASY’de 2:0 yenip elenmemiz, hepsi bir gün kuruluş temellerimizde olan hedefe ulaşmamızın öncüleriydi.
OFK Belgrat’a karşı alınan galibiyet tarihi zafer değil tabiî ki ama yinede takımın özgüveni için çok önemli. Buna geleceğin öncüsü olacak bir kilometre taşı diyebiliriz mesela. İllaki bu sezon olması şart değil, birkaç sene sonrada bu OFK müsabakası hatırlanacaktır. Taraftar için böyle maçlar önemli sayılmaz ama futbolcular beleklerinin bir yerine kazırlar bu tür karşılaşmaları. Önemlidir, çünkü ileride yine benzer durumlarla karşılaştıkları zaman beleklerinde olan OFK müsabakası bir anda canlanacaktır, rakip ne kadar vasat olsa da yinede zoru başarmak gibi durum söz konusuydu ve başardılar. Malum, futbol kafayla oynanır. Futbolcular maçlara nasıl fiziksel hazırlanıyorlarsa, aynı şekilde mental olarak hazırlanmaları günümüzde büyük önem taşıyor. İşte bugün aldığımız galibiyet gelecek için çok önemliydi(!)
Rahat geçtik turu, maça fazla değinmeyeceğim vasatın üzerine çıkamadık, yinede ilerisi için ümit vaat eden kadroya sahibiz. Çok iyi bir Cana seyrettim, Pino’da fena değil biraz süre ister. Arda’ya attığı gol pası bana Beckenbauer’i hatırlattı. Hala rahat paslaşamıyoruz, çabuk rehavete kapılıyoruz, savunma hep aynı “evlere şenlik”. Aykut iyi kaleci iki muhteşem kurtarışta yaptı ama hala yan toplara çıkmakta kararsızlığı takıma güvenlik açığı vermesi yanı sıra rakibe büyük avantaj sağlıyor(!)