Bill Shankly vs. Jürgen Klopp
İngiliz futbolunun en başarılı kulüplerinden birinin temellerini atan kişi olan efsanevi Liverpool patronu Bill Shankly'di. İskoç teknik adam, 1959-1974 yılları arasında görev yaptığı 15 yılda Kırmızıları üç lig şampiyonluğu, iki FA Cup ve bir Uefa Kupasına taşıdı. Shankly Liverpool’a geldiğinde ikinci sınıf bir takımdı. Shankly'nin önderliğinde Liverpool, 1970'lerin geri kalanında ve 1980'lerde kendisinden sonra gelen Bob Paisley, Joe Fagan ve Kenny Dalglish yönetiminde yurtiçinde ve yurtdışında daha birçok şampiyonluk kazanmasına zemin hazırlayan bir güç haline geldi.
Bugün bildiğimiz Liverpool Futbol Kulübü'nün büyük bir kısmı onun eseridir. Efsane Kop tribünü takımı desteklemedeki rolünü ile de öne çıkaran. Rakip takımların adeta korkusu haline gelmesini sağlayan ve tamamen kırmızı bir iç saha taraftar grubuna dönüştürende Bill Shankly’di. You'll Never Walk Alone marşını onun görev süresi içinde tribünlere benimsetti.
Shankly, Liverpool'u 1974 FA Cup'a götürdükten sonra emekli oldu ve sadece yedi yıl daha yaşayabildi. Shankly 68 yaşında, art arda geçirdiği iki kalp krizinin ardından vefat etti ve külleri yakıldıktan sonra Anfield sahasına serpildi. Onun mirası, 1982 yılında Anfield'ın dışına dikilen dökme demir Shankly Kapıları ve 15 yıl sonra inşa edilen 7 metrelik bronz heykeli ile kulüpte yaşamaya devam ediyor.
Shankly aynı zamanda en ünlü sözüyle de ölümsüzleşti: "Bazı insanlar futbolun bir ölüm kalım meselesi olduğunu düşünüyor, emin olun futbol bundan çok daha önemli."
Dün, 8 Ekim 2023 de Alman TD Jürgen Klopp Liverpool’da 8. Yılına girdi ve efsane Bill Shankly’den sonra Liverpool kulübünde en uzun süre görev alan TD. Klopp, otoritelere göre Bill Shankly gibi efsane olma yolunda. Shankly – Klopp karşılaştırması yapmak ne kadar doğru olur bilemem ama, bana sanki ikisinin arasında pek fark yok gibi geliyor. Shankly Liverpool kulübünü devir aldığında sıfırdan bir efsane yarattı ve onun bıraktığı mirasından çok faydalanan oldu. Hatta İngiltere’nin 1966 Dünya kupasını kazanmasında da kuşkusuz büyük rolü var.
Shankly, görev yaptığı 1959 – 1974 yılları arası modern futbol henüz "endüstriyel futbol" bataklığına düşmemişti. Futbol o yıllar işçi sınıfının hafta sonu eğlencesiydi. Salkım saçak tribünler, oyuncuların aynı şehrin öz evlatları olması, hafta içi antrenmandan sonra pub’a (meyhane) uğrayıp taraftarlar ile geçmiş maçın değerlendirmesini yapması. Şampiyonluk kupasını semte getirerek Halkla iç içe kutlamalar günümüzde imkânsız hale geldi.
Sanayi ve Liman kenti olan Liverpool Sosyalist İşçi Partisinin (Labour Party) kalesiydi. Partinin, İskoç TD Shankly’i futbol kulübün başına getirilmesinde de büyük rolü var. Tamamen bir İşçi kulübü olan Liverpool 17 sene sonra 1964 yılında şampiyonluğu kazanması ve yine o dönem The Beatles müzik grubunun patlaması bir anda işçi şehri Liverpool dikkatleri üzerine çekti. Kapitalist ve Emperyalist Britanya içinde bulunan Liverpool gibi bir işçi kentinin kısıtlı imkanları ile büyük başarılara ulaşması Dünya’da büyük yankı yarattı.
Hoş, o yıllarda da futbol modern ve profesyoneldi. Hatta şimdiden daha çok yıldız futbolcular vardı. Pele, Uwe Seeler, Eusebio, Bobby Charlton, Bobby Moore, George Best, Sandro Mazolla ve saymadığım niceleri.
Klopp, Felix Magath’tan sonra İngiltere’de görev yapan ikinci Alman TD. 8 Ekim 2015 yılında göreve geldiğinde Liverpool’un geçmişten gelen sadece paslanmış unvanı kalmıştı. En son uluslararası başarısı 2005 senesinde İstanbul’da kazandığı ŞL kupası. Yurtiçi başarısı ise 2003 FA kupasıydı. Jürgen Klopp göreve başladığında ateşten bir gömlek giydiğinin farkındaydı. Kulüp o dönem 25 yıldır şampiyon olamıyordu bu hasrete Uluslararası başarıları bile teselli etmiyordu. Yine de Jürgen Klopp ile gelen ilk başarı 2019 yılında art arda UEFA ŞL kupası, UEFA Süper Kupası ve ilk kez Liverpool tarihinde FIFA Dünya Kulüp kupalarıydı. Hasret 2020’de sona erdi ve 20 yıl aradan sonra Liverpool nihayet 19. Şampiyonluğuna ulaştı.
Jürgen Klopp ile Bill Shankly arasında farkı karşılaştırdığımızda, Klopp kazandığı Yurtiçi ve Yurtdışı toplam 7 kupayla Shankly’den bir adım önde duruyor. Oynattığı futbol ile sade İngiliz futboluna değil aynı zamanda Dünya futboluna da katkısı tartışılmaz. Klopp, Shankly gibi sıfırdan bir efsane yaratmadı ama onun başarısı hafife alınmamalı. Jürgen Klopp çöpe atılmış altını tekrar çıkarıp parlattı ve eski günlerine geri döndürdü. Kloppun bir işçi çocuğu olması, samimi dostça tavırları Alman hocayı kısa zamanda içlerinden biri haline getirdi. Klopp, vakit buldukça eski geleneklere de önem veriyordu. Bazen yalnız başına, bazı zamanda bir-iki oyuncuyu yanına alıp semtin pub’larına gidiyor. Velakin, onun sayesinde Liverpool hem İngiliz hem de Dünya futbolunda tekrar laik olduğu yere geri döndü….
FC United Of Manchester, Halk İçin Futbol...
Yarın Akşam Şampiyonlar Liginde bir kez daha ezeli rakibimiz Manchester United ile deplasmanda karşılaşacağız. 1993 yılında ilk kez eşleştiğimiz ŞL ön eleme müsabakasını İngiltere’de 3:3 İstanbul’da 0:0 berabere kalarak o zamanların deplasman golleri kuralından dolayı Manchester United’e eleyerek ŞL ligine katılan ilk Türk takımı Galatasaray, Türk futbol tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Müsabakanın 118. Yıllık kuruluş haftasına denk gelmesi çok hoş oldu, umarım camiamızı sevindirecek bir neticeyle İstanbul’a geri döneriz.
Gelelim esas hikayemize, İngiliz tribün kültürü denince ilk akla gelen malum Holiganlar ama bu hep böyle olmadı. İngiliz futbol taraftarları daha çok takımı maçın akımına yönelik destek vererek ateşler. Rakibi aşağılayıcı sözlerle yerer ve bol bol marşlar ve pop şarkılarından oluşan şarkılar söyleyerek destek verir. Yalnız şunu da belirteyim takım kötü oynuyorsa şayet hiç çekinmeden kendi oyuncularını ve TD’e ağır hakaret etmekten de çekinmezler. Bizim bildiğimiz “Ultras” oluşumları gibi takımı her koşulda destek vererek, skor ne olursa olsun susmadan desteklemesine benzemiyor.
2005 senesinde hiç beklenmedik bir olay gerçekleşti. O güne kadar Manchester United’e içerde dışarıda destek veren Old Trafford tribünlerinin kemik tayfası bir karar aldı. Aldıkları bu karar Dünya futbol tarihinde endüstriyel futbola karşı yapılan en büyük eylemdir ve tüm Dünya’da büyük yankı oluşturdu. İngiltere tribün kültüründe hiç görülmeyen bu eylem ancak Avrupa’nın İtalya, Fransa, Almanya gibi ülkelerinde Ultras oluşumlarının yaptığı benzer eylemlerin bile ötesi bir olaydı. Manchester United taraftarları tribünlerden tamamen çekilerek kendi kulüplerini kurdular.
FC United of Manchester kurucuları ile 2013 senesinde Amsterdam’da gerçekleşen FSE (Avrupa Taraftarlar Birliği) kongresinde tanıştım. Beni çok etkilediler ve yaptıkları bu onur dolu eylemle onların önünde saygıyla eğiliyorum. Düşünsenize çocukluk aşkınız biricik sevdiğiniz uğruna gerekirse ölümü bile göze alacağınız kulübünüze, armanıza, renklerinize sırt çeviriyorsunuz. Çünkü, bu kahpe düzenden bıkmışsınız, riyakâr kulüp yöneticilerinden, fahiş bilet ve ürün fiyatlarından, futbolu sömürenlerden, futbolu Halktan çalan zenginlerin oyuncağı haline getirenlerden. Ve bir gün “YETER ULAAAN” diye haykırıyorsunuz ve kapıyı çarpıp çıkıyorsunuz.
Tüm bu nedenleri kendi ağızlarından dinleyelim. Ana sayfalarında açıklamayı elimden geldiği kadar Türkçeye çevirdim ve bir de kısa belgesel videosu ekledim.
Yarın Akşam Şampiyonlar Liginde bir kez daha ezeli rakibimiz Manchester United ile deplasmanda karşılaşacağız. 1993 yılında ilk kez eşleştiğimiz ŞL ön eleme müsabakasını İngiltere’de 3:3 İstanbul’da 0:0 berabere kalarak o zamanların deplasman golleri kuralından dolayı Manchester United’e eleyerek ŞL ligine katılan ilk Türk takımı Galatasaray, Türk futbol tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Müsabakanın 118. Yıllık kuruluş haftasına denk gelmesi çok hoş oldu, umarım camiamızı sevindirecek bir neticeyle İstanbul’a geri döneriz.
Gelelim esas hikayemize, İngiliz tribün kültürü denince ilk akla gelen malum Holiganlar ama bu hep böyle olmadı. İngiliz futbol taraftarları daha çok takımı maçın akımına yönelik destek vererek ateşler. Rakibi aşağılayıcı sözlerle yerer ve bol bol marşlar ve pop şarkılarından oluşan şarkılar söyleyerek destek verir. Yalnız şunu da belirteyim takım kötü oynuyorsa şayet hiç çekinmeden kendi oyuncularını ve TD’e ağır hakaret etmekten de çekinmezler. Bizim bildiğimiz “Ultras” oluşumları gibi takımı her koşulda destek vererek, skor ne olursa olsun susmadan desteklemesine benzemiyor.
2005 senesinde hiç beklenmedik bir olay gerçekleşti. O güne kadar Manchester United’e içerde dışarıda destek veren Old Trafford tribünlerinin kemik tayfası bir karar aldı. Aldıkları bu karar Dünya futbol tarihinde endüstriyel futbola karşı yapılan en büyük eylemdir ve tüm Dünya’da büyük yankı oluşturdu. İngiltere tribün kültüründe hiç görülmeyen bu eylem ancak Avrupa’nın İtalya, Fransa, Almanya gibi ülkelerinde Ultras oluşumlarının yaptığı benzer eylemlerin bile ötesi bir olaydı. Manchester United taraftarları tribünlerden tamamen çekilerek kendi kulüplerini kurdular.
FC United of Manchester kurucuları ile 2013 senesinde Amsterdam’da gerçekleşen FSE (Avrupa Taraftarlar Birliği) kongresinde tanıştım. Beni çok etkilediler ve yaptıkları bu onur dolu eylemle onların önünde saygıyla eğiliyorum. Düşünsenize çocukluk aşkınız biricik sevdiğiniz uğruna gerekirse ölümü bile göze alacağınız kulübünüze, armanıza, renklerinize sırt çeviriyorsunuz. Çünkü, bu kahpe düzenden bıkmışsınız, riyakâr kulüp yöneticilerinden, fahiş bilet ve ürün fiyatlarından, futbolu sömürenlerden, futbolu Halktan çalan zenginlerin oyuncağı haline getirenlerden. Ve bir gün “YETER ULAAAN” diye haykırıyorsunuz ve kapıyı çarpıp çıkıyorsunuz.
Tüm bu nedenleri kendi ağızlarından dinleyelim. Ana sayfalarında açıklamayı elimden geldiği kadar Türkçeye çevirdim ve bir de kısa belgesel videosu ekledim.
Football For The People (HALK İÇİN FUTBOL)
Malcolm Glazer'ın Manchester United'ı devralmasını protesto etmek için kurulan kulüp' sözü FC United'ı tanımlamak için sıklıkla kullanılan bir ifadedir. Ancak FC'nin Amerikalı iş adamlarının işgali olmadan gerçekleşmeyeceğine şüphe olmasa da bu bir başlangıçtı, bardağı taşıran son damlaydı ama tek neden değildi.
Manchester halkından zorla alınan bir Manchester kurumunun maddi hırsızlığı, televizyonun yararı için değişen başlama vuruşu saatleri, etkinliğe katılmak yerine arkasına yaslanıp izlemek isteyen “yeni” taraftarlarla dolu ruhsuz stadyumlar, ağır yönetim ve fahiş fiyatlı biletlerle desteklenen bir yıkım piramidinin ucuydu.
Mayıs 2005'e gelindiğinde bazı taraftarların canına tak etmişti. Glazer'ın engellenememesi ve 1998'de Rupert Murdoch'ın başarılı bir şekilde geri püskürtülmesinin tekrarlanması, önceki kampanyadan kalma bir 'son çare' fikrini yeniden canlandırdı ve FC United çarkları harekete geçirildi. Mücadeleyi sürdürmeye kararlı bir grup birey bir yönlendirme komitesi oluşturdu ve FC United of Manchester ortaya çıktı.
Bu fikri eleştirenler, eğer taraftarlar Premiership'ten hoşnut değillerse neden kendi kulüplerini kurmak yerine gidip nakit sıkıntısı çeken diğer yerel kulüpleri desteklemediklerini savundu. Ama bu onlarınki olmazdı, değil mi? United olmazdı ve kendileri devralındıktan sonra başka bir kulübü devralmak doğru olmazdı. Ne de farklı yönlere sürüklenip birbirlerini ve belki de futbolu sonsuza dek kaybedebilirlerdi. Protestonun ivmesini korumak, birbirlerine kenetlenmek, United şarkıları söylemek, eski güzel günleri anmak ve geri getirmek istediler. Bizim Kulübümüz, Bizim Kurallarımız istediler ve tam da bunu elde ettiler: Manchester United taraftarları tarafından oluşturulan, üyelerin sahip olduğu, demokratik ve kâr amacı gütmeyen bir organizasyon. Büyük Manchester camiasının tamamının erişebileceği ister oynasın ister desteklesin gençlerin katılımını teşvik etmeye ve herkes için uygun fiyatlı futbol sağlamaya adanmış bir kulüp….
/image%2F1393153%2F20231008%2Fob_f446e7_5328bd00-2103-11ec-b1d4-cbe5b762a8e4.jpg)
/image%2F1393153%2F20231008%2Fob_7e05cf_j-klopp.jpg)
/https%3A%2F%2Fi.ytimg.com%2Fvi%2FLYrPpo3-foM%2Fhqdefault.jpg)