R.I.P. Ciro Esposito
3 Mayıstı çıktı yoldaşlarıyla Napolili Ultra Ciro Esposito, koyuldu yollara. Yine armanın peşinde yılmadan usanmadan sonu böyle olacağını bilseydi yine de gidermiydi? Elbette giderdi!
Bilerek ölümü göze alıp dönüşü olmayan bir yolda yürür tribüncüler. Toplum dışı olduklarından haberleri vardır elbet, hatta gurur duyarlar. Niye mi? Niye soruyorsun!

Bilerek ölüme gitmek nasıl bir duygu olduğunu sormayın sakın anlatılacak hiçbir şey yok, seven insan her şeyi göze alır işte. Bir zamanlar birisi çıkıp bu durumu güzelce dile getirmişti hatta....
Eksozların, molozların, yağmaların kıyısından
Onca insafsızlıkların, onca haksızlıkların
Manzarasızlıkların, parasızlıkların
Allahsızlıkların kıyısından
Kimseye ve hiçbirşeye değmeden
Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum
Koşmak istiyorum
Şiirimin ve yumruğumun namusuyla
Kavgaya karşımadan, tutuklanmadan ve küfür etmeden
Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum
Avucunu son bir defa, ağlamadan tutmak istiyorum
Gözlerim yüzüne küskün, sazım sevgine suskun.
Saati ayrılığa kurmuşum olmaz teslimiyet
ziyan aklımı senle bozmuşum, içerim felaket
Kurşunlara geleyim istiyorum
Ölmek..ölmek istiyorum sevgilim
Sağ kalırsam affet.........
LIBERTA PER GLI ULTRAS!
İstikrar mı?
Burası Türkiye istikrar kelimesi muğlak kalıyor. Türkiye’de istikrar denince aklıma tek kurum geliyor Flash TV. Şaka yapmıyorum açın şimdi bakın ya Ankara misket oynuyorlar yada halaya girmişlerdir, dünya yıkılsa çizgilerinden vazgeçmiyorlar helal olsun.
Galatasaray futbol takımı bir Teknik Direktör daha öğüttü, tüketti dersek daha doğru olur. Hoca sayısı yılda ikiye düştü. Aysal yönetimi Flash TV kadar olmasa da Adnan Polat yönetiminden bu konuda istikrarlı. Yönetimi elemanlarla donatmak işe yarıyormuş meğer.
Mancini gitti, yolu açık olsun. Ne deyim, geldiğine gittiği kadar sevinmedim. Gerçeği söylemek gerekirse, üst seviye yabancı hoca getirip Türkiye’de şu ortamın içinde uzun vadeli başarı beklemek, üstelik jet hızıyla, imkansız ötesi bir şey. Son 15 sene içinde futbol ortamı yozlaştı, aynı toplum gibi. Futbolu geçtim sporla uzaktan yakından alakası olmayan bir güruh oluştu ülkede. Bu güruh futbolu sade tribünden, televizyondan takip eden ama lafa geldi mi mangalda kül bırakmayan bir cenah.
Hayatında futbol alt yapı eğitimi almamış, bir futbol takımında oynamamış sade küçükken mahallede teneke tekmeleyen. Şimdi ise göbek bağlamış iş çıkışı kankanlarıyla halı saha maçları yapanların yaşadığı ortama dünyanın en iyi teknik direktörünü getirip ışık hızıyla başarı bekleyenleri tarif edecek söz bulamıyorum. Birde bu arkadaşlar ile tartışmaya kalksanız “biz taraftarız illa futbol oynamamız şart değil” gibi boş laflar duyarsınız.
Mancini gitti, kim gelsin? Lucescu ismi dolaşıyor ortalıkta, neden olmasın. Ama Lucescu Türkiye’den giderken ne söyledi bir hatırlayın, “Türkiye’nin Ceausescu Romanya’sından farkı yok” demişti, haklıydı. Yalnız, bu 10 sene önceydi şimdi Türkiye Ceausescu Romanya’sından daha beter durumda. Hele şike bataklığından bir türlü çıkamayan, birilerine dal kavukluk peşinde olan, çıkmasını istemeyen TFF varken işi zor.
Bana kalsa Türkiye’de profesyonel futbol yasaklanmalı o kadar tiksindim. Bu saatten sonra kimi getirseler umurumda değil benim duruşum belli.....
KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL!
Estadio Jornalista Mario Filho
Brezilyalıların ve birkaç spor muhabirinin dışında kimse bu isimi bilmez çünkü dünya onu Maracana olarak tanıdı. Artık ruhunu kaybetmiş Maracana diyebiliriz.

Maracana 1950 senesinde açıldı, dönemin iktidarı işçi sınıfının yanında olduğu eski Maracana stadına bakıldığında hemen göze batıyor. İlk yıllarda stada giriş ücreti ufak bir rakamdı, fakir Halk maçlara rahatlıkla girebiliyordu ve 200.000 bin kapasitesi vardı. Koltuk yoktu ayakta maç seyredilirdi ki, olması gereken budur! Maracana Halkın mabediydi zengin fakir herkesi kucaklıyordu. İktidar konum olarak fakirlerin yoğun yaşadığı yere inşa etti Maracana stadını.
Stadı, Favela semtinin yakınına yaptırtmak için büyük uğraş veren gazeteci Mario Filho unutulmamalı. Dönemin iktidarı unutmadı ve gösterdiği çabalarından dolayı 1966 yılında stada adı verildi. Bugüne kadar resmi kayıtlarda Maracana stadı “Estadio Jornalista Mario Filho” geçiyordu....Maalesef bugün kadar!
Maracana’nın yanında bir yüzme havuzu, birde spor salonu yapıldı(şimdi yıkıldı). Halkı futbol dışında farklı sporlara yöneltme amacıyla ucuz kurslar verilirdi. Favela’da(Fakilerin yoğun yaşadığı semt, varoşlar) yaşayan fakirler hizmetten ücretsiz faydalanıyordu. Buna rağmen Maracana daima Brezilya futbolunun atar damarıydı. Ve bu kutsal mabette Brezilya futbolu ilk travmasını yaşadı. 1950 Dünya kupası finalinde Uruguay’a karşı alınan 1:2 mağlubiyet Halkı yasa boğdu. Galibiyet golün sahibi Alcides Edgardo Ghigga bir röportajında şöyle diyor; “şimdiye kadar sade 3 kişi tek hareketle Maracana’yı susturmayı başardı. Frank Sinatra, Papa ve Ben”. Brezilya Halkı 87 yaşına giren Ghigga’yı çoktan affetti ve oda Pele, Beckenbauer gibi dünyanın büyük futbolcuları ile yan yana Maracana stadına el izi yapılarak ebedileştirildi.
Kutsal Maracana üzerine o kadar çok efsane hikayeler var ki onlarca kitap yazılır. Maçlara bilet bulamayıp tünel kazarak stada girenler. Kimileri günler önce statta kaçak girip maça kadar orada yatanlar. Hatta bir zamanlar Maracana ‘ya yerleşenler bile varmış. Ama efsane olmayan ve dünya kupası başlamasına kadar devam eden gerçek, stat inşaatında çalışan işçiler ömür boyu maçlara bedava girmesi. Bugüne kadar bu söz devlet tarafından tutuldu. Artık vaatler bitti, Brezilya devleti kayıtsız şartsız faşist FİFA’nın buyruğuna girdi. Statta ebediyen bedava giriş hakkı olan inşat işçileri ve onlardan devir alan akrabalarına 1000 Euro tazminat verildi. Bu insanların 64 yıldır yaşam merkezi haline gelen kutsal mabet, senelerce dünya kupasını kendi ülkelerinde canlı seyretme hayallerini ufak ücretle yıkmak anca deccalların yapacağı zalimliktir. Böyle bir zulümle karşılaşan eski koltuk sahibi televizyona verdiği röportajda göz yaşları içinde kahır dolu sözleri. “dünya servetini önüme serselerdi yine koltuğumu vermezdim, lanet olsun sana FİFA hayatımı mahvettin”
Zaten amcamızın eski yerini geri verseler tanıyamayacak. Maracana stadı içinde ayakta durma sektörleri tamamen kaldırılıp hepsi koltuk yapıldı. Güvenlik nedenlerinden dolayı stat kapasitesi 73.531 bine düşürüldü. Hoş, tutturdular bir güvenlik gidiyor, zamanında yaklaşık çeyrek milyon insanın kılına zarar gelmeden maça girip çıkarken günümüzde aynı tabloyu yaşamak imkansız hale geldi. Düşünüyorum da bugün böyle bir şey olsa 6. Filoyu çağırırlar. Günümüzde maça giden herkes potansiyel suçlu sayılıyor, ne hallere geldik.
FİFA kimsenin göz yaşına bakmıyor, dünya kupasına ayrılan 377 milyon Euro bütçede stat çevrelerinde bulunan Favela’da yaşayan binlerce insan, evlerinden oldu. O yerlere oto park yapılacak. Heinrich-Böll Vakfının araştırmasına göre sade Rio de Janeiro kentinde 38.297 bin kişinin yaşam yerleri değiştirildi çoğu sokakta kaldı. Tüm ülkede bu sayı 300.000 bin civarına ulaştı. Devletin geçici olarak verdiği konutlara taşınmak istemeyenler şiddet zoruyla evlerinden çıkarılıyor.
Benzer durum Maracana stadının çevresinde bulunan 200 yıllık Brezilya yerlilerine ait binanın başına geldi. 18. Yüzyıldan bu yana İndio-Kültür merkezi olarak faaliyet gösteren vakıf dünya kupası sürecinde güvenlik sorunu oluşturduğu için devlet tarafından yerle bir edildi. Aylardır süren mahkeme davaları fayda etmedi, binayı işgal eden yerliler göz yaşartıcı bombalarla binadan atıldı.

Kuşkusuz, Maracana stadı her şeye rağmen güzel stat haline geldi, çatısı bir mühendislik ustalığı. Ama o eski ruhu kalmadı şimdi Maracana dünyanın her yerinde görülen yeni modern statlardan birisi. Stat dünya kupasından sonra özel şirkete devir edilecek. Onlarda harcadıkları parayı bir şekil tekrar geri toplayacaklar. Bize yabancı gelmiyor, küresel kapitalizmin sömürüsü haline gelen futbol, fakir Halkın elinden alınıp zenginlerin oyunu oldu. Fakirler, orta sınıf vatandaşlar, gelecekte Maracana ’da maç seyretmeleri hayal oldu ve Maracana diğer “modern” statlarda gibi sade zengin futbol severlere hizmet verecek.
Hatırlıyorum, futbol oynadığım zaman Ali Sami Yen, Maracana vb. mekanlar bizim için ulaşılamayacak kutsal yerlerdi. Bir gün oralarda futbol oynama hayalleriyle yaşardık. Ali Sami Yen yıkıldı, Maracana’nın kimyası bozuldu, biz ise şimdi sade hayatta kalmaya çalışıyoruz....
KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL!
31 Mayıs 2013 UYANIŞ!, Gezi Ve Sonrası
Gezi direnişi sade mevcut iktidara karşı değildi, tüm dünyayı hegemonyasına alan küresel kapitalizme, Neoliberal faşizme karşı yapıldı. Daha net tanımı zulme karşı baş kaldırıydı. İslam’da zulme baş kaldırmaya cihat denir! Gezi direnişine biraz daha derin bakarsak ortaya jenerasyonlar savaşı çıkıyor. Ülke nüfusunun %70’ni oluşturan 30 yaş altı gençlerin diğer yüzde %30’u, orta yaşı üzeri, büyük çoğunluğu muhafezekar içlerinde kendini Kemalist, Aydın tanımlayan ama onlarda muhafazakâr çizgide olan kişilere karşı bir mücadele.
Direnişin bir lideri yoktu; olmaması saf ve temiz duygularla dolu Halkın her kesiminden insanın birlikte haykırışı sistemi feci şekilde sarstı. Bunu anlayan devlet algı yönetimi ile Gezi hareketini kutuplaştırdı, böldü ve gerçek hedefinden çıkardı. Geçtiğimiz 31 Mayıs Cumartesi günü yapılan yıllık anmada ortaya çıkan fiyasko tablosu buna dayalı. Gezi hareketinin ilk başladığı günlerinde katılanlar bu sene sudan bahaneler üreterek gelmediler. Yukarıda bahsettiğim devletin Gezi’yi kutuplaştırma operasyonu böylece başarıya ulaştı.
Her şeye rağmen gezi hareketi Halkın büyük çoğunluğunun gözünü açtı derin uykudan uyandırdı, sarstı silkeledi kendine getirdi. İlk başta herkeste doğaya olan duyarlılık daha fazla arttı, oysa hep vardı. Önceki yıllarda altın madenlerine yönelik direniş ve Karadeniz’de HES’e karşı direnişler hala tüm hızıyla sürüyor. Halk birde şunu hissetti, yıllarca devletin doğu ve güneydoğuda insanlara yaptığı sistematik eziyet kapısının önüne geldi, şimdi oradaki Halk ile daha iyi empati kurabiliyor. Ama hala çoğunlukta ön yargı ve tahammülsüzlük hakim maalesef!
Zaten iktidar parti ve muhalefet partileri böyle kalmasını istiyor! Gezi sonrası çözüm üretilememenin nedenleri budur çünkü kimsenin işine gelmiyor. Gezi direnişi süresinde parkın içinde ortaya çıkan tabloya baktığımızda müthiş bir şey görüyoruz. İnsanların birbirine gösterdiği hoş görü, ön yargısız yaklaşım, tahammül, farklı ırk, din, dilden olanların ortak hareket etmeleri mevcut sistemi yok edecekti, işte buna müsaade etmezler!
Çare gerçekten sandık mı? Son seçimlerde iktidar parti yaklaşık 10 puan kaybetti ama hala toplamda %40 oy almayı başardı. Güya Halkın ortada görünen büyük kesimi iktidardan memnun değil. Peki, nasıl oluyor da seçimlerde böyle tablo ortaya çıkıyor, kim bu kitle? Şu videoyu seyredelim bakalım o gizemli kitle kimmiş;
Bahsettiğim kitle yukarda gördüğünüz kişiler. Behiye teyze tek değil onun gibi milyonlarca insan var. Bu kesimin içinde Kemalist, Solcu, Aydın vs. hepsi mevcut. İşte bu zihniyete sahip kitle iktidar partisinin yaşam kaynağı. Ülkenin yaş ortalaması yüzde %30’un büyük çoğunluğu akp seçmeni. Aldıkları oy oranına bakın 18-20 milyon arası! Yüz yüze farklı konuşan iktidara zıt fikirli kişiler seçime gittiklerinde perdeyi kapatıp sandık başına geçince bambaşka hallere bürünüyorlar. Çünkü, Türkiye’de Halk son 20 yılda iyice yozlaştırıldı. Diktatörlerde yozlaşmış toplumların içinden çıkar! Mussolini, Hitler, Franco dejenere olmuş toplumların içinden geldiler. Halkın siyasi iktidara güvencesini yitirince bir noktadan sonra çaresiz kalıp kurtuluşu zalimlerde görüyor çünkü başka seçenek bırakılmıyor.
Demokrasi sade sandık mı? Tabi ki hayır! Demokrasi aile içinde başlar! Sahi, biz gerçekten demokratik ortamda mı yetiştik? Türk örf adetleri batı demokrasisi ile bağdaşıyor mu? Hayır! Aradaki fark gece gündüz gibi. Batı’da çocuklar başı dik yetiştirilir bizde boyunu eğik makbuldür. Çocuk soru sorar, yada bir şey ister anne baba başından savar biraz ileri gitsin şiddet uygular. Ama aynı anne baba anayasa hakkı gösteri yapmak ister devlet müsaade etmez başından savmaya çalışır itiraz etse biraz ileri gitse biber gazına boğar şiddet uygular. Tekrar yazalım, DEMOKRASİ AİLE İÇİNDE BAŞLAR!
Gezi, Türkiye'de dengeleri bozdu hemen acele sonuç beklemek daha erken. Ülke yeni bir döneme girdi, meyvelerini 20-30 yıl sonra anca toplar yeterki bu çizgide devam etsin....!