Pyro is Not A Crime!!!
Tribünde meşale yakmak suç değildir! Bence de olmamalıdır! Meşale tribünün coşkusunu, ruhunu ortaya koyan önemli unsurdur!
(pic from goygoy streetwearlink
Şunu belirtmekte fayda var, bazılarının sandığı gibi futbol maçlarında yakılan meşale Olimpiyat ruhunu yansıtması ile alakası yoktur! Lakin, olimpiyat ateşi modern olimpiyatlar ile başladı ve 1928 yılında Amsterdam’da ilk defa yakıldı. Meşale koşusu ise 1936 Berlin olimpiyatlarında dönemin propaganda bakanı goebles’den çıkan bir fikirdi ve bu gelenek günümüze kadar devam ediyor. Aslına bakarsak olimpiyatlarda yapılan meşale koşusu bir nazi icadı!
Tribünlerde ilk meşale ne zaman ve kim tarafından yakıldı?
Bu konu Almanlar ve İtalyanlar arasında gidip geliyor ama futbol maçlarında tribünde meşale ilk kez İtalya’da Hellas Verona tribünlerinin Ultra oluşumu Brigate Gialloblu71 yaktı!
Her şey sis bombaları ve havai fişekler ile başladı!
Tarih kitaplarında 1960 senesinde Eintracht Frankfurt-Glasgow Rangers arasında oynanan Avrupa kupa yarı finalinde, o zamanın adıyla Frankfurt (Waldstadion) stadı yakılan sis bombaları yüzünden bir volkan kraterine benzetiliyor. Atılan havai fişekler yüzünden ormanda küçük yangınlar başlamış. Bir diğer olay 1967 yılında Bayern Münih-Vitoria Setobal arasında oynanan Avrupa kupa müsabakasında yaşanıyor. Sahaya atılan sis bombalar maçın kısa süre durmasına sebep veriyor.

Bizim bildiğimiz meşalenin Almanya’da yakılış tarihi 2 Ağustos 1985. O gün Kaiserselautern’nin efsane oyuncusu Briegel transfer olduğu Hellas Verona takımı ile yaptığı veda maçında taraftarlar stadı adeta cehenneme çevirirler. Almanya’da meşale satılmadığından malzemelerin çoğu İtalya’dan geldiği malum. Fakat Kaiserslautern taraftarları İtalya’dan sade meşale ithal etmedi. O gün Alman statlarında ilk defa büyük bir blok bayrağı açıldı ve böylece İtalyan Ultra alt kültürünün Almanya’da tohumları atıldı.
Türkiye’de meşale 1990’lı yıllarında gece maçları ile yakılmaya başladı. Kim ilk konusu gereksiz sidik yarışına dönmeden Galatasaray ve Fenerbahçe tribünleri aynı zamanda başlattı diyerek kısa kesiyorum.
Fakat, Türkiye’de sayı olarak bir futbol maçında yakılan meşale rekoru açık ara Galatasaray taraftarına ait! ASY’ de oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbi müsabakasında tam 5000(beş bin) meşale yakıldı.
Avrupa’nın çoğu ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de tribünde meşale yakmak şiddet kanun kapsamına alınarak suç sayılıyor. Yeni 6222 yasasında stat yasağı ve para cezası yanı sıra hapis cezasına kadar yolu var.
Meşalelinin tribünde suç unsuru oluşturmasında yayın haklarını satın alan TV kanallarının büyük rol oynadıkları kesin! Futbolu pavyon eğlencesine dönüştüren yayıncı kuruluşlarının tek amaçları halka güzel görüntü sunmak. Futbolun bir Halk oyunu ve spor olduğu onlar için önemi yok!
Meşalenin yanıcı ve tehlikeli maddeler kapsamında alınması kanunen doğru olabilir, buna itirazım yok. Fakat, benim merak ettiğim tribünde meşale yüzünden yaralananların sayısı mı daha yüksek ya da meşale yaktığından dolayı polisten darp görenlerin mi? Sanırım meşale yaktığı için polis tarafından hırpalananlar açık ara yoğunluktadır!
Meşale tartışmaları son yıllarda tekrar alevlendi. Tribüncüler fırsat buldukça geleneği sürdürmeye gayret gösterirken devlet yetkilileri ısrarla meşaleyi statlara sokmama peşindeler. Yalnız, Avrupa’nın bazı ülkelerinden meşalenin kanunen tehlikeli maddeler kapsamında olmasına rağmen futbol maçlarında kontrollü meşale yakılmasına müsaade ediliyor! Bu ülkeler; Bulgaristan, Danimarka, Norveç ve Avusturya. İçlerinde Norveç ve Avusturya’da kontrollü meşale yakımı Taraftarlar ve yetkililerin ortak müzakereleri sonucu gerçekleştiğinin altı çizilmeli!
Şimdiye kadar yapılan müzakerelerde maalesef tribüncüler ciddiye alınmadı ve geri planda bırakıldı. Ortak bir noktada buluşmak yerine yetkililerin katı eğitici rolüne girerek kanunları daha çok sertleştirdiler. Bunun altında tek amaç tribün kültürünü yok ederek futbolu tamamen paralı eğlence dönüştürmek. İşte bu yüzden Bulgaristan, Norveç, Danimarka, Avusturya gibi ülkelerin örnek oluşturması tribüncüler açısından geleceğe ümitli bakmamızı sağlıyor!
Öte yandan Avrupa Birliği ‘de meşale tartışmasına dahil oldu. 2013 Temmuz ayında Avrupa Taraftarlar Birliği başkanı Daniela Wurbs, Strassbourg kentinde aralarında bilim adamlarının bulunduğu AB komitesi ile bir araya gelerek meşale konusu ve tribünde şiddet üzerine bir rapor sundu;
“Bulgaristan, Avusturya, Norveç ve Danimarka’da futbol müsabakalarında kontrollü meşale yakılmasına müsaade ediliyor. Dikkate alınması gereken önemli nokta, bu kararı uzun müzakereler sonrasında taraftarlar ve yetkililer ortak alması! Bizim açıkça gördüğümüz, kontrollü meşale yakılmasına müsaade verilen statlarda güvenlik sorunları ve yaralanma riski neredeyse hiç yok! Diğer yandan baktığımızda tribünde meşale yakılmasına kesinlikle yasak getirilen statlarda taraftar ve kolluk kuvvetleri arasında şiddet olayları vahim boyutlarda.
Bizim FSE olarak bu konuda duruşumuz bellidir. Futbol müsabakalarında kontrollü meşale yakılmasını tribün kültürünün korunmasında destekliyor, güvenlik ve risk açısından açıkça savunuyoruz. Ortaya koyduğumuz deliller Avusturya içişleri bakanlığının verilerine dayanıyor. Bilindiği gibi Avusturya’da uzun yıllardır kontrollü meşale yakımı kısmen legalleştirildi. Kulüpler taraftarları ile birlikte ortak karar alıp meşale yakımı için her müsabaka öncesi yetkili kurumlara başvurarak resmi müsaade alıyorlar. Bunun dışında yasadışı meşale yakılmasına 2009/2010 senesinde çıkan yeni yasa katılaştırdı fakat ülke çapında taraftarlar arasında büyük tepki topladı.
Ultra gruplarının liderliğinde “Pyro is not a crime”( meşale yakmak suç değildir) sloganı adı altında kampanyalar organize edildi, protesto yürüyüşleri yapıldı. Kulüpler ve kamuoyundan destek alan kampanyanın oluşturduğu baskıya fazla dayanamayan hükümet yasayı hafifletmek zorunda kaldı. Şimdiki istatistiklere bakarsak kanun değişikliğinin akabinde artan şiddet olayları yasanın hafifletilmesinden sonra büyük ölçüde düştüğünü görüyoruz.
Kontrollü meşale yakılmasına müsaade edilen ülkelerde taraftarlar arasında meşale kullanımı gittikçe büyük ölçüde düşüyor. Varılan sonuçta yasa dışı meşale kullanımı taraftarlara göre macera verici ve daha cazibeli. Bu açıdan bakıldığında, kontrollü meşaleye izin verilen çoğu statlarda şiddet olayları önemli biçimde düşük bunun nedeni yasal durumun taraftarda cazibeyi düşürmesinden kaynaklanıyor!”
Raporun orijinal Almanca metni;
***
- Länder in denen der Gebrauch von Pyrotechnik (teil-)legalisiert ist
Nach unserem derzeitigen Kenntnisstand, ist der Gebrauch von Pyrotechnik im Fußball in mehreren Ländern zumindest unter bestimmten Bedingungen teil-legalisiert. Dies sind u.a. Dänemark, Bulgarien, Österreich und Norwegen, wobei Norwegen und Österreich als prominenteste Beispiele für Länder gelten können, in denen die (Teil-)Legalisierung von Pyrotechnik im Dialog mit Fans erfolgt ist oder praktiziert wird. Und wir sehen klar: dort wo Pyrotechnik im Fußball unter klar eingegrenzten und kontrollierten Bedingungen in den Fankurven im engen Austausch mit den Fans erlaubt wird, sind die mit Pyrotechnik verbundenen Risiken und Probleme weitaus geringer als dort wo mit massiven Restriktionen auf die Nutzung von Pyrotechnik durch Fans reagiert wird.
Die Zahlen zu diesem Thema, auf die wir uns als FSE zur Untermauerung unserer Position berufen, liegen uns vor allem aus dem Bundesinnenministerium in Österreich vor. Grob umrissen verhält es sich dort wie folgt: die Nutzung von Pyrotechnik ist dort seit Jahren teil-legalisiert und Vereine können bei den Städten entsprechende Genehmigungen beantragen, damit die Fans in enger Absprache mit den Vereinen unter bestimmten Bedingungen Pyrotechnik im Stadion bei Heimspielen zünden können. In der Saison 2009/2010 wurde auf Bestreben des österreich. Innenministeriums allerdings das Gesetz und vor allem die mit illegaler Nutzung von Pyrotechnik im Sport zusammenhängenden Strafen verschärft. Daraufhin wurde wiederum seitens der österreichischen Fans, vor allem der Ultragruppen die in weiten Teilen sehr erfolgreiche Protestkampagne „Pyrotechnik ist kein Verbrechen“ ins Leben gerufen, die sich für die Wieder-Entschärfung des Gesetzes und eine (Wieder-)Legalisierung einsetzte, und die auch prominente Fürsprecher bei mehreren Vereine und Spielern der österreichischen Bundesliga fand. Infolge des öffentlichen Drucks durch die Protestkampagne, kam es zu Gesprächen zwischen den Fußballinstitutionen, dem Innenministerium und den Fans, infolgedessen zumindest eine teilweise Wieder-Entschärfung des gerade beschlossenen Gesetzes zugunsten von Ausnahmegenehmigungen für Vereine erreicht werden konnte.
Statistisch lässt sich anhand der Zahlen nachweisen, dass sich der im Vorfeld der Gesetzesverschärfung bereits sichtbare/messbare Prozess auch nach der teilweisen Wieder-Entschärfung fortsetzte: sowohl die Anzahl der Vorfälle durch illegalen Gebrauch von Pyrotechnik, als auch die Anzahl der beantragten (Ausnahme-)Genehmigungen durch die Vereine sinken in Österreich seit Jahren = ergo, die Probleme im Zusammenhang mit der Nutzung von Pyrotechnik sind geringer – UND auch das Ausmaß der Nutzung von Pyrotechnik im Stadion durch die Fans selbst.
Dies lässt die von Fans im Zuge von Legalisierungskampagnen vielfach kolportierte Schlussfolgerung zu, dass Pyrotechnik im Stadion (zumindest in den meisten europäischen Ländern) im Moment der Legalisierung seinen Reiz zu einem gewissen Grad verliert und gleichsam kontrollierter/risikoloser nutzbar ist, da die kurveninterne Selbstregulierung bei dem Thema viel effektiver greifen kann. Wenn die Fans für den Gebrauch also nicht pauschal kriminalisiert werden und kollektiv mit (überbordend) restriktiven Maßnahmen zur Prävention konfrontiert sind, erfolgt eine viel effektivere interne Auseinandersetzung, um einen risikoloseren / vernünftigen Umgang mit Pyrotechnik möglich zu machen.
***
Bu önemli raporu hükümet yetkilileri ve Kamuoyu mutlaka dikkate almalı!
Tabi ki taraftarlara da büyük görev düşüyor! Elimizden geldiği kadar, kimseye boyun eğmeden tüm yasal haklarımızı kullanarak, ısrarla, sabırla tribün kültürünü ayakta tutmak için ortak mücadele vermeliyiz!
Basiretsiz siyasetçilerin çıkardıkları anti demokratik kanunlarına tüm taraftarlar bir araya gelerek ortak duruş sergilemeli, yoksa o gizemli, özgür, şizofren ama her şeye rağmen güzel tribün dünyamız yok olacak!!!
Yalnızlık İçinde Kaybolan Ülke, TÜRKİYE
Şeriat batı kanunları ile mukayese edildiğinde çok katı ama buna rağmen şeriat devlet üstüdür ve en önemlisi BAĞIMSIZDIR! Ne yazık ki şu an Türkiye’de durum o kadar vahim ki şeriat bile yok.
Ortadoğu’da birçok ülke hala şeriat kanunuyla yönetiliyor. Orada yaşayanlar kaderlerine razı hatta çoğu memnun çünkü o düzenin içine doğuyorlar başkasını bilmiyorlar ki! Maalesef Türkiye sıradan bir orta doğu ülkesinden geri kalmış durumda.
Ne yapayım ben binlerce kilometre çevre yollarını, gök delenleri hem, modern denince illa iyi anlamına gelmiyor ki. Bir ülkenin bağımsız yargısı iktidar tarafından ortadan kaldırılmış ise o ülke bitmiştir!
1933 yılında seçimle iktidara gelen ama tek başına hükümet kurması için mecliste yeteri oya sahip olmayan naziler bir süre sonra ayak oyunları ile parlamentoyu ele geçirip fesih ederek hitleri tek başına iktidara getirdiler. Şu anda Türkiye’de aynısı oluyor isteyen tarih kitaplarını açar okur!
Halk ise Hazirandan bu yana suskun, tepkiler cılız sanki herkes kaderine razı tepkiler sade sanal ortamda. Dün arkadaş çok güzel bir şey yazdı “İnternet yasağına sadece internet üzerinden tepki veren dünyada tek ülkeyiz” doğru söze ne denir ki...
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
demeğe de dilim varmıyor ama
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Tehlikeli Bölge Hamburg
Almanya’nın kuzeyinde kalan Hamburg kentinin bir kısmı yeni yılın ilk saatlerinden itibaren eyalet içişleri bakanlığı tarafından olağan üstü hal bölgesi ilan edildi.

İlginç, değil mi? Kendini Demokrasinin beşiği diye Dünya’ya tanıtan ama gırtlağına kadar neo-liberal faşist bataklığa saplanan Almanya’nın en büyük kentlerinden, aynı zamanda eyalet olan Hamburg’un birkaç semti Tehlikeli Bölge ilan edildi.
Peki, neden? Kısaca anlatayım;
Olayların ilk patlak vermesi Hamburg’un St.Pauli semtinde bulunan “Rote Flora” adlı bir binanın yıkılma kararıyla başladı. Eyalet yönetimi semte düzen vermek amacıyla bölgeyi sermayeye peşkeş çekti. Böylece göze batan eğlence merkezi “Kiez” temizlenecek Almanya’nın imajı düzelecekti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı HALK direnişinin bu kadar yoğun olacağını hesaplayamadılar.

St.Pauli dünyaca tanınan birkaç seks eğlence merkezlerinden biri, zamanında nazilerin bile göz yumduğu semt şimdi birilerini rahatsız etmeye başladı. İşin esası paranın kokusunu aldılar. Halkın direnişine bir süre boyun eğmek zorunda kalan siyasetçiler yeni bir yöntemle tabiri caiz yangına körükle giderek olayların çığırından çıkmasında en büyük sorumlular
29 Aralık sabahı gazete manşetlerini süsleyen haberler Halkı şoke etti. Gece yarısı maskeli bir grup David karakoluna şişe ve taş atarak saldırmış, karakoldan çıkan polisleri ağır yaralamıştı. Memurlardan birinin çenesi ve burnu kırıldı. Siyasiler ve emniyet saldırıyı solcu otonom grupların yaptığında kesin kanaat getirdiler, medyaya ısmarlama haberler yaptırarak iyice abarttılar. Bir önceki olayları göz önünde bulunduran başsavcı 3 Ocak 2014 tarihinde aşağıda gördüğünüz kırmızı çizgili bölgeyi olağan üstü hal bölgesi ilan etti;
Emniyet güçleri işaretli bölgede istedikleri gibi hareket etme yetkisine sahip hatta gerekirse silah dahi kullanmaları serbest!
Son iki gün durum değişti. Ortaya çıkan yeni şahitler olayların medya anlattığı ve polisin yayınladığı basın bildirisindeki gibi olmadığını söyleyince olay farklı boyuta büründü.
Şahitlerin anlattığına göre olay David karakolunun önünde cereyan etmiyor, karakola yaklaşık 200 metre uzaklıkta bir eğlence merkezinden çıkan sarhoş kişiler etrafta duran seks işçileriyle ağız dalaşına giriyorlar. Olay yerine intikal eden polisler iki tarafı ayırmak isteyince sarhoş olan biri polise yumruk atıyor.
Araştırma sonrası şahitlerin ifadeleri doğru çıkınca emniyet müdürlüğü basın açıklamasını geri çekti ve olaya karışan polislerin David karakolu ile alakaları olmadığını belirtti! Peki, biliyorlardı da neden önceden söylemediler?
Hamburg’da olağan üstü hal bölge uygulaması henüz sona ermedi ne zaman biteceği de bilinmiyor. Diğer yandan Halkın direnişi sürüyor ve orantısız zeka güç kullanımı da. Dün polis noktasında üstü aranan bir gencin üzerinde çıkan tuvalet fırçası direnişin yeni sembolü haline geldi.
Tuvalet fırçası mı? Pisliği temizlemek için.
Aklıma 1990’lı yılları Türkiye’si geliyor. Hani “terör” adı altında neredeyse Almanya büyüklüğünde bölgeyi ohal ilan ettiler on binlerce masum insan katledip köyleri yaktılar. Sahi, onların hepsi “teröristi” bölücüydüler. Şimdi biri çıkıp bayrağa sarılı tabutları unutma diyecek. Unutmadım elbette! Ama, masum Kürt Halkına soykırım girişiminde bulunanları unutursam kalbim kurusun!
Malum, o zamanlar savaş bizden çok uzaktaydı ta ki 31 Mayıs 2013 günü kendi canımız yanana kadar. Dünya’da hiçbir zaman ezilen Halklar bu kadar birbirlerine yakın olmadılar. Bu belki, el ele, omuz omuza vererek kahpe düzeni yıkmaya son şansımız, iyi kullanmalıyız!
HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
Tribüncüler
Sıradan bir tribüncünün hakkında çevremizdekilerin düşündükleri ve tabi ki biz.
Yukarıdan soldan sağa;
1. Annemizin hakkımızda düşündükleri
2. Toplumun düşündükleri
3. polisin düşündükleri
Alttan soldan sağa;
1. Kız arkadaşımızın düşündükleri
2. Bizim yapmaya çalıştıklarımız
3. Gerçek halimiz
Yeni yılda da tüm zorluklara göğüs gererek ARMANIN PEPŞİNDE koşanlara Allah kolaylık versin!
ULTRAS, NO fans!