Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Mide Bulandırıcı

31. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dün TV’de Ceylan Çalışkan isimli bir şahsın söylediklerine şahit oldum, inanın kan beynime fışkırdı midem bulandı. Ceylan Çalışkan Drogba’nın menajeri resmi değimi “Oyuncu Temsilcisi”. Bana göre insan tüccarı, yıllardır başta Beşiktaş’ın ve Türk futbolunun kanını emen Jorge Mendes den farklı değil TÜRKİŞ versiyonu.

 

Gelelim bu zatın söylediklerine;

 

 “3 Temmuz 2011 de patlayan şike skandalı yüzünden yurtdışında Türk futbolunun imajı bozulmuştu, Sneijder ve Drogba transferlerinden sonra bu kötü imaj silindi tertemiz bir sayfa açtık.”

 

Vay anasına sayın seyirciler, demek bu kadar kolay. Türk futbolun kötü imajı iki transferle temizleniyor. Hoş, madem öyle mahkemenin verdiği karar nasıl temizlenecek? Doğru ya, Henkel yeni çamaşır tozu icat etmiş bununla temizlenir.

 

Çakal Ceylan başka şeylerde söyledi, bkz;

 

“Türkiye’de yabancı sınırı kalkmalı, Avrupa’da olduğu gibi serbest bırakılmalı”

 

Tabi, serbest bırakılsın ki Türk kulüplerine vasat yabancıları kakalayıp ceplerini doldursun kan emici ceylan.

 

Önce şuna bir açıklama getireyim. Avrupa’da yabancı futbolcu serbest diye bir şey yok! Kamuoyu bu konuda yanlış bilgilere sahip.

 

İçinde ne kadar bağımsız devletler olsa da Avrupa Birliği kağıt üstünde resmen Ulusal Devlet! Bu yüzden AB vatandaşları üye ülkelerde yabancı olarak geçmiyorlar. Örneğin bir İtalyan Almanya’da yabancı değil aynısı Yunan, İngiliz Fransız vb. için geçerli. Futbol kulüpleri sınırsız AB vatandaşı oynatmaya sahip. AMA!

 

Avrupa kulüpleri kadrolarında sade 4 AB üyesi olmayan oyuncu bulundurabilirler(Kuzey/Orta/Güney Amerikalı, Avustralyalı, Afrikalı, Rus, Türk, İsviçreli vb.).

 

Sizin anlayacağınız Avrupa’da 4 yabancı sınırı var, Türkiye’de bu sayı 6! Önümüzdeki sezondan itibaren beşe inecek, bana kalsa 3 bile çok.

 

Şu anda Türk futbolunda yaşananlar Akerlof “rat race(fare yarışı)” teorisinde bahsettiği canlı örneği. Geçtiğimiz yaz birkaç satır karalamıştım, hatta Jorge Mendes üzerine ufak bir anekdot var >>> Financial Fair Play Vol.2

 

Konuyu fazla uzatmak istemiyorum. Merak ettiğim, şimdi Sneijder, Drogba transferleriyle coşan fetişist kitle, olurda takım beklentileri yerine getirmez, hoca topun ağzına gelince Fatih Terime sahip çıkacaklar mı?

 

Düşünce göreceğiz Hanya ile Konya’yı “Allah Kerim Fatih Terim” diyenleri. Nasıl ki üç sene önce tanrı gibi taptıkları Adnan Polat’ı geri vites yapıp kulüpten kovduklarını gördüğümüz gibi.!

 

Bu konuda rahatım çünkü Adnan Polat’a sempati duymazdım ve her fırsatta dile getiriyordum. Şimdi ki yönetime de sempati duymuyorum hele tulun adlı şahıstan nefret ediyorum!

Weiterlesen

Münferit#28

29. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

Romanı baştan takip etmek için buradan >>> Münferit, Bir Ultras Romanı

 

 

 

Tribünde herkesin kafası kıyaktır. 90 dakika koparsın hayattan. Aynı uzayda gezen astronot gibi bırakırsın kendini boşluğa..

 

90 dakika, kasaba, manava olan borcunu, çocuğunun okul masraflarını unutursun.

 

Gırtlağına kadar borca batmışsındır yine de ne yapıp edip her hafta maç için bir yerlerden para bulursun. Karının yıllardır istediği pırlanta yüzüğü alamazsın ve bu yüzden sürekli kafanı siker.

 

Tribün öyle bir yerdir ki, 90 dakika boyu ucu bucağı olmayan evrene benzer. Hayattan kaçtığın, 90 dakika huzur bulduğun yer.

 

1970’lerde kenevir ve esrarla kafa buluyorduk. 1980’li yıllarda eroin geldi tüm nesli esir aldı. Binlerce beyini öldürdü, kalpler, bacaklar, kollar kırıldı.. Eroin bizi bitirdi. Kahpe düzene karşı mücadele veren devrimcileri, kimilerinin hayallerini. Silah ve çiçeklerle süslü çağı. Bir ara kokaine verdik kendimizi. Toz deyin adını ne koyarsanız koyun. Bu lanet olası madde yüzünden millet kafayı yedi aralarında Ultralarda vardı.

 

Sonra yeni maddeler ortaya çıktı, ketamin, speed, hap, crack. Bazıları şişeden çekiyordu, bazıları burnundan ya da damardan alıyorlardı. Çatışmalarda hepimizin kafası dumanlıydı, polislerinde. Üzerimize saldırırken gözlerinden anlıyorduk. Çıldırmıştılar, şuursuzca tabancalarını çıkarıp etrafa ateş ediyorlardı.

 

Kısacası, hepimiz uyuşturucu kullanıyoruz. Otobüste, trende, araba sürerken, stat tuvaletinde, sette dururken, tayfayla omuz omuza yaparken.

 

Ama biz sade stadyumda değil normal hayatımızda da uyuşturucu kullanıyoruz. Evde, iş yerinde, diskotekte, sinemada. Kafamız hep dumanlı, statta neden farklı olsun ki?

 

Malum, statta etkisi daha sert, damardan direk beynimize fışkırıyor, kalbimiz patlarcasına çarpıyor. Hepimizin kafası dumanlı, hepimiz uyuşturucu bağımlısıyız.

 

***

                                    İşçi Sınıfı

 

Bir gün bir yerde fabrika havaya uçar hayatını yitiren işçiler için yardım konseri verilir. Havaya uçan fabrikada çelik üretilir 7 gün 24 saat hiç durmadan, aynı Nazi kamplarına benzer. Patlamada 10 işçi can vermiştir, güvenlik önlemlerinden habersiz. 10 işçi üç kuruş ekmek parası için yeni dünya düzeni tarafından iliklerine kadar sömürülmüş cennetin yolunu tutmuştur.

 

Onları anmak için ülkenin her yerinden insanlar gelmiştir konsere. Ortam bir mozaiği andırır, aralarında skins, sharps, hards, iros, originals, casuals, herberts, mods, punkOi! vardır. Yoldaşlar, Anarşistler, hippiler de. Kısacası, hepsi sokaklara can katan normal insanlardır.

 

Ölenler unutulmuştur, çünkü sokakta hayat acımasızca devam eder.

 

İnsanlar acı ve öfkelidir, çaresiz ama namuslu ve dürüsttürler. Gururludurlar, gözlerinin içinde hep bir umut ışığı parıldar etrafa mutluluk saçan. İşte bu insanlar merhumların aileleri için bedava konser verip para toplarlar, ellerinde ne varsa öksüz kalan çocuklara verirler.

 

Bir dakika saygı duruşu yerine, ölen işçilerin anısına gür sesle marşlar söylenir. Onlara göre saygı duruşları burjuvanın, hükümdarların timsah gözyaşları döktüğü sahtekarca, marjinal bir seremonidir..

 

Onlar, merhumlara olan üzüntülerini sabahlara kadar specials, bad brains, jerry lee lewis, youth brigade ritimleriyle çaresizliklerini haykırırlar. Farklı yörelerden gelmiştir hepsi, boğazlarına takılı gönül verdikleri kulüplerin atkılardan anlarsın. Tribün dayanışması aynı zamanda Halk dayanışmasıdır, zalimlere karşı renkler tek yumruk olur.

 

Hayatları boyunca dış mahallelere, varoşlara hapis edilmiş, dışlanmışlardır. Monotonlaşmıştır her şey. Sabah işe, akşam eve bazen haftada 6 gün, geriye kalan tek Pazar günü armanın peşinde, tribünde. Normaldir onlara göre bu hayat.

 

Onları alıp varoşlardan başka yere götürsen de, varoşları içlerinden çıkaramazsın.

 

İşçi sınıfı, geriye kalan son isyancılar, “ULTRA’s”....Devam edecek.

Weiterlesen

Bugün Günlerden GALATASARAY

27. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

ua_avrupa.jpg

Bize ''Galatasaray Spor Kulübü'dür, futbol kulübü değildir, futbolda şampiyon olamasak da her dalda şampiyonluklar alıyoruz''...


Bize ''Galatasaray isimlerle kaim değildir'' diye öğretildi, öyle biliriz...

ebiletehayir.jpeg

Biz seni kötü günlerinde daha çok seviyoruz GALATASARAY...

Weiterlesen

Ultralar Tribünlerden Çekilirse! Vol.2

25. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ultralar tribünden çekildiğinde statların ne hale döndüğünü Alman tribüncüleri geçen sene 12 Aralık 2012’de çıkan kanunu protesto ettiklerinde haftalarca müsabakaların ilk 12 dakikasında susarak  stat atmosferinin tamamen kaybolduğunu dünya aleme gösterdiler.

 

Yeni yasa “eniştem beni niye öptü” fıkrasında ki gibi aniden çıkarıldı. Oysa Almanya’da 20 yıldır statlar da haber değeri olmayacak ufak tefek olaylara rastlanıyordu. Her yıl Münih’te düzenlenen Oktoberfest  şenliklerinde daha fazla olaylar çıkıyor. Ama yasanın altında yatan esas amaç statlar da ayakta maç seyretmeyi engellemek ve böylece Ultra gruplarını kovarak kale arkalarını tamamen koltukla döşetmek olduğunu herkes biliyor.

 

Ultraların statlardan çekilmesi sade stat atmosferini olumsuz yönde etkilemeyecek, Alman tribünlerini bir başka tehlike bekliyor “neo Nazi holigan gruplar!”

 

Neo Nazi holigan gruplardan en çok ağzı yanan Aachen Ultraları. Son iki yıldır bu gruplara yılmadan mücadele ettiler, kamuoyunu, yönetimi her seferinde uyardılar hatta ağır saldırılara uğradılar, fakat kimse onları ciddiye almadı. Geçtiğimiz hafta son kez eyalet kupasında deplasmanda takımlarına destek vererek tribünden çekildiler! 

 

Benzeri Fortuna Düsseldorf, Dortmund, Bremen. Schalke tribünlerinde hortladı, hatta Düsseldorf Ultraları da şayet Neo Nazi gruplara karşı önlem alınmadığı taktirde tribünden çekileceklerini açıkladılar.

 

Malum, Doğu Almanya'da yoğunluktalar. Batı Almanya’da Neo Nazi gruplar uzun süredir ortada yoktu. Bazı eyaletler de Ultraların tribünlerden çekilmesi kuşkusuz onların işine yarayacak.

 

Hoş, Ultralara savaş açan devlet ve kulüp yöneticileri Neo Nazilere karşı pasif tutum sergiliyorlar!  Yoksa bu bir sinsi planın parçası mı? 

 

İhtimal vermiyorum ama aklıma kötü şeyler geliyor. 2000-2007 arası NSU adlı Neo Nazi terör örgütünün onlarca göçmen Türkü öldürülmesinden haberdar olan ve iddialara göre destek veren devletin istihbarat kurumları, kim bilir şimdi de tribüncüleri kirli yöntemleriyle statlardan uzaklaştırma peşindeler!

 

Almanya’da durum hiç iç açıcı değil, yeni çıkan yasa önümüzdeki seneler de tribünleri kötü etkileyeceği kesin. Belki bir gün Almanya’da da salkım saçak tribünler tarihe karışacak.

 

Yine de her şeyi göze alıp direnenler var. Örneğin geçen hafta Leverkusen deplasmanında tüm uyarıları hiçe sayarak meşale yakan Frankfurt Ultraları.

 

İşte Ultra demek budur. Hiçbir güce karşı boyun eğmeyen, Allahtan başka korkusu olmayandır ULTRA!

 

Türkiye’de durum değişmedi, e-bilet, 6222 yasasını kimse umursamıyor (umursayanları tenzih ediyorum). Millet transfer peşinde birbiriyle sidik yarışına girmiş. Bir tarafta Galatasaray Üniversitesinin yanmasına bayram yapan Fenerbahçeliler diğer tarafta Fenerbahçe taraftarlarının bir EL müsabakasında meşale yaktığı yüzünden UEFA’dan ceza almasına sevinenler. Sorsan hepsi mangalda kül bırakmaz kırk yıllık tribüncü. (dandik) United Colors of Turkey!

 

Bir diğer ilginç haber Hollanda dan. Geçtiğimiz sene Şampiyonlar liginde karşılaşan Ajax Amsterdam - Man.City maçında Amsterdam taraftarlarının açtığı tifonun kırmızı çember içinde üstü çizilmiş şeyh pankartına provokasyon yapıldığından dolayı UEFA Ajax kulübüne 10.000 bin Euro ceza kesti.

arap.jpg

Maçta toplam üç tifo yapıldı, herkes cezanın şu tifoya kesildiğini sanıyordu;

ajax3.jpg

 

Çünkü pankartta Rus oligarşilerin ve Arap şeyhlerin yönetimlerinde olan kulüplere açıkça küfür ediliyordu, meğerse öyle değilmiş. Alman futbol dergisi 11 Freunde muhabirinin UEFA’dan aldığı bilgiye göre cezayı üstü çizilen şeyhli pankarta kesmişler. 

 

Gerçekten ilginç, UEFA bir yandan Financial Fair Play kriterlerini yerine getirmeyen kulüpleri cezalandırırken Arap sermayesinin yönetiminde olan Man.City, PSG vb. kulüpleri görmemezlikten geliyor. Diğer yandan da taraftarın fikir özgürlüğünü kısıtlamaya kalkıyorlar, nedir bu tahammülsüzlük?

 

Yoksa! 3 temmuz 2011 yılında Türkiye’de patlak veren şike skandalını şu anki hükümetin Arap lobisi üzerinden UEFA’ya rüşvet vererek, şikeye karışan başta FB ve BKJ vb. kulüpleri kurtardığı dedikodusu doğru mu?

Weiterlesen

GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ!

22. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

gsu.png

 

 Sana çıkıyor tüm yollar, eğdik başımızı yürüyoruz GALATASARAY....



 

Weiterlesen

Ultralar Tribünlerden Çekilirse! Vol.1

20. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

Geçtiğimiz Aralık ayında Alman devlet kanalı ZDF İtalyan futbolu ve tribünleri üzerine bir belgesel yayınlayarak İtalya’da gelinen son durumu tüm haliyle ele aldı.

 


 

Belgesel Almanca, anlatılanların çoğu bu blogda mevcut, zamanı olan şu başlık altında  ULTRAS TARİHİ İtalya futbolu ve Ultra tarihi hakkında her türlü bilgiye ulaşır. Bu arada Ultra hareketi üzerine yapılan benim seyrettiğim şimdiye kadar en iyi belgesel!

 

Özetle belgesel İtalya futbolu ve tribünlerinin düştüğü içler acısı halini net şekilde ortaya koyuyor. Bundan daha birkaç yıl önce salkım saçak tribünler şimdi devletin aldığı abartılı güvenlik önlemleri sayesinde boş, yosun tutmuş.

 

Belgesel yapımcılarında bu dikkatini çekmiş ki, içlerinden biri 2000’li yılların başında oynanan Inter-Atalanta maçına geldiğini anlatıyor. O zaman 65.000 bin seyirci, bundan 7.000 bini rakip taraftar olduğunu. Şimdi ise son oynanan Inter-AC Milan derbisinde sade 35.000 kişi geldiğinin altını çizerek bu kısa süre içinde değişime şaşkın kaldığını söylüyor.

 

Film, İtalya’da yaşanan raciti ve Gabriele Sandri olaylarına da değiniyor, sonlarına doğru Sandri’nin babası ile duygusal bir röportaj yapılmış, ateş düştüğü yeri yakar derler ya...toprağı bol olsun.

 

Uzun lafın kısası İtalya futbolunun içinde bulunduğu durumu sade “vahim!” olarak nitelendirmek yetmez. Yıllarca süren mahalli milliyetçilikten dolayı ortaya çıkan tribün olayları, şike skandalları, polis şiddeti, futbolun endüstriyelleşip yozlaşması. Ve 2007 senesinde bardağı taşıran raciti-Sandri ölümleri, bunların üzerine alınan katı güvenlik önlemleri. İşte tüm bunlardan dolayı dünyanın futbol çılgını ülkeleri arasında gösterilen İtalya’da futbol can çekişiyor.

 

Hani sıkça kullandığımız bir slogan var “Football Without ULTRA’s is Nothing” Türkçesi, “Ultraların içinde olmadığı futbol bir hiçtir.” İşte bu slogan, gelecekte tüm Avrupa’ya da veba mikrobu gibi yayılacak durumu, kısa ve net şekilde İtalya futbolunu gözler önüne seriyor.

 

Alınan tüm güvenlik önlemleri, çıkarılan taraftar kartı(Tessera del Tifoso) İtalya futbolunun sorunlarını çözmeye yetmedi. Amaçları yaramaz Ultraları statlardan uzaklaştırmaktı ama bu pek işe yaramadı, sıradan seyirciler bile maçlara ilgi göstermiyor, gelenlerde müsabaka seçiyorlar.

 

Futbolun 3 önemli unsurlarından biri Taraftardır, diğer ikisi top ve saha. Geri kalanlar gereksiz yan unsurdur. Biz zaten futbolu özgürce, kuralsız oynamayı sevdik hakem hep ibneydi. Bir gün tribünler susarsa, işte o gün futbolun sonu gelmiştir.

 

Türk futbolunun hali İtalya’dan farklı değil, birçok benzerliklerimiz var. Şike skandalları, şerefsiz yöneticiler, zalim polisler, medya terörü, sahtekar siyasetçiler, neo-liberal sistemle yönetilen halkı sömüren devlet, ne isterseniz var. Ama Türkiye’de tribün olayları hiç İtalya’da olduğu gibi vahşi boyutlara gelmedi ve bence son çıkarılan 6222 yasasına gerek yoktu.

 

İtalya’da çıkan taraftar kartının(Tessera del Tifoso) benzeri Türkiye’de e-bilet olarak önümüzdeki sezon yürürlüğe girecek. Kartın sade tribüncülere uygulanacağını sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.

 

E-bilet, spor müsabakalarına giden tüm spor severleri kapsıyor. Hangi yaştan, cinsten olursanız olun önemli değil. Örneğin bir anne/baba 7 yaşında kızını/oğlunu maça götürmek istiyorsa kendine ve çocuğuna TC kimlik numarası ile savcılığa başvurup temiz kağıdı alarak önce bir e-bilete müracaat etmek zorunda. Ne zaman resmi makamlardan onaylanırsa e-bilet hakkına sahip oluyor. Bu işlem sade kombinelere değil tek maçlık biletler içinde geçerli! Soruyorum, kaç kişi bu eziyete katlanır? Evinde oturur maçı TV’den seyreder, böylece statlar güvenli ve BOŞ KALIR!

 

Türk futbolu 2002 yılından sonra, sahada sergilenen oyundan tutun tribünlerine kadar süratle inişe geçti. 3 Temmuz 2011’de patlak veren şike skandalıyla iyice dibe vurdu!  Yürürlüğe koyulan 6222 yasası can çekişen Türk tribünlerini tamamen bitirecektir, İtalya somut bir örnektir!

 

Esas Türk futbolu bir başka tehlike ile karşı karşıya, oda  giderek yabancı lig takımlarına artan tutku! Son yıllarda türeyen yerli Barcelonalılar, Madridliler, Liverpool hayranları insanları tamamen statlardan uzaklaştırıp televizyon müptelası yapacaktır. Kim bilir belki de alınan katı güvenlik önlemlerinin amacı budur?

 

Yazıyı rahmetli Gabrielle’nin Babasının sözleriyle bitirmek istiyorum;

 

“Etrafımızda gelişen olaylar gün geçtikçe bizi bu dünyadan koparıyor. Belki bu gençler dünyada yitirdikleri umutlarını futbolun içinde ve tribünde kurdukları arkadaşlıklarda arıyorlar. Ve bir şeyler için hala geç olmadığını, her şeye rağmen hayatta kalıp yaşamanın anlamını buluyorlar.”

Weiterlesen

Kaybolan Galatasaray Ekolü!

13. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

Yaklaşık 3 yıldır, Emre Çolak ve Semih Kaya’dan sonra Galatasaray altyapısından A futbol takımına futbolcu çıkmadı. Oysa bizi diğerlerinden farklı kılan özeliklerimizden biriydi altyapıdan oyuncu yetiştirmek.

 

Ne demişti Gül Baba;

 

"Bu tepeye, mekteb-i irfan tesis ile, orada okuyup yazanları hizmet-i hümayununda istihdam eyle, vakti gelince devletine lazım olur".

 

Ama maalesef bu özelliğimiz, başka deyimiyle “Galatasaray ekolü”  gittikçe kayboluyor. 

 

Ne sihirli Florya kaldı nede Kapalı ruhu.

 

Futbol ticareti yeni bir şey değil, profesyonel futbol başladığı günden itibaren var. Türkiye’de de yeni değil 90 yılı aşkın profesyonel futbol oynanıyor hatta Galatasaray bu yüzden bir zamanlar ikiye parçalanmıştı..

 

Ama bir zamanlar Galatasaray’ın içinde paradan daha ötesi kutsal şeyler vardı. Ali Sami Yen, “Aslan” Nihat Bekdik, Sabri Mahir, Gündüz Kılıç, Metin Oktay gibi, bir ekoldü. Ben hep bu yüzden Galatasaray’ı sevdim ve hala seviyorum...ama

 

Galatasaray, camiasıyla, taraftarıyla kabuk değiştiriyor, benim gibi Galatasaray’ı sevenlerinden uzaklaşıyor.

 

Galatasaray artık sporcu yetiştirme peşinde değil, ki bir zamanlar en büyük hazinesiydi altyapısı.

 

Galatasaray’ı yönetenlerin şimdi tek hedefi kombine satmak, hisse senetlerinle oynamak, medyada gereksiz polemiklere karışmak.

 

Rahmetli Canaydın döneminde başlamıştı bu transfer fetişistliği. Hani bir Pires vardı millet gece gündüz PC başında nöbet tutuyordu, ta o zaman türemeye başlamıştı bu geri zekalı güruh. Fakat kabahat onlarda değil, düzen böyle olmalarını istiyor.

 

Şimdi bu güruh öyle hale geldi ki, elin götü boklu Hollandalısını nerdeyse evliya ilan edecekler. Neymiş gelirse Galatasaray’a sınıf atlatırmış, vah zavallılar vah.

 

Galatasaray çoktan Metin Oktay’la farklı dimensionlara geçti. Fatih Terim, Hagi, Popescu, Taffarel, Bülent Korkmaz, Hakan Şükür, UEFA Kupası, Süper Kupa bunlarda teferruatı....

Weiterlesen

Hepsi Aynı

11. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

Yıl 1815, yer Waterloo. Napolyon, İngiliz ve Alman orduları tarafından kuşatma altında, savaşı kaybedeceği kesin. Yine de Fransızlar her şeye rağmen direnmekte kararlılar, sonuçta Avrupa’nın kaderi bu savaştan çıkacak neticeye bağlı.

 

O sırada Rothshild hanedanına bağlı ajan Mr. Rothworth elinde matbaadan yeni çıkmış Hollanda gazetesi şle Ostende limanından bir gemiye atlayıp İngiltere’ye doğru yol alır. Napolyon’un savaşı kesin kaybettiği henüz yayılmadan haberi Nathan Rothshild’e ulaştırır.

 

Rothshild Hanedanın reisi Nathan ajanından haberi aldığında aklına bir şeytanlık gelir ve Napolyon’un savaşı kazandığı dedikodusunu yayar.Bunun üzerine İngiliz borsası %98 düşer ve Nathan Rothshild tüm hisseleri çerez parasına satın alır.

 

Olanlardan 20 saat sonra nihayet adaya Napolyon’un savaşı kaybettiği haberi ulaşır, borsa tekrar yükselişe geçer, böylece Nathan Rotshild ve hanedanı bir anda dünyanın en zenginleri olur.  

Kaynak; The Rotschilds, Portait of a Dynasty(Frederic Morton) >>link

 

Rothshildler Musevi. Müslüman ya da Hristiyan da olabilirlerdi fikrim yine değişmeyecekti. İnsanları birbirine düşürüp köşeyi dönenler benim için hepsi aynı.

 

Şu anda dünyanın neresinde bir savaş oluyorsa, bilin ki iki taraftan da ceplerini dolduran zalimler var.

 

Şu kahpe düzen içinde devletlerin başında olan katillerin birbirinden farkı yok. En kral Müslümanı münafığın önde gideni. Solcusu veya sağcısı, isimleri ne olursa olsun; Recep Tayyip, Kılıçdaroğlu, Bahçeli hatta Öcalan. Hepsi, neo-liberal sisteme bağlı katil devletlerin cellatları.

Weiterlesen

O Gün, Bugün

8. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

İki sene önceydi ansızın çekip gittiler

 

Hatırladın mı?

 

Şarkıda söylediği gibi;

 

“Bir gün gelecek o yeri hatırlayacaksın,

 Hani birisi ilk kez yüzüne dokunmuştu

 Ve oraya geri dönecek, etrafına bakıp onu arayacaksın”

 


 

 

İşte “o gün, BUGÜN!”

Weiterlesen

e-Terör

5. Januar 2013 , Geschrieben von Erdal Güngör

“Taraftar olarak tribünde takımınızı desteklemek için örgütlü hareket etmeyi düşünüyor musunuz? Öyleyse artık çok daha dikkatli olmanız gerekecek. Zira 2013′te ortaya konacak bir uygulamayla tribün grupları da terör örgütü kapsamında değerlendirilecek.”

 

Yukardaki satırlar ne 1984 romanından alıntı ne de Matrix filminden bir sahne. Yukarda okuduklarınız geçen gün bir spor dergisinde çıkan haber >>>link

 

İktidar partisi ülkeyi öyle bir hale getirdi ki asla muhalefet kabul etmiyor, bu yüzden fazla uğraşmayı gerek görmemişler sesini çıkaranlar anında terörist. Tribüncü, talebe, işçi fark etmiyor. Kafalarına göre, bir zamanlar kendi görüşlerine sahip kişilere baskı uygulayan, geçmişteki hükümetlerden intikam alıyorlar. Halk mağdur olmuş umurlarında değil, tasarladıkları düzene göre hareket etmeyenlerin kafası koparılıyor.

 

Bir tek sokaklar ve statlar özgürdü, statları susturuyorlar ve bu gidişle bir gün sokaklarda susacak.

 

                                                          #ebileteHAYIR!

 

Ortada hala karmaşıklık var ve kimse e-bilet hakkında doğru düzgün bilgiye sahip değil, her kafadan bir ses çıkıyor. Geçtiğimiz yaz ayında İstanbul’da düzenlenen Avrupa Taraftar Birliği kongresinin son gününde TFF’dan katılan yetkilide e-bilet hakkında yeterli bilgi veremedi. 

 

Karaborsayı engelleyeceği tamamen muamma fakat anlatılanlara göre Türkiye’de uygulanacak sistem gerçekleştirilirse kağıt üstünde mümkün. Ama ne demişti ünlü bir casus, “never say never.

 

Yetkililerin “UEFA kriterlerini uygulamak zorundayız” geyiği gerçekleri yansıtmıyor. Eğer onların istediği gibi olsaydı önce şike skandalına karışan Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivas vb. kulüpler küme düşmeliydi. Diğer yandan Schalke04- Galatasaray ŞL. Karşılaşması biletleri şimdiden karaborsaya düşmezdi! İsteyen e-bay girer bakar. link

 

Medyanın sürekli zikrettiği Avrupa’nın birçok ülkesinde e-bilet sistemi Türkiye’de oluşturulmak istendiği gibi uygulanmıyor. Ve insan haklarını ihlal ettiğinden dolayı uygulanması kanunlara aykırı!

 

Hoş, Türkiye’de öyle koyun taraftarlar var ki e-bileti, 6222’yi savunuyorlar. Bu arkadaşlara tavsiyem 2009 senesinde Middlesbrough taraftarlarının başına neler geldi hatırlasınlar, blogda bahsetmiştim >>  Lütfen Susun !

 

Taraftarın terörist yasası kapsamına alınacağını destekleyenler, “benim başıma asla böyle olaylar gelmez” diyenler. Bir gün sizin için geldiklerinde sesini çıkaracak kimse kalmayacak!

 

 

Weiterlesen