Namus Belası
Bu yola baş koyan, asla bu yoldan dönmem diyen. Yıllarını vermiş ya da henüz yeni başlamış “Tribüncüler”, ne kadar toplum içinden olsa da her şeye rağmen toplum dışı olduğunu iyi bilmeli, kabul etmeli.
Tribünün kendine has dünyası olduğunu geçenlerde yazdım. Tribünün içinde toplumun her kesiminden insanlar bulunduğunu kimseye anlatmama gerek yok sanırım, hepimiz biliyoruz. Ama yine de tribün bildiğimiz sivil toplumla alakası yoktur, kendine öz farklı dünyadır.
Tribüncü işte budur>>> Her lanet olası pazar
Beni çileden çıkaran ne biliyor musunuz?
Yıllarını tribüne vermiş, o dünyanın havasını solumuş yoldaşlarım şimdi kalkıp tribünü cicileştirme çabaları.
Neyin peşindesiniz?
Yoksa temsil ettiğiniz tribün oluşumunu kendi kariyeriniz için basamak olarak mı kullanıyorsunuz?
Kimse darılıp gücenmesin, art niyetli insan değilim ama dışardan öyle gözüküyor, hem ben açık sözlü birisiyim kişinin yüzüne söylerim bazıları gibi arkadan dolanmam.
Kendi tribününüzün kimyasını bozarken tüm ülkedeki tribün kültürüne büyük darbe vurduğunuzun farkında mısınız?
Bunu yapmaya hakkınız yok!
Yukarıdaki şiiri 10 sene önce bir teknik foruma yazmıştım. Aynı şimdi olduğu gibi deplasman yasakları vardı. uA yeni kurulmuştu ve deplasman yasaklarına, her şeyi göze alarak amansızca mücadele ediyordu. Her neyse, diğer taraftarların desteğiyle sonunda yasaklar kalktı.
Peki şimdi?
Geçen sene alınan karardan dolayı derbi maçlarında deplasman yasakları hala devam ediyor. Tek tepki veren Fenerbahçe tribünleri, malum bizden ve çevreden destek istiyorlar ama maalesef bin bir türlü bahaneler uydurarak Galatasaray tribününün sözde temsilcileri( beni temsil etmiyorlar!) sorumluluk almaktan kaçıyor.
Neden mi?
Sanırım geçmişte yaptıkları gereksiz açıklamalardan dolayı tribün aleminde samimiyetlerini kaybettiler.
Maalesef bu kişilerin saçma tutumları yüzünden Galatasaray tribününün emekçileri de etrafa rezil oluyor!
“Yiğidi öldür hakkını ver”, atasözünde olduğu gibi, bu yazıyla kalkıp tüm ultrAslan oluşumunu töhmet altında bırakmak saygısızlık olur. Örneğin gecesini gündüzüne katan, mesafe tanımaksızın, karşılıksız armanın peşinden koşan, tertemiz insanlardan oluşan uA-Avrupa, uA-UNİ, Yurtiçi temsilcileri gibi alt grupları tenzih ediyorum.
Bunu önceden yazmıştım, sorun tamamen merkez kaynaklı ya da balık baştan kokuyor desek daha doğru olur.
Açık konuşmak gerekirse, naçizane fikrim ultrAslan asla dağılmamalı ve bu oluşuma karşı alternatif grup kurmanın Galatasaray tribünlerine faydasından çok zarar vereceği kanısındayım. Farklı fikirler olabilir, kendime göre sebeplerim var gerekirse tartışırız!
Yalnız, şu anda ultrAslan, tribün kültürüne sadık oluşum olarak hareket etmiyor daha çok bir taraftar derneğine dönüştü ve sorunlar buradan kaynaklanıyor.
İlk kurulduğu yıllarda “her Galatasaraylı ultrAslan” sloganı artık günümüzde geçerliğini yitirdi, fazla ısrar etmenin anlamı yok zorla güzellik olmaz
Nedenini yukarda yazdım, siz iki senedir bir taraftar derneği gibi hareket ediyorsunuz, daha çok müşteri, seyirci kesime hitap ediyorsunuz. Hem tribün oluşumu hem diğer taraftarlar bir arada idare etmek mümkün değil! Şu anda ortaya çıkan tablo bunun kanıtı!
Son açıklamayı mağdur kalmış taraftar derneği yapsa herkes anlayış gösterir ama bir tribün oluşumu asla öyle açıklama yapamaz, sakın kimse “neden?” diye sormasın!
Tribünler bağımsız, özgürdür ama bir o kadar mütevazi ve gizemli yapısı vardır. Bu yapıyı bozarsan, medyaya peşkeş çekersen tribün tiyatroya döner.
Şu an gittiğiniz yol yanlış!
Acilen karar vermelisiniz. Yolunuza taraftar derneği gibi mi yoksa tribün kültürü ve geleneklerine sadık bir tribün oluşumu olarak mı devam edeceksiniz?
Şu tutumunuzla tribünün %90’nını temsil etmiyorsunuz ve böyle devam ettiğiniz süre kendi içinizden yıkılacaksınız!
Ve bu halde uA’ya karşı alternatif bir oluşumun kurulması kaçınılmaz olacak!
Sevgili Arkadaşlar, amacım ahkam kesmek değil, kimseye tribüncülük öğretmeye gerek yok benden daha fazla tribün tozu yutmuş insanlarsınız. Ama siz, yanlış yolda olduğunuzu bilerek ısrarla devam ediyorsunuz!
Galatasaray tribününün en büyük sorunu 2004 senesinde tribünde patlak veren “Yürüyedur” meselesidir! Her ne kadar kapanmış gözükse de Galatasaray tribününün kapanmayan, kanayan yarasıdır!
Bu konu zamanında ne olduysa, haklı haksız bir kenara bırakıp o arkadaşlarla helallaşılıp resmen kapatılmalı!
Oğuz Altay yeni uA koordinatörü olduğunda benim gibi herkes Galatasaray tribünü içindeki barışı sağlayacağından çok ümitliydi ama o bizi hayal kırıklığına uğrattı!
Tribün içi barışı sağlamak yerine sayın Altay gazete, televizyon, radyoları gezerek kendini tanıtma peşindeydi.
Zamanında onu bundan dolayı ağır eleştirdim. Şöyle bir şey yazmıştım TD sitesinde o malum başlığa “unkapanında yeni plak çıkarmış pop yıldızları gibi meşhur olma peşinde” demiştim.
Evet, kabul ediyorum biraz ağır eleştiri ama söylediklerimin hala arkasındayım çünkü yanılmadım. Aramız açıldı onu daha fazla tanıma imkanı bulamadım iyi insan olduğundan kuşkum yok fakat şu haliyle hiçte damardan tribüncüye benzemiyor.
Bu arada yıllarca tribün kovalamış uA’nın yönetiminde bulunan arkadaşları da anlamakta güçlük çekiyorum!
Beyler, bir tribün oluşumu medyada temsil edilmeye ihtiyaç duymaz. Çünkü medya her ne kadar yüzünüze gülse de, örneğin engelli basket maçında çıkan olaylara karışan kardeşlerimizi kamuoyuna halk düşmanı olarak göstermiştir. Bunu ilk kez değil defalarca yapmıştır. İste bu yüzden medya tribünlerin bir numaralı düşmanıdır!
Medyayla işbirliği yapmak şeytanla ortak hareket etmeye benzer!
Galatasaray tribünleri sayın Altay göreve geldikten sonra hızla kan kaybetti. KARŞI, Sultans, Parçalı, HELL, Ölümüne gibi önemli alt gruplar kendilerine fesih ettiler, üstüne stat açılışında çıkan olaylardan sonra olanlar cabası!
Evet, Arkadaşlar şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı geldi, her şey göründüğü gibi toz pembe değil.
Bir yol ayrımına geldik böyle devam ederek sade birbirimize zarar veririz. İnceldiği yerden kopsun demek kimsenin hayrına değil!
Galatasaray’ı seviyorsak, Galatasaray’a zarar vermek istemiyorsak en kısa zamanda bir araya gelerek eteklerimizdeki taşları dökmeliyiz!
Hep bir halli Turhallıyız biz bize benzeriz
Yüz bin kere tövbe eder gene şarap içeriz...
The Next Level!
Günümüzde tribüncülük farklı boyutlara ulaştı. Geçmişte bir yerde buluşulur işler halledilirdi, illa herhangi bir müsabakaya gerek duyulmazdı. Sokak ve tribün kültürü ne gerektiriyorsa o uygulanırdı.
O zamanın yaramaz çocukları büyüdü, uslandı, aile kurdu, kariyer yaptı, çalıştı didindi büyük paralar kazandı(Allah daha çok versin), refaha huzura kavuştular.
Efendim, kalkıp geçmişte “yaramaz şimdi uslanmış” çocukları bir radikal tribün oluşumunun başına getirirsen ortaya çıkan tablo kimseyi şaşırtmamalı.
Tribün kendine has bir dünyadır gerçek hayatla arasında olan fark gece gündüz gibidir.
Şiddet, tribünün vazgeçilmez önemli bir parçasıdır!
Bunu kabul etmeyen, isterse bir yüzyıl tribün kovalasın tribüncü değildir, hele değiştirmeye kalkanlar tribünlerin en büyük düşmanı sistemin yancılarıdır!
Gerçek tribüncü “şiddet içerikli pankart açıldı” diye ortalığı yaygaraya verip başta kendini aforoz etmez!
Unutmayın, farklı renklere gönül versek de hepimiz bu yolun yolcusuyuz!
Bu işin İstanbul’u vardır, kontra yaparsın en şiddet içeriklisini açarsın, ki defalarca açıldı.
Kesmedi mi? ararsın karşı tarafı, buluşursun bir yerde eşit sayı! Artık oturur sohbet mi edersiniz çifte telli mi oynarsınız orası size kalmış.
Özgür, bağımsız, antagonist, şizofren ve bir o kadar güzel dünyadır tribün!
Gelelim Galatasaray-Beşiktaş engelli basket maçında çıkan olaylara.
Açık konuşayım benim tribüncülük anlayışımla bu olayın tribüncülük ile uzaktan yakından alakası yok. Her ne kadar içeriğinde tribün mevzusu olsa da!
Çünkü bu tür müsabakalar, her şeyden önce hayata tutunmaya çalışan insanların kendilerini topluma kanıtlama amaçlı bir mücadeleden ibarettir. Kazanılan şampiyonluklar, kupalar sadece o insanların özdeşleşeceği ödülleridir. Kulüplerin kendilerine bu başarılardan pay çıkarmaları söz konusu bile olmamalıdır!
Aklıma birkaç anekdot geldi sizler paylaşmak istiyorum.
İlki Galatasaray tekerlekli sandalye basket takımıyla ilgili. Kurulmasında pay sahibi olanlar bu branşın nasıl bu günlere geldiğini gayet iyi bilirler. Rahmetli Özhan Canaydın zamanında maddi sıkıntılardan dolayı Ahmet Cömert salonunu basket şubesine bedavaya getirmek için tekerlekli sandalye basket takımı kurulmuştur. Salon alındıktan sonra bu şube kapatılmak istendi. Başta rahmetli Alpaslan Dikmen ve şimdiki hocamız Sedat İncesu’nun verdikleri büyük mücadele bu branşın ayakta kalmasını sağladı, hepsinden Allah razı olsun.
Diğerine 5 sene önce uA forumunda şahit oldum. Hatırlarsınız, Lazio-Napoli İtalya kupasında karşı karşıya gelmişti. Binlerce Napoli taraftarının Roma’ya gelişinin videosu, medyanın yalan haberleri, detaylar burada >> Burası Napoli Değil !
Her neyse, forumda konuyla ilgili başlık açılmış hararetle tartışılıyordu. İlginç yanı ise Napolilerin korteji hoşuna gidenler kadar hoşlarına gitmeyenlerde vardı. İlk defa tribün forumunda bu zihniyette olan kişileri görmek tuhafıma gitti açıkçası. Hatta aralarından biri uA yönetimini konuyla ilgili açıklama yapmasını ve şiddeti kınayıp anasayfada bildiri yayınlamasını istemişti, aynı şu açıklama gibi;

Cevap gecikmedi,“Kendimizi aforoz mu edelim kardeşim?”
Cevabı yazan rahmetli Alpaslan Dikmendi....!
Yalanda Olsa
Sokak ortasında bir kadın var bağırıyor
Kendini arıyor, kendini soruyor bağırıyor
Sesi kulaklarımda bir kurşun gibi, patlıyor
Yalan da olsa haklılar, diyoruz ama,
Bu da yetmiyor
Gece yarısı vardiyalarında işçiler tedirgin üşümekte
İş'ten değil güç'ten degil içten, üşümekte
Zaman geçmekte zaman gecikmekte, zaman üşümekte
Yalan da olsa birleşiyorlar ama
Bu da yetmiyor
Gece yarısı bir müzisyen evine yine geç, dönüyor
Taksi parası bile yok, cebinde ama evine, dönüyor
İki damla yaş geliyor gözlerinden cigarası sönüyor
Yalan da olsa zenginiz,
Bu bize yetmiyor
Yalnızım yalnızlığım beni dinlemekte
Yalan da olsa nevar ki bu şarkıyı söylemekte
Yalan da olsa içimden bir bulut akıp gidiyor
Yalan da olsa mutluyum ya,
Bu bana yetiyor!
ULTRA PER SEMPRE !
FSE'den UEFA'ya Tepki!
Avrupa’da futbol taraftarlar birliğinden UEFA’nın Euro2020 organizasyonunu yeni bir uygulamayla farklı şehirlerde oynanması kararına tepki geldi.
Geçtiğimiz hafta FSE’den oluşan bir delegasyon UEFA yetkilileri ile bir araya gelerek taraftarların bu karara gösterdiği bakış açısını dile getirdi. Taraftarların büyük çoğunluğu karara olumsuz tepki verdiler. Bilhassa münferit taraftarlar UEFA’nın verdiği bu karardan hiç hoşnut değil. Takımları tur atladığı taktirde peşinden farklı ülkelere yolculuk yapmanın maddi açıdan imkansız olduğunu vurguladılar.
FSE’nin açıklaması burada >>> link
Naçizane fikrim, Polonya ve Ukrayna’da düzenlenen. İnsanların ve Hayvanların mağdur edildiği euro2012’den sonra bu tür organizasyonlardan tiksiniyorum, olmaz olsun!
Bugün Günlerden GALATASARAY
Haydi bastır Cimbombom'um koy bugün yine
S*ktiğimin kupasını getirin bize
İnletelim Türkiye'yi CİMBOMBOM diye
St.Pauli - Hansa Rostock Rekabeti
İki kulüp taraftarları arasında kan davası boyutlarına gelen rekabet 13 Mart 1993 yılında başladı.
1990’lı yıllarının başında Sosyalist doğu blok ülkeleri teker, teker çözülmesi dünyanın dengesini de fena halde değiştirdi. 40 yıldır iki Alman halkını ayıran doğu Berlin duvarı yıkıldı senelerce birbirinden ayrı yaşayan insanlar kavuştular. Fakat bir yandan halklar birbirine kavuşmanın sevincini yaşarken öte yanda yabancı düşmanlığı ve ırkçılık hat safhaya ulaştı.
Almanya’nın batısı Solingen ve Möln olaylarıyla sarsılıyordu. Diri, Diri yakılan insanlar göçmen halkını ayaklandırdı. Allah’ın her günü kentlerde göçmenler ve almanlar arasında ciddi boyutta çatışmalar çıkıyordu.
Tepkiler sade sokaklarla sınırlı kalmadı, gençler rap grupları kurdular protestolarını sert dille kağıda döktüler. Bunlardan bazıları Advanced Chemistry(Operation 3)link , Fresh Familee(Ahmet Gündüz)link gruplarıydı. İçlerinde KingSİzeTerror rap grubu Almanya’da yaşayan Türk göçmenlerin öfkesini “defol dazlak” parçası ile sertçe dile getirenlerdi.
Parça kısa süre içinde hit listelerinin başına yükseldi ve aynı zamanda ilk Türkçe raptir!
Batı çalkalanırken malum doğuda bundan nasibini alıyordu. 1992 senesinin Ağustos ayında doğu Almanya’nın liman kenti olan Rostocka bağlı Lichtenhagen kasabası ikinci dünya savaşı Nazi Almanya’sını andıran vahim olaylar yaşıyordu.
Bir zamanlar Vietnam’dan doğu Almanya’ya gelen işçilerin lojmanı olan “ay çiçeği evi” o günlerde mülteciler yerleştirilmişti. Lojmanda çingeneler, kuzey ırak ve Türkiye’den kaçan Kürtler, Filistinliler ve Afrikalılar yaşıyordu.
22 Ağustos 1992 günü Lichtenhagen kasaba halkı mülteci lojmanına yönelik eylem başlattı. Eylem dört gün sürdü. Zalimlerin amacı mültecileri linç etmekti. Benzerini o zamanlar Sivas madımak faciasında görmüştük. 26 Ağustosa kadar süren olaylar maalesef polis tarafından kontrol altına alınamadı. Yaklaşık 3000 bine gösterici yardıma gelen polis ve itfaiye güçlerini engelledi, hatta bir ara polis öyle çaresiz kalmıştı ki geri çekilip mültecileri gözü dönmüşlere teslim etti.
Lichtenhagen olayı Almanya’yı derinden sarstı, esas bu boyutlara gelmesine parlamento içinde bulunan tüm siyasi partilerin oy toplamak için halkı kışkırtarak yabancıların üzerinden siyaset yapmalarından kaynaklanıyordu.
Alman halkının büyük çoğunluğu siyasilerin provokasyonlarına göz yummadılar. Büyük kentlerde yüzbinlerce insan sokaklara döküldü parlamento içi destekli faşist olaylara karşı tepki koydular.
İşte tam bu ortamın içinde St.Pauli-Hansa Rostock rekabeti doğdu. 13 Mart 1993 günü Hansa Rostock-St.Pauli müsabakasında, maç esnasında ve sonrasında iki taraftar grupları arasında olaylar çıktı. Deplasmana gelen yaklaşık 1000 St.Pauli taraftarı Lichtenhagen olaylarına gönderme yapınca ortam gerildi. Bunun üzerine Rostock tribünü içinden 400 kişilik Nazi grup St.Paulilerin bulunduğu tribüne girmeye çalıştı ama güvenlik güçlerinin büyük çabası olayların vahim boyutlara ulaşmasına mani oldu.
O günden sonra ne zaman bu iki takım karşılaşsa büyük olaylar çıkıyor.
Aslına bakarsak iki kulüp yönetimi arasında hiç bir sorun yok. Ve Hansa Rostock kulübü defalarca aşırı sağcılarla hiç bir bağı olmadığını açıkladı. Bu derbiden daha çok iki tribün gruplarının farklı siyasi görüşlerinin kavgası.
Fakat St.Pauli kulübü Taraftarlarıyla birlikte çok önceleri Almanya’da 1990’lı başlarında ortaya çıkan yabancı düşmanlığına karşı açıkça tavır gösterdiler. Örneğin, yabancı düşmanlığını körükleyen slogan atanları stattan çıkarıp ömür boyu maçlara girme yasakları verildi, bu hala devam ediyor.
St.Pauli kulübü örnek davranış gösterip 26 Kasım 1991 tarihinde, “miteinander leben, gegeneinander spielen”( hem beraber yaşayalım hem de birbirimize rakip olalım) sloganı altında Galatasaray kulübüyle yabancı düşmanlığını protesto etme amaçlı bir dostluk maçı düzenledi.