Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

All My Loving....

31. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

 

 

Weiterlesen

Münferit#4

29. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Evden ayrıldıktan sonra ilk işim kitapçıya gitmek oldu. Tüm yazılarım, önemli toplantı dokümanları ve diğer evraklarımı yedeklediğim disk yanlış ellere düşmemeliydi. Şu anda tek güvendiğim insan kitapçı kalmıştı, ortalık yatışana kadar evraklarımı ona verdim. Ve bir gün, zamanı geldiğinde yayınlayacak tek kişi yine o olacaktı.


V.M. tek dünyası, varı yoğu sahip olduğu küçük kitapçı dükkânıydı. Bir mucize şekilde hala kapanmamıştı, biz yazarların ve tribün dünyasından anlatılacak hikâyesi olan herkesin buluşma noktasıydı daha net değimle rotasını şaşırmış gemilere kucak açan limandı küçük kitapçı dükkânı. V.M. hakkında günlerce haftalarca çok şeyler anlatılır, aslında onun üzerine ayrı kitap yazılmalı. V.M. bir bilim adamıydı, araştırmacı tarihçi. Büyük bir profesör olabilirdi ama o ömrünü sokak üniversitesine adamıştı. Yıllar önce başkente yaşarken, ultra hareketinin önemli parçası olmuştu ve bundan büyük gurur duyuyordu. Yaşı yirmi değildi artık, iki misliydi hatta daha fazla ama hiç göstermiyordu.


O bir dazlaktı, kolları dövmeli, üzerinde Fred Perry kazağı olanlardan. Tıraşlı kafasının içinde saat gibi çalışan bir beyin taşıyordu. Tribünde önemli birisiydi, sade formanın kutsal renkleri ve arma uğruna çatışmalara girmişti. Vazgeçilmez şiddetten kopamıyordu. Fakat V.M. ’ye göre şiddetin sosyolojik ve politik boyutu vardı. Tribünden kendi isteğiyle ayrıldı, yinede hiçbir zaman sevmekten vazgeçmedi ve gelişmesinde de önemli rol üstlendi. Bir gün oturdu kendi tribünü ve diğer tribünler üzerine yazmaya başladı. Bilim adamı olmasından dolayı kamuoyu tarafından ciddiye alınıyordu. Keskin zekâsı ve amansız eleştirileriyle Ultra’ları topluma kötü etiketleyenlerin oluşturduğu önyargılarını birer, birer yıkıyordu. En ince detayına kadar ultras hareketinin gerçeklerini insanlara anlattı, buda bir yerlerinden komplo teorileri uyduranları rahatsız ediyordu. Çünkü yalanlarıyla tek başlarına kalmışlardı.


Ve bir gün bu kitapçıyı açtı, tam karşısında birde radyo istasyonu vardı. Dükkâna herkese girip çıkıyordu, entelektüeller, anarşistler, dazlaklar, ultra’lar, sıradan vatandaşlar. Gelenlerin çoğu toplumdan dışlanmış insanlardı. Sorulduğunda “Ama ben onları çok seviyorum” diye cevap veriyordu. Dükkânına sarı kırmızı bayrağını astığı malum gün dediği aklıma geldi “ Bu dönemin isyanını futbol taraftarları başlatacak. Siyaset? Sokaktan tribünlere kadar!


V.M. kitabın üzerine uzun hikâyeler anlatmadan satmazdı. Kitabı satmadan önce ne gibi kitap aradığına dair binlerce soru sorar ve bir sürü tavsiyelerde bulunurdu. Karşı tarafın hoşuna gitse de gitmese de. “Hayır, onu alma bu kitabı al.” V.M. sayesinde ultra’lar üzerine yazmayı öğrendim. Doğru tarafta olduğumuzu bildiğimiz halde, başkaları ise ısrarla bizim yanlış yerde olduğumuzu iddia etse de onlara inat yazmak. Brechtin bir yazınsındaki gibi “Biz suçluyuz o yüzden köşede duruyoruz, çünkü diğer yerler dolmuş”.


İşte V.M. buydu, bir başka sahipsiz köpek. 4X4 metrekare büyüklüğünde, içinde beş bine yakın eserle dolu kitap dükkânında yaşıyordu. Benim gibi onu gün boyu bin birli türlü sorularla meşgul ederlerdi. Ama o usanmadan, üstelik ansiklopedik anlatımlarıyla ve büyük sabırla hepsini teker, teker cevaplardı.


Diski ona verdim, sonra kucaklaştık.


“Yarın yola çıkıyorum”


“Biliyorum, doğrusunu yapıyorsun. Bende senin gibi genç olsaydım aynı yolu seçerdim. Artık benim yerim burası, dünyayı dolaşmaktan usandım. Ve gitmemeliyim. Ama sen kaçmalısın, sakın beni ve bu kimsesizlerin tek limanı haline gelen dükkânımızı unutma. Topladığın tüm bilgileri bana yolla.”


“Tamam peki”


“Sürgünde yazarlar birliği kurma fikrin hoşuma gitti, fantastik ve birazda romantik havası var.”


“Gitme vaktim geldi, elveda V.M. elveda Ultra”


Dükkândan çıkarken masasına son yazdığım dokümanlarımı bıraktım “D. Grubu terk ediyor” başlıklı. Tüm geçmişte yaşadıklarım davamızın başlangıcı ve çöküşünü içeren bir hikaye. Ve V.M.her zamanki gibi masasına oturup okumaya başladı …..devam edecek.

Weiterlesen

Münferit#3

25. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Vakit tamam, birazdan sürgün günlerim başlayacak. Kenar mahallelerden karanlığın derinliğinde kaybolmadan önce Ultra Yazarların ortak buluşma noktası foruma son mesajımı yazmak için bilgisayarı açtım.


“Sevgili Yoldaşlarım ayrılma vakti geldi. Ömrümüzün geçtiği, büyüdüğümüz, davamız uğruna mücadele ettiğimiz. Ve şu karanlık dönemde sığınacak tek yerimiz olacak sokaklar bizi bekliyor. Yeniden ne zaman buluşuruz orası muamma. Açıkçası içimden bir ses tekrar görüşemeyeceğiz diyor. Farklı yerlere dağılacağız. Gittiğimiz yerde hatıralarımız canlanacak paylaşıp yazacağız bu kesin. Orası öyle bir yer ki, her kişinin kendisine ait bir hikayesi olacak. Zaten hepimizin kaderi birbirine benziyor, ruh eşi sayılırız. O yerde sevgili yoldaşlarım, özgürce, kimse bize engel olmadan, yasaklanmadan anılarımızı satırlara döküp tüm dünya ile paylaşacağız. Eski bir dostum bana eşlik edecek. Geçmişte kalan şanlı günlerimizi hatırlayacağız, sevgi ve nefretimiz devam edecek. Çevreden ve baskıdan yalıtılmış, gücümüz yettiği kadar yeraltında yaşayacağız. Tahminim ortalığın durulması üç ay sürer. Kendimize sahte isimler takacağız, arkasında gerçek insan olan aptalca adlar. Gerçekleri dünyaya yaymak için her defasında hikayelerimizi değiştireceğiz. Farklı statlar, farklı şehirler,  sade o günleri yaşamış her defasında okuduğunda yüreklerinde hissedenler bizim kim olduğumuzu bilecekler. Yoldaşlar, sakın yazmaktan vazgeçmeyin. Geçmişte kalan anılarınız, yeni yaşadıklarımızı. Döktüğümüz göz yaşları, çektiğimiz acılar, yaşadığımız aşklar, sevinçlerimizi, uğruna akıttığımız kanlar hepsini kaleme alın satırlara dökün. Bu bizim ormanımız olacak, canlı kitaplar, yaşayan öyküler, şiirlerle dolu. Hiçbir yasanın engel olamayacağı, devlet güçlerinin şiddetinden uzak tertemiz bir yer. Şu anda sahipsiz köpekler gibiyiz, kızgın ve gururlu. Görüşmek üzere dostlarım, hayırlı yolculuklar dikkatli olun. Şunu unutmayın, kimse geleceğe inanmamızı yasaklayamaz!”


Yazım biraz abartılıydı ama geçmişte bağlı olduğum grubun adına yazdığım açıklamalardan ya da diğer okuduğum yazılarından farklı değildi. Gerilla tarzıydı, gizemli. Maksat takma kimlikle peşimizdeki polisleri yanıltmak. Aynı zamanda içimizden olanlara satır aralarında verdiğimiz mesajlar.


Tüm bilgilerimi diske yedekledikten sonra bilgisayarın fişini çektim. Son kez odamın içine baktım, her köşesi hatıra doluydu. Çatışmalarda rakiplerden aldığımız atkılar, tribünlerde açtığımız koreografilerin resimleri. Bir anda canlandı yine hatıralar. Deplasmanda stada giderken kortejler, rakiplerle girdiğimiz çatışmalar, polisle kavgalarımız. Dudağımda acı bir gülümsemeyle evin kapısını kapayıp daldım karanlığa…..devam edecek.

Weiterlesen

Münferit#2

23. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

İlk başlarda tribünümüzün lokomotif grubuyla birlikte hareket ediyorduk. Kimliklerimiz atkılarımızın arkasında gizliydi. Asla deplasman kaçırmazdık, bazen otobüsle bazen tren bazı zamanda otostop yaparak armanın peşinde koşuyorduk.


Sonra yazmaya başladık, İngiliz “Hoolwriter” yazarlarından esinlenmiştik. Bazıları yazmayı kendine terapi olarak görüyordu, kimileri yolunu buluyor, kimileride tarih sayfalarına not bırakmak istiyordu. Yazılarımızla kendimize bir kimlik oluşturduk, ultra hareketini de yönlendiriyorduk. Farklı renklere gönül vermiş olsakta sonuçta davamız aynıydı hepimiz tribüncüydük.  

 

Ve bir süre sonra ortak toplantılar düzenlemeye başladık. Fırsat buldukça kitap fuarlarında buluşuyorduk, konserlerde ya da maçlarda. Tuhaf duyguydu, çoğu kez müsabakalarda karşı karşıya gelip kafamızı gözümü kırmıştık. Zevkli geçen çatışmalarımız kadar karşılıklı oturup dava üzerine tartışıp konuşmakta bizlere büyük huzur veriyordu, rahatlıyorduk. Mazoşizm?  Hayır,  irrasyonel.


Toplantılarımızda karşılıklı hikâyelerimizi paylaşıp, yazılarımızın üzerine tartışıyorduk. Ve böylece Ultra-Yazarlar birliği oluştu. Resmi değildi ama tüm tribüncüler bize saygı gösteriyordu. Kaleme aldığımız yazılar tribün kültürünün ayakta kalması için büyük önem taşıyordu. Birkaç prensip kararları aldık, asla sistemin parçası olmayacak burjuva akımlara kapılmayacaktık. Yalnız öyle durum oluştu ki, farkında olmadan yeni bir edebiyat tarzı yaratmıştık. Maalesef 2 Şubattan sonra her şey değişti. O güne kadar koruma şilti sandığımız yazar kimliklerimiz bir anda parçalandı. Yazılarımızla davaya uzak kalan kamuoyunu aydınlatmayı çabalarken emeklerimiz bir kalemde silindi fişlendik.


Suçumuz, 30 yıl boyu çatışmalarımız, Ultra hareketini yayıp tüm ülkede düşmanlığı pekiştirmek, halkı huzursuz bırakmak ve genç nesilli yazılarımızla zehirlemekti.  Futbol müsabakalarını gerekçe olarak kullanıp, bazen organize, bazen de münferit, etrafa şiddet saçıp insanlara işkence yapmakla suçlanıyorduk. İtitiraf etmelyim, bazı çatışmalarımız futbol ile hiçbir alakası yoktu. Cigara, alkol, toz, kadınlardan kadar şiddetten de büyük zevk alıyorduk. Biz aslında bağımlıydık yokladı mı dindirmeliydik içimizdeki canavarı.

 

Onların gözlerinde Ultralar, kanunsuz, kalpazan, şiddet eğilimliydi. Kendi deyimleriyle, medeni topluma zarar veren, sisteme çomak sokan parazitler. En tehlikeli yönümüz, modern futbola engel olarak ülke ekonomisine büyük maddi zarar açmaktı. Ama işlerine geldi mi bizi övmekle bitiremiyorlardı, süslü tifolarımıza methiyeler düzerek göklere çıkarıyorlardı, takımın vazgeçemeyeceği 12. Adam oluyorduk bir anda. İşleri bittiğinde de ellerinin kiri gibi bizi silip atıyorlardı.


Bir noktadan sonra doğru ile yanlışı, kötü ile iyiyi ayırt edemez hale geldik. Ultra demek kırmızıçizginin kenarında yaşamaktı hatta ötesine geçmek. Örneğin çatışmaları suç olarak görmüyorduk, bize göre oyunun parçasıydı. Sonra her şey değişmeye başladı, insanlar değişti. Kimileri kendini ulussal medyaya sattı. Kutsal geleneklerimizi bir kenara atıp televizyon ekranlarını, gazete manşetlerini süslemek daha çok hoşlarına gidiyordu. En büyük hata ise markalaşmaktı!

 

Çöküm markalaşmayla başladı, bize ayrılan tribünün biletlerini gruptan olmayanlara pazarlamak, grup dışındaki şahıslara ürün satmak vs. Kısacası paranın buyruğuna girilmişti ve esas hedeften uzaklaşıldı, profesyonel marjinal tribüncüler türemeye başladı.


Gün geçtikçe rakiplerimizle çatışmak zorlaştı fakat diğer yandan istemeyerekte olsa yeni hedef oluştu “polis”. Bu hedef bir süre sonra hepimizin ortak düşmanı oldu! Bunları gören devlet boş durmadı, eskisi gibi pasif değildiler bu sefer en sert şekilde üzerimize geldiler. Yeni yasalar çıkarıldı, peşimize muhbir taktılar, statlar kameralarla donatıldı, taraftar kartları çıkarıldı, deplasmanlar yasaklandı, terörist olarak fişlendik. Kafalarına estiğinde evimizden gelip alıyorlardı ya da durduk yerde sokakta gezerken tutuklanıyorduk. Parola,  SIFIR TOLERANS….devam edecek.

Weiterlesen

Münferit#1

19. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ortadan kaybolma vakti geldi, yeraltından devam edeceğiz dostlar.

 

2 Şubat günü başlayan polis baskınları hayatımızı zorlaştırdı diğer Ultra yazar arkadaşlarla bir süre yeraltından faaliyetlerimizi sürdüreceğiz. Telaşla önemli eşyalarımı topladım, vakit gittikçe azalıyor çember gittikçe daralıyordu. Şüphelenmekte haklıydım. Günlerdir takip edildiğimi hissetim ve bu sabah kapımın önünde yine o arabayı görünce işin ciddi olduğu ortaya çıktı. İki kişi sürekli beni takip ediyordu nereye gitsem peşimdelerdi. Markette, kütüphane, parkta her yerde karşıma çıkıyorlardı. Tek ben değildim diğer yazar arkadaşlarında peşine takılmışlardı. Güzel günlerimizi geride bıraktık maalesef, stat yasakları ve uzun yıllar sürecek hapis cezaları bekliyordu bizi. Yer altında kalacağımız süreyi bir araya gelip bulaşma noktaları ayarlamak için son kez birbirimize şifreli e-mailler yolladık. Mutlaka buluşmalıydık, muhakkak davamız devem etmeli gelecek nesillere aktarmalıyız yaşadıklarımızı.

 

Buluşma noktalarımız belliydi. Bize kapılarını açan kitapçılardı ya da dazlakların işlettiği lokaller/halkevleri. Bazılarımız çevreyolunda bulunan dinleme tesislerini tercih edecekti buraları daha güvenliydi. Maalesef birkaç arkadaşımızı yakaladılar, bazıları taksi durağında, havaalanında uçak beklerken bazıları ise tren istasyonunda. Birde dost sandıklarımız vardı bizleri gammazlayan.

 

Benim gibi davayı ideolojik olarak destekleyen yazar arkadaşlar bir anda bu fırtınanın içine düştürler. Aynı ortaçağda cadı avları gibi peşimize düşmüşlerdi. McCarthy dönemini andıran fişlenmeler, artık adımız soyadımız listelerin tam başındaydı, böyle intikam alıyorlardı.

 

Dedim ya güzel günlerimiz geride kaldı, kabahatin çoğu bizdeydi bunun farkındayız. Militan yıllarımızda her şey daha kolaydı, yazarlığa başladık hedef tahtası olduk. Evet, bize Ultra-Yazar derler Britanya adasında “Hoolwriter”  yazarlarına özeniyoruz fakat biz farklıyız. Onlar gibi hikâyelerimizi üç beş kuruşa pazarlamıyoruz, bizim hikâyelerimizi beyaz perdede görmeyeceksiniz ya da TV’lerde. Bizim işimiz Ultras hareketini gelecek nesillere anlatmakla sınırlı. Fazlasına bugüne kadar hiç heveslenmedik. Bizim dünyamız sade içimizde beraber mücadele verdiğimiz dostlarımızla paylaşıyoruz diğerleri düşmanlarımız.

 

İlk başlarda bizi hafife aldılar, yazdığımız hikâyeleri kafadan uydurduğumuzu sanıyorlardı hani ucuz polisiye romanları gibi. Fakat bizim hikâyelerimiz anlattıklarımız yaşadığımız maceralar ortak işlediğimiz suçların hepsi gerçekti. Bizde önceleri hayallere kapılmıştık yalan değil. Yaşadıklarımızı kaleme döküp köşe olacaktık, belki bir edebiyat ödülü vereceklerdi,  ciddi, ciddi inanıyorduk bunların olacağına çok saftık....DEVAM EDECEK

Weiterlesen

Deja Vu !

12. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

simpson_DW_Lifestyl_715305p.jpg

Weiterlesen

İMPARATOR FATİH TERİM !

11. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

fatih-terim.jpg

5 ay içinde başardıklarını dünya'da hiç bir teknik direktör başaramaz Morinho dahil. Futbolu unutmuş adamlara tekrar yeniden futbolu sevdirdin, büyüksün FATİH TERİM....

Weiterlesen

Jailhouse Rock From Metris

10. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

 


aziz Yıldırım played the tenor saxophone
little şekip was blowing on the slide trombone
the drummer boy from sivas went crash boom bang
the whole rhythm section was the match fix gang...lets rock 

Weiterlesen

FUCK el clasico !

10. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

El-Clasico-FC-barcelona-vs.-Real-Madrid.jpg

                                                        YAŞASIN ISTANBUL DERBİLERİ(!)

 

 

                                                         NO AL CALCIO MODERNO !

Weiterlesen

Kendimizi Kandırmayalım! Vol.2

6. Dezember 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dün akşam ufak bir araştırma yaptım ve şu yazıyıya rastladım;

_________________________________________________________________________________________________________________________________________

 

Tribün liderleri ilk kez anlaştı Taraftarlar Birliği kurulacak.

Bu çapta bir birlikteliğin ilk kez yaşandığı panelde, taraftarların ortak duruş sergilemesi gerektiği sık sık tekrarlandı. Tribün liderleri, inanılmaz itiraflarda da bulundu. Geçmişe sünger çektiklerini herkesin bilmesini isteyen liderler, alkol alıp stadın önünde sabahlanılan günlerin artık geride kaldığını, interneti takip ettiklerini, kitap okuduklarını, sosyal konulara uzak durmadıklarını belirttiler. Ayrıca, Taraftarlar Birliği adı altında hareket etmenin öneminden de bahsettiler.

PANELDE ÖNE ÇIKANLAR

1. Kimlik edinmek için tribüne gelenler engellensin. <<<

2. Biz farklıyız mantığı silinsin. Hepimiz aynıyız. <<<

3. İnterneti kötü amaçlı kullandırmayalım.

4. Aramızda rekabet mutlaka vardır; ama düşmanlık olmasın. Linç kültüründen arınalım.

5. Arası kötü olan kulüpleri barıştıralım.

6. Spor medyası dibe vurmuştur. Değerli kalemler de bu çarkın içinde kaybolup gidiyor. Reyting ve çıkar uğruna kullanılmayın. <<<<

7. Tribündeki şeytani ruhlu insanları engelleyelim.

8. İnsanlar tahrik olmak istiyor. Buna meydan verilmesin. Kesici-delici aletler statlara sokulmasın.

9. Taraftarları bölmek için gruplar arasına kavga sokan yöneticilerin oyununa gelmeyin.

10. Bir gencin eline döner bıçağı vermek tribün ağabeyliği değil, olsa olsa kahpeliktir.

11. Olaylarla değil; güzelliklerle ön plana çıkmaya çalışalım.

’12. Tribün terörü’ diye bir şey yoktur. Bu, medyanın oluşturmaya çalıştığı canavarın adıdır.

13. Deplasmana gidince tribünlere bağırarak girmeyin. Karşı tarafın reaksiyon göstereceği hareketlerde bulunmayın.

14. Tribünlere siyaset asla bulaşmasın. Siyaset girmezse ortak hareket etme imkanımız artar.

 

______________________________________________________________________________________________________________________________________

 

Fazla uzakta değil, 5yıl önce 2006'da rahmetli Alpaslan Dikmen'nin girişimiyle bir araya gelen tribün oluşumlarının düzenledikleri panalede aldıkları ortak karar.

Yukarıda okla işaretlediğim maddelere dikkat!!!

 

"1. Kimlik edinmek için tribüne gelenler engellensin."

 

Doğru tespit, ama farkındaysanız şu an siz, istisnasız tüm tribün grupları, kendinizi öne çıkarmak için kamuoyu önünde bir sidk yarışı içindesiniz. Dolayısıyla ikinci maddeyi çiğniyorsunuz; "Biz farklıyız mantığı silinsin. Hepimiz aynıyız". Ve işin acı yanı zamanında bu maddelerin ortaya çıkmasında katkısı olanlar bu sidik yarışında en önde koşanlar. Balık hafızalısınız dendiğinde kimseye kızmayın perişan haldesiniz.

 

Gelelim üçüncü işaretlediğim 6. maddeye. "Spor medyası dibe vurmuştur. Değerli kalemler de bu çarkın içinde kaybolup gidiyor. Reyting ve çıkar uğruna kullanılmayın." Resmen kendinizi kullandırıyorsunuz medyanın kadrolu malzemesi oldunuz tebrikler. Sürekli telefonla kanallara bağlanmalar, daha iki ay önce Galataaray'a çirkince dil uzatan o pis mahlukla aynı seviyeye gelip muhabetleri millet unutmadı!

 

Kafayı yemek elde değil, Türkiye'de ULTRAS dendiği zaman ilk akla gelen Galatasaray taraftarları olurdu şu düştüğümüz hallere bakın. Evet, ülkeye "Ultra"alt kültürünü getiren Galatasaray'lılardır bu 2000 yılından çok öncesine dayanır!

 

Zamanında bizden Ultras dersi alan rakiplerimiz kalkmışlar bize ders veriyorlar. Ama adamlar bir nevi haklılar, yukarda Allah var inkar eden çarpılır. Çıkan yasaklara karşı şimdiye kadar bir tek onlar adam akıllı tepki gösterdi biz ise düşene tekme vurma peşindeyiz. Ulan iki gün önce Galatasaray Lisesin'de "Canaydın Fair-Play" ödülü bir Fenerbahçeli sporcuya verildi, bazılarınız hala GS-FB rekabetinin ne büyük anlam taşıdığının farkında değil, gerçeği söylemek gerekirse size göre çokta fifi.

 

Dün akşam yazdığımı yeniden tekrar ediyorum; DÜNYANIN HİÇ BİR YERİNDE RAKİP TARAFTARLARIN ALINMADIĞI DERBİ, DERBİ SAYILMAZ!

Gerçek tribüncüyseniz asil duruş gösterir sizde durduğunuz tribünü maç başladıktan kısa süre sonra terk edersiniz!

 

                                                       LIBERTA PER GLI ULTRAS !

Weiterlesen
1 2 > >>