BU İŞ BURADA BİTMİŞTİR !!!
Sevgili Galatasaraylı tribüncü Arkadaşlarım, Kardeşlerim, Dostlarım şimdi bu yazdıklarım sizleri rahatsız edecek biliyorum bağışlayın ama dost acı söyler. Bu akşam öyle bir olaya imza attınız ki belki Türk tribünlerinde bir ilk yaşandı. Bilmiyorum belki önceden olmuştur.Ben1978’den bu yana tribün kovalarım şu akşama kadar böyle bir olayı ne gördüm nede duydum nede şahit oldum.
DEPLASMANA GİDEN TARAFTARLAR, ŞEHİR İÇİ DÂHİL. ASLA SKOR NE OLURSA OLSUN TRİBÜNÜ TERK ETMEZ! İSTİSNALAR YAŞANMIŞTIR, ÖRNEĞİN POLİS BASKISIYLA TRİBÜN BOŞALIR BU GAYET DOĞALDIR.
AMA!!!
TAKIM MAĞLUPKEN TRİBÜN TERK EDEN DEPLASMAN TAYFASI RESMEN HAVLU ATMIŞ SAYILIR. BU AYNI PANKART KAPTIRMA ANLAMINA GELİR. YANİ SİZ ARTIK BUNDAN SONRA RESMEN BİTMİŞ SAYILIRSINIZ. DEPLASMAN KUTSALDIR SİZ BU GECE GALATASARAY’A AYRILAN KUTSAL MEKÂNA İHANET ETTİNİZ.
BUNUN ULTRAS İLE ALAKASI YOKTUR ARKADAŞLAR. SALT TRİBÜN KÜLTÜRNÜN TEMEL KURULLARININ EN BAŞINDA GELİR! VE ARTIK BU SAATTEN SONRA GALATASARAY TRİBÜN OLUŞUMUNDAN BAHSETMEK ABESTE İŞTİGALDİR. SAKIN OLANLARI SAVUNMAYA KALKMAYIN, MALUM BELİRLİ BİR KESİM TRİBÜNDE KALSADA O GİDENLER MUTLAKA ENGELENMELİYDİ!!!
Fazla zorlamaya gerek yok geçmiş olsun. Siz kabul etmesenizde BU İŞ BURADA RESMEN BİTMİŞTİR……
Beşiktaş-Galatasaray&Slow Death
Yükselirsin, yükselirsin her şey çok güzeldir. Ama sıkılırsın çünkü hep olduğun yerde döndüğünün farkına varırsın. Buna arsızlık derler. Sevenlerin olur çok sevenlerin, sen öyle sanırsın. Bir gün tepe takla aşağı indiğinde bir bakarsın etrafına meğerse düşene tekme atanlar ne kadar çokmuş. İlk tekmeyi atanlarda sevenlerindir çok güvendiğin.
Bu akşam bir derbi oynanacak bilmem kaç yüzüncü kez karşılaşacaklar, Siyah Beyaz ve Sarı Kırmızı. Ortada tuhaf bir “what the fuck” havası var. Sahi, what the fuck?
Beşiktaş-Galatasaray, bu sefer kaybedenler kazansın....
Andy Lyons, When Saturday Comes
Geçen hafta dergide parti verdik. Yanıma bir mühendis geldi,
- "bir sorum var ben Tottenham taraftarıyım şu sıralar takımımız ligde nasıl gidiyor?”
Ona nazikçe yıllardır spurs’lerin Glenn Hoddle ayrılmasına henüz çare üretemediklerini anlatmaya çalıştım. Adam biraz afalladı, Glen Hoddle ismi onda hiçbir şey çağrıştırmadığı yüz ifadesinden anladım ve fazla üzerine gitmedim.
Futbol taraftarları kendi aralarında farklı bir çekişme içindeler. Öyle ki fundamentalist, içerde dışarda maç kovalayan kemik taraftarlar sade iç saha maçlara giden arada sırada yakın deplasman yapanlarla alay eder, bu kişileri taraftar yerine koymaz.
Ne hikmetse her ikisi de yıllarca maçları statda izlemiş şimdi kenara çekilmiş televizyondan seyredenlerden üstün görürler. Haksızlık yapmayalım bu insanlarında takımları mağlup geldiğinde hafta sonları zehir oluyorsa onlarda taraftar sayılır.
25 yıldır “When Saturday Comes” dergisini çıkarıyoruz. Bu süre içinde şunun farkına vardım. Bir zamanlar futbola sade belirli bir kesim ilgi duyuyordu. Yaklaşık 10 senedir futbolla ilgilenmek moda oldu. Ne zaman gazetede bir şarkıcı, sinema oyuncusu ya da mankenle söyleşi okusam hep araya “hangi takımı tutuyorsun?” sorusu sıkıştırılır. Şayet cevap, “ben futbola ilgi duymuyorum” olunca seviniyorum. Eyyamcılık yapıp ligde birinci sıradaki takımı tutuyorum demelerinden bana daha samimi geliyor.
Son zamanlarda futbola ilgisi artan kişiler ligde şampiyonlukta favori gösterilen takımları tutuyorlar. Onlar futbolu değil başarıyı destekliyor. Bu arada partide rastladığım mühendis arkadaş Tottenham kulübünün son senelerde ligde sürekli ilk dört içinde olduğunu ve Liverpool’u geride bıraktığından haberi vardır. Dilerim kendine benzeyen, onun gibi Tottenham kulübü hakkında daha az bilgiye sahip yeni spurs taraftarıyla tanışmıştır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bu akıl dolu sözler “When Saturday Comes” link dergisinin şef redaktörü Andy Lyons’a ait. Geçtiğimiz Mart ayında derginin 25. Yıldönümü kutlamalarında yaptığı konuşmadan alıntı.
Sahi, futbolda başarı nedir?
Biz futbolu mu seviyoruz yoksa başarıyı mı?
Armanın peşinde miyiz ya da şampiyonlukların mı?
Mentalita ULTRAS#34 Acı Son Ve Dağılmalar
Bir yandan çatışmalar gün geçtikçe artarken diğer yandan Ultralar kendi içlerinde de anlaşmazlıklar yaşamaya başladılar. Tek ortak mevzuda birleşiyorlardı “çevik kuvvet”. Devletin emniyet güçleri taraftarların resmen düşmanı oldu ve bu hala günümüze kadar sürüyor. Bence suçluları sade polis ve taraftar içinde aramak yanlış. Önceki yazılarda bahsettiğim gibi sert yasalar çıkarmak polisin yetkisini arttırmakla sorun çözülmüyor ve çoğu ülkede görüldü ki ters tepki yapıp problemleri çoğaltıyor. İtalya’da durum 2000’li yıllarının ortalarında vahim boyutlara ulaştı. Taraftarların karıştıkları olaylar medeni toplumlar içinde kabul edilemez ise polisin gösterdiği sert tutumda aynı şekilde kabul görmesi mümkün değil! Zira ortada söz konusu olan “İNSAN” ve atalarımızdan bize kalan bir söz derki “ne ekersen onu biçersin”. İnsan hata yapar ama o kişilere doğru yolu göstermez ve sürekli şiddete daha ağır şiddetle karşılık verilirse toplum içinde huzursuzluk gittikçe artar ve diğer alanlara sıçrar.
“Neden polis taraftarın gözünde düşman?” Sorusuna aranan cevaplar bu yazı dizisinin içinde mevcut. Ama yine de iki çarpıcı örnek vermek istiyorum. Yakın zamanda yaşanan bu vahim olaylar polis gücünün soruna çözüm olamayacağını açıkça ortaya seriyor. İlki 24 Eylül 2005 tarihinde yaşandı. Verona-Brescia müsabakası sonrasında Paolo adlı Brescialı Ultra tren istasyonunda polisle yapılan çatışma sonrası komaya girerek hayatını kaybetti. Bu olaydan sonra Paolo İtalya tribünlerinin sembolü haline geldi, o zamanlar sürekli ismi duyuluyordu ve bu günümüze kadar sürüyor. Tezahüratlar ve pankartlarda olayı gündeme getiren Ultralar adaletsiz düzene karşı dayanışma eylemine dönüştürdü. O gün Verona tren istasyonunda olayların görgü şahitleri polisin Brecia taraftarlarına karşı koydukları şiddetin planlı olduğunu ve bir grup polisin Paolo’yu kaçarken sıkıştırıp linç ettiğini anlatırlar.
Geçmişte benzer yaşanan olaylarda görüldüğü gibi bu olayda da polis suçsuz olduğunu ve Paolo kendi arkadaşlarının attığı taşın kafasına isabet ettiğinden dolayı komaya düştüğünü savundu. Fakat Paolo kaldırıldığı hastanenin doktoru kafasına aldığı şiddetli cop darbeleri izlerini tespit etti ve bu yüzden komaya girdiğini raporunda açıkça belirtmiştir. Açılan soruşturma yine bir noktadan sonra tıkandı. Lakin savcı Brecia’lı taraftarın polisin cop darbeleri yüzünden komaya girdiğini kabul etse de maalesef bu şahıslar kimse tarafından tespit edilemediğinden dolayı davayı kapattı. Zanlı polislerin yaka numarası olsaydı tespit edilebilirlerdi. Bir kez daha yaka numaralarının önemli olduğunun altını çizmekte fayda var. Niçin zorunlu tutulmadığının altında art niyet aramakla haklı olduğumuzu gösterir. Ve bu yaka numaraları kanunen şart koşulmadığı sürece fikrimiz değişmeyecek!!
Diğer olay 2007 yılında gerçekleşti ve tüm Avrupa’da yaşayan taraftarları derinden yaraladı. Öyle ki hala etkisinden kurtulamadık. Bahsettiğim kişi Gabriele Sandri, 28 yaşında Lazio taraftarı. 11 Kasım 2007 yılında A1 otobanının dinlenme tesisinden çıkarken bir polis kurşununa kurban giden masum İNSAN. Olayın tüm ayrıntılarını yeniden açmak istemiyorum. Blogu sıkı takip edenler konuyu defalarca işlediğimi bilirler.
Bilmeyenlere ufaktan özet geçeyim. 11 Kasım 2007 tarihinde Gabriele arkadaşlarıyla AC Milan deplasmanına gidiyorlardı. Arezzo kasabasına bağlı A1 otobanın Badia al Bino tesislerinde dinlenmek için mola verdiler. O sırada Parma deplasmanına giden Juventus Ultraları ile karşılaşırlar. Her iki taraf arasında ufak sözlü atışmalardan öte olay yaşanmaz kısa süre sonra herkes kendi yoluna devam eder. Yolun karşı tarafında bir polis memuru olayı görür. Verdiği ifadede de defalarca yüksek sesle arbedeye giren taraftarları uyardığını belirtir. Hoş, aradaki onca mesafe ve çevre yolunda trafiğin yarattığı gürültü polisin sesini karşı tarafa duyurması fizik kurallarına aykırı ama tutanaklarda böyle geçiyor. Sesini duyuramayan polis bunun üzerine silahınla bir uyarı ateşi açar. O esnada dağıldıktan sonra yola koyulan taraftarlar hala karşı yakada polisi fark etmezler. Hareket eden taraftarların peşine düşen polis elindeki tabancası ikinci kez patlar. Sözde bu kurşun emniyette olmayan tabancasından kazayla çıkıyor ve arabanın arka camından Gabrieli’nin kafasına isabet ediyor. Şimdi insan ister istemez kendine soruyor. Arada toplam 6 şeritli( 3 gidiş-3 geliş) işlek bir çevre yolu var mesafe yaklaşık 30 metre. Silah kullananlar bunu daha iyi bilirler, o mesafeden nişan almadan her hangi hareket eden bir nesneye ateş edip hedefi vurmak usta nişancılığa girer. Ve zanlı polis memurunun cv’si başarılı bir nişancı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kazayla patlayan tabancadan çıkan kurşun o mesafe arasında hareket eden her şeyi vurur ama hedefte olan bir insanın kafasına denk gelmez. Ve bununda hiçbir mantıklı açıklaması kabul edilemez!
Bağımsız yargı! Her zaman olduğu gibi adaletini gösterdi ve polis memurunun ifadesini kabul etti. Luigi S. 6 ay hapis cezasıyla olaydan sıyrıldı. Gabrile ise şu lanet olası adaletsiz kötü dünyayı terk etti. İstemeyerek elinde olmadan, umarım huzur bulmuştur.
Bu olaydan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, zaten olmaması için ellerinden geleni yaptılar. Yeniden yasalar çıkarıldı daha ağır daha sert. Taraftar kartları yürürlüğe koyuldu, toplu deplasmanlar yasaklandı. Pankartlar, koreografiler yetkililerin keyfine bağlı, bazen serbest bazen yasak. Gabriele Sandri İtalya’da şimdilik ölen son tribüncü, inşallah böyle kalır kimsenin canı yanmaz. Taraftarlar onun ölümünden sonra bir iç hesaplaşmaya girdiler. Kendilerini sorgulamaya başladılar çözüm yolları ürettiler. Ama bu gayretler şu ana kadar tek taraflı kaldı, hep taraftarlar taviz verdi yöneticiler ise bildiklerini okumaya devam ediyorlar! 2007’de Catania’da ölen polisin yüzünden ligde o hafta tüm müsabakaların iptal edilmesine karşı çıkan zamanın İtalya Futbol Federasyon başkanı Antonio Mattarese’nin basına yaptığı açıklama bunun en çarpıcı örneği;
“Futbol bir şovdur ve asla yarıda kesilmemeli. İtalya ekonomisinin önemli parçası haline gelen futbol eğlencesi her şeye rağmen devam etmelidir. Ekonomimizi ayakta tutan bu eğlenceyi organize edenler tüm masrafları kendileri karşılıyorlar ve böyle durumlarda yatırımcıları büyük zarara uğratmaya kimsenin hakkı yok. İşleyen futbol sisteminin içinde ölenler bu zararın oluşmasına neden oluyor. Maalesef güvenlik güçlerimiz çıkan olayları kontrol edemiyor ve zararın büyümesini engelleyemiyorlar.”
Açıklamayı nerden tutsanız elimizde kalıyor. Mattresse bu kadar afili laflar etmesine gerek yoktu. Kısaca “ there is no show business like show business and the show must go on” demesi yeterdi.
Yazının başında belirttiğim gibi 2000’li yılların ortalarında Ultralar kendi içlerinde anlaşmazlıklar yaşadılar ve dağılmalar oldu. Bunlar Sandri ölümünden önce başladı. ULTRAS tarihinin en eski ve en saygın grupları tribünlerden çekildiler. İkisi de kendilerini aynı yıl fesih etti. İlki Bergamo tribünlerinin efsane oluşumu BNA( Brigate Nerazzurre Atalanta) 30 yıl süreden sonra yaşadıkları iç kavgalara fazla tahammül edemeyip tribünden çekildiler. Bu İtalya tribünleri adına kötü bir sinyaldi ağır darbe etkisi yarattı. Oysa BNA diğer gruplara nazaran tribünde takıma verdikleri katıksız destek ve apolitik bağımsız duruşlarıyla tüm tribünlere örnek olmuşlardı. Her zaman gerçek “Mentalita Ultras” felsefesini savunan, polis baskısına karşı ve tribün kültürünü geliştirme çabalarıyla verdikleri mücadele. Rakiplerinle girdikleri çatışmalarda delikanlıca dövüşen nadir oluşumlardan biriydiler.
Diğer efsane grup kuşkusuz sade İtalya’da değil tüm dünyanın saygısını kazanan AC Milan tribünlerinin efsane oluşumu Fossa dei Leoni. Onlara dizinin son bölümünde özel olarak değineceğim…devam edecek.
Boş Vaatler!
Galatasaray’da seçim yaklaşıyor ve yine geçmişte olduğu gibi bazı Başkan adayları yine o boş vaatlerle taraftarın aklını çelmeye çalışıyorlar. Şahsen ben böyle konuşmalardan bıktım. Bir yandan Galatasaray spor kulübüdür ticarethane olamaz diyen adaylar aynı solukta Galatasaray’ın gelirlerini ikiye artıracaklarından bahsederek söyledikleriyle çelişiyorlar. Efendim, 6 yerli 4 yabancı 3 uzaylı yıldız transferler. 6 senede 4 kupa vb. şeylerin hepsi fasa fiso. Galatasaray’ın şu duruma nasıl geldiğini biliyoruz. Bunun için uzman olmaya gerek yok son 10 yıla bakarsak her şey ortada ve aklı başında Taraftar böyle boş vaatlere bu saatten sonra inanmaz!
Beni transferler kulübün mali durumu pekte o kadar ilgilendirmiyor. Çünkü kim seçilirse seçilsin endüstriyel futbola dayalı sömürücü düzene ayak uyduracak ve Tribüncülerin yaşam alanını biraz daha çok daraltacaktır. Yapılan sözde yıldız transferler yüzünden bilet fiyatlarına zam gelecek yine maç saatleriyle oynanacak. Pankartlar yasaklanacak statlarda kamera sistemleri artacak meşale yaktı diye insanlar gereksiz yere hapis cezası alacaklar fişlenecekler deplasmanlar yasaklanacak.
Seçilecek Başkan kim olursa olsun Tribün kültürünü yaşatmaya ve gelişmesine çaba göstersin. Galatasaray değerlerini ayaklar altına alınmasına müsaade etmesin. Galatasaray’ımızın renkleri Sarı Kırmızı ve formamızın PARÇALI olduğunu unutmasın, başımızın üstünde yeri var!
Maceraya Gerek Yok
Sayın Adnan Polat gider ayak Galatasaray futbol takımının geleceğini kurtaracak önemli karar verdi. Belki ne kadar önemli olduğunun farkında değil. Çaresizlik işte malum kimse kalmadı sezonun sonuna doğru kariyerli hoca bulmak biraz zor. Ama görev süresi içinde benim açımdan yaptığı en iyi icraatlarının başında geliyor. Bülent Ünder hocayı takımın başına getirmesi Galatasaray futbol takımı adına büyük nimet. Tugay’a geçen sezon altyapıda görev verilmişti bu sezon Cüneyt Tanman scouting ekibinin başına getirildi nasıl olsa Nezihi hocada müessesenin vaz geçilmez parçası. Bana kalırsa gelecek sezon belki yine hüsranla bitecek yeni bir maceraya atlamaya gerek yok. Çünkü bu dört kişi Galatasaray’ın içinden yetişen, örf ve adetlerini bilen Galatasaray kültürüyle yoğrulmuş. Biz Galatasaray taraftarlarının uzun zamandır hayalini kurduğu, futbol şubesini düzgün organize edecek bir ekip.
Yazdıklarımı çoğunuz tuhaf karşılayabilir fakat bunun Avrupa’da örnekleri var. Bunlardan en somut örneği şu sıralar Bundesliga’da Dortmund takımınla şampiyonluğu büyük ölçüde garantileyen Jürgen Klopp. Zamanında Mainz 05 de top koşturan Klopp sakatlanıyor ve kariyerini bitirmek üzere. Takım ikinci ligde düşme hattında birçok teknik direktör değiştirmiş ama sonuç alamıyorlar. Klopp kendi isteğiyle takımın başına geçiyor, yönetimin başka çaresi kalmamış kabul ediyorlar. Mainz o sezon bir mucizeyi başarıp ligde kalıyor, ertesi sezon kıl payı şampiyonluğu kaçırıyor ama bir sonraki sezon Bundesliga’ya çıkmayı başarıyorlar. Fazla uzatmayacağım Klopp şu sıralar Avrupa’nın en iyi Teknik Direktörler arasında, elindeki kadroya bakarsak Dortmundla yeni bir mucizeyi gerçekleştirecek.
Mainz 05 iki sezon önce yeniden Bundesliga’ya yükselince yine aynı yolu seçti U19 takımının başında bulunan ve şampiyon yapan Jürgen Tuchel’i göreve getirdi. Herkes Mainz takımının küme düşeceğine kesin gözüyle bakarken az kalsın Euroleague’e katılacaklardı. Bu sezon sıralamada beşinciler ve kulüp tarihlerinin en başarılı sezonunu geçiriyorlar. Şimdi diyeceksiniz ki Galatasaray Mainz 05 değil. Tamam, kabul Porto Teknik direktörünü tanıyor musunuz? Zahmet edip ismini araştırmadım sade 33 yaşında olduğunu biliyorum ve geçmişte profesyonel futbol kariyeri yok. Porto şampiyonluğu garantiledi, Avrupa kupalarında yarı finale yükseldi. Peki, bizim Portodan ne eksiğimiz var?
Burada romantizm yapmıyorum Arkadaşlar elinizi vicdanınıza koyun geçirdiğimiz son 4 sezona bakın. 45 oyuncu transfer edilmiş yedi teknik direktör gelmiş sonuç hüsran. Yok, efendim Galatasaray taraftarı böyle maceralara sabır edemez biz büyük kulübüz filan falan. Geçeceksiniz böyle boş lafları medyanın gazıyla geldiğimiz durum ortada. Sabır edeceğiz Arkadaşlar, bu işler öyle sizin sandığınız gibi “basarız parayı alırız kralını” ile yürümüyor. Zaten en kralları önce Avrupa’nın dört büyük ligini tercih ediyorlar geriye kalan ıskartaları da allayıp pullayıp Türkiye’ye kakalıyorlar. Bizde bu adamları baş tacı yapıyor başarılı olamadıkları zamanda küfürlerle yolluyoruz. Onların umurunda değil nasıl olsa kapı gibi kontratları var kamyon dolusu tazminatlarını alıp ülkelerine geri dönüyorlar bize de çilesi kalıyor.
Diyorum ki batacaksak kendi bataklığımızda batalım. Biz önce kendi değerlerimize sahip çıkalım. Buradan Arda Turan’a geçeceğim. Mevcut ve büyük ihtimalle yeni seçilecek yönetim Arda’yı satmayı kafalarından çıkaracaklar. Arda Turan Galatasaray futbol takımının kimliğidir, ruhudur. Şayet önümüzdeki sezon kafaya oynayacaksak ve iler ki sezonlarda Avrupa’da başarıyı hedefliyorsak Arda Turan mutlaka Galatasaray’da kalmalıdır. Aksi taktirde gelecek sezonları da kaybederiz. Galatasaray’dan geçmişte birçok yıldızlar gitmiştir ve her birinin de kısa süre sonra yeri dolmuştur. Ama şu zamanda Arda Turan gibi yıldız Galatasaray’dan ayrılırsa uzun süre yeri doldurulamaz! Çünkü piyasada onun kalitesinde oyuncu çok az, var olanları da parayla bile almak imkânsız!
Ama hala Arda Turan ayrılmakta ısrar ediyorsa aklını başına toplayacak ve Hakan Şükür ağabeysinin Torino transfer macerasını göz önünde bulunduracak. Hiç aceleye gerek yok daha 24 yaşında ve ortada doğru düzgün kariyeri yok. Şu haliyle Avrupa’ya giderse Hakan Şükürden beter olur ve bir daha da toparlayamaz. Bence üç-dört sene daha beklemeli Galatasaray ve Milli takımla büyük başarılara imza atmalı. Tugay Kerimoğlu da 30 yaşında Britanya adasına gitti ve uzun süre başarılı oldu.
Dünkü maça gelince. Bülent Ünder hoca göreve geldiğinde iki müsabakayı kaybetti. Antalya Spor maçı tam bir rezaletti ama Trabzon’a karşı takım kötü oynamadı hatta galibiyeti kaçırdı. Benim dün gözüme çarpan, Bülent hoca ve ekibi görevlerine sade geçici olarak bakmıyorlar ve nasıl ciddiye aldıklarını gördüm. Büyük çaba sarf ettikleri, takıma ekip ruhu getirdiklerini ve sezon boyu sövdüğümüz oyuncuların potansiyellerini ortaya çıkarmışlar. Hedeften uzaklaşmış takımı bu kısa süre içinde toparlamak kolay değil. Takımın ciddi çalıştığı maça asıldıklarını ilk 45 dakika ve ikinci yarının ortalarına doğru gördük. Ellerine geçen fırsatları değerlendirseler dün fark olurdu. Ama yine o eski hastalığımız duran topların kurbanı olduk ve peşinden gelen panik. Bu oyuncu kalitesiyle alakası yok, maalesef Türk futbolunun kronikleşen hastalığı ve altyapıda eğitim yetersizliğinden kaynaklanıyor. Yediğimiz ilk golde cepheden çekilmiş bir enstantane var. Göreceksiniz defans oyuncularının hepsi topu seyrediyorlar ve kimse rakibine bakmıyor. Dixo’nu kaçıran Insuada buna dahil. Her şeye rağmen iyi futbol oynayarak haklı galibiyet aldık.
Maçtan kalan diğer güzel görüntüler ise GALATASARAY TARAFTARI! Ligde sıralamaya bakmadan o sağanak yağmurda onlara ayrılan bölümü doldurdular ve 90 dakika 12. Adam gibi takıma büyük destek verdiler. Her zaman demişimdir, Türkiye ve Avrupa’da en iyi deplasman tribünü yapan Galatasaray taraftarıdır, bunu kimseyle de tartışmam! İnşallah gelecek Kayseri maçında ele güne karşı tribünler dolar. Bizim bu saatten sonra tek ihtiyacımız HUZUR! Samimi söylüyorum, kim başkan seçilecek benim için önemli değil hatta pek hoşlanmadığım Adnan Polat’a yeniden seçilebilir. Şunu herkes iyi bilmeli, eğer camia içinde huzur yoksa mezardan Ali Sami Yende çıkıp gelse biz başarılı olamayız!
Mentalita ULTRAS#33 Rezillikler
Şiddet 2000’li yılların ortasında yine artış gösterdi onca zaman geçmiş hiçbir şey değişmemişti. 10 Nisan 2005 yine büyük risk taşıyan müsabakalardan birisi oynanacaktı, Lazio-Livorno. Siyasi görüşlerinden dolayı iki tribün birbirine düşmanlığı biliniyordu ve güvenlik en üst seviyedeydi. Bir yanda faşist I.R.R. diğer tarafta aşırı solcu grup BAL( Brigate Autonome Livornesi). Tesadüfen 10 Nisan 2005 her sene Livorno halkının andığı “Moby Prince” link feribotu faciasının yıldönümüydü. Bu yüzden Livorno taraftarları Roma’ya gelirken bir pankart hazırlamışlardı “Moby Prince, gereksiz yere 140 ölü. Peki, suçlular bulundu mu?” Bu pankartla faciayı anmak istiyorlardı. Fakat polis müsaade etmedi çünkü Lazio taraftarlarının sebep verdiği Sırp canisi Arkan’a açtıkları bir ırkçı pankart yüzünden tüm İtalya tribünlerine yasak getirilmişti(önceki yazılarda bahsetmiştim). Oysa Livorno taraftarlarının asmak istedikleri pankart kışkırtıcı ya da siyasi sözler içermiyordu. Hoş, I.R.R. grubunun açtığı “Roma faşisttir, faşist kalacak” pankartına göz yumulmuştu. Peki, bu nasıl adalet? Hani Melandri kanunları? Belediye başkanı Veltroni’nin yazılı açıklamaları? Hepsi boşa.
Maç bittikten sonra gelenek haline gelmiş olaylar görüldü. Ufak tefek sözlü atışmalar, her şeye rağmen yine ortam sakin sayılırdı. Güvenlik güçleri fazla vakit geçirmeden Roma’ya gelen 300 Livorno Ultra Ostiense istasyonundan trene bindirilip evlerine yollama çabasındaydı. Tren harekete geçti fakat ne hikmetse San Pietro istasyonuna gelindiğinde birisi imdat frenini çekti. Malum trenin içinde bulunan 300 kişi indi ama ortada bir tane Lazio taraftarı yoktu onun yerine bir ordu dolusu çevik kuvvet. Sanki iki taraf önceden haberleşmiş ve bu karşılaşmayı ayarlamışlardı. Saatlerce süren çatışma sonrası 254 Livorno Ultra tutuklanıp iki ayrı askeri kışlasına götürüldüler. Uzun süre bu kişilerden haber alınamadı ve hepsi ertesi gün serbest bırakıldı. Yani kanunun ön gördüğü 24 saat tutuklama süreci sonuna kadar kullanılmıştı. Saatlerce rehin kalan taraftarlar serbest bırakıldıktan sonra ağır işkence gördüklerini iddia ettiler. 2001 yılında Cenova’da G8 zirvesinde çıkan olaylarının benzeri Bolzenato kışlasında yaşanmıştı ve yine aynı şeyler gündemi meşgul etmeye başladı. Corriere della Sera gazetesi tutukluların yolladıkları mektupları yayınlayınca kamuoyunda iddiaların doğru olduğu fikri kesinleşti. Üstelik tutuklananların arasında Rifondazione Comunista partisinden iki milletvekili bulunuyordu.
Olayı parlamentoya taşıyan milletvekilleri Mascia ve Giordano içişleri bakanını hakkında soruşturma açtılar. Sonuç maalesef yine sıfır her seferinde olduğu gibi delil yetersizlikleri, devlet güçlerini küçük düşürücü ifadeleri bahane ederek olayı örtbas etme çabalarına girildi. Hâlbuki milletvekillerinin amaçları sade içişleri bakanını sorgulamak değildi. Ultraların arasına karışan, sırf olay çıkarmak için orada bulunan şahıslarında cezalandırılmasını istiyorlardı. Komisyon bunu göz önünde bulundursa da çevik kuvvetin mağdur duruma düşeceğini hesaba katarak bazı delillerin kaybolduğunu belirtti ve soruşturmayı kapattı. Nede olsa devletin itibarı söz konusuydu. Adaletin işlemediği yerde barış olur mu? Detaylı bilgiler burada >>link
Bazı müsabakalarda delileri ortadan kaldırmak kolay olmuyor hele tüm dünyanın göz önünde cereyan ederse mümkün değil. O yüzden başka bahaneler uydurmak gerek!
12 Nisan 2005 Şampiyonlar ligi çeyrek final karşılaşması Inter-AC Milan. Bir sene içinde yarıda kalan ikinci büyük maç, bu sefer güvenlik güçlerinin kabahati yok. Müsabaka her iki taraf için önemli üstelik bildiğimiz klasik derbi dışında bir çekişme. Şampiyonlar ligi derbisi ve tüm dünyanın gözü bu maça çevrilmiş. Çıkacak ufak olay tüm Ülkenin itibarını zedeleyebilir. İnsanın aklına gelen başına gelir derler ya kim demiş ise zamanında çok doğru konuşmuş.
Şartlar o gün tamamen AC Milan lehine gerçekleşiyordu, Interin turu atlaması mucize sayılırdı. Tam bu esnada hakem Interin bir golünü vermeyince taraftarlar sahaya meşale atmaya başladırlar ve biri AC Milan kalecisi Dida’nın omuzuna isabet etti. Hakem önce maçı durdurup olayların yatışmasını bekledi. Kısa süre sonra ikinci meşale atılınca bu sefer müsabakayı yarıda kesmek zorunda kaldı. Son yıllarda İtalyan futbolunda gerçekleşen vahim olaylara bakıldığında o gün olanlar devede kulak sayılır sıradan rutin olay. Nitekim ortada bir medya şöleni var aynı şehirden iki büyük kulübün Avrupa platformunda boy göstermesi söz konusu ve tüm ülkenin itibarı töhmet altında. Kısacası, o gün yaşananlar İtalya futbolu adına tam bir rezaletti.
Olaydan sonra futbol ulemaları her zaman olduğu gibi televizyon ekranlarında coştular. Başladılar Ultralara sallamaya. İtalyan futboluna kasıtlı zarar vermek isteyen organize suç örgütlerinden bahsediyorlardı komplo teorileri havada uçuştu. Ve yine temcit pilavı gibi bıktığımız usandığımız devletten taraftara karşı SIFIR TOLERANZ talepleri. Vakit kaybetmeden içişleri bakanından yeni bir tasarı ortaya atıldı. İtalyan futbolunda devrim olacaktı muhteşem fantastik uygulamalar en kısa zamanda yürürlüğe koyulacaktı. Neydi bunlar? Her kişiye özel elektronik okunan bilet, stat önlerinde güvenlik alanları, stewardlar. Şahıslara zimmetli koltuklar ve daha neler, neler. Aslına bakıldığında tüm bunların gerçekleşmesi için İtalya’da statların nerdeyse hiç birinin altyapısı uygun olmadığını sokakta beş yaşında çocuğun haberi vardı. Ama bu kimsenin umurunda değildi söz ağızdan çıkmış tasarı meclisten geçmişti ve uygulanmak zorundaydı.
Fazla sürmedi acı gerçeklerle tanışmak zorunda kaldılar ve her şey tekrar başa döndü. Her hafta sonu statların önünde uzun kuyruklarda taraftar çile çekiyordu. Dedim ya fazla sürmedi “bize ne uleeen” zihniyeti devreye girdi ve stat kapıları önüne yığılan taraftarlar kontrolsüz toplu halde içeri alınmaya başlandı. 2007 yılında Catania’da çıkan olaylarda ölen polis memurunun gerçek suçluları bu kanun tasarılarını çıkarmadan önce zerre kadar konu üzerine kafa yormayanlardır. Stewardlar mı? Onlar dekor olarak görevlerine devam ediyorlar….devam edecek.
Her Maç Öncesi
Yemişim ulan el clasicosunu derby della capitalesini. Hiç birisi Galatasaray kadar heyecan vermiyor. Şu sıralar kötü oynuyoruz,olsun. Tabela da 14.cüyüz, hiç fark etmez. Yarın Manispor maçı var beni sardı yine bir heyecan,saatleri saymaya başladım.
Galatasaraysız geçen hafta sonları lanet olsun, maç saatlerinle oynayanlar da !