Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Tribün Kültürünü Kurtaralım!

14. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

sfclogo2011-red-black-white.png

Aşırı ve orantısız müdahaleler hiçbir belirgin nedenleri göstermeden stadyum yasakları. Gereksiz bahaneler öne sürerek pankart ve bayrakların yasaklanması. Münferit cezaların yanı sıra topluca taraftar gruplarının yasaklanmaları ve fişlenmeler. Geçtiğimiz son yıllarda Tribün kovalayan taraftarlar buna benzer cezalarla iç ve dış saha müsabakalarında karşılaştılar.


Yaşanan olumsuzluklar yüzünden, görevi halkı korumayla mükellef olan devletin emniyet güçlerini taraftarın gözünde bir numaralı düşmanı haline getirdi. Tribüncüler bu uygulamaları “modern futbolun” bir parçası olduğundan eminler. Kulüp yönetimleri ile çıkan sorunlar, polisin verdiği ağır cezalar ve toplu fişlenmeler maalesef tribün kovalayan taraftarların hayatının bir parçası oldu.


Stadyumların içi son yıllarda değişti. Aşırı derecede artan endüstriyel futbol kulüpleri hatta ligleri sponsorlara yayıncı kuruluşlara ve zengin yatırımcılara bağımlı bıraktı. Bundan dolayı çıkarılan yeni yasalar yürütmeler statlarda güvenliği arttırdı. Meşale yakma vb. yasakları getirenler tüm Avrupa’da taraftarları ağır baskılarla mağdur durumda bırakarak özgürlüklerini ellerinden aldılar.


Şu sıralar Avrupa’nın her ülkesinde yeni yasalar çıkarıldı ağır yöntemler yürürlüğe koyuldu. Örneğin yeni kamera sistemleri ve taraftar kartları bunlardan bazıları. Pek çok taraftar statlarda polisin ve özel güvenlik güçlerinin baskısıyla karşılaşıyor. Her ikisi de aldıkları yetersiz eğitimden dolayı taraftarla irtibat kurmakta zorlanıyorlar ve bu da gereksiz yere arbede çıkmasına neden oluyor. Sorumluluğu taraftarla paylaşarak onlara kendilerini kontrol etme fırsatı vermek yerine pasifleştirerek sıradan müşteriye dönüştürüyorlar. Ufak bir azınlığın çıkardığı olaylar yüzünden topluca cezalar verilerek masum taraftarlar cezalandırılıyor, en çarpıcı örneği seyircisiz maç cezaları. Ortada somut kanıtlar olmadığı halde her sene binlerce tribüncü stat yasağı alıyor.


Tüm olumsuzluklara rağmen biz Avrupa’da tribün kovalayan taraftarlar futbolun vazgeçilmez önemli parçası olduğumuzu yüksek sesle dile getirmeliyiz! Tribüncü olduğumuzdan dolayı ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz. Bu ağır baskılara karşı hep beraber organize olarak direnişe geçmeliyiz. Tribün kültürünü koruma altına almanın vakti geldi!


Avrupa’nın her ülkesinde yaşayan tribüncülerin ortak istekleri;


.  Kulüpler ve kulüpler birliğini federasyonları taraftar kartları çıkartmalarını durdurmalarını istiyoruz


.  Yeni yasalar çerçevesinde polislerin yaka numarası taşımaları kanunen  zorunlu tutulmasını istiyoruz


.  Statlarda polis istemiyoruz. Onun yerine Taraftarla irtibatı sağlayacak iyi eğitimli özel güvenlik güçleri istiyoruz.


. Pankart yasaklarının kalkmasını istiyoruz.


. Taraftara kendi içinde kontrolü sağlayacak imkânların sunulması için UEFA ve ülke federasyonları yetkililerinden     destek olmalarını istiyoruz.


Biz futbol taraftarları takımlarımıza verdiğimiz desteği, tutkumuzu özgürce ve misafirperver ortamda yaşamak istiyoruz. Eğer bizi ciddiye alır kulak verirseniz sorunun değil çözümün önemli parçası olduğumuzu anlayacaksınız.
Gelin, yok etmeye çalıştıkları Tribün Kültürünün futbolun önemli unsuru olduğunu dünya âleme gösterelim.
29 Nisan-16 Mayıs tarihleri arasında tüm Avrupa’da tribüncülere uygulanan baskılara karşı ortak eylemine “Save Fan Culture!” (Tribün kültürünü kurtaralım) sizde katılın. Pankartlar, koreografiler hazırlayın. Bildiriler dağıtın herkese haber verin.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
Orijinal metni burada >>> link elimden geldiği kadar çevirmeye çalıştım. Eyleme Fenerbahçeli(Unifeb1907) Arkadaşlarda katılıyor >>> link


Tüm husumetleri ezeli rekabeti renk ve kulüp aşkını bir kenara bırakıp Unifeb1907 öncülüğünde 29 Nisan 16 Mayıs tarihleri arasında ortak eylem düzenlenebilir diye düşünüyorum. Sesimizi duyurmanın zamanı geldi henüz geç değil. Gelin, bir kere olsun taraftarın gücünü gösterelim.

 

             FOOTBALL WITHOUT ULTRAS IS NOTHING !

 

Weiterlesen

Görmüyor Musunuz?

12. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Ya da görmek istemiyor musunuz? Her spor kulübünün altyapısı vardır hatta Almanya’da en alt kümde amatör futbol kulüplerinin bile en azından 2 genç takımı olmak zorunda aksi takdirde her sezon sonu para ve puan silme cezası alıyorlar. Kulüpler için altyapılar önemlidir, buradan çıkan sporcular kulübün örf ve adetleri yönünde eğitim alırlar ve kulüple özdeşleşirler. Galatasaray bir zamanlar bunu Türkiye’de en iyi yapan kulüplerin başında geliyordu hatta Avrupa’da bile sayılı kulüpler arasındaydı. Bence Türkiye’de yine en iyiler arasındayız ama geçen yıllara nazaran altyapıdan çıkan yetenekler sayısı azalmaya başladı. Ülkemizde eğitmen sorunu olabilir fakat Galatasaray’da bu söz konusu değil. Türk futbolunu yönetenlerin yanlış endüstriyel futbol zihniyeti ülkenin genç yeteneklerinin yollarını tıkıyor. Bas parayı al Avrupa’dan en kralını, zihniyet son 10 yıldır bu yönde hazıra konmak herkesin kolayına geliyor. Diğer yandan yeni oluşan genç google jenersyon taraftarıda tatmin etmek kolay değil. Ama önemli değerlerin kaybolduğunu farkında mıyız?


Üç haftadır Galatasaray A2 takımının maçlarını televizyondan takip ediyorum. Takım fena değil, malum çoğu maçların temposu çok düşük o yüzden bir üst ligle kıyaslamak zor. Yinede gözüme iki oyuncu çarptı,” Sinan Osmanoğlu ve Berk Neziroğluları” Biri 21 yaşında(Sinan) öbürü 20 yaşında(Berk).

Sinan_Osmanoglu2266.jpg  Berk_Neziroglulari-Kopie-1.jpg

           Sinan Osmanoğlu                              Berk Neziroğluları

 

Peki, bu gençler neden hala A takımına alınmıyorlar? İlginç ikisi de defans oyuncusu, fizik yapıları da yerinde, hele Sinan 1.95 boyu ve vücut yapısıyla Servetten kalır yanı yok. Şu anda Türk futbolunun en sıkıntılı bölgesi defans ve uzun zamandır bu mevkide oyuncu çıkmıyor. Benim anlamadığım niçin bu gençler sezon içinde A takımına alınıp yetiştirilmedi? Kabul ediyorum televizyondan seyretmekle kesin karar vermek mümkün değil, mutlaka çıplak gözle de takip edilmeli ve ediliyordur bundan kuşkum yok. Hayret kimse bu iki genci şimdiye kadar fark etmedi mi? Yoksa bazıları kendilerini koltuk sevdasına kaptırıp zaman bulamadı mı? Umarım önümüzdeki sezon bu iki genç kardeşime bir fırsat verilir hatta şu son 6 haftada bile en azından 5-10 dakika oynama şansı bulurlar.

Weiterlesen

Alma Mazlumun Ahını !

11. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Birkaç gün önce >>>> I LOVE YOU ARDA TURAN

 

Allah intikam almak istediği kulunu, bir başka kulu ile cezalandırır.

Fakat Allah ilmi bilmeyenler, bunu kul yaptı sanır !

 

Sen bizimsin bizde senin ARDA TURAN....

Weiterlesen

Savoirfaire

11. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

 

Football_Jihad_Pins_by_Savoirfaire_Roma.jpg

p_s_m__savoirfaire_roma_by_savoirfaire_roma-d2vc940.jpg

No_Fair_Play___Savoirfaire_by_Savoirfaire_Roma.jpg

Weiterlesen

BÜYÜKSÜN !

10. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

İnşallah kalırsın hocam....

bulent_under_600_HLEXM.jpg

Weiterlesen

Perde Kapanınca

10. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Wenn der Vorhang fällt sieh hinter die Kulissen
die Bösen sind oft gut und die Guten sind gerissen
Geblendet vom Szenario erkennt man nicht
die wahren Drahmen spielen nicht im Rampenlicht



Perde kapanınca sahnenin arkasına bak

Kötüler genelde iyilerdir

İyilerde çok sinsidir

Senaryo aldatır

Gerçek dramlar spotların önünde yaşanmaz....


Weiterlesen

Mentalita ULTRAS#32 Ölü Çocuğun Derbisi

9. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Roma 21 Mart 2004, saat gece yarısını geçmiş. Havada hala polisin çatışma esnasında attığı öldürücü CS göz yaşartıcı bombaların kokusu var. Yakılan polis araçları yavaş, yavaş sönüyor. Caddenin üzeri çatışmada atılan taşlar ve kırılan cam parçalarıyla kaplı. Dikili taşın etrafında bir grup AS Romalı Ultra toplanmış, aralarında çatışmada rehin aldıkları bir çevik kuvvet elemanı var. Ultra’lardan kaçan meslekdaşları onu geri bırakmak zorunda kaldı. Bir kez daha devletin güvenlik güçleri halka yenik düştü, emniyet adına utanç tablosu. Rehin polisi herkes görmesi için bir meşale yakılıyor, sonra gruptan iki Ultra polisi usulca dikili taşın dibine bırakıp geri çekiliyorlar. Nihayet kâbus dolu gece sona erdi.


Bu, her sezon en az iki kere oynanan klasik “derby della capitale” başkent derbisi değil. Bu, Valerio Marchi’nin kitabına konu olmuş derbi  “Il derby del bambino morto” (ölü çocuğun derbisi)


Valerio Marchi İtalya’nın ortaya çıkardığı büyük aydınlardan birisiydi. 2006 senesinde 51 yaşında vefat etti. Onun birçok lakabı vardı. Tarihçi, sosyolog, yazar, sokak kültürü araştırıcısı, antifaşist, dazlak ve AS Roma Ultrası. Valerio Marchi’yi diğer aydınlardan ayıran özeliği Ultra’ların dünyasını çok iyi tanıması ve herkes tarafından saygı duyulan samimi ciddi bir akademisyen olması. Hiç kimseden korkmadan tüm cesaretiyle olayların üzerine giderdi.İlimle tutkusunu pekiştiren ve bu dünyada onun gibi daha çok olmasını arzu ettiğimiz nadir aydınlardan birisiydi Valerio Marchi. Maalesef o da her iyi insan gibi fani dünyayı erken terk etti. Valerio Marchi’nin çalışmaları hakkında önemli bilgilere buradan ulaşabilirsiniz >>> http://www.asromaultras.org/calciodalbasso.html


21 Mart 2004 günü yaşananları öğrenmek istiyorsanız asromaultras.it sitesinde detaylı bilgiler bulabilirsiniz. Orada okuduğunuz yazılar, çekilen resimler videolar ve ses kayıtlarının hiç biri abartılı değil sade olayın gerçeklerini yansıtıyor. Bilindiği gibi Lazio-AS Roma derbisi ikinci yarının ilk dakikalarında yarıda kaldı. Güney tribününe atılan göz yaşartıcı bombaların sisi tüm stadı kaplamıştı. İki tribün karşılıklı pankartlarını topladılar ve tüm stadın bir ağızdan bağırdığı “Katil polis” tezahüratları üzerine iki takım oyunu bıraktı. AS Roma tribününden üç üst düzey Ultra sahaya inerek oyunculara maça devam etmemeleri için yalvardılar. Sebep bir küçük çocuk polis aracı tarafından ezilerek öldürülmüştü.


Bilgilerin kesin olduğunun garantisini veren Ultra’lar haberin radyodan duyurulduğunu ve çocuğun annesinin de haberdar olduğunu söylüyorlardı. Oyuncular bunun üzerine teknik kadro ile irtibata geçtiler. Herkes şaşkın kimse kesin karar veremiyordu çünkü maçı kaldığı yerden devam ettirmek büyük faciaya yol açabilirdi. Ve böylece hakem Rosetti’ye bir karar vermesi için baskı yapıldı. Rosetti kendinden emin değildi ve kulüpler birliği başkanı Galliani’yi telefonla aradı. Galliani o ara Milano’da akşam yemeğindeydi gelen telefondan oldukça rahatsızdı. Etrafında bulunan birkaç kişiye danıştıktan sonra Rosetti’ye maçı iptal etme emrini verdi. Peki, Galliani bu emri verme yetkisine sahip mi? HAYIR! Kesinlikle veremez, emri ancak devlet yetkilisi verebilir. Olimpico da devleti temsilen Achille Serra ve Nicola Cavaliere bulunuyordu ama onlar maçın devam etmesinden yanaydılar. Ortada müsabakayı iptal etmek için neden görmüyorlardı ve bir çocuğun öldürüldüğü söylentisi sade dedikodu olduğunun kanısındaydılar.


Maçın devam kararı alındığına dair bir açıklama yapıldı fakat tribündeki tepkileri dindirmek mümkün değildi ve tekrar hep bir ağızdan “katil polis” tezahüratları yükseldi. Sonunda Serra ve Cavaliere pes etmek zorunda kaldı ve maç iptal edildi. Müsabaka yarıda kaldı ama Güney tribününü terk etmek isteyen taraftarlar dışarı çıkamıyorlardı çünkü kapılar kilitliydi. Seyirciler stadı sahanın içinden geçerek ön kapıdan çıkmak zorunda kaldılar. O esnada dışarıda güney tribününün önünde polis ve taraftar arasında gece yarılarına kadar sürecek şiddetli çatışma çoktan başlamıştı.


Resmi açıklamalara göre olay tamamen bir komplo. İki tarafın tribünleri pankartlarını toplaması da bunun kanıtı. Siyasiler, medya mensupları emniyet yetkilileri bir çocuğun öldürüldüğü söylentisi kasıtlı çıkarıldığını iddia ediyorlardı. Ultra’ların kulüplere karşı bir eylem yaptıklarını ve statların tek hâkimi onların olduğuna dair bir mesaj vermek istedikleri teorisini ortaya attılar. Tabi bunların hepsi iddiadan öte değildi sade tahminler mışlar muşlar. Kimse kesin beyanat veremedi “ben gördüm, ben biliyorum” diyemedi. Onlara göre ortada ölü bir çocuğun olduğuna dair ne bir resmi kanıt vardı ne de görgü tanığı. Hoş, birkaç devlet yetkilisinin açıklaması masum insanları töhmet altında bırakmaya yetiyor meğer.


Hikâyenin birde resmi olmayan versiyonu var ama bunu ne kimse duymak istiyor nede üzerine konuşmak. Oysa yüzlerce, binlerce insanın o gün güney tribünün önünde yaşananları kanıtlayacak çektiği resimler ve videolar var. Ama bunlar önemli şahıslar değil. Sıradan halk, Ultra, seyirci o yüzden kimse bu kişilere kulak vermiyor. Ve bu önemsiz kişilerin anlattıkları pek öyle yabana atılacak kadar önemsiz değil aslına bakılırsa! Aynı üç sene öncesi Cenova’da G8 zirvesinde çıkan vahşettin benzeri güney tribünün önünde birkaç yüz metre kare içinde yaşandığını anlatıyorlar. Gün boyu büyük sayıda çevik kuvvetin güney tribünü gişelerinin önünü kapattığını, stada girmek isteyen biletsiz taraftara işkence uyguladıklarından bahsediyorlardı. Evet, geldik zurnanın zart dediği yere.


Her defasında derbiler öncesi yaşanan tuhaf bir gerçek var, günler öncesi 21 Mart 2004 Pazar günü yaşanacaklar biliniyordu. Derbi öncesi gönderilen bir e-mail’de yaşanacaklar harfiyen anlatılıyor;


“Kombine sahiplerinin her derbideki gibi deplasman tribününden bilet satın alma öncelikli olduğunu biliyoruz. Curva Sud ve Distini Sud bilet satışları 16 Mart Çarşamba günü saat 08.00-18.00 arasında yapılacağı da biliniyor. Matematik uzmanı olmaya gerek yok, tribünün kapasitesi 25.000 bin. Kombine sahibi sayısı da 25.000 bin, dolayısıyla belirlenen saatler içinde ne zaman gelirseniz gelin kombinenizi gösterip bilet alma hakkına sahipsiniz. YALAN! Burası İtalya olduğunu unutmayın. O gün gişelerin önü boş, ilginç yoğun polis birlikleri var sade birkaç taraftar ellerinde kombineleri ve 17 avrolarıyla sinir harbi yaşıyorlar. Malum, karaborsacılar çok önceleri gelip biletlerin tümünü ellerine geçirmişler. Şu lanet olası memlekette ne zaman doğru düzgün işler yürüdü ki. Peki, Pazar günü neler olacak? Binlerce kombine sahibi gişelerin önüne yığılacaklar haklı şekilde bilet almak isteyecekler ama bulamayacaklar. Bunun üzerine stada zorla girmeye çalışacaklar, şişeler taşlar havada uçuşacak. Polis biber gazı ve copla karşılık verecek. Ve ertesi gün iktidarın borazanı medya’da çıkıp terörist çapulcu taraftarların devletin güçlerine karşı koyduklarını, maça biletsiz girmeye çalıştıklarından bahsedecek. Allah kahretsin bıktık bunlardan.”


Bu e-mail asromaultras.it sitesinden alıntı ve maçtan bir gün önce yollandı!

Peki, 21 Mart 2004 günü neler yaşandı?

Müneccim olmaya gerek yok her şey ortada. Hani devlet yetkilileri taraftarın olayları kışkırttığı yönünde komplodan bahsediyorlardı ya hangisi sizce gerçekleri yansıtıyor? Biletlerin karaborsacıların ellerine geçeceği biliniyordu bu engellenebilirdi ama yapılmadı. Belki birileri kasıtlı olay çıkmasını istiyordu? Senaryo çok basit. Biletleri karaborsacılara ver nasıl olsa taraftar cinnet geçireceği kesin, sonra sal polisi üzerine, ne güzel dünya değil mi? Ultra, sıradan seyirci bir kenara, ortada tüketici hakları ihlali var! Ben kombine satın almışım ve derbilerde öncelikli bilet satın alma hakkına sahibim ama alamıyorum çünkü biletler karaborsacıların elinde. Üstelik benim haklarımı savunacak devlet bunu bildiği halde bana karşı şiddet kullanıyor. Pardon?

Medeni kanunların bittiği yerde orman kanunları devreye girince kimse şaşırmasın.


İsmini değiştirmişler,”6222 Sporda Şiddeti önleme Yasası”. Biraz da şiddete sebep veren unsurları ortadan kaldırmak için gayret gösterilse yasalara gerek kalmayacak….devam edecek

Weiterlesen

Onurumuzla

5. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

“Cüneyt Tanman: Oyuncular bir şeyleri kabullenmiş. Hakarete uğramayı, horlanmayı, itibarsızlaştırılmayı... Buna isyan etmeleri gerekir.”


Cüneyt kaptan doğru söylüyor ama ortada isyan edecek kişiler kalmamış. Karakter zafiyeti olan, özgüvenini kaybetmiş oyuncular var. Benim düşüncem, seneye kalacak oyuncular tespit edilsin yollar ayrılacaklar da kadro dışı kalsın. A2 takviyeli kadroyla ligin sonuna kadar devam edelim, düşeceksek onurumuzla düşelim!


“Cüneyt Tanman: Futbolcuların seyirciyle bağları kopuk. Takımın içine girince oyuncuların ne kadar yalnız olduğunu gördük”


Futbolu sade playstation ve TV’den ibaret sanan yeni nesilden ancak bu kadar taraftar olur. Ama kabahat onlarda değil. Bunlar, bir yandan futbol marka değerinden dem vurarak futbolu pavyon eğlencesine çeviren, her hafta sonu Avrupa’nın 5 liginden toplam 40 maç naklen yayınlayan, halkı bahis manyağına dönüştüren,  kulüp camialarını içki sofralarına meze yapan mahlûkların eseridir. Hep yazarım, “futbol fena halde doğaya benzer. Dengesini bozarsanız intikamı acı olur!”


“Cüneyt Tanman: Eskiden olsaydı, bu takımı böyle tutamazdınız. Şimdikiler doğrusunu yaptılar. Seslerini çıkarmadan otobüse bindiler.”


Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken
Eskidendi, çok eskidendi…..

Weiterlesen

I LOVE YOU ARDA TURAN

3. April 2011 , Geschrieben von Erdal Güngör

Seni çekemeyen şerefsizlerin bir gün Allah cezasını verecek,henüz farkında değiller !!!

Arda-Turan.jpg

Weiterlesen
<< < 1 2