Tuhaf Haldeyiz
Öyle sindirilmiş ki her gün bizi eziyorlar ama tepki veremiyoruz yoksa vermek mi istemiyoruz? Rahat bize batmıyor, eskiden köleler kırbaçlanırdı artık modern çağda birkaç kelimeyle sindiriliyor insanlar. Şuuraltımıza yerleştirilmiş “böyle gelmiş böyle gidecek, burası Türkiye, borç yiğidin kamçısı” gibi laflar yetiyor böylece kimsenin canının da yanmasına gerek kalmıyor.
Hele biz Galatasaraylılar daha da tuhafız. “Kol kırılır yen içinde kalır” Galatasaraylıların temelini oluşturan, 100 yıldır slogan haline gelmiş kelime. İşte o içerde kalan “YEN” bize son senelerde ızdırap çektiriyor, birde kulüp menfaatleri uydurdular yanına. Bilet fiyatları her yıl iki kat artar sesimizi çıkarmayız, kutsal forma renklerimizi değiştirirler susarız hatta hoşumuza gider lakin örnek aldığımız Katalanların büyük kulübü Barcelona’da benzer işler yapıyordur bizim durduğumuz hata. Formaların her köşesini reklamlarla donatırlar sesimizi çıkartmayız, ama korsana karşıyızdır.
Son günlerde bazı zavallılar tuhaf eylemler içine girmişler “Korsana karşı kükre” birazda pahalı biletlere, reklamsız formalara, kutsal renklerimizin değiştirilmesine tepki verseler ya? Reklam kokan hareketler bunlar. Ama laf söyledik mi en kötü biz oluruz Galatasaraylılığımız sorgulanır. Sahi, Galatasaray tribünlerinde son yıllarda semtlerden toplayıp getirilen çocukların büyük çoğunluğu Galatasaraylı olmadığını biliyor muydunuz? Artık tribüncü kalmadı tribünleri tekellerine alıp tribüne takılanlar var. Polis, yönetim ve medya baskılarını anlıyorum da kendi içinden saydığın kişiler tarafından aforoz edilmek insana ağır koyuyor.
Ben yinede doğal karşılıyorum. Toplum olarak şiddet nasıl yaşamımızın parçası olduysa, birilerinin buyruğuna girip ezilmekte parçası haline geldi. Pahalı biletler şöyle bir kenara koyalım, benzinin litresi 4 TL’yi aşmış etin kilosu 30 TL iken, tarımcılık Avrupa’dan getirilen suni gübrelerle yok edilirken. Anadolu yağmalanıp çöle dönüştürülmesine dahi susuyoruz (bkz: Anadolu'nun İsyanı >>> link
Şimdi soruyorum İlkay Gündoğan mı daha çok vatan haini yoksa H.E.S. mi?
Yürüdüğün Yol...
Es ist die aller erste Stunde in unserer Runde,der Mann, der schlägt zeigt er dir den Weg?
Nein er wird es nicht sein,denn das machst du allein.
Und sieh das Ghetto machte aus dir ein brutales Schwein.....!
Mentalita ULTRAS#21 Baste Lame, Baste Infami
Spagnolo ölümünün ertesi haftası İtalya’da yas ilan edilerek tüm spor branşlarında yapılacak müsabakalar iptal edildi. Atletizmimin de aralarında bulunması tuhaf belki futbolu diğer sporlarla aynı seviyede tutmak istediler? Ultra’lar boş hafta sonunu değerlendirerek bir kongre yapmaya karar verdi. Milan’lılar dışında tüm gruplar davet edildi. Toplantının sonunda katılan bütün grupların imzasını taşıyan “Baste Lame, Baste Infami”( Bıçaklar sussun şiddet bitsin) adı altında ortak bildiri yayınlandı;
Açıklama
1. 1. Geçtiğimiz Pazar günü Vincenzo Spognolo isimli bir Cenova’lı Ultra vefat etti. Kalleşçe gerçekleşen acı olay bardağı taşıran son damla oldu. Ultra’ların dünyasında Ultra olmayanlara, hareketi kendi çıkarlarına kullanıp reklamlarını yapmak isteyenlere yer yok! Bu olayda da görüldü ki, o lanet kişiler defalarca uyarıldıkları halde söylenenleri ciddiye almayıp geri dönüşü olmayan vahim hatalar yaptılar. Son zamanlarda moda olan bıçaklı kavgalar, az sayıda rakiplere saldırmalar 20-2 ya da 3 ve molotofkokteyli saldırılar artık son bulmalı.
2. 2. Ey ULTRA: Tekrar lig başladığında hepimizi zor günler bekliyor. Polisin tutumu bize karşı eskisinden daha çok sert olacaktır çünkü yaptığımız hatalarla tüm kozları onların ellerine verdik. Bu çirkin olayın faturasını, maalesef olayla uzaktan yakından alakası olmayanlar ödeyecektir. Eğer bizler Ultra felsefesini yaşam tarzımız haline getirdiysek şu saatten itibaren aklımızı başımıza toplamalıyız. Şimdiye kadar tüm olup bitenleri görmemezlikten geldik, başkalarının sorunları dedik umursamadık ama “ARTIK YETER”.
3. 3. Çözüm Yolu? Karşımıza öyle polisler çıkacak ki bu lanet mahlûklar ellerinden gelse bizleri bir kaşık suda boğmak isteyecekler. Kimseye merhamet göstermeden kalleşçe tuzaklar kurarak canımızı yakacaklar. Gelin Ultra’ları yok etmek isteyenlere karşı omuz omuza mücadele edelim.
Ne kadarda çelişkili olsa her şeye rağmen tribünlerimiz gerçek özgür dünyadır!
Toplantının sonunda yapılan açıklama medya tarafından ağır eleştirildi. Her zamanki eyyamcılıklarıyla olaya yüzeysel baktılar. Ne kadar sert olsa da, orada yazılanları ciddiye alsalardı Ultra’ların şiddet sorununa karşı bir çözüm reçetesi ürettiklerini göreceklerdi. Açıklamanın içindeki şifreleri çözemediler ama her şey ortadaydı fazla kafa yormalarına gerek yoktu. Gerçek taraftarla çapulcuların aynı tefe koyulmayıp ayrı tutulmasını istiyorlardı. Yalnız, karşı taraf günümüze kadar böyle niyeti olduğunu göstermedi.
Aksine şiddete karşı daha sert şiddetle cevap verildi ve verilmeye devam ediliyor. 5 Şubat 1995 tarihinde yapılan toplantı herkes için büyük fırsattı ama maalesef değerlendirilmedi. Ultra’ların yaptıkları açıklamada vurguladıkları gibi ağır yasalar çıkararak taraftarın üzerine daha sert gelinmeye başlandı. Hâlbuki Spagnolo ölümü öncesinde her iki tarafın birbirini iyi anlaması açısından Cenova Ultra’ları ve polis arasında yaklaşmalar olmuştu. Fakat tüm iyi niyetli çabalar bir anda silinip kenara atıldı. Statlarda polisler çoğaldı tabii biber gazları ve copları da. Alınan sert tavırlar tartışılır ve çelişkili, açıkçası devlet-halk ilişkisini zedeliyor. Dizinin ilerleyen bölümlerinde Spagnolo ölümün ardından alınan sert önlemlerin hepsi boşa çıktığını ve olayların iki kat daha arttığını yazacağım. Ama oraya gelmeden önce iki taze olaydan bahsetmek istiyorum.
İlki 16 Şubat 2011 tarihinde yaşandı. Turgutluspor-Göztepe maçı sonrasında polisler, evet doğru okudunuz “polisler” Göztepe taraftarlarının otobüslerini taşladılar! İnanmıyorsanız buyurun videosu;
Yahu arkadaş, madem bu insanlar suçlu durdurun otobüsü hepsini tutuklayın götürün merkeze çıkarın adaletin önüne versin cezasını. Kabahatleri yoksa böyle rezalete gerek var mı? Ulan vicdansız üzerinde devletin üniformasını taşıyorsun devleti temsil ediyorsun ama bir numara vatan haini olduğunun farkında mısın? Hadi taraftara kinlenmişsin otobüs sahibinin kabahati ne, yazık değil mi ekmek teknesini hurdaya çevirip çocuklarının rızkına mani oluyorsun? Bumu şiddete çözüm, yeni çıkacak yasada mutlaka polis şiddetine karşıda bir madde eklenmeli. Yoksa bu gidişle halk kendi adaletini sağlamasını çok iyi bilir. Devlet kendi halkına böyle davranırsa bu millet dağa da çıkar atom bombası da atar!
Gelelim ikinci olaya. 88 yıllık Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde şimdiye kadar görülen vahim trajediler arasında rahatlıkla ilk ona girer. Geçtiğimiz hafta sonu oynanan Beşiktaş-Fenerbahçe derbisin de yaşananlardan haberiniz var. Ama birkaç gün öncesinde olanlar daha vahim. Bilet kuyruğuna girmek isteyen Fenerbahçeli taraftarlar polis tarafından sokulmadı ve saatlerce kuyrukta bekleyenlerde çıkarıldı. Sebep ise insanların dış görünümleri, kıyafetleri poliste şüphe uyandırdığından dolayı güvenlik nedenleri öne sürülerek ayıklanıp maça gitmeleri engellendi. İtiraz edenler de cop ve biber gazıyla ikna edildi. Maç günü iki taraftar arasında hiçbir olay yaşanmadı ama protokol tribününde millet birbirine girdi. Hepsi Türkiye’nin yüksek eğitimli değerli zengin iş adamları. Olayın başını çeken FB başkan A.Yıldırım ve bazı BJK yöneticileri tam göbeğinde Beşiktaş Belediye Başkanı.
İmam-cemaat gibi ucuz bahane uyduramayız çünkü cemaate karşı günler önce önlem alınmış. Bu durumda söylenecek tek kelime besmele haline gelmiş A.C.A.B. sloganı, buna Behzat Ç. ve ekibi de dâhil. Konu açılmışken, Behzat Ç.’de sosyalizmin ışığını görenler Lady Gaga’ya bakınca neler görüyorlar merak ediyorum. Bende Behzat Ç.’yi görünce yeni çıkacak şiddet yasanında olan “Çirkin ve Kötü tezahürat” maddesi aklıma geliyor….devam edecek.
Mentalita ULTRAS#20 Kahraman Spagna
Spagnolo’nun ölümü kamuoyunda büyük yankı yarattı, tepkiler bu defa geçmişte yaşanan Fonghesi, de Falchi ve Filipini olaylarına nazaran ağırdı. Günlerce, haftalarca bu olay manşetlerden düşmedi. Belki insanlar artık bıkmıştı, yıllarca süren vahşet Spagnolo cinayetiyle bardağı taşıran son damla oldu. Ama tepkilerin bu denli büyük olmasının esas sebebi 29 Ocak 1995 tarihinde yaşanan olayların tüm ülkenin gözü önünde olması büyük rol oynadı. Ölüm haberi canlı radyodan verildi. Yayıncı kuruluş programını yarıda kesmişti. Haber kanalları Cenova’lıların Milan tribününü kuşatmasını ilk haber yapmıştı. Tüm bu olup bitenleri kimse görmemezlikten gelemezdi mutlaka bir reaksiyon olacağı kesindi.
Mevzuumuz İtalya’da yapılan usta habercilik değil, bu hikâye Ultra’ları anlatıyor. Dışarıdan bakanlara garip ve anlamsız gelebilir ama tribün kovalayanlar ne demek istediğimi gayet iyi biliyorlar. O sene İtalyan Ultra’lar da cevap arıyordu ama her zamanki gibi çelişki içindeydiler. Brigate II grubu tüm Ultras oluşumları tarafından tukaka edildi. Fakat kapalı kapılar ardında yinede en büyük kahraman onlardı çünkü rakiplerine önemli bir ders vermişlerdi. Hatta günümüze kadar sohbetlerde sıkça anlatılan hikâyelerin başını çekiyor bu tür olaylar, maalesef.
Ultra’ların temel prensiplerinden biri ise yaşananları her şeye rağmen savunup arkasında durmaktır, kılıf uydurmak değil! Fakat herkes şapkasını önüne koyup kendine şu soruyu sormalı, “Mentalita Ultras” hareketi şiddet olmadan bunca yıl ayakta kalırımıydı? Hiç denenmedi, bence kalamazdı. Zaten şimdiye kadar şiddete karşı içinde panzehir üretemedi çünkü 1980 yıllarında ortaya çıkan yeni nesil Ultra’ları dürüst çatışmalar kesmiyordu illa kan akmalıydı. Yalnız şu gerçeği kabul etmeliyiz. Şiddet futbolun bir parçası, hiç boş yere inkâr etmeyelim bkz. Ferarri-Lugano! Yaklaşık 23 yıl futbol oynadım yazacaklarımı oynayanlar çok iyi anlayacaklar. Sahaya çıktığınızda karşı takımı gollerle yenmek yetmiyor yerle bir etmek geliyor içinizden. Aynen böyle oluyor çünkü futbol fizik güce ve mücadeleye dayalı oyun bir savaş. Ultra’lar ve Holiganlar kendilerine öz ritüellerle tamamen bunu yansıtıyorlar. Lakin İtalya ve Britanya’ya adasının tarihlerine göz atarsak iki ülkenin de futbol kültürü birbirine benziyor. 12. yüzyıl İngiltere sinde ortaya çıkan Shrovetide Football ve Fiorentina’da 15. Yüzyılda oynanan Calcio in costume. Tabii bunlar şiddeti meşrulaştırmıyor sakın kimse yanlış anlamasın. Önceleri de bahsettiğim gibi hiçbir medeni toplumda bu denli vahim olaylar kabul görmez!
Spangnolo cinayeti o yıllarda büyük ilgi gördü, bütün ülkenin Ultra’ları bu olayla adeta özdeşleşiyorlardı. Hepsi hem fikirdi, kim Spagnolo’nun yerinde olsa aynısını yapardı. Düşmanlarının peşinden koşar tribünlerinin namusunu canlarını ortaya koyarak savunurlardı. Fakat Ultra dünyasının çelişkili yanı ise madalyonun diğer yüzü. Onlar sade kurban değil bir anda katilde olabilirlerdi! Gösteriş meraklısı, hiç düşünmeden başkalarının hayatını tehlikeye sokan adrenalin bağımlı şuursuz 18 yaşında gençler. Az sayıda olsalar dahi bıçaklarına güvenerek rakip tribünlerin içine dalıp gözlerini kırpmadan insanları yaralar hatta öldürülebilirlerdi. Buna benzer olaylar herkesin başına gelebilirdi.
Spagnolo olayı öncekilerinden farklı çünkü başından sonuna kadar Ultra’ların kendi aralarında işlediği bir cinayet. Bu defa virane statlar bahane edilemez olayın içinde poliste yok. Kimse rokette atmadı ve kimsede tuzağa düşürülmedi. 29 Ocak 1995 günü Cenova’da yaşananlar baştan sonuna kadar bıçaklı Ultra trajedisi. Ama o yıllarda herkesin bıçağı vardı ve hepsi bunu biliyordu….devam edecek.
Mentalita ULTRAS#19 Vincenzo Spagnolo Cinayeti Vol.2
Aldığı ölümcül bıçak darbesinden sonra Vincenzo bir daha ayağa kalkamadı, Milan’lılarda tabanları yağlayıp olay yerinden kendi tribünlerine doğru kaçtılar.
Another mother's breaking
Heart is taking over.
When the violence causes silence,
We must be mistaken.
Yukarıdaki satırlar 1995 yılında Cranberries grubunun söylediği hit parçası “Zombie”den alıntı.
Evet, bir yerde hata yapılıyordu hem de fena halde!
Milan tayfası kendilerine ayrılmış tribüne girerken hep bir ağızdan “Uno di meno, voi siete uno di meno”(bir kişi eksiksiniz, bir kişi eksiksiniz) tezahüratını bağırıyorlardı. Oyunun vahşi yönü işte kendi canına gelmedi mi başkasının canı yandığında zevk alır insanoğlu. Böyle vahim yönleri vardır bu güzel tribün dünyasının. Vicdanın iflas ettiği yerde bazen tahammül ve sabır ister, katlanabilirsen tabi!
Oyunun bir parçasıydı böyle olaylar zaten o ana kadar birinin öldüğü kimsenin aklından geçmiyordu. İki tarafın yaptığı kavga sonucu ufak bıçak yarası, 3 dikiş atılır ertesi gün polis haberlerinde birkaç satır yazılır gelir geçerdi. Kısa süre sonra ciddi olayların yaşandığı söylentileri dönmeye başladı. Önce ağır yaralı dendi, sonra bir kişi öldüğü dedikodusu çıktı. Ölü sayısı iki hatta üç oldu. Kesin haber ilk devrenin bitmesine az süre kala radyodan geldi. “Tutto il calcio minuto per minuto” programını sunan spiker bir Cenova’lıyı Milan’lı Ultra’ların öldürdüğü haberini verince stat da gürültüler bıçak gibi kesildi. Kimseden ses çıkmadı, buz gibi hava esiyordu Stadio Ferraris’te.
Bir anda tüm stat Milan tribününe doğru yönelerek hep bir ağızdan “Katiller” diye bağırmaya başladı, insanlar haberi duyunca şok olmuşlardı. Cenova’lılar maçın yarıda kalması için ellerine geçirdiklerini sahaya fırlattılar, koltuklarda kırılıp atıldı. Takım kaptanı Torrente olanları öğrenmek için kendi tribününe gitti. Öğrendikten sonra tekrar sahaya gelerek diğerlerine bildirdi. Herkes şaşkındı, bu gergin ortamda müsabakanın devam etmesi zor gözüküyordu. Nihayet beklenen iptal kararı çıktı, iki takımın kaptanları Torrente ve Baresi anons kabinine giderek taraftarlara sükûnetli olmaları yönde iki laf ettiler ama iş çığırından çoktan çıkmıştı. Maçı anlatan spiker Fazio “ bu benim işim değil fazla katlanamam” sözleriyle naklen yayını kesti. Afili laflarla timsah gözyaşları dökenlerin eyyamcılığı fazlasını beklememeli. Fakat İtalya Futbol Fedrasyon başkanı Mattarese eyyamcı biri değildi, o “maçı iptal etmek büyük bir hataydı” açıklamasıyla içinden gelenleri dile getirdi. Başkan Mattarese 2007 yılında ölen polis memuru Raciti olayında da içinden gelenleri söyledi ama oraya sonra geleceğiz.
Bu arada stat savaş alnına dönmüştü, binlerce Cenova’lı Ultra Milan’lıların olduğu tribünün etrafını kuşattılar aralarında sade Çevik Kuvvet vardı. Polislere yalvardılar “ne olursunuz bize 10 dakika müsaade verin tribüne girelim söz sonra çekip gideceğiz”. Çevik kuvvet direniyordu, saldıranları geri tepmek için üstlerinden emir bekliyorlardı ama kimse o emri vermeye cesaret edemedi. Cenovalı taraftarlar tribüne girmekte ısrarlıydılar. Ve gerçekten 50 kişi güvenlik alanı oluşturulan tribüne girdi, Mlilan Ultra’ları ile aralarında sade cam kalmıştı. Allahtan cam sağlamdı yoksa daha büyük felaketler yaşanırdı. Sonunda polisler Cenova taraftarlarını stattan çıkartmayı başardı. Fakat esas savaş dışarıda başlamıştı. Cenova kentinin sokakları o gün Gaza şeridinden farkı yoktu. Almanlar bile ikinci dünya savaşında bu kadar hasar vermemiştir. Barikatlar kuruldu arabalar yakıldı. Belediye başkanı Adriano Sansa olay yerine intikal etti ve elinde megafonla halkı yatıştırmaya uğraşıyordu. Çabaları boşaydı. Cenova halkı yaşlısı genci, kadını erkeği polisle sabaha kadar çatıştılar. Bizim gibi dışarıdan bakanlara olaylar vahim gözükebilir ama dayanışma diye ben buna derim Arkadaşlar. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için omuz omuza destek işte budur. Vatan hainliği kulüp menfaatleri hepsi hikâye, önce İNSAN!
Ultras tarihinde görülen en acı olaylardan biri yanşadı Cenova’da ama bu son olmayacaktı. Beş sene sonra Cenova G8 zirvesinde yine savaş alanına döndü, o olaylara da değineceğim. Milan taraftarları kimlik tespiti yapıldıktan sonra serbest bırakıldı. Saatlerce bekleyen Milan’lıların aralarında kadın ve çocuklarda vardı. Aç susuz, tuvalet ihtiyaçlarını gideremeden bekletildiler. Halkın onları linç etme endişesinden dolayı rehin alınmışlardı. Ertesi sabah yoğun güvenlik altında şehirden çıkarıldılar. Vincenzo’yu bıçaklayan taraftarı ise eve geldiğinde polisler bekliyordu….devam edecek.
Mentalita ULTRAS#18 Vincenzo Spagnolo Cinayeti Vol.1
Kling-klang, 1990 yıllarının ortalarına kadar İtalya statlarının etrafında sıkça duyulan ses. Kavgaları basan polisten kaçan Ultra’ların yere attıkları bıçaklar.
Ocak 1995, Cenova’da soğuk bir kış günü. Cenova-Milano maçı başlayalı birkaç dakika oldu, bisagna nehrinin tarafında bulunan tribünün sokağında yine aynı bıçak sesleri yükseldi “kling-klang.” Bıçakları atıp güney tribünü istikametine doğru kaçanlar ise bir grup Milan taraftarıydı fakat bu defa durum farklıydı. Yerde bir Cenovalı Ultra yatıyordu, adı Vincenzo Spagnolo henüz 24 yaşındaydı. Vincenzo yerden bir daha kalkmadı, onu bıçaklayan Milanl’ı taraftar daha 18 yaşındaydı. Uzun yıllar süren Ultras tarihinin yine bir kritik dönüm noktasındayız. 2007 yılında yaşanan Sandri cinayeti de “Mentalita ULTRAS” hareketinin dibe vurduğu son olaydı ama oraya daha geleceğiz.
Paparelli cinayeti kamuoyunun Ultra’lara bakış açısından önemli dönüm noktasıydı. Malum toplumda negatif iz bırakmıştı ama Ultra’ların kendi içlerinde hiçbir şeyi değiştirmedi. Bunda Paparelli cinayetinin farklı gelişmesi de olabilir. Spagnolo’nun ölümüne sebep veren unsurlar trajikliği kadar karışıktı. 80’lerin başında eski oluşumların dağılmasıyla ortaya çıkan yeni grupların sebep verdiği şuursuz şiddet olayları Ultras hareketine ağır darbe vurduğunu önceleri belirtmiştim. Kasıtlı saldırılar sudan bahanelerden çıkan kavgalar ve bu kavgalarda yeni gelişen “emanet kültürünü” diğer adıyla bıçak kullanmayı gelenek haline getirerek lüzumsuz yere can kaybına yol açıyorlardı. Spagnolo cinayeti aklılarını başlarına toplamaları için bir umuttu, maalesef sade umut olarak kaldı.
Cenova ve Milan taraftarları 1970 yıllarında kardeş tribündüler buna dizinin ilk bölümlerinde değinmiştim. “Lotta Continua” hareketinden dolayı ortak siyasi görüşü paylaşmalarından ötürü dostluk bağları oraya dayanıyor. 1982 senesinde iki takımı da yakından ilgilendiren ligde kalma açısından önemli müsabakada ortaya çıkan olaylarda dostlukları ağır yara aldı. Ve birde eski grup üyelerinin tribünlerden çekilip yeni nesil Ultra’ların tutumları da önemli rol oynadı. En çarpıcı örneği 1993 yılında tarafsız sahada(Napoli) oynan maçtan sonra iki taraftar arasında çıkan kavgada birçok kişi bıçaklanarak yaralanmıştı.
Evet, gelelim Spagnola cinayetinin gelişmelerine.
Milan tribünü içinden yeni ortaya çıkan Brigate II grubu ve “Chirurgo”(cerrah) lakaplı liderleri o gün düzenlenen toplu organizasyona katılmayıp diğerlerinden ayrı Cenova’ya gitmeye karar verdiler. Üzerlerinde renklerini belli edecek atkı vb. ürünler yoktu tamamen sivildiler. İngiliz modeline benzeyen efsane I.C.F. grubu tarzı şehirlerarası trene binerek Cenova yolunu tuttular. Onlara bir başka alt grup eşlik ediyordu “Gruppo del Barbour”, hiç biri boş değildi hepsinin üstünde bıçak vardı. Kafaları karıştıran, Brigate II adlı grubun gerçek kimliği. Anlatılanlara göre sürekli gereksiz yere kavga çıkarıp düzeni bozduklarından dolayı Brigate Rossenere tarafından dışlanmışlar ya da kendileri ayrılmış, bu konuda kesin bilgiler yok.
Brigate II grubu saat 13:00 sularında Cenova’nın Brignole istasyonuna vardılar. Trenden iner inmez istasyonda “Cani Sciolti”(başıboş köpekler, halk arasında münferit deplasmana giden taraftarlara takılmış lakap) yolcularını bekleyen Cenova’lı taraftarlara saldırdılar. Kısa süre sonra, çıkan arbedeye polis müdahale ederek Milan taraftarlarını serbest bıraktı. Polis serbest bıraktığı kişilerin kim olduğundan habersizdi çünkü taraftar olduklarına dair üzerlerinde hiçbir belirti yoktu. Ama tren istasyonunda bu gibi tipleri bekleyip kavga arayan Cenova taraftarları onların münferit maça gelen Milan Ultra’ları olduklarını biliyorlardı, prensip gereği polise çaktırmadılar. İstasyondan ayrılan Brigate II grubu ıssız kenar sokaklardan şüphe çekmeden stada gittil Ev sahibi tribününün olduğu yere geldiklerinde bir an durakladılar. Gişelerin önünde duran Cenova taraftarları bu yabancıları fark etmedi çünkü Brigate II grubu 1990 dünya kupası için stat onarımlarından kalma inşaat malzemelerinin arkasında gizleniyordu. Hoş, aradan 5 sene geçmiş ama hala inşaat malzemeleri toplanmamıştı!
Biraz bekledikten sonra grubun içinden üç kişi kuzey tribünü istikametine giderek Cenova’ taraftarlarına doğru “Fossa nerde” diye bağırdılar. Cenova’lılar şaşkındı, adı bağırılan grup “Fossa dei Grifoni” ve iki sene önce kendilerini fesih etmişlerdi. Şunu da belirtmekte fayda var, o yıllarda Cenova tribünleri zor günler yaşıyordu. Bir sürü parçalanmış gruplar vardı, eski tribüncüler kısmen çekilmiş maça gelmiyordu, kısacası tribün başıboştu. Ama yinede o gün eskilerden maça gelenler vardı ve Milan Ultra’larını tribünlerine yaklaştırmamakta kararlıydılar. Ufak bir kemerli çatışmadan sonra Milan’lılar kaçmayı başardı. İşte tam o sırada Spagnolo ara sokaktan stada geldiğinde olaya şahit oldu. Önünden geçen Milan’lıları gören Spagnolo bir anda kaçanların peşine takıldı.
Neden Spagnolo Milan’lıları kovaladığı muamma, yoksa oda yeni nesil Ultra’lar gibi kavga arayan tiplerden miydi? Hayır! Spagnolo sıradan biriydi. Sesiz, maçlara sık gelmeyen deplasmanlarda da pek görülmeyen taraftardı ve o güne kadar hiçbir olaya karışmamıştı. Bir tribüncünün bakış açısından böyle davranması gayet doğal. Buna mahalle baskısı, adrenalin ve sokak kavgalarının verdiği heyecanda diyebiliriz.
Kaçan Milan Ultra’ları Spagnolo’yu fark edince durdular. Aralarından bir genç bıçağını çekip Spagnolo’nun üzerine doğru gelerek bıçağını tam yüzüne dayadı. Milan’lı şaşkındı, bıçağı gören Spagnolo neden kaçmıyordu? Yoksa bıçağı görmüyor muydu? Olay şahitlerinin anlattığına göre Spagnolo bıçağı gördü ama o Milan’lı taraftarla çatışmaya kararlıydı. Spagnolo ilk yumruğu attığında öbürüde bıçağı göğsüne saplayarak öldürücü darbeyi vurdu….devam edecek.
Mentalita ULTRAS#17 Kanlı Pazar
Ultra’lar Colombi vefatının bir polis cinayeti olduğunu tüm kamuoyuna duyurmayı başardılar fakat bu esnada yeni düşmanları oldu ”POLİS”. Devleti idare edenler yanlış yolda gittiklerinin farkında değilerdi…..dersek yalan olur. Hepsi önceden detayına kadar planlanmış şimdi uygulanıyordu, o döneme göre gayet normal sayılır.
90’lı yıllar, Berlin duvarı yıkıldı, Sovyetlerbirliği dağıldı kutuplar ortadan kalktı artık soğuk savaş bitmişti. Kimilerinin yaşam tarzı ile dünyaları da değişti. Örneğin dağılan Varşova paktı ülkelerde eski rejimler halk darbeleriyle yıkılıyordu. Dünya’da kendi içinde tamamen değişmeye başlamıştı. Zaten savaş hiç bitmemişti ki, sade hedefler farklıydı soğuktan sıcak temasa geçilmişti.
Yeni Dünya düzenini inşa edenler doğu blok devletlerinde yaşananları endişeyle seyrediyorlardı. Batı halkını benzer ayaklanmaları başlatacağından şüpheliydiler ve bu yüzden Toplumu bu tarz olaylardan uzak tutmak gerekiyordu, çıkacak bağımsız ve münferit tepkilere karşı önlem almaya yöneldiler. Buna karşılık insanlara yeni şeyler sunmak lazımdı ve böylece bir sanal dünya oluşturuldu.
Neo-liberalizmin kök saldığı yeni küresel dünya içinde Halkı mental köle haline getirdiler. Tüketici bir Toplum oluşturuldu. Bol para harcayan olmayınca gırtlağına kadar borçlanan. Boş zamanlarını televizyon, internetin karşısında geçiren dışarıya çıksa bile reklamlardan transa girmiş soluğu modern alışveriş merkezlerinde alan sözde mutlu insanlar yarattılar. Gerçekten mutlular mı orası muamma.
Yeni yapılanan düzene karşı çıkanlar ise “Çevik Kuvvetin” gücüyle karşılaşıyor ve “Şiddet Yasalarıyla” yargılanıyorlardı. Wachowski kardeşler bunu çok güzel anlatıyorlar ama konudan fazla uzaklaşmayalım. Şu soruyu sormadan geçemeyeceğim, bu kanunun adı neden “Şiddet Yasası”? Bizi gerçekten şiddetten mi koruyacak? yoksa şiddeti daha fazla mı körükleyecek?
Bunları yazmamın sebebi o yıllarda yeni dünya düzeni adı altında oluşturulan düzenin insanları refaha kavuşturacağına nasıl birbirine düşman ettiğini anlamanız için. Ne ekersen onu biçersin demiş atalarımız ve ektiklerinin meyvelerini toplamaları fazla sürmedi. Şimdi anlatacaklarım yukarıda tarif etmeye çalıştığım tablodan doğan olayların patlak vermesidir. Bir gün olacağı kesindi, peki “Neden?”
Tribün âlemi çok farklıdır gerçek dünyaya benzemez. İkiyüzlü, şizofren çok yönlü, karmaşık ve kaotik bir ortam. Sürekli iç ve dış çekişmeleriyle boğuşan çelişkilerle dolu, gizemli, ama her şeye rağmen özgür ve güzel dünya. Öyle ki 50 sene tribün kovalasanız bir dakika sonra ne olacağını kestiremezsiniz. Ve yine böyle bir karışık ortamda 40 yıllık Ultra tarihi kanlı pazarlarından biri yaşadı.
Yıl 1994 20 Kasım, günlerden Pazar. Brescia-AS Roma arasında oynanacak lig müsabakası. Yani sıradan maç günü fakat bu günü özel kılan bir sürü faktörler var. Deplasmana giden AS Roma tayfasının başında C.UC.S. grubunun dağılmasından sonra yeni oluşan aşırı sağ görüşlü gruplardan birisi “Opposta Fazione” var .
O gün kontrol tamamen onların elinde ve endişe yaratan meselede bu. İşin aslına bakarsak bir hafta öncesi Olimpico’da açılan pankartlar gelecek maçta yaşanacaklara dair gerekli ipuçları veriyordu. Brescia’da müsabakanın oynanacağı gün Belediye seçimleri yapılacaktı ve bundan dolayı Polis sendikası maçın başka tarihe ertelenmesi için çok çaba gösterdi ama bu istekleri geri çevrildi.

300 Romalı taraftar her türlü silahla donanmış Başkentten Brescia’ya doğru yola çıktılar. Yolda onlara diğer aşırı sağ örgütlerinin sempatizanları da katıldı ve yaklaşık 1000 kişi Brecia şehrine vardılar. Romalı taraftarlar otobüsten iner inmez hiç fazla vakit kaybetmeden doğrudan polislere saldırdı. Bu eylemin önceden planlandığını ayrıntılarıyla anlatmaya gerek yok sanırım.
Şiddetli geçen çatışmalarda bir emniyet müdür yardımcısı, Giovanni Selmin karnından aldığı bıçak darbesinden dolayı neredeyse hayatını kaybediyordu, 6 saat süren ameliyat sonrası zor kurtarıldı. Bir polis kâğıttan el yapımı bombadan yaralandı, onlarca poliste darp yaralarıyla olayı hafif atlattılar. Tüm kargaşanın üstüne“Cavallo pazzo” lakaplı bir Romalı ( o yıllarda henüz Jimmy Jump ortalıkta yoktu ve bu eleman İtalya’da maçlarda sahaya atlamaları ve bazı canlı çekilen Televizyon programlarına aniden girişiyle meşhurdu ) tuz biber oldu. Maçın 10. Dakikasında sahaya girmesi Brescia taraftarlarını iyice kudurmuştu.
Maçtan sonra Brescia sokakları savaş alanına döndü, şiddetli çatışmalar yaşandı Romalıların “kanlı Pazar” eylemi amacına ulaşmıştı. Olaylardan sonra her iki taraftan tutuklananlar oldu, aralarında bazı aşırı sağ partilerin liderlerinde bulunuyordu. Hepsi ağır hapis cezasına çarptırıldılar.
Ultra’lar ise kendi aptallıklarının kurbanı oldular ve bir kez daha siyasetin tribünde yeri olmadığını anlamışlardı. Olayların bu boyuta gelmesinde iki unsur ön plana çıktı. Birincisi, Roma Başkanı Sensi’ye tribün ile kulüp arası irtibatı kopardığından dolayı şantaj yapılmıştı. İkincisi, Padania dergisinin ortaya attığı iddiaya göre Brescia’da yapılan seçimleri manipüle etmek isteyen Lega Nord partisine bağlı içişleri bakanı Maroni’nin olaylarda parmağı vardı. Ne olursa olsun ortaya atılan her iki iddiada yaşanan vahim olayları hafifletmiyor.
İtalya futbolunu kötü günler bekliyordu ve havada daha acı olayların yaşanacağı kokusu vardı….devam edecek.
Mentalita ULTRAS#16 Acı Dolu Yıllar
Her Pazar günü kavgalar çıkıyor, her Pazar günü insanlar yaralanıyor ve her lanet olası Pazar günü mutlaka birisi bıçaklanıp dünya değiştiriyordu. Ama bu olaylar toplum içinde artık skandal sayılmıyordu konuşmaya değmez söz konusu bile değildi. Fakat Kamuoyundan ilgi görmeyen olaylar 1991-1992 yılları arasında İtalya futbol tarihinin doruk noktasına ulaştı, maalesef kimsenin umurunda değildi. Hafta sonları maçlarda yaralanan ve ölen gençlerin yaş ortalaması 18’di! Vietnam savaşında ölen Amerikan askerlerinin yaş ortalaması 19’du ama burası Vietnam değil. Bazılarının medeniyetin göbeği dediği AB üyesi İtalya ve ortada savaş yoktu. İnsanlar hafta sonları kendilerine ayırdıkları zamanlarda katıldıkları sosyal aktivitelerde kan kaybediyor ve can veriyorlardı.” La Haine” filminin açılış sahnesinde gökdelenden atlayan adamın dediği gibi. Atlayan her kattan geçişte "Şimdiye kadar çok iyi gidiyor....Şimdiye kadar çok iyi gidiyor. Nasıl düştüğünüz önemli değil. Önemli olan nasıl ineceğinizdir." Ama İtalya futbolu için artık geçti ve fena halde yere çarpmışlardı.
Çarpmanın yumuşak olmayacağını herkes biliyordu, fakat bu çarpmada etrafa serpilen parçalar yeni husumetler doğurdu. Nasıl 80’li yılların başında tribünler kabuk değiştirmişse, 1990 senelerinde poliste değişti. Artık eski babayiğit tatlı sert polislerin yerini genç dinamik okumuş özel savaş eğitimli polisler aldı. Yeni polise “Çevik Kuvvet” diyorlardı ve bu özel eğitimli polis elemanları taraftar gibi saldırgan, her an kavgaya eğilimli ve kışkırtıcı tavırlarıyla asayişi sağlamak yerine tam bir kontrgerilla gibi hareket ediyordu ki bu günümüze kadar değişmedi. Avrupa’nın birçok statlarında maç seyrettim, nereye gitsem hep aynı tip polislerle karşılaştım, Türkiye dâhil. Bana ilginç gelen yanı hangi ülke olursa olsun kıyafetlerinden tutun insanlara yaklaşımları aynı. Sanki hepsi bir yumurtadan çıkmış ikiz gibiler, tuhaf!

Çevik Kuvveti iki yerde sıkça görebilirsiniz, statlar ve göçmenlerin oturduğu varoş semtler. (Türkiye’de Üniversitelerin önünde ve her yürüyüşte görmek mümkün). Benim gibi uzun yıllar yurtdışında yaşayanların ister istemez şiddet hayatının parçası oluyor, her yerde bu kâmillere rastlıyorsunuz. Aşağılık yaratıklar gibi size bakıyorlar işin acı yanı ne biliyor musunuz? Tüm bunları yapmaları için eğitim almışlar. Devleti idare eden hükümetlerin, parlamento dışı siyasi görüşlerini dışa vuran halkı kontrol etmek hatta yok etmek amaçlı üzerine saldığı adi mahlûklar. Ve bu şiddetin içinde kaçacağınız tek yer yine şiddet oluyor. Başlıyorsunuz şefkat aramaya, şiddetin içinde sevgi olabilir mi? Tüm bu olumsuzluklar Ultra’ları aynı “No Al Calcio Moderno” sloganında olduğu gibi ikinci sloganın etrafında toplanarak bir dayanışma eylemine girmelerine sebep verdi “A.C.A.B. (All Cops Are Bastartds)”. Ama suçlu bu sefer devletin kendisi, adaletsiz düzende iç barışın sağlanması imkânsız olduğunu biliyorlardı ve bilerek yangına körükle gittiler! Yazdıklarımı daha iyi anlamanız için “La Haine” filmini seyretmenizi tavsiye ederim.
İtalya’da yeni model polisin devreye girmesiyle statlarda total anarşi başladı ve şiddet olayları dört misli arttı. Ultra’lar sade aralarında değil çevik kuvvetle de boğuşuyorlardı. 1992/93 sezonunda oynan Brescia-Atalanta müsabakasında yaşananlar çarpıcı örneklerden ilki. Maç öncesi pankartlarını araklayan Brescia-Atalanta Ultra’ları stat içinde de kavgalarını sürdürmüşler ama başlama düdüğüyle her şey bitmişti. Devre arasında olayların dinmesini fırsat bilen çevik kuvvet elemanları her iki taraftarın bulunduğu tribünlere müdahale etmek istedi. Evdeki hesabın çarşıya uymadığını feci şekilde anlayan polisler bir anda ortada sıçan durumuna düştüler. Kavga yeniden başladı bu sefer hedef Ultra’lar açısından değişmişti ve tribünlerden sahanın içinde devam etti. Futbolu yeni eğlence sektörüne çevirmek isteyenler galiba bunu kastediyorlar, şaka gibi ama gerçek yaşanmış olay.
İkincisi yine aynı sezon içinde yaşandı ve yine olayın içinde Atalanta Ultra’ları vardı. Günlerden 10 Ocak’tı, maç sonrası AS Roma Ultra’larıyla çatışmalar dinmişti. Romalılar çekilmişler evlerinin yollarını tutmuşlardı ki hiç beklemedikleri anda çevik kuvvetin saldırısına uğradılar. Polisin yaptığı anlamsız saldırı sonucunda olayla alakası olmayan, 42 yaşında sıradan vatandaş Celestino Colombi hayatını yitirdi. Colombi ağır bir iş gününün yorgunluğunu atmak için gittiği barda içkisini yudumlarken polisin aniden içeriye girmesiyle şok olmuş kalp krizi geçirmişti ve maalesef kurtarılamadı. Polis olayı örtbas ederek Colombi’nin uyuşturucu bağımlısı olduğunu deklare etti, Gazetelerde bu açıklamadan sonra haberi sildiler. İşte ilk defa Ultra’lar birlik olarak ortak tepkilerini ortaya koyup seslerini yükselttiler. Ertesi hafta tüm maçlarda kendi pankartları yerine tek ortak pankart açıldı “10-1-93 ölümün önünde hepimiz biriz”. Evet, yeni düşmanlarını böylece bellemişlerdi “POLİS”….devam edecek.
Mentalita ULTRAS#15 Bilanço
İtalyan Ultra’ları ve dünya’da ne kadar Ultras mantalitesini benimseyen varsa İngiliz modeline tamamen karşıdır ve karşı çıkmakta sonuna kadar haklılar! Bu dayanışma 15 yıldır dünya’da tüm Ultra’ları bir sloganın etrafında birleşmesini sağlamıştır “NO AL CALCIO MODERNO !”
“Mentalita Ultras” felsefesi hırçın, irrasyonel olabilir ama entelektüel, yaratıcı, duygusal yönü bu bağımsız hareketi özel kılan ve heyecan veren yanıdır. Parlamento dışı siyasi görüşleri, Antagonist duruşlarıyla halkın gerçek sesi olmuşlardır. Bir başka değimle özgür, bağımsız muhalif fraksiyon. Unutmayalım Mısır’da rejime karşı hareketi Ultra’lar başlatmıştır. İtalyan Ultra’ları 1980 yıllarının sonlarında tehlikeyi çabuk sezdiler. Varlıklarını tehdit eden polis baskısı, yeni yasalar olmadığını erken farkına vardılar. Gerçek tehlike “modern futbol” adı altında yeni inşa edilen “endüstriyel futbol” modeli olduğunu anladılar. 1989 yılında AS Roma Ultra’ları yeni yapılanma sürecinde yazdıkları “Manifesta degli Ultras” Ultras Manifesto Ultras tarihinde önemli dönüm noktalarından biridir, bu defa kan akmadan bir değişime imza atılmıştır.
Nostradamus kehanetlerine benzeyen Manifestonun içeriğini okuduğumuzda orada yazılanların tümünün gerçekleştiğini görüyoruz. Fakat eğri oturup doğru konuşalım, hiçbir medeni toplum bizlerin oyunun parçası olarak savunduğu “çatışmaları” normal karşılayıp kabul etmez. İlk başlarda “çatışma” adı altında belirli kuralların çerçevesinde yapılan dövüşler bir dönem sonra kin ve nefrete dönüşmüş ve bu güzel harekete ağır darbe vurmuştur. Amaç tüm haksızlıklara karşı ve tribünlerin özgürlüğü için mücadele etmekse bunu kan akıtmadan da yapabiliriz. Evet, bu mümkün çünkü Ultra’lar fiziksel vurucu güçleri kadar büyük beyin gücüne sahipler. Bu özelikleri onları toplumdan sıra dışı olduklarını ortaya çıkarıyor. Çünkü konvansiyonel güçlerini beyin güçleriyle birleştiriyorlar böyle bir üstün yeteneğe sahipler. Ama ne zaman beyin gücümüzü yanlış işlerde kullanırsak bizlere çapulcu damgası vuranları haklı çıkarıyoruz!
Ve 1980/1990’lı yıllarda vahşileşen çatışmaların meydan savaşlarına dönüşmesi ki hala azda olsa husumetler sürüyor, şuursuzca şiddet Ultras hareketinin ideolojik ve felsefi yönü ciddiyetini yitirmesine yol açtı. Heysel ve Sheffield facialarında bariz organizasyon hataları malum ama şunu da kabul etmeliyiz, yaşanan olayların içinde taraftarında suçu olduğu ortada. Ve böyle devam edersek sade kötü bir hikâyenin önemsiz figüranları olmaktan öteye gidemeyeceğiz. AMA! Şiddete karşı aynı derecede karşılık vererek, daha ağır yasalar çıkarıp. Ya da bu insanları modern statlar inşa ederek makyajlı hanımlar kravatlı beyefendilerle cici yavrucaklarla yerlerini değiştirerek sorunu ortadan kaldırmayı düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Ateşli taraftarlar statların ruhudur ve onlar böyle kalması için sonuna kadar mücadele edecekler! Çözüm? Evet, çözümü yine taraftar üretecektir onlar kendi göbek bağlarını kendileri kesmesini biliyorlar. Yalnız, kesinlikle endüstriyel futbola taviz vermeden bunu yapmalıyız. Artık taviz verecek gram alanımız kalmadı, Kızılderililerde zamanında sürekli taviz vermişlerdi durumları ortada.
İtalya’da 1990 senesinde düzenlen dünya kupası kontrolden çıkan şiddete karşı önlem alma fırsatı doğmuştu fakat kimse bunu görmek istemedi. Ülkeye girecek büyük maddi gelirler üst düzey yetkililerin gözlerini köreltmişti. Tüm bunlar göz ardı edildiğinden her lanet olası Pazar günleri statlarda gencecik insanlar saçma sebepler yüzünden ölmeye devam ettiler. Üstelik onları sade tribünsel geleneklerinden gelen kavgalardan daha çok partici zihniyetin çıkarları doğrultusunda şiddete yönlendirmiş teşvik etmiştir. Örneğin 1984 yılında kurulan Lazio oluşumu I.R.R. kısa süre sonra faşist görüşlü Forza Nuova partisinin alt yapısı haline getirmiştir. Bu sebeplerden dolayı 1991 yılında Verona oluşumu Brigatte Gialloblu ve 1993 senesinde Fossa dei Grifoni birçok gruplara bölünerek dağıldılar. Benzer parçalanmalar yaşayan tribünlerde kısa süre sonra total anarşi hâkim olmuştur….devam edecek
Gaziantep-Galatasaray 1:0
5. dakikada yediğin golü çıkaramıyorsan o zaman ben bu işte art niyet ararım arkadaş, dostluk maçımı yapıyoruz? Koskoca 90 dakika sade 2 gol pozisyonu üretebilmişiz. İlki hemen birinci dakikada Stancu ile öne geçebilirdik, açık bir penaltı var ve kaleciye kırmızı kart. Çalmak için hakem ister ve o hakemde de sağlam göt. Tabi bunların arakasına sığınamayız tartışsak nafile futbolun acı gerçeklerini kabul edeceğiz.
Galatasaray futbol takımının sorunu bu değil, problem çok derinde yatıyor. Geçen gün Xavi’nin röportajını okudum işte burada >>>link
Lütfen şu satırları iyi okuyun bir değil birkaç kez, zira bizim okumamız bir şey ifade etmez esas Galatasaraylı oyuncular okumalı;
Bu Barcelona modelinin yüreğinde ve kulüp içerisinde hep bu var değil mi? Madrid'i yendiğinizde ilk onbirinizdeki sekiz oyuncu altyapı ürünüydü ve bu senenin Altın Top ödüllerinin üç finalisti de yine öyle, Lionel Messi, Andres Iniesta ve sen.
Bazı gençlik akademileri kazanmayı umursar, biz eğitimi umursarız. Kafasını kaldırıp pası ilk seferinde gönderen bir çocuk görürsün, bom, ve düşünürsün 'Evet, bu çocuk olur." Onu getir, eğitelim. Bizim modelimiz [Johan] Cruyff tarafından yerleştirildi, bu bir Ajax modelidir. Bu hep rondolarla [5'e 2, ortada sıçan] alakalıdır. Rondo, rondo, rondo. Her-bir-gün. Olup olabilecek en iyi idmandır. Sorumluluğu öğrenirsin ve topu kaybetmemeyi. Topu kaybedersen ortaya geçersin. Bom, bom, bom, bom, hep tek pas. Ortaya geçersen bu küçük düşürücüdür, diğerleri seni alkışlar ve sana gülerler.
Xavi’nin cevabında bold yaptığım cümleye dikkat edin! İşte budur arkadaşlar. Evet, adamlar yıllardır sistemlerini oturtmuşlar 7-70’e hepsi aynı stil futbol oynuyor ama iş orada bitmiyor daha ötesi var. Futbolcu dünyanın en iyi takımında oynasa da içindeki çocuğu, amatör ruhu daima korumalı. Ne zaman bu ikisi de kaybolursa futbolculuktan çıkar büyük şirkette yüksek kariyer peşinde koşan elemanlardan farkı kalmaz. Bir gün hedefine ulaştığında “tamam buraya kadardı” der ve keyfini sürer.
Türkiye’de yetişen çoğu profesyonel futbolcuların sorunu da budur, onlara Hakan Balta’yı ekleyebiliriz çünkü bırakmış kendini akıma çevreye ayak uyduruyor, sözde Almanya altyapılı. Küçük takımlarda keşfedilip büyük takımlara getirilen oyuncular bir süre sonra “hedefime ulaştım” rehavetine kapılıp ortama ayak uyduruyorlar. Tabi istisnalar var aralarında ama çok az. Galatasaray’da en büyük sorun bazı oyuncular hangi kulüpte oynadıkları umurlarında değil. Galatasaray olmasaydı Fenerbahçe ya da Beşiktaş olurdu en kötü ihtimal Trabzon. Bu gençlere profesyonel futbolun her şeyden önce spor ve oyun olduğunu kafalarına kazımalı. Kendilerini bir büyük şirkette değil koskoca ülkenin tarihi parçası külüplerde olduklarını hatırlatmalı!