Size Demiştik
Önce meşaleleri yasakladılar, sonra konfetileri, ardından dev bayraklarımızı ve pankartlarımızı, davullarımıza el koydular, deplasmanları yasakladılar. Statların içini kameralarla donatılar, hepimizi fişlediler. Size demiştik, futbol yayıncı kuruluşların tekeline geçerse hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bilet fiyatlarına zam koyarak halkın oyununu elinden alıp zenginlerin oyuncağına dönüştürdüler, haykırmıştık bunları(!)
Size demiştik, onların amacı güzel futbol değil, onların esas amacı güzel görüntüler sunmak. Piknik yapan aileler, manitasının dişini çeken denyoların mıntıkasına dönüştürdüler güzelim tribünleri. Ama siz bizi dinlemediniz, çapulcu, terörist, anarşist damgası vurdunuz bize. Yetmedi sahaya atılan konfetiler yüzünden dinimizi imanımızı sorguladınız. Şimdi canınız yanınca yayıncı kuruluş tukaka oldu, mazlum edebiyatı yapıyorsunuz, oh canıma değsin size müstahak.
Aloooo, Ahmet, Erman, Reha acı varmı acı?
Gelsin bir kez daha, NO AL CALCIO MODERNO !
AKILLI OLUN !!!
Galatasaray nedir?
Galatasaray her şeyden önce bir Kültür ve Eğitim yuvasıdır, aynı zamanda sporun eşiğidir.
Galatasaray Lisesi Türkiye’ye değerli Aydın İnsanlar kazandırmıştır ve kazandırmaya devam ediyor(!)
Galatasaray, Büyük Türkiye’nin ilerlediği yolu aydınlatan ışığıdır, işte bu yüzden Galatasaray TÜRKİYEDİR(!)
Aklınızı başınıza toplayın başka GALATASARAY YOK !!!
MILLIONS ARE SPENT FOR PAIR OF FEET
FOOTBALL BECAME THE WALL STREET
WE ARE ULTRAS THE LAST SPIRIT OF FALLEN FOOTBALL !
A.Ş. Futbol(!)
Galatasaray’da spor ruhunu bitirme noktasına getiren, Galatasaray kimliğine yakışmayan sporcularla donatan, Galatasaray’ı Ticarethaneye çeviren zihniyete sesleniyorum, mutlumusunuz yaratığınız eserinizden? Bu akşam Galatasaray A.Ş.’nin futbol departmanında görevli elemanlar mesailerinde yeterli performansı ortaya koyamadılar, geçmiş olsun. Önemli değil, onun yerine pazarlama departmanından güzel haberler var, mercan forma geçen sene çıkan mor formadan ilk çıktığı günden itibaren daha fazla satmış. Artık esas önemli olan bu, çünkü Galatasaray spor kulübü değil, “A.Ş.(!)”
Galatasaray çok maçlar kaybetti ama geçmişe baktığımızda çoğu mağlubiyetlerden galip çıkmıştır, geleceğe yönelik hep bir umut ışığı saçmıştır takım. Şimdi ise hiçbir umut ışığı yok, tabii daha erken ligin ilk müsabakası. Yalnız bu gece futbolcularımızın ortaya koyduğu performans Galatasaray’ın özüne yakışmayan hatta Galatasaray değerlerini ayaklar altına alırcasına kötüydü. Belli ki futbolcularımız profesyonelliği daha ön plana çıkarmış, esas mesleklerinin sporcu olduğunu ve Galatasaray gibi 500 yıllık camiada bulunduklarının farkında değiller. Dedim ya böyle bir ortamda artık sporculuk ruhu kutsal değerler diye bir şey kalmadı, kontratta yazanlar geçerli, nasıl olsa maaşlar tıkır, tıkır çalışıyor gerisi teferruat. Yanlış anlaşılmasın, mağlup olduğumuz için öfkeli değilim sitemim ortaya koyulan, Galatasaray’ı küçük düşüren performans(!)
Ben 13 yıl şampiyonluk görmeyenlerdenim ama hiçbir zaman bu akşamki gibi umutsuz olmadım, çünkü o kısır geçen yıllarda, yedek kalecimizin bile stoper oynadığı dönemlerde sahaya çıkan 11 futbolcu Galatasaray’ı her zaman en iyi şekilde temsil etmiştir, biri çıkıp şimdiki profesyonel elemanlara bunları anlatmalı. Yinede Galatasaray’ın olduğu yerde her zaman umut olduğunu unutmamak lazım ve benim inancımı sarsmayan tek ”GALATASARAY” adı.
Oysa her şey ne güzel başlamıştı, takım ayağa pas yapıyor kombine ataklarla rakip defansı yıpratıyordu, golü de erken bulduk, ikincisi içinde fırsatlar vardı. Ama ne olduysa bir anda her şey alt üste döndü, sanki sihirli bir el geldi oyunculara değdi. Rakibe fazla basılmadı, defansta malum hatalar filan, falan. Şimdi buraya destan yazsam neye yarar? Hocamıza kızmıyorum, onun kabahati yok, bir türlü kafasında olan oyunu, futbolcuların kafasına girmek istemiyor ya da futbolcular kepenk indirmiş kimseyi içeri sokmuyorlar, nasıl olsa maaş işliyor.
Yeteri kadar transfer yapılmadı diye hayıflanmaya gerek yok, Galatasaray’ın kadrosu yeterliydi ama tek amaçları Galatasaray’ı pazarlamak olan zihniyet elimizde iş yapacak oyuncuları tek, tek sattı. Hedefi hep en üst olan Galatasaray gibi kulüp Keita, Topal gibi oyuncuları satıp, Dos Santosun bonservisini almıyorsa. Sonra kalkıp onların yerini doldurmak için dünyanın dört bir yanında oyuncu arıyorsa sakın hiç büyük hedeflerden bahsetmesin, elde bir tek Elano kaldı oda giderse işlem tamam. Sanmayın bende şu yeni oluşan taraftar profiline ayak uydurup transfer kovalıyorum, kesinlikle HAYIR(!) Benim için sahaya 11 futbolcuyla çıkan takımlar eksik değildirler, yeter ki oyuncular son nefeslerine kadar mücadele etsinler, önemli olanda budur.
Diğer önemli sorunlardan birisi de oyuncuların camia içindeki değişikliğe ayak uyduramamaları, yerli yabancı, altyapıdan gelenler fark etmiyor. Örneğin Emre Çolak, altyapı oyuncumuz, sözde büyük yetenek, bu akşam Galatasaray’ın oyuncusu olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Alt yapı hocalarımıza da suç bulmuyorum onlar ellerinden geldiği kadar Galatasaray’a yakışır sporcu yetiştirmek için emek veriyorlar. Geçmişe baktığımda aklıma Tugay, Bülent Korkmaz, Okan Buruk vb. altyapıdan çıkan oyuncular geliyor. Yırtarlardı kendilerini formayı kapmak için, Galatasaray terbiyesi aldıkları her hallerinden belli oluyordu, bizleri her seferinde bu kutsal kulübe yeniden âşık ediyorlardı, şimdi? Şimdi Galatasaray A.Ş. CEO’ları ve profesyonel futbolcuları, büyük Galatasaray taraftarlarını canlarından daha çok sevdikleri kulüplerinden soğutmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Koskoca İMKB dururken taraftara ne gerek var ki?
Unutmadan,bu akşam Sivas'a giden Büyük Galatasaray Taraftarlarını canı gönülden kutluyorum, camiamıza layik şekilde destek verdiler,hepsinden Allah razı olsun....
Başlıyor
Nihayet,3 aylık ayrılık bu akşam bitiyor ve Türkiye Birinci Futbol Ligi başlıyor. Benim açımdan zevksiz geçen dünya kupasından sonra gerçeği söylemek gerekirse bizim ligi özledim be :) Fakat bu sezon karar verdim Galatasaray, Milli Takım, Bundesliga-Konferenz ve Türk takımlarının Avrupa Kupa maçları dışında diğer liglerden uzak duracağım. Fazla sanal futbol insanı futboldan soğutuyor, vakit buldukça bol futbol oynamayı ve diğer spor aktivitelerle uğraşacağım. Hayatta olmak ile Yaşamak aynı şey değil, futbolu sade TV ve Gazetelerden takip etmek ile canlı yaşamanın aynı şey olmadığı gibi. Her zaman hayatı doyasıya canlı yaşamaya gayret gösterin ancak bu şekilde gerçeklerin tadına varabilirsiniz. Unutmadan, imkânlarınız müsaitse gönül verdiğiniz kulübünüzü deplasmanlar da yalnız bırakmayın(!)
Kulüplerin Gerçek Sahipleri TARAFTARIDIR!
Aris, Selanik kentinin en köklü kulüplerinden birisi, kuruluş yılı Yunan ihtilalı ile aynı yıla denk geliyor,1821. Aris adını Yunan mitolojisinden almış “Savaş Tanrısı” oluyor, kulüp renkleri sarı siyahı da Bizanslılardan.
Kültürlerine geleneklerine sıkı bağlılar ve şimdiye kadar hiç bozulmamışlar. 2004 yılında endüstriyel futbol batağına saplanan Aris, macera peşine düşen, yanlış yatırımlar yapan sorumsuz yöneticiler yüzünden iflasın eşiğine kadar gelmiş. Durumdan haberdar olan taraftarlar günlerce protestolar, yürüyüşler düzenleyerek kulüp yönetimini istifaya zorlayıp idareyi kendi ellerine almışlar. Yaklaşık yedi yıldır düzgün şekilde yönetiyorlar, ilk yaptıkları icraat bir yönetim komisyonu kurarak kulübü halka açmışlar. Yılda 100 avro ücrete isteyen Aris kulübüne üye olabiliyor. 2007 yılında refaha kavuşan Aris, artık Avrupa Kupalarında da boy gösterecek ama önce Euro League gruplarına kalmak için Austria Wien takımını geçmeleri lazım. Kasım ayında göreve gelen, bir zamanlar dünyaca ünlü İtalyan kulübü İnter’i çalıştıran Hector Cuper takımına güveni sonsuz.
Yinede büyük başarı sayılır, şu sıralar yönetim üst kurulu tamamen taraftarlardan oluşuyor, kulübün yüzde %33 hisseleri de onların elinde. Hedef tüm hisseleri alarak Aris’i tam bir taraftar kulübü haline getirmek, Allah yardımcıları olsun. Şunu unutmayalım, kabul eder ya da etmezsiniz ama bu bir gerçek, Kulüplerin esas sahipleri taraftarıdır(!)
“HERKES GİDER TARAFTAR KALIR!”
Geçmişten Günümüze
Yıl 1991,aylardan kasım Avrupa Kupa Galipler ikinci tur rövanş maçı, rakip Banik Ostrava. O zamanın adıyla Çekoslovakya ekibi. İlk maçı İnönü’de 0:1 kaybetmişiz, malum rövanş için kötü netice, nede olsa karşımızdaki takım Doğu blok ekolünden. Gençlik işte kan kaynıyor, macera olsun diye çıktık arkadaşlarla tuttuk Çekoslovakya yolunu. Oraya vardığımızda bizim gibi birkaç deli daha varmış meğer. Hava soğuk yağışlı, polis bizi maçın başlamasına 2 saat kala güvenlik sebeplerinden dolayı stada soktu. Donuyoruz yağmurda yağıyor, bizim durduğumuz tribünün üstü açık iliklerime kadar ıslandığımı hatırlıyorum.
Maç başlıyor, kadroda o zamandan aklımda kalanlar Mustafa Yücedağ, Arif Erdem, Kalede Hayrettin, Kosecki,Rambo Yusuf,Erhan Önal birde Tayfun vardı diğerlerini pek hatırlamıyorum.
İyi başlamıyoruz, defansta bir anlık dikkatsizlik bizi 1:0 mağlup duruma düşürüyor. Bu arada yağmur şiddetini arttırıyor rüzgârda var tam mahvoluyoruz tribünde, üstelik yeniliyoruz. Ümitlerimiz tükenmiş vaziyette, ilk maçı İstanbul’da kaybetmişiz birde onların sahasında geriye düşmüşüz, o yıllarda Türk takımlarının bittikleri an. Sonra ne olduğunu bende anlayamadım,ilahi adalet mi desem bilmiyorum, bir anda Rambo Yusuf kapattı gözlerini yaklaşık 20 metreden kaleye yolladı topu..”GOOL”. Aradan kısa süre sonra Arif Erdem çıktı sahneye, daldı ceza sahasının içine, meşhurdu Arifin o bölgede kendisini atmaları. “Düş ulan Arif” diye bağırdık hep bir ağızdan. Duymuş olmalı bir baktık Arif 2,80 yerde hakem penaltı noktasını gösteriyor, dedim ya ilahi adaletin parmağı vardı o gün. Topun başına Kosecki geçti, bir yandan soğuktan diğer yandan heyecandan titriyoruz ama değdi. Kosecki topu büyük ustalıkla ağlarla buluşturdu, sonrasında hayatımın en uzun zamanını geçirdim, maçın hiç bitmeyeceğini sandım, sonunda bitti ve turu atlayıp çeyrek finale yükseldik.
Şimdi bunu neden yazdım, bugün OFK Belgrat müsabakası beni 19 yıl geriye götürdü. Benzerlikleri vardı, tribünde bir avuç cefakâr Galatasaraylı (uA-Avusturya tayfasından birkaçını tanıdım Serkan, Faruk ve diğerleri hepsinin ayaklarına sağlık). Onlar bizden şanslıydı, hava güzeldi rakip vasattı ama yinede ilk maçın skoru avantajlı sayılmazdı, Allahtan kolay geçtik. Gelelim yukarıda bahsettiğim satırlara. Galatasaray’ın 2000 yılında ulaştığı UEFA zaferinin önemli kilometre taşlarından birisidir Ostrava maçı. Sade muhteşem geçen 1996/2000 yılları değil. Ostarava sonrasında hatırlarsanız Werder Bremen’e takılmıştık, şu meşhur karlı maç. Önceleri de vardı, örneğin 1989 yılında Avrupa Şampiyon Kulüplerinde yarıfinale yükselişimiz. 1987/1988 sezonunda PSV’yi ASY’de 2:0 yenip elenmemiz, hepsi bir gün kuruluş temellerimizde olan hedefe ulaşmamızın öncüleriydi.
OFK Belgrat’a karşı alınan galibiyet tarihi zafer değil tabiî ki ama yinede takımın özgüveni için çok önemli. Buna geleceğin öncüsü olacak bir kilometre taşı diyebiliriz mesela. İllaki bu sezon olması şart değil, birkaç sene sonrada bu OFK müsabakası hatırlanacaktır. Taraftar için böyle maçlar önemli sayılmaz ama futbolcular beleklerinin bir yerine kazırlar bu tür karşılaşmaları. Önemlidir, çünkü ileride yine benzer durumlarla karşılaştıkları zaman beleklerinde olan OFK müsabakası bir anda canlanacaktır, rakip ne kadar vasat olsa da yinede zoru başarmak gibi durum söz konusuydu ve başardılar. Malum, futbol kafayla oynanır. Futbolcular maçlara nasıl fiziksel hazırlanıyorlarsa, aynı şekilde mental olarak hazırlanmaları günümüzde büyük önem taşıyor. İşte bugün aldığımız galibiyet gelecek için çok önemliydi(!)
Rahat geçtik turu, maça fazla değinmeyeceğim vasatın üzerine çıkamadık, yinede ilerisi için ümit vaat eden kadroya sahibiz. Çok iyi bir Cana seyrettim, Pino’da fena değil biraz süre ister. Arda’ya attığı gol pası bana Beckenbauer’i hatırlattı. Hala rahat paslaşamıyoruz, çabuk rehavete kapılıyoruz, savunma hep aynı “evlere şenlik”. Aykut iyi kaleci iki muhteşem kurtarışta yaptı ama hala yan toplara çıkmakta kararsızlığı takıma güvenlik açığı vermesi yanı sıra rakibe büyük avantaj sağlıyor(!)
Futbol Nedir?
Gönül verdiğin kulübünün gerçek renklerine bir ömür boyu sadık kalmaktır !!!
Çakal Zihniyet
Merchandising futbolun içine gireli kulüplere sözde önemli gelir kaynağı oluşturuyormuş(!) Yıllardır bu geyikle taraftarları aldatılıyorlar hatta forma ve diğer ürünlerden satın almayanlara düşman gözüyle bakanlar bile var. Gerçekten forma satışları büyük gelir sağladığı muamma, çuval dolusu paralar vererek ülkemize getirilen vasat yıldızların finansmanı sağlandığını insanlara yutturanlar gerçekleri söylemiyor. Büyük bütçelerle oluşturulan kadroların başarı garantisi olmadığına geçtiğimiz sezon hepimiz şahit olduk. Taraftarların gözlerini boyayan yöneticiler büyük ümitlerle satın aldıkları oyuncuları ilk önce cafcaflı şekilde pazarlıyor, sonra takım iki maç kaybetsin forma satışlarından kazanılan paraların iki mislisini vererek ülkesine geri yolluyorlar. Ne anladık biz bundan? Şimdide kutsal renkleri tezgâhlayan tehlikeli zihniyet oluştu, işte bunlardan uzak durun derim. Siz, siz olun kendinizi sömürtmeye izin vermeyin, sanal tanıtım şovlarına kanmayın hiç biri gerçeği yansıtmıyor tek hedefleri cüzdanınızın içindeki paralar. Mantıklı düşünün, 92TL veriyorsunuz yetmezmiş gibi etrafta reklam panosu gibi dolaşıyorsunuz, sizi iki türlü sömürüyorlar hem cebinizden paranızı çekiyor hem de bedava reklamlarını yaptırıyorlar(!)
Forma satışlarından zengin olsaydı Avrupa’nın büyük kulüpleri neden şimdi mali krizin içindeler? Birçok futbolseverin hayallerini süsleyen Barcelona’nın borcu 400 milyon avroyu aştı, Mallorca’nın durumu ortada ve birçok kulüp önümüzdeki yıllarda büyük maddi sıkıntılar çekecekleri ve bu krizden kolayca kurtulamayacakları biliniyor. Avrupa vites küçülttü, artık eskisi gibi büyük paralar vererek sansasyonel transferler yapmıyorlar, malum bunda UEFA’nın da bu yıl uygulamaya koyduğu katı kuralları da önemli rolü var. Türkiye’de ama bunlar hiç olmuyormuş gibi İstanbulun büyük kulüpleri para saçmaya devam ediyorlar. Bu sezon sıra Beşiktaş’ta, geçen sene Galatasaray başı çekiyordu daha öncesi Fenerbahçe, şükür bu ikisi akıllandı. Son oynadıkları Avrupa kupa maçları da gerçekleri göz önüne seriyor, artık büyük paralar harcayanlar az harcayanlardan daha güçlü değillermiş. Futbolun takım oyunu olduğunu, sade kolektif, saha içinde iyi organize olanlar, rakipten daha çok koşan ve mücadele edenler başarılı oluyorlar.
REKLAMLI FORMAYA HAYIR !!!
İçiniz rahat etmiyor yinede forma satın almak istiyorsanız, örneğin bizde iki sene önce çıkarılan reklamsız METİN OKTAY formalarından alın, reklamlı ürünlerden UZAK DURUN(!)
Aksini savunanlara inanmayın, kimse sizin taraftarlığınızı sorgulayamaz !!!
KAHROLSUN endüstriyel futbol !