Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Futbol Patronuna Karşı Grev Eylemi

7. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

fabrizio-lori                                                                                                     (Fabrizio Lori)

Son Global ekonomik kriz dünyada herkesi derinden vurdu,malum İtalya'da nasibini aldı.Kuşkusuz kriz İtalyan futbol liglerini diğer Avrupa ülkelerinden daha çok etkiledi ve en çok yara alan ikinci lig kulüpleri oldu. Corriere della Sera gazetesine göre kuzey İtalya'da  bir plastik fabrikasının sahibi olan ve aynı zamanda AC Mantova kulübünün başkanlığını yapan Fabrizio Lori,kulübü kurtarmak için futbolculara paralarını kuruşuna kadar vermiş ama  kendi çalışanlarına her yıl prim olarak aldıkları yılbaşı maaşlarını ödememiş,şimdi çalıştırdığı fabrikanın yaklaşık 1000 kişiden 500 işçisi grev eylemi yapıyor. İki ucu boklu değnek,neresinden tutsanız elinizde kalıyor.Başkan Feri oyuncuların maaşın ödemeseydi  Futbol Federasyonu ceza kesecek puanları silinecekti,ki takım ligde kalma mücadelesi veriyor sıralamada sondan ikinci.İşçilerin maaşını ödemedi bu sefer sendikayla başı dertte üstelik 500 işçi greve girdi üretimde aksamalar var zararın boyutları şimdilik belli değil.Sendika başkan Lori'yi kulübünde oynadıkları futbolcuları işçilerinden öncelik verdiği ile suçluyor,bunu şiddetle ret eden Lori,şu sıralar müşterilerinin ödemelerinde gecikme olduğundan nakit sıkıntısı çektiklerini,en geç iki hafta sonra tüm işçilerin yılbaşı primlerini ödeyeceklerini diyerek kendini savundu.


Biliyor musunuz,futbolu bitiren para değil,futbolu mahveden kayıtsız şartsız paraya teslim olmak ona tapmak.İngiliz Federasyonu bugün yayınladığı demeçte ada'da futbolun tehlike altında olduğunu vurguluyor,Porthmouth'lu oyuncular 3 aydır maaşlarını alamıyorlarmış bu örnekler gelecekte çoğalacak ama inatla hala kulüpleri her önüne gelene peşkeş çekiyorlar.İtalya'da olan durum daha vahim,açıkçası Lori'nin yerinde olmak istemem,ne yapıp etseniz kimse memnun olmuyor.Futbolcuların maaşını ödemese federasyon ceza verecek,diğer yandan üç kuruşa talim eden işçilerin rızkınla oynayacak,çok acı durum ama kimin umurunda.Futbolun ruhunu satanlar kankalarına gösterdikleri vefakarlıklarla kendilerini kamuoyunun önünde robin hood ilan ettiler,hepsinin canı cehenneme diyeceğim ama zaten oradalar.

 

                                                                          NO AL CALCİO MODERNO !




Weiterlesen

Breno,Bir Transfer Fiyaskosu

7. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bu adamın üzerine ne kadar kafa patlatsak boşa,çünkü iki sendir Bundesliga'da fakat biz onun hakkında hiç bir şey bilmiyoruz.Bilmediğimizin nedeni ise bu zamana kadar beklentilerden uzak kalarak tam bir hayal kırıklığına uğrattı Münihli futbol severleri,şimdi kendini toparlaması için fantom oyuncuların barınağı olan Nürnberg kulübüne kiralandı.

breno 475px.9

Söz konusu oyuncu Breno Vinicius Rodrigues Borges,Brezilyalıların klasikleşmiş uzun takma adları.Dört ismi vikipedi de aratırsanız ayrı,ayrı destan çıkar karşınıza,gelin biz bu gerçekleşmiş hikaye'ye bakalım.Yıl 2008,aylardan Ocak,Bayern Münih yöneticileri sözde Brezilyanın son yıllarda çıkardığı en büyük genç yeteneği için Real Madrid ile kapışıyor ve sonunda galip geliyorlar.Henüz  18 yaşında,gelecek vaat eden transferlerinin zaferini kutlayan Almanlar o günlerde başlarına geleceğini bilmiyorlardı,nede olsa Real Madrid gibi kulübün elinden kapmışlardı genç defans oyuncusunu.Gerçekten olaylar böylemi gelişti yoksa bir bit yeniğimi var işin içinde? Evet,maalesef var,olmasaydı  Real Madrid Almanlara zırnık koklatırdı.Sorun çıkaran Brenonun yaşı,ilk keşfedildiğinde oyuncuyu yerinde ve canlı görmek isteyen İspanyollar gözlerine inanamamışlar.Karşılarında duran sözde 18 yaşında genç delikanlı 10 yaş fazla gösteriyormuş,kemik testi yapılmasını istemiş Madridli yöneticiler ama Breno'dan ret cevabı alınca vaz geçmişler transferden.Breno'da  hemen zulada bekleyen Bayern Münih'e çakmış imzayı.O sezon FC Sao Paolo ile şampiyon olan genç yıldız,Brezilyalı futbol uzmanları tarafından ligin en  iyi oyuncusu seçilince tüm Avrupa'nın gözleri üzerine çevrilmiş,şimdi soruyorsunuz koskoca Bayern bu adamı hiç mi takip etmedi ?


Etmişler,daha doğrusu Bayern kulübünde uzun yıllar forma giyen eski forvet oyuncuları Elber üstlenmiş bu görevi.Breno'yu öve,öve bitiremeyen Elberin sözlerine inanan Bayern yöneticileri basmışlar 12 milyon avroyu getirmişler Almanya'ya.İlk çıktığı idmanı izlemeye gelen Gazeteciler şaşkınlıklarını gizleyememişler ve saha kenarında duran Brenonun babasına gerçekten 18 yaşında olduğunu sorunca aldıkları cevap onları daha çok şüphelendirmiş,"Oğlumun kendi yaşıtlarından yapılı gözüktüğüne fazla kafa yormayın,günde 3 litre süt içiyor",meğerse işin sırrı sütmüş.Uzun lafın kısası,Bayern Breno'ya 12 milyon avro ödedi,Luca Toni transferi için Floransa'ya yatırdıkları rakamdan daha fazla.Rummenige gelecek için büyük yatırım yaptıklarından bahsediyordu o günlerde,hatta efsane hoca Otmar Hitzfeltin gözüne girmeyi başarmıştı,ama ortada bir gerçek var Breno ellerinde patladı.Biz Brenoyu iki maçtan hatırlıyoruz,biri Barcelona'dan 4 yedikleri diğeri Wolfsburgun 5:1'lik zaferi.İki müsabakada da ilk 11'de başladı,bu mağlubiyetlerde suçun hepsini ona yüklemek haksızlık olur ama katkısı büyük.Aradan iki sene geçti, toplam 15 müsabakaya çıktı Breno,bunlardan sade bir maçı kazandı Bayern,oda kupada Oberhausen'e karşı,sorsanız kimse hatırlamaz.Van Gaal'ın kara listesine giren ilk oyuncu oldu.Şimdi 20 yaşında olan Breno geldiği gün ölçülen 1.87 boyu bir santim uzamamış,ilginç oysa erkekler 24 yaşına kadar büyür diye biliyorum,üstelik günde 3 litre süt içiyorsa futbolu bırakıp basketbola başlamalıydı.Brenonun biyolojik yapısı tersine çalışıyor,dikine doğru uzayacağına,enine vermiş,5 kilo fazlası var.Her şeye rağmen Bayern ondan vaz geçmiyor, kümede kalma mücadelesi veren Nürnberg kulübüne kiraladılar,pişmesi lazım diyor Rummenige.Aman dikkat,günde 3 litre süt içen adam fazla piştimi taşar yanık kokusu da uzun süre çıkmaz.

Weiterlesen

Rekor Zarar

6. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

sheikh-mansour

Manchester City geçtiğimiz 2008/2009 sezonunda 103 milyon avro zarar yaptığını resmi İnternet sitesinde dün duyurdu,yalnız bu miktarın içinde yaz transferleri yok.Onların yerine toplam 55.7 milyon avro maliyeti olan iki Brezilyalı Robinho ve Jo var,bence ikisine sade mali zarar olarak bakmamak lazım gerçekten büyük katkı sağlayamadılar takıma.Yeni takım kurmak için kolları sıvayan ve sırtlarını Şeyh Mansur bin Zayed al Nahyan'a yaslayan(kucağına oturdular dersek daha doğru olur) Citizenler,yaptıklar yaz alışverişinde Emmanuel Adebayor, Kolo Toure, Carlos Tevez, Roque Santa Cruz,Joleon Lescott gibi vasatın üzerinde olan oyunculara 130 milyon avro harcamışlardı,büyük başarıları ortada.Hiç sorun değil,Man.City taraftarları üzülmesinler(gerçekten böyle bir kitle kaldı mı muamma),yeni kulüp sahipleri Şeyh Mansur bütün borçları üstlendi.Bununla kalmadı ortada dolaşan söylentilere göre Liverpool'da oynayan İspanyol forvet Fernando Torres için rekor bir teklif sunmaya hazırlanmış,rakamı telaffuz etmek bile sıkıntı yaratıyor "160 milyon avro",şeyhin parolası "Just my 2 cents".


Weiterlesen

Gelin Canlar Para Toplayalım

6. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

maradona1

Napoli taraftarları efsane oyuncuları Maradona'nın küpesini satışa çıkarmışlar.Doğru okudunuz,sebep? Geçtiğimiz senenin Eylül ayında İtalya'nın Meran şehrine zayıflamak için gelen "El Diez" nam-ı diğer Armando Diego Maradona 1984-1991 yılları arasında oynadığı Napoli kulübünde İtalya devletine tam 37 milyon avro vergi borcu takmış.Son ziyaretinde borçlarına karşı o gün üzerinde bulunan en değerli eşyası olan küpesine İtalyan maliye memurları el koymuşlar.Daha öncede başına aynısı gelmişti Arjantin milli takım hocasının,2005 yılında bir İtalyan TV kanalının şovundan sonra alacağı ücrete el koyulmuştu,2007 yılında da iki Rolex marka kol saatini rehine alan maliye,bir daha sefere İtalya topraklarına ayak basan Maradona'nın kıçındaki pantolonuna el koyabilir.Gülmeyin boru değil,37 milyon avro.


Vefakar Napoli taraftarları bunun üzerine hemen harekete geçmişler,açtıkları internet sayfasında "Gelin para toplayalım" başlığı altında herkesi yardıma çağırıyorlar.Maradona'nın son İtalya seferinde kaptırdığı küpesini maliyeden kurtaran taraftarlar,büyük efsanelerinin vergi borçlarının bir kısmını azaltmak için 14 Ocak günü bir müzayede düzenliyorlar.Açık artırımda satışa çıkarılacak küpenin açılış fiyatı 4000 Avro,haydi pamuk eller cebe.El demişken aklıma 1986 dünya kupasında İngiltere'ye elle attığı gol aklıma geldi,kim bilir belki Tanrı bu seferde Maradona'nın vergi borçlarına el atar.

Weiterlesen

Mükemmel Oyunun Peşinde

5. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Alman yazar Christoph Biermann yeni yayımladığı kitabında futbol takımlarının başarıya ulaşmasında kolaylık sağlayacak iki stratejiyi ele alarak farkı ortaya çıkarmış,tabi kendi bakış açısından yapmış bunu.Kitap pek fazla teorik konseptlere değinmiyor,ele aldığı iki strateji günümüzde profesyonel futbolda başarı için gerekli olan en önemli unsurlar "Yeterli maddi kaynaklar ve ilimi akıllıca kullanmak".İlk bakışta insana mantıklı geliyor,malum başarıya ulaşmanın en basit yöntemleri bu iki madde.Çok paranız varsa dünyanın en pahalı oyuncularını ve teknik direktörlerini satın alır gerisini zamana bırakırsınız.Ya da aklınızı kullanır bilimsel metotlarla takım kurar uzun vadeli yatırım yaparsınız.Günümüzde gelişen teknolojinin imkanlarını ve ilimi akıllıca kullanan maddi imkanları az olan kulüpler "Scouting" denilen genç yetenekleri takip edip takıma monte ederek modern antrenman metotlarıyla uzun yıllar başarılı olan takımlar yaratarak zengin kulüpler ile aralarında olan farkı kapatmaya çalışıyorlar.Tabi ülkeden,ülkeye değişiyor,örneğin Türkiye'de böyle bir yönteme pek sıcak bakılmıyor,herkes ne kadar çok bunu istese de en çabuk ve kısa yoldan başarıya ulaşmak daha ön planda duruyor,mümkünse hemen şimdi.

die fussball matrix

Biermann bir çok örnek veriyor,bunlardan benim dikkatimi çeken Alman Futbol Federasyonunun oyuncuların saha içinde ve dışında nasıl davranması ve ne yapması gerektiğini ön gören bir oyun felsefesi yazmış.Aynı talimatnameye benzeyen yazı milli takıma çağırılan her futbolcunun eline tutuşturuluyor ve bu felsefeye göre hareket etmeleri şart koşuluyor.Spor bilim adamları tarafından yapılan araştırmalarda video analizleri ve yazılı tutanaklarla oyuncuların saha içi ve dışında davranışlarını takip ederek bir istatistik oluşturuyorlar.Günümüzde istatistiklerin önemi gittikçe artıyor,kitabın ortaya çıkardığı diğer önemli nokta,Arsen Wengerin bir istatistik bağımlısı olduğunu itiraf etmesi.Özel maç analizi yapan uzmanlar görevlendirmiş bunun için.Transferlerde de önem kazanan bu tür analizler,oyuncu transfer etmek  isteyen kulüplere ne kadar faydalı olduğunu hepimiz biliyoruz,hele Wenger gibi usta hocaların referansı hayati önem taşıyor.Christoph Biermann kitabında mükemmel oyunu henüz keşfedememiş,zira son Avrupa Şampiyonu İspanyollar ona göre ne kadar yakın olsalar da.Şahsi görüşüm "Die Fussball Matrix" futbol üzerine yazılan,şimdiye kadar okuduğum en iyi kitaplar arasında.Futbolla ilgilenen herkesin okuması şart diye düşünüyorum.

Weiterlesen

Melike Güney "Hayalim bir İstanbul Derbisi Yönetmek !"

3. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Avusturya'da yayımlanan ballesterer dergisi geçtiğimiz yaz ayında uzun süre Ülkemizde bulundular.O esnada sayısı çok az olan Türk Kadın hakemleri Melike Güney ile röportaj yapmışlar.Sizlere elimden geldiği kadar çevirmeye çalıştım,orijinal kaynağı buradan >> link

melikeguney

Melike Güney,25 yaşında ve Hakemlik yapıyor.İstanbul Kadir Has Üniversitesinde ballesterer dergisine yaşadıklarını ve hayallerini anlattı.


ballesterer:  Her korner atışında ceza sahasının içinde penaltı verilecek pozisyonlar yaşanıyor.Bir hakem şöyle demişti "bu olanların hepsi cezalandırılsa fauller mutlaka azalacaktır,oyuncular kendilerini ona göre duruma ayarlayacaklardır"


Melike Güney: Bana gerçekçi gelmiyor katılmıyorum.Futbolda vücut teması oluyor ve hakem olarak bunları çok iyi ayırmalıyız.Bir oyuncu diğer oyuncunun formasından hemen çekip bırakması ile onu formasından tutup yere sermesi arasında fark var.


ballesterer: Neden hakemler numara yapan sözde mağdur oyuncuları cezalandırmıyorlar ? Örneğin 2002 dünya kupasında Rivaldonun bacağına topu şutlayan Hakan Ünsal kırmızı kart gördü fakat top üst baldırına çarpmasına rağmen mahsus yüzünü tutup numara yapan Rivaldo'ya hakem sarı kart bile göstermedi.


Melike Güney:  Güzel konuya değiniyorsunuz.Öncelikle şunu söylemeliyim,Hakan Ünsal haklı bir kırmızı kart gördü,diğer yandan Rivaldonun tiyatro gösterisi de bana göre sarı kart ile cezalandırılmalıydı.


ballesterer: Hakem olmak nasıl aklınıza geldi?


Melike Güney: Amcam süper lig de hakemlik yaptı ve bende taraftar olarak İstanbul'da bir çok kez stadyuma gittim.Futbola ufak yaşta gönül verdim,hakem olmak tamamen kendi kararımdı,oyuna katkıda bulunmak istedim.


ballesterer: Söyledikleriniz bir çok gencin hayalini süslüyor ama onlar daha çok oyuncu olmak isterler.


Melike Güney: Ben düdük çalmayı seviyorum ve hakemler oyunu yönetenlerdir.Futbol oynamaya heveslenmedim, zaten taraftarın çoğu futbol oynamıyor.Hem İstanbul'da  çok az kız futbol takımı var.


ballesterer: Aile içinde geleneksel hale gelmiş hakemlik sizi etkiledi mi?


Melike Güney: Fazla etkilenmedim sade Futbol da taraftarların çirkin davranışları yüzünden  Babam Voleybol oynamamı istedi.


ballesterer: Futbol federasyonunun sizi kadın olmanızdan dolayı kabullenme de zorluk çıkardı mı?


Melike Güney: Hayır kesinlikle zorluk çıkarmadılar.Tam aksine Türk Futbol federasyonu kadınların hakem olmasını istiyor.Ama koca İstanbul'da toplasanız 8/9 kadın hakem var.


ballesterer: Diğer Avrupa şehirlerinde durum farklı değil


Melike Güney: Ciddimsiniz? Bence bu sayı çok az,daha fazla olmalıydı.


ballesterer: Yönettiğiniz maçları Türk Futbol severler nasıl karşılıyor ?


Melike Güney: İlk gördüklerinde tuhaflarına gidiyor ama genelde dürüst davranıyorlar.Bazen seyircilerden sözlü taciz eden oluyor ama diğer seyirciler hemen onları uyarıyorlar "ayıp kadınlara terbiyesizlik yapılmaz" gibi.Bazıları maçtan sonra gelip bana erkek hakemlerin daha iyi müsabaka yönettiğini söylüyorlar ama ben onlara kulak asmıyorum.


ballesterer: Geçmişte statlarda maç seyrettiğinizden dolayı bu türlü sözlere alışmışsınızdır.


Melike Güney: Olabilir,yalnız 50-60 kişinin geldiği amatör maçlar ile dolu tribünlerde oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisi arasında fark var.


ballesterer: Siz derbileri tribünde nasıl yaşıyorsunuz?


Melike Güney: Taraftarların agresifliğini ve negatif olmalarını anlamıyorum,oysa takımlarını pozitif motive edip destekleseler ne güzel olacak.Geçmişte bulunduğum taraftar grubu içinde kadınlarda vardı.Bizim orada bulunmamız bazı agresif erkekleri sakinleştiriyordu.


ballesterer: Bir Alman kadın taraftar bu duruma  "Biz kadınlar erkeklerin bekçileri olmak zorunda değiliz" itiraz ederek karşı tavır koydu.


Melike Güney: Kadınların böyle bir rol üstlendiği kulüp politikası değil,fakat ortada bir gerçek var kadınların bulunduğu ortamda daha az agresiflik oluyor.Örneğin Fenerbahçe tribünlerinde çok kadınlar var ve ortam aile havası içinde.


ballesterer: Hakem olarak nasıl bir kariyer hedefiniz var?


Melike Güney: Süper amatör lig maçlarına kadar yönetiyorum,bu sezondan sonra bir basamak yükselmek için başvurdum,4.lig'de maç yönetmek istiyorum.Ben 400 kişi içinden biriyim,adayların çoğu erkek.Yönettiğim maçlarda gösterdiğim performans,teorik ve pratik sınavlarımdan çıkan neticeler üzerine karar verilecek.


ballesterer: Kadın olmanızın rolü var mı ?


Melike Güney: Hayır,bende erkekler gibi bütün kriterleri yerine getirmem gerekiyor,beraber antrenman yapıyoruz.Dediğim gibi Federasyon daha çok kadın olmasını istiyor ama kadın erkek ayrımı kesinlikle yok.


ballesterer: En büyük hedefiniz nedir?


Melike Güney: Bir kere olsun İstanbul derbisi yönetmek istiyorum(yan masadan konuşmayı dinleyen bir adam "İmkansız" diyerek gülüyor).Bazen düşünüyorum acaba ben olsam nasıl karar verirdim,nereye koşardım.


ballesterer: Biz ilk derbiye gelip sizinle tekrar bir söyleşi yapmak istiyoruz.


Melike Güney:(Gülüyor)Olur,ben size bilet ayarlarım.İlk derbi öncesi baya gürültü kopar,medyanın yoğun ilgisi olur.Federasyon böyle maçlar öncesi basın hakemlerin  fazla üzerlerine gitmemesi için onları koruma altına alır.O gün sanırım her gün olduğu gibi otobüse binemeyeceğim,çünkü bu saatten sonra herkes beni tanıyacak.


Hoş röportaj olmuş,biraz "wishful thinking" durum söz konusu,her neyse insanların görüşlerine saygımız sonsuz.

Weiterlesen

Maybe One Day

3. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

Maybe one day we can work it out
Strive to understand what live's about
All it seems to be is sadness and pain
Blood like rain clogs urban drains



Weiterlesen

Dejan Petkoviç Nam-ı diğer "Rambo"

2. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

petkovic-rambo

Brezilya birinci liginin en iyi orta saha oyuncusu 37 yaşında bir Sırb,Dejan Petkoviç.Kornerlerden attığı goller mi dersiniz,ya da rakip defansların korkulu rüyası olan ölümcül gol paslarımı,Dejan Brezilyalı futbol severlerin kalbinde taht kurdu ve oynadığı Flamengo takımının Şampiyonluğunda büyük payı var.Brezilya'da profesyonel futbolcular kendilerine isim takarlar,bunlar genelde sanatçıların veya büyük filozofların adı olur,Garrincha,Socrates,Jairzinho,Zico,Pele.Petkoviç'e "Rambo" lakabını layık görmüşler,hırçınlığı,mücadeleyi,savaşı  çağrıştıran isim ama Dejan Petkoviç Brezilyalı futbol uzmanlarına göre tam bir virtüöz.Ve Dikkat Joachim Löw ! Dejan Petkoviç bu sene düzenlenecek dünya kupasında Almanlar ile aynı grupta olan Sırb milli takımının aday kadrosunda.Yetkililer ile anlaşamadığı için Sırb milli takımında şimdiye kadar sade 7 kere oynayan Dejan,geçirdiği müthiş sezondan sonra onlarda pes etmişler ve tekrar aday kadroya çağırmışlar.Brezilyanın belki en yaşlı futbolcuları arasında,ama şu kesin eski Yugoslavya'da en genç profesyonel futbolcusuymuş zamanında.Radnicki Niş takımınla ilk maçına çıktığında 16 yaşındaymış,1991 yılında Kızıl Yıldıza,dört sene sonra  İspanyanın en büyük kulüplerinden Real Madrid'e transfer olmuş.İspanya'ya ayak uyduramayan Dejan 1997 yılında Brezilyanın Vitoria takımına gitmiş ve o günden buyana toplam 7 takımda top koşturan "Rambo" lakaplı Sırb Brezilya medyası ve Futbol uzmanları tarafından yılın en iyi orta saha oyuncusu seçildi.Petkoviç attığı milimetrelik gol pasları,frikikleri ve çoğu zaman ağlarla buluşan kornerleri ile taht kurmuş Sambacıların kalplerine.Son maçta Flamengonun şampiyon olması için mutlak galibiyete ihtiyacı varmış,sıcakla boğuşan ihtiyar delikanlı tam oyundan çıkıyormuş ki o an korner olmuş.Geçmiş topun başına yollamış Adrianonun kafasına alda at dercesine,gerisi sevinç çığlıkları.Bu golle maçı 2:1 kazanan Flamengo aynı zamanda şampiyonluğunu ilan etmiş,Dejan Petkoviçte kahramanlığını.


İlginç,futbol sihirbazlarınla meşhur olan Brezilya'da bir Balkan asıllı yılın en iyi orta saha oyuncusu seçiliyor.Petkoviç nesli tükenen orta sahada oyun kurucu olarak bildiğimiz klasik 10 numara,fazla koşmayı sevmeyen ama ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkan futbol dahisi.Fizik formüllerine benzeyen taktiklerden kirlenen futbolun,eski günlerden kalan bir futbol virtüözü.Onun yaşına gelenler şimdi dede oldu,bir anda aklıma Hasan Şaş geldi henüz 32 yaşında Florya'da halı sahaları eskitiyor.

Weiterlesen

A Classic Celebration

1. Januar 2010 , Geschrieben von Erdal Güngör

                                                                            Welcome 2010
resimler 0063
Weiterlesen
<< < 1 2 3 4