Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Blog von Erdal Güngör

Hakemler?

31. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Dünya çapında trilyon rakamlarına ulaşan Futbol pazarının önemli aktörlerini unutmamak lazım,"HAKEMLER".


Yılda 10-15 milyon avro kazanan Futbolcular,çarpım tablosuna benzeyen taktikler,Total Futbol,Petrol Kralları,Oligarşlar,3 yıl üst üste Şampiyonluk sözü veren Başkanlar,büyük Marka Sponsorlar etc..etc...Bunların tam ortasında Hakemler.Sahi onları hiç konuşmadık,acaba bu sene kimleri transfer ettiler,taktikleri nedir,sponsorları kimdir? Şaka bir yana,hakemler bunca baskı altında ne kadar sadakatlı kalabilirler?

Zor,hele Türkiyede hakem olmak her yiğidin yapacağı iş değil.Öyle bir ortamdalarki,saha içinde verdikleri kararlar,çaldıkları düdüklerin bizim futbol camiası içinde fazla geçerliliği yok.Mikrofon uzatıldığında "akşama göreceğiz,hocam filanca pozisyonu tekrar oynatırsa her şey açıkca ortada" bu lafları maç sonunda TD'lerden,Yöneticilerden,garip ama Futbolculardan da dumak mümkün.Kendilerini,TV'da yapılan tartışmalı pozisyonları değerlendiren belirli kişilerin yorumlarına endekslemişler,hadi yöneticileri anlıyorum onlar profesyonel değil onlar direk sahaya inip Hakemin yakasına yapışıyorlar çapulcular gibi.Fakat TD'ler ve Futbolcular böyle hareketlerin hiç bir neticeyi değiştirmeyeceğinin bilincinde olmaları gerekmiyormu? Ben Futbola başladığım zaman Hocamızın bize ilk olarak Hakemin haklı olduğunu aksi taktirde daima haklı olduğunu öğretti yani futbolcunun,çalınan düdüğü yaptığı itirazlarla değiştirme şansı yok,Hakem haklı kardeşim anayasa mahkemesine kadar gitsen fayda etmez.Bir önerim var,oynan tüm maçların kritik kararlarını akşam hakem yorumcuları versinler,ne dersiniz? İşte o zaman ismine layik "Maraton" programı olur,şansal ile erman iki gün tartışırlar,reklam gelirleri oluk gibi akar....saçma.

Gerçekten saçma ama yazdıklarımın çoğu doğru olduğunu biliyoruz,yaklaşık 15 yıldır biz bu saçmalıkları her hafta sonu TV ekranlarında görüyoruz,peki ne değişti bunca yıl içinde? Hiç bir şey,hakemler onca tartışmalardan sonra ertesi hafta sıfır hataylamı maç yönetiler? HAYIR! elbette hata yaptılar ve yapacaklarda sade Türkiyede değil tüm dünyada böyle.Hakem bir kritik düdük çaldığıi an bizim futbolcuların verdikleri tepkiler aşırı derecede abartılı,hani nerede kaldı delikanlılık? 10 kişi bir adamın üzerine yürüyorsunuz karar değişiyormu,peki avrupa kupa maçlarında neden aynı tepkiyi vermiyorsunuz?...Veremiyorsunuz,sıkar biraz.Avrupada sıkarken kendi Ülkemizde neden bu kadar esnek oluyoruz,TFF ve MHK Hakemlerin ne kadar arkasında durup sahip çıkıyor? Örneğin Bülent Demirlek ve Vedat Yüksel,dün yapılan TFF seminerine gelip söz hakkı istediler ama engelendiler,sonra yaptıkları açıklamada MHK tarafından yaklaşık bir buçuk yıldan bu yana sepeb gösterilmeden ne seminerlere davet edilmişler nede maçlara çağırılmışlar.Bu iki hakemi beğenmeyebiliriz,iyi veya kötü ona karar verme yetkimiz yok ama MHK ve TFF bu hakemlerden memnun değilse en azından bir yazılı gerekçe göstermeleri şartdır diye düşünüyorum,askerden tehris olurken bile teskere veriyorlar.İşte böyle olaylar TFF ve MHK'yi töhmet altında bırakıyor,şu anda hakemlerin arkasında kendi kurumları dahil güvenecek onlara arka çıkacak kimseleri yok hatta saha kenarında yardımcıları tarafından satılma ihtimalleri %50.

Sonra Başkanlarımız çıkıp yabancı hakem istediğinde hepimiz kızıyoruz,şu durumda haklılar.Samimi söylüyorum bana dünya servetlerini verecekler yine Hakemlik yapmam.Kafadan herkes hakemlere karşı,yönetici,futbolcu,TD,taraftar hadı bunları anladık ama arkalarında güvenecekleri onlara sahip çıkacak sağlam kurumları yok.Bülent Demirlek ve Vedat Yüksel örneği,yeni sezon hakemlerimizin nasıl bir baskı altında başlayacaklarını açıkca ortaya koyuyor,bence durum vahim !!!

Yazımı Simon Kuper'in "Football Against the Enemy" kitapında geçen bir söyleşiyle bitirmek istiyorum.Konu,Rusyada oranın spor Gazetecisi Kukuşkin ve Kuper arasında yapılan bir konuşma sırasında geçiyor.Kukuşkin Simon Kuper'e geçmişte ona bir yaşlı gazetecinin söylediklerini anlatıyor;"Ben gençken yaşlı bir gazteci abi bana şunu demişti,evlat kötü hakemler çok sık penaltı yada ofsayt çalarlar ama iyi hakemler takımın atağını orta sahada keser.Hakemler? Her yerde hakem var ama en büyük hakem yukarıda,O her şeyi görüyor !"

Bu vesileyle Allah Hakemlerimizin yardımcısı olsun........

Erdal Güngör
Weiterlesen

Elano Blumer GALATASARAY'da !

30. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör


Beni tanıyanlar bilir transferler üzerine durmam bana pek heyecan vermez,alt yapıdan gelen oyuncularımız da daha çok heyecanlanırım mesela Serdar Eylik.Fakat Elano Blumer ismini bu sabah GSTV'de duyunca "İŞTE BUDUR" dedim.

Yanılmıyorsam iki sene önce henüz lincoln transfer edilmemişken ismi bir kaç kez Galatasarayımızla anılmıştı ama lincoln kadar ses getirmeyeceği için ve Premiere League Man.City onu istemesi rotayı lincolna çevirmişti diye düşünüyorum.Keşke o zaman gelseydi,Elano Shaktar'da oynarken mütrhiş çıkış yakaladı ve İngilterede istikrarını sürdürdü.Onu bir kez çıplak gözle seyrteme fırsatı buldum ve beni baya büyülemişti.Her zmaan değil ama bazen insan Taraftar ve Futbol sever olarak hayal kuruyor "ah şu oyuncu bizde olsa" gibi ama sonra vaz geçiyorsun,maddi olanaklar etc.

Brezilya Milli Takımın başına Dunga geçtiği günden bu yana seçtiği oyuncular hep kendi zamanında oyun tarzına ve karakterine uygun olmasında titizlik gösteriyor,işte Elano Blumer tam onun aradığı oyunculardan biriydi,geldiği günden bu yana Brezilya Milli Takımının vaz geçilmez oyuncuları arasında hatta onu bir gün Kaptan olarak görürsek hiç şaşırmamak lazım.

Elano bildiğimiz Brezilyalı oyunculara benzemiyor,daha çok Avrupayi tarzı var.Disiplinli,Yetenekli ama şovmen değil,en önemlisi sağlam karakteri var,diğer yabancı oyuncularımızla karşılaştıracak olursak Tobias,Harry,Shabani seviyesi ölçü olarak alabiliriz.Elanonun çok özelikleri var,bunlardan öne çıkan gittiği her takıma ve ülkeye çabuk uyum sağlaması,takım arkadaşlarınla kaynaşması,yukarıda da belirtiğim gibi sağlam karakterli efendi insan ve brezilyalılarda sıkça gördüğümüz dinine çok bağlı olması.

Havaalanların'da oyuncu karşılamalara şahsen karşıyımdır ama eğer şu an İstanbulda olsaydım inanın bende giderdim Elono için değer.

Büyük konuşmak istemiyorum ama beni böyle en son heyecanlandıran oyuncu Gheorghe Hagi olmuştu.Elano Blumer Galatasarayımıza hayırlı uğurlu olsun çok iyi ve nokta Transfer yapıldı.......


Erdal Güngör
Weiterlesen

Wild Style

29. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör







Weiterlesen

2288 Galatlar=Keltler !

28. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Kelt

Kelt kelimesi (Latin celtae, galli,ve Antik Yunanca keltoi, galatai – (onurlu, cesur olanlar anlamından) kaynaklanıyor. Tarih öncesi ve ilkçağ döneminde yaşayan Avrupa kavimlerinin bir bölümüdür. Dört bin yıl kadar önce Keltler, anavatanları olan Orta Avrupa'dan göç ederek özellikle Britanya Adaları'na, İspanya'ya ve Galya'ya yerleştiler. Savaşçı ve avcı oldukları kadar mükemmel çiftçiydiler. Tekerlekli pulluğu ve fıçıyı icat ettiler. Yayılmaları batıda, Bronz Çağı'nın sonuna ve Demir Çağı'nın başına denk gelir. Sayısız göçleri sırasında Yunanlıların, Etrüsklerin, İtalyotların tekniklerini benimsediler; kazancılığı ve çömlekçiliği geliştirdiler. Onların yaptığı yollara sonradan Romalılar taş döşeyecekti. Çoğu zaman birbirine rakip kabileler ve klanlar halinde toplanmış olan Keltler, gerek yaşama biçimi, gerek kültür yönünden özgün bir halktı. Ürünlerin koruyucusu sayılan kır tanrılarına taparlar, geleneklerin koruyucusu olan hem kâhin, hem yargıç niteliğindeki din adamlarının (drüitler) yönetiminde yaşarlardı.M.S. I. yy.da Romalılar tarafından kısmen yıkılan Kelt uygarlığı, gene de, Orta Çağ'a kadar yaşayageldi. Bugün bile, bazı Breton ve İrlanda törelerinde bu uygarlığın varlığını sürdürdüğü görülür.

 Kelt Terimi

Keltlerin ilk kez keltoi tabiriyle anıldığı ilk yazılı kaynak Yunanlı tarihçi Hecataeus'a (M.Ö.517) aittir. Hecataeus, Kelt kabilelerini Rhenaina (Batı/Güneybatı Almanya) bölgesinde gösterir. Yunan mitolojisine göre Keltus Herakles ve Keltin'in oğlu, Bretannus'un kızkardeşidir. Keltus, Keltlerin ilk atası haline gelmiştir. Latince'de Celta Herodot'un Gauller için kullandığı bir terim haline gelir. Romalılar'ın kullandığı Celtae Goidheller ve Britonlar olarak ayrılan adalı Keltleri değil kıta Gaullere atıfla kullanılır.Modern İngilizce'de terim Edward Lhuyd'un yazılarında (1707) kullanılır ve 17yüzyılın diğer bilginleri bu terimi Büyük Britanyanın ilk sakinlerinin tarihi ve dillerine atıfla kullanırlar.Günümüzde "Kelt" ve "Keltik" terimi (Kelt ve Keltik olarak telaffuz edilir) belirli bir etnik grup ve bu grubun dillerine atıfla kullanılır. Seltik (Celtic şeklinde yazılış değişmez) diye telaffuz edilen kullanım ise belirli spor takımlarının isimleriyle sınırlı olarak kullanılmaktadır (Boston Celtics, Celtic F.C. gibi)

Kelt Ulusları

Breton(Breizh)

Cornwall(Kerno)

Galler(Cymru)

İrlanda(Eire)

İskoçya(Alba)

İsle of Man(Mannin)

Kelt Dilleri

Bretonca
Galce
İrlandaca
İskoç dili
Kernevekçe
Adam dili


Bu altı ulus Kelt Kongresi (Celtic Congress) Kelt Birliği ve Pan-Kelt grupları tarafından Kelt ulusları olarak kabul edilirler. Her ulus bir Kelt dili konuşmaktadır ve bu onların Keltliğinin de göstergelerinden biridir.
Weiterlesen

Zevkler ve Mor Renkler

28. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Galatasaray ürün tasarımlarını rakiplerine yaptırsaydı hepsi kulüpün kutsal renkleri Sarıkırmızı'ya saygı duyar tüm ürünleri bu iki renkten tasarlardı.Dün gece yeni Ürün lansmanında tekrar ortaya çıktı,Galatasarayın tasarım komitesi(gerçekten varsa böyle bir grup) başında olan mahluklar Galatasaraylı olamaz,bırakın Galatasaraylılığı spor kulüplerinin taraftar ruhuna tamamen zıt gelen insanlar.Canaydın döneminde siyah renkle başlayan "DEĞİŞİM !" geçen sene turuncu formayla ap ayrı boyutlara girdi.Hadi turuncu formayı anlayabiliyoruz,Sarıkırmızı karışımı İstanbulun o muhteşem güneş batımını andırıyor ama şu rezalet,iğrenç ötesi mor renkli forma nedir Allah Aşkına?

Sahneye çıkan sabri isimli sporcumuzun sözleri bu iğrenç tasarımlı formanın yanında cabası.Efendim üzerinde Galatasaray Arması olsunmuşta  renkler pek önemli değilmiş,vay be demek bu kadar basit öylemi? O zaman sokaktaki korsancılara kızmamak lazım,bundan böyle kutsal Galatasaray Armamızı her hangi rengin üzerine yapıştıralım al sana Galatasaray forması.Galatasaray Kulüpünün tüzüğünde renkleri açıkca belirtilmiş "SARIKIRMIZI" nasıl değiştirilir,bu kadar kolaymı? Lütfen birisi çıkıp açıklasın !

Etrafta yazılan çizilenleri anlamak mümkün değil,zevkler ve renkler tartışılırmış yok böyle uygun görülmüş filan.Renkler ve Zevkler bir noktadan sonra tartışılmaz,ozaman Bayrağımızın renginide değiştirelim,Ki geçen sene Milli Formamızı turkuaz rengine çevirerek değiştirilmişti.Artık innsanların içinde değer duygusu kalmamış,hemen yurt dışından örnek vererek kılıfı uyduruyorlar.Yok öyle bir şey,PSG taraftarları forma renklerini değiştirilmesine karşı tepkilerini koydular ve ürünleri boykot ediyorlar.Böyle giderse dinimizi,ırkımızıda değiştirelim.....tövbe yarabbim insanı ister istemez günaha sokuyorlar.105 yıllık Kültür yuvası Galatasarayın renkleri değişmez,bu olmazsa olmazlar arasına giren önemli prensiplerdir.Dün gece Kaptanımız Arda Turan formadaki renk değişini haklı olarak yadırgadı,Rijkaard üstü örtülü söyledikleri tamamen eleştiriydi ama anlayana sivri sinek saz.

Dün gece telefonum susmadı,bu sabah interneti açtığımda tam 138 tane e-mail gelmiş arkadaşların hepsi isyan ediyor.Yapacak tek bir şey var mor renkli forma satın almamak.Başkanımız Adnan Polat dün gece çok güzel bir şey söyledi.
"Galatasaray Tarih yazacak,rakipleride bu tarihi okuyacak".

Evet dün akşam tekrar Tarih yazdık ve bir gün yıllar sonra Tarih Kitapları Galatasaryın mor renkli formasınıda yazacak,malesef......

Erdal Güngör
Weiterlesen

Salary Cap imkansız !

27. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bloomberg Televizyon Kanalınla yaptığı söyleşide FİFA Başkanı Blatter ABD'de uygulanan "Salary Cap" modeli Avrupa için imkansız olduğunu açıkladı.Salary Cap profesyonel spor camiasında kullanılan bir kelime ve profesyonel sporcuların maaş sınırlanması anlamına geliyor.


Blatter haklı,onunda vurguladığı gibi AB içinde Salary Cap modelini uygulamak mümkün değil.Yapılmaya kalkıklsa bile AB Devletleri ekonomilerine ve iç işlerine karışmaktan dolayı itiraz ederek ilk çıktıkları mahkemeyi kazanırlar.Fakat yinede bir çözüm yolu var.Bosman davasında AB içinde profesyonel sporcuların serbest dolaşma ve iş seçme hakları olduğu kararı çıkmıştı,başarıylada uygulanıyor.Mahkeme aldığı bu kararda profesyonel sporcuların sıradan işçinin haklarına sahip olmasını sağladılar.Profesyonel Sporcular işçi eleman olması yanı sıra Kulüplerin İş veren olacağı yani şirketleşmesini mecbur kıldı.

Kendimden örnek vereyim.Ben Alman Vatandaşıyım fakat aynı uygulama AB Vatandaşı olmayan işçiler içinde geçerli.Mesleğim Demiryollarında Makinistlik ve bu meslek dalının bir taban gelir ücreti var,bu ücrete primlerde dahil edilerek sendikayla süreli anlaşma imzalanıyor,bu 1-2 sene veya uzun sürede olabiliyor,bu süre 5 seneyi geçmeyecek şartıyla.Anlaşmada her meslek dalına göre ücret belirleniyor,elemanın kalifiyesine bağlı,ne kadar çok eğitim almışsa kazancıda yüksek oluyor tabiki.Profesyonel Sporculara benzer uygalama yapılabilir.Örnek olarak Galatasarayımızı alalım.Misal Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı oyuncuları kontratlı işçi,Galatasaray'da iş veren.Futbolcuları mevkilerine göre maaş ücretleri belirlenmeli,örneğin Kaleciler,Defans,Orta Saha ve Forvet oyuncuları oynadıkları mevkilere göre maaşları sınırlanmalı.Eğer Bosman davasında çıkan kararı göz önünde bulundurursak zaten böyle olmak zorunda çünkü Profesyonel Sporcuları işçi statüsü kapsamına giriyor,tabi kalifeye göre statüsü değişiyor.Peki yıllarca UNİ okumuş Doktorlar,Hakimler,Mühendisler futbolculardan ne kalır yanları var? Bir maden işçisi yada İnşaat ustası profesyonel sporcudan daha ağır şartlar altında çalışmıyormu? Sanatçılar için ne demeli? Sözde Futbol bu eğlence sektörünle rekabet içinde,eşit rekabet şartları varmı? Türkiyede Profesyonel Futbolcular saydığım Meslek sektörlerinle karşılaştırıldığında Devlete ne kadar vergi ödüyorlar?

Kılıfı hazır,hemen Profesyonel Futbolcular özel statüye sokuluyor.Bu insanların daha fazla kazanması için sınır tanınmıyor ama ne zaman maaşlarında azaltılma yapılsın denildiğinde özel statüler,spora teşvikler filan falan bahaneler uydurmakta geç kalınmıyor.Blatter,ingilterede rus oligarşlarının,arap petrol krallarının kulüpleri satın almasına,ispanyada real madridin ödediği astronomik transfer ücretlerinde sesini defalarca yükselterek eleştirdi ama çözüm olarak sunduğu "Salary Cap" modeli Avrupada gerçeleşemeyeceğini söyleyerek yaptığı eleştirilerinin değeri kalmıyor,timsah göz yaşları başka bir şey değil.Blatterin son söyledikleride ilginç;

"Zenginler gittikçe zenginleşiyor,küçük kulüpler fakirleşiyor.Aradaki fark gün geçtikçe açılıyor işte buda büyük bir tehlike oluşturuyor."

Gözlerim doldu,günyadın Blatter.Yaklaşık 20 yıl önce bir avuç genç Ultras Manifesto sunu yazarak Futbol hangi boyutlara geleceğini çok önceden uyarmıştı.Onlar şimdileri gördüler de koskoca FİFA ve UEFA o sırada uyuyorlarmıydı?

ULTRAS Manifestosunda ne yazıyorsa hepsi gerçekleşmiştir ve daha bitmedi !!!



Erdal Güngör
Weiterlesen

H1N1 Porzine İnfluenza

26. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Biz onu "Domuz Gribi" olarak tanıyoruz.Allah hepimizi korusun,hayatta en önemli olan sağlık,O yoksa para pulda pek değer etmiyor.Domuz Gribi epidemisi malesef Almanyaya kadar ulaştı.Geçen hafta Mallorca adasından dönen tatilciler mikropu ülkeye getirdiler.Şimdiye kadar 400 kişi hastalanmış ve sayı gün gittikçe artıyor.Haber bültenlerinde böyle söylüyorlar,bir sürü hijyen önerilerinde bulunuluyor,bunlardan en önemlisi sık sık el yıkamak,el temaslarından uzak durmak vs.Epideminin büyümesi büyük organizasyonları tehlikeye soktu,belki futbolda bundan nasipini alabilir ! Aşısı hazır,eylül ayının sonunda piyasaya sürülecek.Almanya ilk etapta 50 milyon sipariş vermiş,şunu belirtmek lazım almanyada gripal hastalıklar Doktor tarafından tedavi ediliyor ama ilaçları sağlık sigortası karşılamıyor,herkes kendi cepinden ödeyecek,sizin anlıyacağınız aşı yaptırmak isteyenler yine pamuk elleri ceplerine sokacaklar.Malum kimse canını sokakta bulmadı üstelik çok tatlı,hayata olan bağlılığıda buna katarsak aşı kaçınılmaz hale geliyor.

H1N1 mikropunu internette biraz araştırdım.İlk önce 1930 yıllarında Porzine İnfluenza olarak izole edilmiş sonra 1950 yıllarında avrupdan tamamen kaybolmuş.Yalnız 1918/1919 yıllardında 40 milyon insanın hayatına mal olan "İspanyol Gribi" olarak adlandıran hastalığı bu mikroptan kökenli,çünkü sürekli kendi değiştiriyor.Avrupaya tekrar dönüşü 1976 yılında ABD'den Avrupaya ithal edilen domuzlarda ortaya çıkmış.İnsanlarda ilk görülüşü yine 1976 yılında ABD'nin New Jersey kentinde 4 askerde tespit ediliyor,bunlardan birisi hastalığa yenik düşüp hayatını kaybediyor.Biraz kestirmeden gideceğim,malum sağlık uzmanı değilim,bu durumda Doktorlara danışmak en doğru yol mutlaka ihmal edilmemeli.Hastalığın son çıkış noktası Orta Amerika kıtasının Meksika ülkesi,ABD'nin kapı komşusu !

İşte buradan sonra kafam karışmaya başlıyor.Kuzey Amerikada hastalık yaygın değil,belki yayıldı biz duymuyoruz.Her neyse,hastalık Meksikadan sonra tüm Güney Amerika kıtasına yayılıyor,oradan Avrupaya,büyük ihtimalle yakın zamanda Orta ve Uzak doğuda nasipini alacaktır.

Neden kafam karışıyor ?

AİDS hastalığı aklıma geldi,aynı Domuz Gribi gibi oda ABD'de ortaya çıkmıştı,Ki kökü Afrikaya dayanıyor,aynı ebola virsüsü gibi.AİDS hastalığı için henüz bir aşı üretilemedi,tek çare sıkı korunmaktan geçiyor.Hastalık en çok "Cinsel İlişki" yolundan yayılıyor ve kan temasından.Bu kondom endüstürüsünü aniden canlandırdı farkındasınız değilmi? Hatta güçlendiriyormuşta,hayır hastalık değil,Kondom.Vallaha reklamların yalancısıyım günde 20 sefer dönüyor TV'de,26 yıldır aynı insanla seks yaptığım için şimdiye kadar kullanmaya ihtiyaç duymadım,fazlada güçlenmek istemiyorum sonra bıkkınlık gelir,neyse en iyisi bu konuyu burada kesmek.

Savaş için silah gerekiyor,silah satmak içinde Savaş,çok silah satmak için savaşlar.20. ve 21. yüzyılda en fazla Savaşa karışan Ülke ABD olmuş,doğrudur.Bence karışmakla kalmıyorlar,bizzat kendileri çıkarıyor sonra bir yol bulup mevzuya salça oluyorlar.Kendileri karışmasalarda mutlaka bahane üretip iki ülkeyi birbirine düşman ediyorlar.Olmadı aynı Ülkenin insanlarını birbirine düşüyor sonra buna Terör diyorlar.

Evet "terör",yokmu? elbette var olmaz olurmu yıllardır ülkemizde terör kök saldı,ne zaman bitme noktasına geldiğinde tekrar başka yüzüyle ortaya çıkıyor,tribün terörü gibi mesela.Esas amaç silah piyasasını canlı tutmak ama tek bununla yetinmiyorlar.Artık insanlar aptal değil her neyin olduğundan çok iyi haberdarlar.Peki ne lazım? Hemen iki uçak 11 eylül 2001 yılında ABD'nin New York kentinde gök delene çarpıyor,gök delen dediğimiz Dünya Ticaret Merkezi,amaç silah ticaretinin yanında diğer bir pazar boşluğu oluşturmak,"GÜVENLİK".

11 eylül saldırısından sonra acayip güvenlik önlemleri alındı.İlk önce havaalanlarında başlatılan güvenlik bedava değildi tabiki.Bush vergisi ismini taktı almanlar buna,başlangıçta her yolcudan 5 avro alındı,şimdi 30 avro civarında.Düşünün dünyada kaç milyon insan hatta milyar desek daha doğru olur,uçakla seyyahat ediyor? Hesapladığınız zaman ortaya korkunç rakam çıkıyor biliyorum ama yapacak bir şey yok.Güvenlik demek,MOBESA Kameraları,telefon dinlemeler,internet trafiğini kontrol etmek,Stadyumlara girerken üst baş arama gerkirse iç çamaşırlara kadar soyulma vb. şeyler oluyor.Londrada 80.000 MOBESE kamerası var,Türkiye büyük kentlerinde bu sayıyı iki mislisine çıkarmayı hedefliyor."Big Brother is watching you",sahi Big Brother demişken.Bunu yapacaklarına dahi yıllar önce bizlere tüyolar veriyorlardı hatırladınızmı? ve bizde zevkle seyir ederek bol bol sms yolluyorduk "Biri bizi Gözetliyor" programına.

"Heh işte suçluyu bulduk" diyorsunuzdur muhtemelen.Yanılmıyorsunuz ama suçluyu bulup kılıfı takmakla sorunlar ortadan kalkmıyor.Şöyle demişti bir zamanlar 2Pac;

"I don't trip and let it fade me, from outta the frying pan
    We jump into another form of slavery"




Çok şeyler söyledi TUPAC Shakur,taki bir gün faili meçhul cinayete kurban gidene kadar......


Erdal Güngör




Weiterlesen

Para karşılığı sevgi !

21. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Bu gün Milliyet gazetesinde çıkan haber.


Sarı-kırmızılar en önemli sponsoru durumundaki Türk Telekom’la yeni bir ortaklığa imza atarak, hem kulüp televizyonunu geniş kitlelere ulaştıracak hem de internet ortamında yüzbinlerce aboneye ulaşarak önemli bir gelir elde edecek. Eylül ayında atılıma kalkarak, yeni projelerle taraftarının karşısına çıkmaya hazırlanan Aslan’da, 5 TL’ye internet sitesi aboneliği sistemini getirilecek, taraftara sunulacak pakette de zengin içerikle ilgi arttırılacak.

GSTV de atağa kalkıyor
Özel dosyaların yanı sıra, antrenmanları sanal ortamda canlı izleyebilecek taraftarlara, soyunma odası da açılacak. Türk Telekom’la yapılan anlaşmanın diğer önemli ayrıntısı ise internette aynı anda 1 milyon kişi izlese bile herhangi bir kalite düşüklüğünün yaşanmayacak olması.



GSTV de benzer bir yenilik içine girecek. TV logosunun değişiminden yola çıkacak olan kulüp yetkilileri, zengin program içeriğinin yanı sıra, maç istatistikleriyle de cazip hale getirmeyi planlıyor.

Model olarak Liverpool ve Arsenal gibi Premier Lig‘in dev takımlarını örnek alan Galatasaray’da, pazarlama yetkilileri, hem televizyon hem de internet vasıtasıyla kulübün rakiplerine fark atacağını ve önemli bir gelir elde edeceğini belirttiler.



Ne güzel değilmi? Sevgiyi parayla satıyorlar.Üstelik Taraftar internet sitesini paralı yapmak istiyorlar,artık böyle saçmalıkları görmekten,duymaktan,okumaktan bıkkınlık geldi,benim Galatasaray sevgim parayla ölçülemez.

Bu projeye karşı çıkanlara kalkıp "Galatasarayın geleceği" gibi bayat laflarla karşılık verenlere tek lafım var "SİZ ÇOK SAFSINIZ KARDEŞLERİM."Galatasarayı bu duruma getirenler utansın,üç kuruş para için hangi yollara baş vuruyoruz,yazık.

Galatasaray gelirlerini artırmak istiyorsa bir önerim var,bünyesindeki futbolcuların yıllık maaşlarında %20 indirim yapsın,bakın o zaman para nasıl oluk gibi akıyor.

İnternet sitelerini paralı yapmak sanal alemin özgürlüğüne büyük darbe vurmaktır.Geçen sene Almanyada aynı TV/Radyoda olduğu gibi internet vergisi getirmek istediler halk ayaklandı,bizimkiler sokağa çıkıp bayram yapacaklar.Yine klasikleşen ingiltere örneğini koymuşlar önümüze ama kimse ingilterde yıllık gelirin ortalama 35.000 avro,Türkiyenin ise henüz 20.000 TL yeni ulaştığından bahsetmiyor.Bize ne kardeşim soyunma odalarından görüntüler? Oyuncular duş'da birbirine kese atarkenmi seyredeceğiz?

Allah kimseyi doğru yoldan şaşırtmasın,Allah hepimizi islah etsin !


KAHROLSUN endüstriyel FUTBOL !!!



Erdal Güngör


Weiterlesen

Nur içinde yat Vedat Okyar

20. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör




"Üstü kalsın" dedi,bize fani dünyayı bahşiş bırakıp gitti güzel adam.İyiler birer birer terk ediyorlar,bize kaldı top yuvarlak dünya.

Bir tek senin yazılarını okuyordum Vedat abi,ne kadar ben GALATASARAYL'ı sende çok iyi bir BEŞİKTAŞ'lı olsanda.

Bir tek senin yazılarınla Futboldan zevk alıyordum,eminim yalnız ben değildim.

Ruhun Şaad olsun Vedat Okyar,nur içinde yat.......
Weiterlesen

Para her şey değil

18. Juli 2009 , Geschrieben von Erdal Güngör

Napolyon "para,para" demiş bir zamanlar ama Rory Alen bu laflara pek kulak asmadığı belli.2002 yılında Porthmouth kulüpünde daha 1 yıllık kontratı bulunan Rory Alen ansızın kaybolarak bir kaç gün sonra Avustralyada ortaya çıkmış,yeni kulüp aramak için değil,Avustralya-İngiltere arasında oynanan Cricet müsabakalarını seyretmeye gitmiş.Jan Simak yada Adriano,bazen profesyonel futbolcular kariyerlerinin birlikte getirdiği pisikolojik baskıya yenik düşüp o hayattı bırakıyorlar.Rory Alen için aynısı geçerli değil.Tam 8 kere dizinden ameliyat geçiren,2 kez ayağı kırılan Rory,tekrar form yakalayıp 25 yaşında profesyonel futbol kariyerinin zirvesinde son noktayı koymuş.



Bir zamanlar Totenham formasınıda giyen Rory Alen ile yapılan bir röportajı elime geçti,bunu sizinle paylaşmak istedim.

Soru: Rory Alen neden 7 sene önce ansızın ortadan kaybolup Avustralyaya gittiniz?


Rory Alen: Avustralya-İngiltere arasında şu meşhur Cricet maçlarını seyretmek için ,Kumsalda yatıp denizin tadını çıkarmak,güzel kadınlarla tanışmak istedim.

Soru: Porthmouth Başkanı Peter Storrie kayboluşunuza çok sinirlenmişti,basında size karşı karşı ağır demeçleri vardı,birisi şöyleydi,"bu adam çıldırmış olmalı,nasıl böyle aptallık yapabilir" gibi.Kaçışınızı önceden planlamışmıydınız ve kimlerin bundan haberi vardı?

Rory Alen:  Sade Aileme,yakın dostlarıma ve güvendiğim takım arkadaşlarıma söylemiştim.Sonra Teknik Direktörümüz Harry Redknapp'a mektup yazdım,bu mektupu bir arkadaşıma vererek gittikten sonra hocama ulaştırmasını istedim.Üç ay planını yapıyordum,gitmeme 6 hafta kala gerçekleştirmeye karar verdim.Avustralyada üç ay kaldım,sonra ingiltereye döndüm.Ertesi sene Rugby Dünya Şampiyonası için  tekrar üç aylığına avustralyaya uçtum,takımımıza şans getirmiş olmalıyım Dünya Şampiyonluğunu kazandık.



Soru: Sezonun ortasında gittiniz ?

Rory Alen: Kontartımın bir yıl daha süresi vardı ama benim için para her şey değil,huzurlu ve mutlu olmam çok önemli.Hem kariyerimde sakatlıklarla uğraştım,8 kere dizimden ameliyat oldum iki kere ayağım kırıldı.


Soru: Peter Strorrie ile bu olaydan sonra hiç karşılatınızmı?

Rory Alen: Hayır,daha öncede hiç görüştümü hatırlamıyorum. Peter Strorrie oyuncularla pek kontağı olmazdı.


Soru: Böyle önemli kararı alıp Profesyonel Futbolculuk kariyerine son vermek,nasıl bir duygu anlıtırmısınız?

Rory Alen: Güzel duygu,kendimi çok iyi hissediyorum mutluyum ve benim için önemli olan budur.Hep dünyayı gezip dolaşmak istiyordum,aynı UNI'deki arkadaşlarım gibi,onlara imreniyordum şimdi hepsini yapabiliyorum.

Soru: Peki Profesyonel Futbolcuğun getirdiği toplum içindeki ayrıcalık?


Rory Alen: Oyuncuyken seviliyordum çok para kazandım fakat bu yaşam tarzı bana ters geliyordu sanki kafesin içinde kuş gibiydim.Şimdi öyle değil,özgürüm istediğim gibi hareket ediyorum.Tabi bazı şeyler var onları unutmak mümkün değil,misal soyunma odasının atmosferi.İyi para kazanıyorduk güzel bayanların bize olan ilgiside bonusuydu.

Soru: Kendinizi Futbolcu olarak nasıl tarif edebilirsiniz?

Rory Alen: Maradona,Pele...Hayır,şaka bir yana.Sağlam oyuncuydum,hızlıydım,hava toplarına iyi çıkışım vardı ve ayağıma gelen fırsatları değerlendiriyordum.

Soru: Avustralyadan döndükten sonra ne işle meşgul oldunuz?

Rory Alen: Futbol ile bağlantısı olmayan işler ile uğraşmak istedim.Bir sene boyu Cricet ve Golf oynadım,çok tatile gittim,arkadaşlarımla zaman geçirdim.Gerçeği söylemek gerekirse pek fazla işle meşgul olmadım.Şimdi İngiltere Dış İşleri Bakanlığında çalışyorum.Özel Diplomatların yurt dışı koordinatörlüğünü yapyorum,bu işte bir çok ülke gezme imkanım oluyor tam bana göre.

Soru:
Steve Claridge Weymoth kulüpünde Antrenörlük yaparken yanına birisi gelip kendini Rory Alen olarak tanıtıp tekrar futbola başlamak istediğini onu takımına alması için ricada bulunmuş,doğrumu?

Rory Alen: Hikayeyi biliyorum,kesinlikle doğru değil. Steve Claridge'in çalıştırdığı Weymouth kulüpünde futbol oynamak öylemi? Aklımın ucundan bile geçmedi,allah yazdıysa bozsun daha kötü bir şey olamaz sanırım.



Erdal Güngör
Weiterlesen
1 2 3 4 > >>