ELBET BİR GÜN BULUŞACAĞIZ!
Bu böyle yarım kalmayacak
HELAL OLSUN HOCAM!
Almanya Tribünlerinde Nazi Terörü !!!
Son zamanlarda Almanya tribünlerinde tuhaf işler oluyor. Güzel görüntülere ve dik duruşlarına alışık olduğumuz Alman tribünlerine ne yazık ki nazi mikrobu bulaştı. İşin acı yanı yetkililer bu vahim durumu bildikleri halde görmemezlikten gelip adeta faşistlere davetiye çıkarıyorlar!
Olaylar farklı siyasi görüşe sahip tribünler sürtüşmesinden daha çok kendi içinde aynı kulübe gönül vermiş sağ ve sol görüşlü taraftarlar arasında çıkıyor. Bunun en çarpıcı örneği geçtiğimiz Eylül ayında Eintracht Braunschweig tribünlerinde gördük. B.Mönchengladbach deplasmanında rakip nazi gruplarının saldırısına uğrayan UB01 grubu şok bir kararla Eintracht Braunschweig kulüp yönetimi tarafından grup halinde tribün yasağı aldı! Evrensel gazetesi geniş şekilde bu olaydan bahsetmişti >>>link
Braunschweig’da yaşanan olaylar üzerine Almanya’da birçok grup tribünlerden pankartları ile UB01 grubuna destek verdi. Destek verenler arasında geçtiğimiz hafta sonu 3. Lig kulüplerinden MSV Duisburg Ultra oluşumu Kohorte vardı. Kohorte, Eintracht Braunschweig UB01 grubuna açtığı dayanışma pankartından dolayı yine Duisburg tribünü içinden bilinen “Division Duisburg” isimli nazi grubunun saldırısına uğradı.
Her iç saha maçında olduğu gibi bu seferde Saarbrücken müsabakası sonrası Kohorte grubu stadın önünde kendilerine ait konteynerde buluştu. Fırsat kollayan Division Duisburg grubu konteynere saldırı düzenleyerek birçok Kohorte üyesini ağır yaraladı. Maalesef yaralananların arasında maçtan evine giden, olayla alakası olmayan çocuklu ailelerde vardı!
Duisburg’da bu tarz olay ilk değil önceleri de birkaç kez yaşandı. İşin acı yanı, bence acıdan da öte tarihinde böyle bir kara lekeye sahip olan ülke adına vahim bir olay.
Daha önce iki grup arasında çıkan bazı sürtüşmeler yüzünden kulüp yetkilileri ve taraftar temsilcisi ile bir araya gelerek ortak mutabakata varılmış. Bence mutabakat değil REZALET! Yapılan anlaşmada sol görüşlü Kohorte oluşumu faşist Division Duisburg grubu tarafından kulüp yönetiminin gözü önünde bir daha stat içinde ırkçılığa, homofobiye ve benzer eylemlere müsaade etmeyeceklerini. Tekrarlandığı takdirde ağır şiddetle karşılık vereceklerini sert dille ifade ederek resmen tehdit etmişler.
Koherte oluşumu ise bu tür tehditlere boyun eğmeyeceklerini ama kulübün zor durumunu göz önünde bulundurarak ortamı fazla germeyeceklerine dair söz vermişler. Fakat son olaya sebep veren UB01 grubuna açılan dayanışma pankartının Duisburg Division ile yaptıkları anlaşmayı kapsamadığını söylüyorlar. Haberin kaynağı; >>> link
Kapsasa ne yazar? Tribünde taraftarlar barışçıl ve özgürce fikirlerini ifade edemiyor ise tüm yetkililerde buna göz yumuyorsa o ülkede, hangi birliğe üye olursa olsun, medeniyetten demokrasiden bahsetmek abeste iştigal!
Ne hikmetse, bilhassa Almanya’da bu tür olaylar gittikçe artıyor. Hatırlayın, iki yıl önce Berlin ve sonra Düsseldorf taraftarları saha indikleri yüzünden medyada Ultralara yönelik linç kampanyası başlatılmıştı. Statlarda polisin Ultra oluşumlarına yönelik sert tavrından bahsetmeye gerek yok, adeta gelenek haline geldi. Ama emniyet güçlerinin nazi gruplarını koruması kafaları karıştırıyor!
Tek amaçları karşılıksız kulüplerine destek veren, çılgınca stat atmosferini üst seviyelere çıkaran Ultraları tu kaka ederek güvenlik adı altında gereksiz ceza veren. Ultra gruplarını statlardan uzaklaştırma çabasında olan yetkililer gerçek “NAZİ” tehlikesini gözden kaçırıyorlar!!!
Yoksa bu işin içinde bir kasıt mı var?!
Bugün......ertesi gün!
FİKRİMİZ DEĞİŞMEDİ!!!
Lex Dubia Non Obligat
“Adil olmayan yasa, yasa sayılmaz” demiş Augistunus adlı bir Romalı. Yeni sezondan itibaren İtalya’da futbolda şiddete yönelik yasalar sertleşmesiyle birlikte saçma boyutlara ulaştı. Tribüncüler yıllardır bu tür cezalara alışıklar ama bu sefer kulüplere saçma cezalar verilince işler değişti.
Yeni sezon başladığından itibaren İtalya Futbol federasyonu “Federcalcio” ilginç bir yasayı devreye soktu. Madde 11. 3. Satır B harfiyle başlıyor, şimdi sıkı tutunun! “Bölgesel Ayrımcılık”
Bölgesel ayrımcılık tabi ki kötü bir şey ama bugün dünyanın neresine giderseniz gidin futbol maçları dışında da insanlar bölgesel ayrımcılık yapıyor. Aslına bakarsak “Bölgesel Ayrımcılık” daha çok insanların birbirine yaptığı ağır şaka kategorisine giriyor, kalkıp buna ırkçılık demek yanlış olur. Tek, tek saymama gerek yok Türkiye’de de Halk kendi arasında bu şekilde birbirine takılıyor, hele Futbol maçlarında vazgeçilmez giderlerin başında gelir karşılıklı atışmalar, “Kahrolsun Kayseri eşeklere özgürlük” mesela :))
İtalya’da durum farklı değil hatta halk arasında asırlardır gelenek haline gelen bir olay. 150 yıl önce kuzey ve güney İtalya’nın birleştiğinden günümüze kadar millet birbirine takılır. Örneğin, kuzey İtalyalılara göre güneyden gelenler “Terroni” Türkçesi güneyli oluyor, argo anlamı toprak yiyenler. İtalya’da bu takılmalar bizdeki gibi şakalaşmada kalmıyor maalesef, orada kan davasına kadar gidiyor. Yüzyıllarca süren Mahalli milliyetçilik son 45 yıl içinde futbolu olumsuz yönde etkiledi. Futbol müsabakaları bölgeler arasındaki husumeti gütme adına tam biçilmiş kaftan.
İtalya yıllardır statlarda yapılan ırkçılıktan Uluslararası kamuoyu önünde çok kötü duruma düştü. Devlet ağır yasalar çıkardı ve sıfır tolerans uyguluyor, şimdi de bölgesel ayrımcılık bu kanuna dahil edildi. “Bölgesel Ayrımcılık” yasasının ilk kurbanı AC Milan kulübü, ilki Sampdoria maçındaydı. Geçtiğimiz hafta sonu yine aynı olay yaşandı ve Milanının Curva Sud tribünü Juventus maçında Napolileri hedef aldığından dolayı 19 Ekimde oynanacak Udinese müsabakasını seyircisiz oynanacak. İki olayda da etrafta Napolili yoktu. Hem, yapılan giderlerin çoğu da bel altı değildi. Son Juventus müsabakasında “biz Napolili değiliz” vb. tezahüratlar söylendi. Şahsen ben ortada suç görmüyorum, doğru demişler Milanlılar Napolili değil, buna ceza vermek hangi mantığa dayanıyor?
Milan Başkanı Adriano Galliani kızgın, “böyle saçmalıklar sade İtalya’da oluyor” demiş, bence haklı ama ağlayıp sızlaması nafile seyircisiz maçın yanı sıra 50.000 Euro para cezası da ödeyecek.
Geçtiğimiz sezon Serie A’da ortalama seyirci sayısı 23.300’dü. Hoş, Türkiye ss ligi bu sayının yarısına ulaşamadı 11.800. Fakat iki ülkede seyirci sayısını çoğaltma adına ilginç yöntemler uyguluyor. Aslında ilginç değil, basit “YASAKLAR”.
Ağır yasalar, polis baskısının artırılması, taraftar kartları ile güya statlarda şiddete son verip insanların rahat maç seyretmesi için önlemler alınıyor. YALAN! İtalya’da seyirci sayısının Avrupa’nın 4 büyük futbol ligleri arasında en düşüğü ve bu alınan ağır ve saçma kararlardan sonra böyle hale geldi.
Avrupa’nın ilk onuna giremeyen Türkiye liginde alınan benzer önlemler e-bilet vb. uygulamaları futbolu iyice bitirecektir, bunu hiç tartışmamıza bile gerek yok.
Düşünsenize, biz Trabzonlulara hamsi kafalı diyeceğiz seyircisiz ceza verecekler, hani futbol eğlenceydi? Şiddeti önleme adı altında alınan bir sürü saçma kararlar şu durumda sade yayıncı kuruluşlara yarıyor. Statlardan uzaklaştıran seyircilerin hepsi onlar için potansiyel müşteri.
Amaçları bu mu? İnsanları statlardan, sokaklardan uzak tutup evlerine hapis ederek sömürmek, susturmak mı?
Milan tribün lideri Giancarlo Capelli gelecek günlerde tüm ülkede büyük protestolar olacağından emin. Tepkilere Serie A Başkanı Maurizio Beretta’dan cevap geldi, dün verdiği demeçte kanunda bazı revizyonların yapılması gerektiğini kabul ediyor. Amaçları holiganları statlardan uzak tutmak olduğunu da sonuna eklemeyi unutmadı.
Bu arada tribünlerde kanuna karşı olan tepki gittikçe artıyor ve Ultralar ise orantısız zeka güçlerini kullandılar. Milan’a ceza geldiği aynı gün bir başka müsabakada Napolilere yönelik hakaret edildi. “Kokuyu duyuyor musun? Napoliler geliyor. Hepsi kolera hastası hayatlarında sabun görmemişler” tezahüratları ile ortalık inledi. İşin ilginç yanı bu hakaret içeren tezahürat Napoli-Livorno maçı esnasında San Paolo stadının Napoli Ultralarına ayrılmış Curva B tribününden geliyordu!
Merak ediyorum, İtalyan Futbol Federasyonu bunun üzerine Napoliler kendilerine hakaret ettiklerinden dolayı ceza verecek mi? :)))
Münferit#32
Romanı başından okumak isteyenler buradan>>>> Münferit, Bir Ultras Romanı
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
28 Ekim 1979, bir İtalyan Trajedisi Vol.2
Benim Adım Vincenzo Paparelli
Benim adım Vincenzo Paparelli, 28 Ekim 1979 yılında vefat ettim. Aradan çok zaman geçti belki kimse beni hatırlamıyordur. Henüz 33 yaşındaydım, bir gün Olimpiyat stadında oynanan başkent derbisinde AS Roma taraftarının attığı denizci fişeği sol gözüme saplandı. Vurulduğum an sandviçi mi yiyordum, eşim Wanda gözüme saplanan demir parçasını çıkarmaya uğraşıyordu ama tüm çabaları boşunaydı. Fişeğin ucu hale ateş çıkardığından ellerini yaktı.
İlk müdahaleliyi yapan doktor böyle yarayı savaşta bile görmediğini söyledi. Ertesi gün tüm gazeteler birkaç ay önce eşimle gittiğim lokantada çekildiğim fotoğrafımı yayınladı. Sade İl Tempo gazetesi olay günü çekilen fotoğrafı yayınlama cesareti gösterdi. Kanlar içinde yerde yatıyordum, sol gözüm yuvasından çıkmış kocaman bir delik oluşmuştu.
O güne kadar İtalya tarihinde, bir futbol müsabakasında hayatını yitiren ikinci vakaydım. İlki bir Salernitana taraftarıydı. 1963 senesinde Potenza taraftarlarının tribünde çıkardığı çatışma sonucu hayatını kaybetmişti.
Futbol camiasından, Santo Spirito hastanesine ilk ziyaretime gelen İtalya spor bakanı Franco Carraro oldu, fakat ben çoktan ölmüştüm. Kayınçom radyoda adımı duyduğunda önce başkasını sandı benim olduğumu anlayınca büyük bir vicdan azabına kapıldı. Çünkü o gün onun kombine kartını alıp maça gitmiştik, aslında şimdi benim yerimde olacaktı.
Eşim Wanda hastaneye giderken ambulansın içinde yol boyu elimi tuttu ölmemem için yalvardı ama nafile. Karakolda tüm formalite işlemlerini bitirip şahsıma ait eşyalarımı teslim aldıktan sonra sinir krizi geçirdi. Zavallım karakolun içinde dakikalarca avazı çıktığı kadar feryat etti. Gazetelerde çıkan resimlerde annesi onu kollarına almış teselli ediyordu. Yorgun ve çökmüş hali vardı, gözlerinden çektiği acı belli oluyordu.
Benim ismim ve ailem tüm hafta boyu gazetelere çıktık, bu ertesi haftaya kadar sürdü sonra manşetlerden düştüm. Hepsi beni sıradan vatandaş olarak tarif ettiler, sakin kişiliğimi ve tek tutkum Lazio olduğunu öne çıkarmışlar. Bazı gazeteler kardeşimle ortak bir tamirhane çalıştırdığımızı, Romanın zengin semtlerinden Mazzalupo’da yaşadığımızı yazıyordu. Biride taksitle renkli televizyon aldığımı, garajda kullanılmış BMW arabam olduğunu yazmış.
Ölümümün ertesi günü Lazio takım kaptanı Pino Wilson eşimi arayıp taziyesini bildirdi. Roma belediye başkanı Petroselli telefon açıp cenaze masraflarını üstleneceklerini söyledi. Lazio oyuncusu Lionello Manfredonia evimize ailemi ziyarete geldi ve küçük oğluma 5 numaralı forma hediye etti. Cenazemde tüm Lazio takımı, Teknik Direktör Bob Lovati ve Başkan Lenzini bulundular. AS Roma oyuncuları kupa maçları olduğundan gelemedi, onların yerine genç takım tam kadro oradaydı. Binlerce insan vardı cenaze törenimde çoğu Lazio taraftarı. O gün belediye tüm kentte yas ilan etti. Luciano Re Cecconi hayır vakfı aileme 1 milyon liret, bir diğer vakıf 5 milyon liret acı parası verdi. “Societa Sportiva Roma” derneği kuzey tribününe benim adımı taşıyan, mermerden bir hatıra plaketi yaptırdı. Kardeşim Angelo Roma kentinin iki ezeli rakibine bir karma maç yapmalarını önerdi ama bu hiç gerçekleşmedi.
Birkaç günlüğüne tüm ülkede ölümüm tartışma konusu oldu. Ağız birliğiyle herkes statlarda şiddetin bitmesini vurguladı. Roma belediye başkanı yaşanan trajedi üzerine düşünülmesi gerektiğini, okullarda, spor kulüplerinde açıkça bu olay tartışılıp çözüm üretilmesini söyledi. Birisi statlara kamera konulmasını önerdi. Hakem Komitesi başkanı televizyonda hakem tartışmalarının son bulmasını istedi.
Bir süreliğine ülkenin tüm statlarında sert önlemler alındı. Sopalı bayraklar, şiddet içeren pankartlar, davullar tribünde yasaklandı. Taraftarların yaptıkları tezahüratlar sansürlendi, sırf alkış ve gol sevinçlerine müsaade verildi.
İsmim duruma göre, Lazio ve AS Roma taraftarlarınca saygıyla anıldı, bazen rakipler alay etti. Şehrin bazı yerlerinde duvar yazılarında hala anılıyorum; “Paparelli kanın yerde kalmayacak”, “Paparelli seni asla unutmayacağız”, “10-100-1000 Paparelli”, Paparelli en güzel günleri kaçırdın”.
Artık son senelerde gazeteler olaydan hiç bahsetmiyor, sade taraftarlar Cremonese maçı öncesi ölümümün 5. yıldönümünde andılar. Koşu pistinde, trevere tribünün tarafında bir pankart açtılar üzerinde “Vincenzo Ölmedi” yazıyordu. Tribünler “ 28 Ekim, dinmez acımız” marşını söyledi. 10. Ölüm yıldönümümde “Lazio Club Nuovo Monte Spaccato Vincenzo Paparelli” taraftar derneği kuruldu. 15 yıl boyunca, kuzey tribünde Lazio taraftarları beni ölüm yıldönümümde andılar, son zamanlarda unutuldum.
Adıma düzenlenen “Vincenzo Paparelli” futbol turnuvası sade üç yıl sürdü sonra maddi imkanlar yüzünden durduruldu. 1990 Dünya Kupası dolayı tüm statlar yeniden inşa edildi ve böylece kuzey tribünün önünde duran üzerinde ismimin yazdığı mermer plaket kaldırıldı. Yahoo arama motoruna adımı yazınca çıkmıyor. İl Messaggero gazetesinin arşivine göre son kez 5 şubat 1995 senesinde adı anlmış.
Katilim G.F. henüz 18 yaşındaydı, işsiz bir boyacı. Olaydan hemen sonra kaçıp izini kaybettirdi. Bir keresinde Pescara’da görüldü, sonra Brescia’da. 14 ay kaçışın ardından dayanamayıp polise teslim oldu. 1987 senesinde mahkeme tarafından 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı, ona yardım eden arkadaşları 4 sene yediler. Bütün kaçış sürecinde her gün kardeşim Angelo’ya telefon açıp özür dilemiş, o gün amacı kimseyi öldürmek olmadığını defalarca söylemiş.
O kendi yaşıtları gibi masum bir gençti, Piazza San Vittorio’da yaşıyan kalbi AS Roma için atan biriydi. Annesi pazarda çalışır, babası tamirci, halkın içinden gelen sıradan insanlar işte. G.F. 1993 yılında vefat etti, ölüm nedeni bilinmiyor. Kardeşim Angelo, eşim Wanda ve çocuklarım onu çoktan affettiler. Şu kesin, oda benim gibi talihsizin biriydi.
Benim adım Vincenzo Paparelli 28 Ekim 1979 yılında vefat ettim, belki beni hala hatırlayanlar vardır!.......devam edecek.
108 Yıl GALATASARAY
1905 Ekim ayında kuruldu Galatasaray spor kulübü. Bir teneffüste okul sıralarının arkasında oturan bir avuç genç. Başlarında Ali Sami Yen, bugün milyonlarca insanın hayallerini süsleyen, ismini duyduğunda heyecanlandığı kulüp haline getirdi.
Tesadüf müdür bilemem, hele böyle bir günde. Bu sabah bazı internet sitelerinde Galatasaray başkanı olacak ünal aysal adlı aşağılık zatın Fatih Terim gibi Galatasaray armasını 108 yıl içinde en üstlere taşıyan yaşayan efsanesinin telefon mesajlarını ciğeri beş para etmez tv yorumcularına servis ederek aklınca kendisini temize çıkarma peşinde haberlerini okudum. Artık sinirden ağlamakta fayda etmiyor.
Hani etik değerlerimiz, ananelerimiz, GALATASARAYLILIK?
Bu mu kurumsallık?
Hem, Galatasaray 108 yıldır bir kurum değil mi?
Galatasaray “SK” yerine a.ş. koymakla, birde profesyonel şube oluşturmakla mı kurumsal olunuyor?
Ali Sami Yen, Tevfik Fikret vb. büyük insanların 108 yıl içinde yücelttiği Galatasaray başkanlık makamı son yıllarda ayaklar altına alınmıştır. Hele bu son olay Galatasaray başkanlık makamını iyice saygısız ve samimiyetsiz hale getirmiştir. Ve bu yüzden benim saygım sadece Galatasaray’ın kutsal armasına ve Sarı Kırmızı renklerine, ünal aysal şerefsizinden nefret ediyorum!
Konu samimiyetsizlikten açılmışken, buna biz Galatasaray taraftarları da dahiliz! Burada herhangi oluşumu, grubu yada münferitleri hedef almıyorum, kendimde dahilim!
Maalesef biz tabela tribüncüsüyüz! Fazla detaya inmeye gerek yok, YA TERİM YA ÖLÜM, ALPASLAN DİKMEN hepsi yalan, sanal dünya geniş. At sloganı sikeyim inanı!
Büyük ozan Abdürrahim Karakoç çok güzel açıklamış;
Gün geçer, azalır sevgi
Değişir her şeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban’ım....