Marjinalleşen Tribün Kültürü !
Bu sabah bir arkadaşımdan haber aldım,”hocam Galatasaray taraftarları derbiye şahane koreografi hazırlamışlar”. Bende sordum “nerden haberin oldu?” Oda ”Gazetelere bakmadın mı manşet yapmışlar” cevabını verince beynimden vurulmuşa döndüm. Koreografileri hazırlamak büyük emek ister, gece gündüz emek verenlere sonsuz saygım var ama neden tribünler böyle marjinalleştiriliyor anlayamıyorum.
Tribünlerin kendine has bir dünyası vardır. Gizemli ve bağımsızdır özelliği de buradadır yapılan tifolar maç gününe kadar gizli kalır. Pankartlar üzerine yazılan sözler tamamen tribüncülerin hür iradesine kalmıştır istediklerini yazabilirler kimse karışamaz çünkü bu sonuçta bir eylemdir. Eğer böyle bir büyük organizasyon yapılacaksa sade o işte çalışanların dışında kimsenin haberi olmaz. Hele günler önce TV ekranlarına gazete manşetlerine taşınması organizasyonun özelliğini yitirir. Bu bir kutsal gelenektir bize büyüklerimiz böyle öğretti ve bizlerde genç nesillere devir ettik.
Fakat birileri bu kutsal geleneğimizi ısrarla bozmaya çalışıyor. Tribün kültüründen bihaber kişiler her defasında yıllarca tecrübelerini öne sürerek tribün kültürünü baltalıyorlar! Bu kişiler taraftar oluşumlarını zıplama tahtası olarak kullanıyor, belli ki gözleri çok yükseklerde tribünlerde onlar için büyük bir fırsat oluşturuyor.
Şunu herkes iyi bilmeli. Küreselleşen dünya içinde insanların kendilerini özgürce ifade edebilecek iki alanları kalmıştır. SOKAKLAR VE TRİBÜNLER! Bağımsız tribünleri endüstriyel futbola peşkeş çekenler halkı sömüren kapitalist ve faşist sistemin uşaklarıdır!
KAHROLSUN endüstriyel futbol ve uşakları !
Mentalita ULTRAS#27 Cenova 20/07/2001
I asked my mother why do you cry
She said your brother here... he just died
Well I told him not to go outside
He said he had to fight for his country's right
But don't you know that mother
Don't you know that we can't stop the violence, no
Because the war is not over
Until you can feel love, peace, and hear silence
But I smell gunpowder......
Carlo Guiliani 23 yaşında Romalı bir genç. Günlerden 20 Temmuz hava sıcak Carlo’nun kafası karışık, plaja mı gitsin yoksa Cenova’da G8 zirvesini protesto yürüyüşüne mi katılsın bilmiyordu. Sonunda Carlo Cenova’ya gitmeye karar verdi. Yürüyüş kortejinin içinden arkadaşına bir mesaj attı “moruk burada acayip şeyler oluyor”. Bu Carlo’nun dünya’ya son mesajıydı, biraz sonra Piazza Alimondo meydanında duran bir Carabinieri arabasına yangın söndürme aletini atarken kafasından polis kurşunuyla vurulup öldürüldü.
Uzun yıllar süren Ultras-polis sürtüşmesi 2001 yılında patlama noktasına geldi. İki taraf arasında senelerdir yaşanan kin ve nefret Cenova G8 zirvesinde bir intikam savaşına dönüştü. Bu hale geleceği için müneccim olmaya gerek yoktu ama yetkililer her zamanki gibi kafalarını kuma soktular. Cenova’da yaşananların sorumlusu kuşkusuz çevik kuvvet, bu resmen mahkeme kararıyla kanıtlandı. Sakin başlayan yürüyüşü polisin planlı ve bilerek yaptığı müdahaleleri vahşete dönüştürdü. Hâlbuki aylar önce, 17 Mart 2001’de Napoli’de düzenlenen “Global Forum” da çıkan olaylar Cenova’nın provası yapılmıştı. Piazza Plebiscito meydanında protestocular(aralarında Napoli Ultra grupları da bulunuyordu) ve polis arasında şiddetli çatışmalar çıktı. Yaşananlar İtalya adına utanç vericiydi ve Napoli’de bulunan çevik kuvvet futbol müsabakalarında sert tutumundan biliniyordu. Polis yaptığı operasyonlarda şüpheli kişileri hastanelerden zorla alıp sürükleyerek karakola götürmüştü. Bazı tutuklanan protestocular Raniero kışlasında işkence gördüğünden dolayı Amnesty İnternational kurumunu harekete geçirdi.
Bunun üzerine 8 polis sebepsiz yere insan kaçırmaktan ve işkence uyguladığından dolayı tutuklandı ama sonra mahkemede berat ettiler. Yüce yargı insan kaçırma iddiasını düşürdü fakat işkence yapıldığını ve insan hakları ihlali olduğunu doğruladı. Bu karar gerçekten tuhaf, ortada somut deliller varken yinede devlet memuru statüsünde olanları hiçbir adalet kurumu kolayca yargılama cesareti gösteremiyor. Peki, polis halkı korumakla mı görevli yoksa işkence yapmakla mı?
Birkaç iyi niyetli gazete aralarında Il Manifesto olayı ele aldı. Yaptıkları araştırmalar da olay günü görevli bir polisle yaptıkları gizli röportajı yayınladılar. Güvenlik nedenlerinden dolayı ismi verilmeyen polisin açıklaması şöyle;
“Futbol müsabakalarında olduğu gibi tüm sokakları kapatmamız emri verildi. Protestocuların Via Maria Caddesi üzerinden kaçacakları doğruları yansıtmıyor. Hem bu operasyonda yazılı emir arıyorsanız boşa vakit kaybetmeyin çünkü yok!”
O günlerde iktidarda olan Başbakan Amato liderliğinde sol-liberal hükümet ve ulusal medya olayları çarpıtarak kapanmasını sağladılar. Kimse polisle husumete girmek istemiyordu tartışmalar daha çok gelecek seçimler üzerineydi. Rutelli mi yoksa Berlusconi mi İtalya’nın yeni Başbakanı seçilecekti, insanlar bunu duymak istiyor böyle haberler reyting topluyordu. Hoş, Cenova’da yaşanan vahşette sağ-liberal hükümeti iktidardaydı. Yani hangi parti olduğu önem taşımıyor ülkeyi idare edenlerin maksadı üç aşağı beş yukarı hep aynı sade renkleri farklı.
Bu hava içinde Temmuz ayında yapılacak G8 zirvesi hazırlıkları başladı. Dediğim gibi zirvede büyük olayların çıkacağını tüm İtalya halkı biliyordu. O gün kimlerin geleceğini, bir hafta önce 13 Temmuz günü bazı gazetelerde Ultra gruplarının da yürüyüşe katılacağı açıkça yazılmıştı. Yetkililer çevik kuvvetin G8 zirvesinde Ultra’lar ile eskiden kalan hesaplarını kapamak için iyi organize olduğunu biliyorlardı. Her iki taraf kılıçları çekmiş gün sayıyordu. Gerçek amaçları küreselleşmeyi protesto etme amaçlı dünyanın dört bir yanından gelen parlamento dışı siyasi gruplar kurunun yanında yaştılar.
Ve böylece yürüyüşe katılacak gruplar Via Tolemaide meydanında toplandı. Tute Bianche, Ribelli del Sud bazı autonom gruplar onların alt grupları yurtdışından gelenler ve tabi ki tribüncüler. Cenova dahil Milano, Roma, Fiorentina, Perugia, Venedik, Torino, Terni , Livorno, Pisa, Napoli ve alt liglerden gelen Ultra grupları. Sayıları yaklaşık 3000 bin civarında olan Ultra’lar o gün renklerini taşımıyorlardı. Sade iki grup, Venedik’ten Noi Ultras/Onus ve Perugia’dan AfroGrifo kendilerini temsilen pankartla yürüyüşe katıldılar diğerleri ise sivildi. Sıradan vatandaş gibi demokratik haklarından yararlanarak küreselleşmenin bir parçası olan endüstriyel futbola karşı tepkilerini göstermek için Cenova’da bulunuyorlardı. Bunun yanı sıra çıkacak olaylarda Ultra gruplarını suçlu gösterilmesine karşı bir önlemdi.
Kendilerini futbolun önemli parçası gören tribüncüler yeni gelişen modern futbol sisteminde kenara itildiklerinin farkındalardı. Sosyal hayatlarının dörtte üçünü tribünde geçiren, karşılıksız sevdikleri ve renklerine gönül verdikleri kulüpleri yaşam tarzı yapan insanlar bir anda istenilmez kişi oldular. Paralı TV kanallarını, modern statları, ellerinde patates cipslerinle konforlu koltuklarda maç seyretmeyi. Orijinal taraftar ürünleri taşımayı az üreten bol tüketen müşteri olmak istemiyorlardı. İşin enteresan yanı o yıllarda Ultra hareketinde yeni gelişmeler görüldü. Yeni demeyelim de, doğrusu eski değerlerini sahiplenerek gerçek kimliklerini ortaya çıkardılar. 60’lı yılların sonunda olduğu gibi toplumsal haklarını savunan adaletsiz düzene karşı koyan parlamento dışı yeni bir siyasi platform oluştu. Bu defa sol-sağ vb. kutuplara bölünmeden tek vücut halinde hareket ediyorlardı. Yalnız bir şey değişmemişti, Ultra hareketinin başladığı senelerde olduğu gibi devletin güvenlik güçleri ile araları açıktı.
Şunun da altını çizmeliyim, yürüyüşe katılan Ultra’lar arasında aynı çevik kuvvete olduğu gibi sırf olay çıkarma zemini arayan ve hesaplaşmak isteyenler vardı. Çatışmak için sokaklar tribünlerden daha çok avantajlıydı. Cenova’da büyük olayların çıkacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ve on binlerce insanın arasına kötü niyetli kişiler karışmıştı. 20-22 Temmuz günlerinde demokrasi adına güzel işlerde yapılabilirdi ama onlara yer kalmamıştı. Yılların getirdiği kin ve nefretin birikimi düğüm olmuş kopmasına ramak kalmıştı ve sonunda kıyamet koptu. Cenova’da iyi-kötü yoktu ya da iyi olanlar yerlerini cinnet geçirenlere bırakmak zorunda kaldılar. İtalya tarihinde o güne kadar hiç görülmemiş güvenlik önlemleri alındı tam 18.000 bin. Polis Carabinieri ve Guardia di Finanza birlikleri. Yaklaşık 50.000 civarında yürüyüşçü.
Sonucunu hepimiz biliyoruz. Bir ölü(Carlo Guiliani) yürüyüşçüler ve polisler arasında yüzlerce yaralı. Yarım milyar dolara varan maddi hasar viraneye dönen bir kent. Ve son günü polisin Diaz okuluna düzenlediği akıl almaz vahşet dolu baskınıyla kapanan G8 zirvesinin vahim bilançosu.
Gördüğünüz video polis ve ulusal kameraların çekimlerinden toplanan ve olay yerinde bulunan şahitlerin verdiği ifadelerden yola çıkarak savunma tarafından mahkeme için hazırlanmıştır. Yabancı dilde olduğundan kısa özetini geçeceğim. Grafikte maviler polis, kırmızılar yürüyüşçüler. Görüldüğü gibi polis kasıtlı olarak yürüyüş kortejinin güzergâhını değiştiriyor. Polis merkezinden ulaşılmak istenilen çevik kuvvet birliklerinden sağlıklı bilgiler alınamıyor hatta bazıları çağrılara hiç cevap vermiyor. Bir koordinasyon zafiyeti olduğu kesin fakat polisin o gün kullandığı “silahlar” yasalara aykırı! Görüntülerde polislerin elinde normal cop değil demir sopalar var! Atılan göz yaşartıcı bombalar C8 ve uluslar arası savaş antlaşmalarına göre kimyasal bomba kategorisine giriyor. Böyle toplu yürüyüşlerde ve statlarda kullanımı kesinlikle yasak! Organize suç işlendiği açıkça ortada.
Yukarıdaki görüntüler ise G8 zirvesinin son gününde Diaz okuluna yapılan baskından. Okulda 93 kişi konaklıyor çoğu yürüyüşe katılmaya yurtdışından gelen yabancılar aralarında kadınlarda var. 150 kişilik çevik kuvvet birliği gece yarısı okulu basarak masum insanları uykusundan kaldırıp resmen işkence uyguluyor. Ortada hiçbir bahane yok üstelik bir baskın emri verende yok. Sadece şüphe üzerine kontrol amaçlı yapılan bir ziyaret. Bu demeç zamanın içişleri bakanı Scajola’ya ait. Ve İtalya uluslararası bir krizin içinde.
Polis ne kadar iyi organize olsa da şuursuzca yaptıkları saldırılardan ağır hasar alıyorlar. Bu gayet doğal köşeye sıkışmış insanda oluşan korku ve panik büyük bir güce dönüşeceği kaçınılmaz oluyor. Ve yıllardır acımasızca ezdikleri Ultra’lar hiç beklenmedik anda kontrolü ellerine geçiriyorlar. Mağdur durumda kalan polisin elinde kalan tek çare silahlarına sarılmak oluyor ve ilk nasibini alan Carlo Guiliani. Keşke Carlo plaja gitseydi ama o sonuna kadar inandığı davasının peşinden gitti gerekirse ölümü göze alarak.
AS Roma kulübü Carlo’nun cenaze masraflarını üstleniyor ve Sarı kırmızı bayrakla kaplanmış tabutuyla defnediliyor. Cenova’da yaşananlar tribünlerde kayıtsız kalmıyor. Aylarca oynanan tüm müsabakalarda pankartlar açılıyor. Milano tribünlerinde “Cenova 20/07/2001 unutursanız sizde suçlusunuz” ve diğeri “Ultras, Radikaller, Siyasiler sokakların insanları. Roma Curva Sud; Carlo Guiliani ebediyen Sarı kırmızı. Oda ne Lazio tribününde bir pankart “Farklı görüşler, Carlo Guiliani ruhun şad olsun”. Ne garip değil mi, ölümlerde renkler ezeli rekabet düşmanlıklar bir kenara bırakılıp kenetleniyor tribüncüler. Ama illaki birilerimi ölmesi gerek?
Cenova 20/07/2001 unutmayacağız! LIBERTA PER GLI ULTRAS ! ……devam edecek.
Şaka Gibi
Bu takım sezon başından beri kasıtlı olarak sabote ediliyor. Sabote edenler belli ama görmemezlikten gelenler bir o kadar suçlu. Kimse kalkıp Hagi'ye suç bulmasın kesinlikle bu mağlubiyet Teknik Direktör hatası değildir. Sestak'ı iki golde marke edemeyen balta adeta gollere ortak. Filmi biraz geriye çevirin sezon başında Karpaty maçına bakın ve ondan sonraki müsabakalarda ortaya koyduğu performans karşılaştırın bir Almanya alt yapılı futbolcudan hiç beklenmedik acemice bariz şekilde aynı hataları yaptığını göreceksiniz . Hele üçüncü gol şaka gibi, Avrupanın üst liglerinde oynamış Cana bıraksa top dışarı çıkacak ama hangi akla hizmet ederek o vuruşu yaptı anlamakta güçlük çekiyorum Yazık, Ankaragücü kesinlikle üç puanı hak etmedi biz onlara hediye ettik hemde bilerek.
DAYAN GALATASARAY AZ KALDI !
Geriye Dönüp Bakmak
Keşke öyle bir imkanımız olsa dönüp geriye baksak birçok önemli şeyleri gözümüzden kaçırdığımızı görebilsek....
Mentalita ULTRAS#26 AS Roma Ultras vs. Carabinieri
2000/2001 sezonu tamamen AS Roma hükümdarıyla geçti. Teknik Direktör Capello liderliğinde büyük sportif başarılara ulaşmışlardı. Malum, takımın başarısı Ultra’ların yanı sıra diğer seyircileri de harekete geçirdi. Sanki C.U.C.S. dağıldıktan sonra AS Roma tribünleri ikinci baharını yaşıyordu. Ayda iki kere takımın peşine on binlerce taraftar takılıyordu. Zira Napoli ve Juventus da aynı sayıda deplasman yapıyordu ama onlar kent dışında yaşayan taraftarların katılımıyla onca kalabalığa ulaşıyorlardı. Sarı kırmızılarda durum farklıydı, neredeyse Olimpico’yu dolduran taraftar kadar deplasman yapan vardı. Bazen bu sayı yirmi bine kadar ulaşıyor adeta Roma boşalıyordu. Aynı cepheye giden ordu gibi armanın peşinden gidiyorlardı.
Bu büyük kalabalık yüzünden her seferinde dış sahalarda olaylar çıkıyordu. Bir keresinde Milano’da Romalıları kontrol altına almak isteyen çevik kuvvet tribüne göz yaşartıcı bombalar attı birçok kişi ezilme tehlikesi yaşadı. Perugia’da keza benzer olaylar yaşandı. Bu defa deplasmana gelenlerin çoğu biletsizdi ama yinede stada girmeyi başardılar. Malum, misafir taraftara ayrılan bölüme sığmayan kalabalık ev sahibi tribünü basarak kanlı olaylara sebep verdi. Ligin bitmesine iki hafta kala Napoli’de büyük çatışma çıktı, olaylara son noktayı içinde yaralılarla dolu ilk yardım arabasını parçalayan Napoliler koydular. Yine yetkililer çaresizdi herkes başını kuma sokmuş gerekli önlemleri almakta yeteri kadar cesaret gösteremediler. Tartışılanlar genelde hep aynı konulardı. Hakem hataları, ofsayt 4-4-2, yabancı oyuncuların performansı vb. saçmalıklar. Kimse her hafta sonu yaşananları umursamıyordu, nasıl olsa yasalar vardı çevik kuvvet her türlü yetkiye sahipti. Taraftar-polis birbirini öldürüp parçalıyordu oluruna bırakmışlardı yeter ki futbol şovu devam etsin gerisi önemli değildi.
13 Şubat 2001, yer Bologna. Kent 15.000 bin Romalının işgali altında. Bunca kişinin geleceğini yetkililer günler önce biliyorlardı ve gerekli önlemleri almışlardı. Romalı taraftarları tek kapıdan içeri sokmaya karar verildi, aynı kurbanlık büyük baş hayvanlar gibi. Romalılar koyun sürüsü gibi stadın tek giriş kapısına doğru yönlendirildiler, itiş kakış kalabalık içinde ezilenler. Bu esnada dışarıdan gelenler ve önceden içeri girenlerin arasında kalan çevik kuvvet paniğe kapılıp Romalılara merdivenlerde saldırdılar, olacağı malumdu. Saldırı sırasında 32 yaşında Alessandro Spoletini yere düşüp komaya girdi. Romalı taraftarların ifadesine göre Alessandro kafasına aldığı cop darbesi yüzünden düşmüştü. Polise göre Alessandro bileti olmadığı için duvardan atlarken yere düşüp kafasını çarpmıştı. Sürpriz, Alessandro’nun üzerinde bileti çıkıyor. Peki, şimdi suçlu kim? Günler önce gerekli önlemleri alan, 15.000 bin Romalıyı koyun sürüsü gibi tek kapıdan içeri sokmaya çalışan güvenlik yetkililerimi. Yoksa arada sıkışan paniğe kapılıp taraftara saldıran çevik kuvvet mi? Bildiniz TARAFTAR! Al kızını koy çuvala salla, salla vur duvara.
Romalılar bu olay üzerine protestolar yapıp seslerini duyurdular. Birkaç gazetede haber oldu sonra hayat kaldığı yerden devam etti. Fazlası da zarar ve zararın neresinden dönersen kar demiş atalarımız. Bologna yöresinin gazetelerinden Il Resto del Carlino taraftarların topladıkları somut delileri görmemezlikten gelip çevik kuvvetten yana tavır aldı ve Romalıları olaylardan sorumlu tuttu. O hafta ortası Çarşamba günü Roma-Liverpool UEFA kupası karşılaşmasında Bologna’da yaşananları “Katiller” tezahüratlarıyla polisleri protesto eden Romalı taraftarlar arasında şiddetli çatışma çıktı. Evet, nerde kalmıştık?
İtalya futbolu yine bilerek bir kaosun içine düştü. Yetkililer suskun, medya her zamanki gibi üç maymunu oynuyor gerekirse suçu taraftara atıyordu. Fakat 19 Şubat 2001 günü hiç beklenmedik olumlu gelişme yaşandı. Bologna emniyetine bağlı 300 çevik kuvvet elamanı sendika kanalıyla Il Resto del Carlino gazetesine bir mektup yolladılar. Lakin Polisler suçun büyük kısmı Romalılarda olduğunu ve Alessandro adlı taraftarın bir kaza ötürü tesadüfen yaralandığını yazıyorlardı. Ama önemli bir noktayı işaret ettikleri gözden kaçmadı. Stada görev yapan özel güvenliğin yetersiz olduğunu ve kötü organize edildiğini bu yüzden orada bulunan herkesi tehlikeye soktuğunu vurguluyorlardı. Polislerin öne sürdüğü şikâyetten daha çok bahane ama yinede büyük önem taşıyor. En azından bir tartışma zemini doğmuştu. Bir umut karanlıkta ışık mı, acaba?
Çevik kuvvetin açıklaması Romalıları tatmin etmese de bu fırsatı ciddiye aldılar. Şunu iyi bilmenizi istiyorum, Ultra’lar hırçın olabilirler ama çok zeki İnsanlar! Romalı Ultralar polislerin açıklamasına cevap verdi ve önerileriler sundular. Örneğin polislerin yakalarında kimlik numaraları ya da isimleri yazılmasını önererek çözüm ürettiler. Bu önemli diyalog demokrasi adına ve iki tarafın birbirine yaklaşmasına önemli adım olabilirdi şayet ciddiye alınsaydı. Ama maalesef üstü ötüldü konu kapatıldı.
6 Mart 2001 günü Alessandro Spoletini komadan uyandı. Verdiği ifade üzerine bir polis çelme attığı için açığa alındı, kısa süre sonra delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Yine büyük bir fırsat geri tepilmişti, oysa bu gerçekten iki tarafın yaklaşmasında sorunları tartışması açısından önemliydi ama maalesef dikkate alınmadı. Yazık, keşke alınsaydı çünkü İtalya futbolun daha çok kötü günler bekliyordu… devam edecek.
Mentalita ULTRAS#25 İnternet&Modern Futbol& Yayıncı Kuruluşlar
2000’li yıların başında teknoloji İtalyan tribünlerini büyük ölçüde etkilemeye başladı(bu gelişme sade İtalya’da değil nerdeyse dünyanın her ülkesinde yaşandı). İnternetin yaygınlaşmasıyla sanal tribünler oluştu. Bu gelişmelerin olumsuz yönü ise 1990’ların sonlarına doğru bazı Ultra grupları kendilerini tanıtma amaçlı kurdukları küçük web siteleri yeni yüzyılda büyüyerek kontrol edilmez hale geldi. Forumlar, chat ve mail grupları mantar gibi ortaya çıktı. Artık her oluşumun bir web sayfası vardı içi tribünde etkinliklerinden çekilen resimler tezahüratlar grupların tarihleri dijital fanzinlerle videolarla doluydu. Tabi burada gerçek Ultra gruplarını temsil eden sitelerle mastürbasyon yapan Ultras hayranı sanal kahramanları iyi ayırmak gerek.
İnternet siteleri, eski ve yeni nesil tribüncülere kendilerini daha rahat ifade etme ortamı sağladı. Ama aynı zamanda kötü niyetli kişilerin Ultra’ların arasına girerek çirkin emellerine ortak etmeye de yaradı. Örneğin radikal siyasi örgütler kolaylıkla propagandalarını yayma zemini buldular, bunun en çarpıcı örneklerini tifo-net.it sitesinde görmek mümkün. Baktığınızda birçok ırkçı propagandalar aşağılamalar rakiplere ağır küfürlerle başlıklarla dolu, bu ama tifo-net.it sitesinde yazanların tüm İtalyan Ultra’larını temsil ettiği anlamına gelmez. Oraya yazanlar hayatından bezmiş hızlı interneti ve birde klavyesi olan sanal kahramanlar. Belki hayatlarında bir kere stada gitmişlerdir, beklide hiç.
Tabiî ki ciddiye alınacak gerçek tribüncülerin buluşup fikir alışverişi yaptığı sorunlarını paylaştığı sağlam sitelerde var. Aklıma ilk gelen 2000 yılından bu yana yayında olan Türkiye içinden ve dışından her renkte taraftarların buluştuğu Tribün Dergi platformu www.tribundergi.com . Benim sık ziyaret ettiğim nadir sitelerden diğerleri www.asromaultras.org ve http://www.ultrasspirit.com/
Ultra’lar 1980 yıllarının başında olduğu gibi bu sefer 2000 yıllarının başında yeniden kabuk değiştirdiler ve onlarla birlikte futbolda değişti, hem de nasıl. Coşkunun tutkunun yerini eğlence aldı. Spor bitti pazarlama başladı. Taraftarlar tembelleşti, tezahürat yapmakta zorlanıyorlar maçaları sinemada film seyreder gibi sakince takip ediyordu. Futbolun gerçeği gitti realite şovları başladı kısacası televizyon canavarı futbolu yüreğimizden söküp aldı ve bitirdi.
1993 yılında Telepiu kanalı ilk gece maçlarını yayınlamaya başladığında o andan itibaren bir daha Milano derbilerinin Pazar günü öğleden sonra oynanmayacağı kimsenin aklının ucundan geçmiyordu. Sonra futbol dolu kutsal Pazar günleri maçları parçalanıp Cuma, Cumartesi hatta Pazartesi günlerine alındı, çalışanlar için mükemmeldi pazartesi maçları. 2007 yılında Hafta ortası maçları başladı. Bazı müsabakalar öğlen saat 15:00’e koyuldu. Buna en güzel tepkiyi Juventus Ultra’ları verdiler “Haftaya Perşembe sabahı buluşalım”. Bir süre sonra Serie A ve B ve maçlarının tümü televizyonda canlı yayınlanmaya başlandı. İsteyen bilgisayarında hatta ufak ücret karşılığı cep telefonunda maçları takip edebiliyordu. İşte bu İtalyan futbolunu krize sürükledi ve farkındaysanız Türk futbolunun yaşadığı su anki krizde tamamen televizyondan kaynaklanıyor. Verilen büyük ücretler karşılığında beklentiler maalesef birbirinle örtüşmedi. Futbol sit com olsaydı en geç üçüncü bölümden sonra yayından kaldırılırdı ama gerçekler öyle değil. İşte bu yüzden şansal bey daha çok ağlayacak, geçen Cumartesi akşamı yaptığı aptalca açıklama 3 yıldır burada yazdıklarımın hepsini doğruladı.
Gerçi televizyon kulüplere önemli kaynaklar sağlıyor, fakat diğer yandan baktığımızda verdiği paralarını karşılığını almak için kulüplere baskı yapıyorlar. Türkiye’de bu zihniyeti anlamak mümkün değil amaç ekran başındaki seyircilere futbol mu sunmak yoksa güzel görüntü mü?
TVekranlarını süsleyeceğiz yarışına girenler kısa süre sonra battılar. En vahim örnekler Galatasaray ve Beşiktaş. Galatasaray 4 senede 45 oyuncu transfer etti 8 teknik direktörle çalıştı, harcanan rakam kabadan 200 milyon avro. Futbolu bitiren sade yayıncı kuruluşları değil, merchandising, bosman kuralları sayesinde yabancı futbolcu sayınsın serbest bırakılması. Şampiyonlar ligi kara para aklayan başkanlar, vergi kaçırmalar naylon faturalar sahte bütçeler, oligarşlar Arap şeyhleri rüşvet skandalları müşterek bahis ve doping. Rolex saatlerinle satın alınan hakemler ve 2006 yılında patlak veren Calciopoli skandalı. Tüm olup bitenlere rağmen futbolda tek sorun tribüncüler.
Yanlış tarafta durmaktan başka çaremiz kalmadı, doğru tarafta olduğumuzu bildiğimiz halde. Siz doğruysanız, hoş geldiniz yanlışlar…devam edecek.
Mentalita ULTRAS#24 Paris St.Germain-Galatasaray 13.03.2001
Bu bir Ultras hikâyesi içinde Galatasaray olmaması mümkün mü? Sezen Aksu bir şarkısında dediği gibi;” Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden, bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor”
Ali Sinan Tüzün kardeşime bundan 10 sene önce yaşadıklarını paylaşmasını rica ettim sağ olsun isteğimi geri çevirmedi. Allah var Avrupa’da benden daha çok tribün kovalamış her şeyi göze alarak Galatasaray armasının peşinden koşturmuştur, hala öyle. Hele konum olarak kaldığı İngiltere’den tüm maçlara gitmek her yiğidin harcı değil.
13 Mart 2001 tarihinde Paris St.Germain-Galatasaray Şampiyonlar ligi müsabakası öncesinde yaşadıklarını uA Mail grubunda paylaştığı yazısını noktasına virgülüne dokunmadan birde çektirdiği hatıra fotoğrafıyla yayınlıyorum.
PARIS HATIRASI
evet bundan tam 1,5 saat once paris den dondum...ayagimin tozuyla da BRT televizyonuna 1 haberlerinde canli yayinda olaylari anlattim. simdi kaciran(ve tabi merak eden) arkadaslar olduysa surda bir takim eklemelerle birlikte dunku 24 saati bir anlatayim. yanliz simdiden devrik cumleler, abuk subuk siralama icin ozur dilerim cunku son 36 saattir hic uyumadim ve bu 36 saatin 7 si 900km arac kullanarak, 3 saati feribotta
deniz gecerek 45 dakikasi kavga ederek, 4 saati de hastahane de gecti...:)
oncelikle paris e giderken bunun hayatimdaki en stressiz, en rahat GS CL maci olacagini dusunuyordum...HATAYA BAK!!!! :)
sali gunu saat 10 da londra dan dover e dogru yola ciktik ve 12.15 dover'de feribot a binip yerel saatle 14.30 da fransa ya ayak bastik. ordan ver elini 285km lik bir yolculuktan sonra paris. paris in girisinde hemen otoban giseleri cikisinda gozumuze 3-4 tane fransiz plakali ama GS bayrakli araba carpti bekleyen. tabi GS li GS liyi gorupde durmazmi bir selam vermek icin. hemen durduk ve otobanda bir 3 lu cektik..:)
daha sonra o arkadaslara fransa dan olduklari icin one dustuler ve aksam trafigi icinde saat 5.30 gibi stadin hemen yanindaki yeralti otoparkina arabamizi park ettik. yukariya ciktigimizda genellikle kadinlar ve cocuklardan olusan 40-50 kisilik bir gs li grup vardi. 200mt kadar ilerde ise bir suru polis ve bir karisiklik havasi. ordaki arkadaslar bize bir gurup PSG linin gecen gs li araclara ve seyircilere bira siseleri attigini polisinde onlari kovaladigini soyledi...hakikatende o kovalamaca yaklasik yarim saat stad cevresinde olduktan sonra yavas yavas arka sokaklara dogru gitti...fakat bu arada da psg li ler kacarken cok zeki(!) fransiz poliside oldugu gibi peslerine takildi ve biz orda 90% kadin ve cocuklardan olusan 40 kisi kadar kaldik.
aradan bir 15 dakika gecti ki bir anda 150-200 kisilik farkli bir psg grubu bize bir anda saldirdi! bu grubun onunde eli bicakli bir herif hemen arkasinda ve yaninda 10-15 tane sopali onlarin arkasindada tamami ellerinde ikiser bira sise olan bir ekip korkunc organize bir sekilde bize yuklendiler. biz 5-6 yetiskin erkek one gectik ve arkamizda kalan kadinlarla cocuklari korumaya calistik. ustelik bizi kistirdiklari yer muhtesem; tam arkamizda yaklasik 3mt yuklekliginde 5m eninde bir duvar,bir yanimzda PSG nin dukkani diger yanimizda ise Bilet ofisi...yani tam anlamiyla bir kapan. acik soyleyeyim kacacak yer olsa kacilir cunku eli tam techizatli 150-200 kisiye karsi 4-5 kisi CONAN dahi olsaniz sansiniz yok...:)
herneyse kacma opsiyonu da olmayinca artik "madem bu herifler bizi goturecek bari giderken 3-5 de biz goturelim" hesabiyla mudafaya gectik. fakat dedigim gibi adamlarin planlamalari ve organizasyonlari tek kelime ile muhtesem, ondeki bicakli ve sopalilar aletleri kollari acik vaziyette salliyorlar ve sizi kendilerine yaklastirmiyorlar arkadaki guruhdan ise bir sise yagmuru geliyor...o sirada herhalde allahin yardimi midir nedir siselerden iki tanesi ordaki buyuk beton saksidaki ciceklerin ustune dustu ve kirilmadi!!! "allah" dedim kendi kendime "artik elimiz bos degil hic degilse" ve ikisini de kaptim. siseleri alip da sallamaya baslayinca hemen o ondeki en bi erkek-kumandan olan eli bicakli zat bir anda erkekligin 10 da 9 unun kacmak oldugunun bilincine varip elinde uzun sopali olan grubun arkasina cekiliverdi. ve sopalilar bize taarruza, bizde 3-4 arkadasla birlikte onlara karsi taarruza gectik. o sirada ilk gazimizi verdik. benimle londra dan gelen hasan in tam bilegine gelen demir cubuk bilegi catlatinca hasan o andan itibaren COLAK lakabina kavustu..:)
bir sopa da bana geldiginde ondeki sopalinin (bayan arkadaslari dikkate alarak) iki bacaginin arasindaki torba seklindeki organa 45 numarali kucuk ayaklarimla GS lilarin ne kadar iyi vole atabildigini gosterme bahtiyarligina eristim. eristimde o PSG linin yerden soyle bir yarim metre kadar havalanip sopasini birakarak frikik vurusundaki baraj yapan eleman edasiyla ve attigi kizildereli cigligiyla yere dusmesi 2 dakikalik bir sure icin gordugum son goruntu oldu!!! daha dogrusu o son karenin icinde havada, sag gozumden yaklasik 30-40cm uzaklikda bir ucan cisimde vardi....neyse ozetle sonunda hentbol yetenekleri ustun olan bir PSG li futbolsever(!) kafa haric vucudumun cesitli organlari yapilan 8-10 sise atisindan sonra hedefi tam 12 den tutturararak bizim kasi 4,5cm acmayi ve tabi sag gozu de kapatmayi basardi. o sirada yere dustum. isin moktan yani da oyle bir pozisyonda dusmeyi becermisizki; sol tarafimin ustunde oldugumdan sagin kapandigi yetmiyormus gibi sagdan akan kanda solun gorusunu kapatinca dunyayi oldukca koyu bir kirmizi renkde hayal meyal seyretmeye basladim. aslinda yaninda biraz da sari olsa hicte fena olmayabiliridi...:)
neyse o dunyayi hayal meyal sectigim anlarda bir yandan siseleri sallamaya devam ediyordum ama tabi yaradana siginip...o sirada sag elim siddetle sarsildi ve sisenin birisinin sert bir cisme carptiktan sonra elimde sadece basinin kaldigini hissettim...bir yandan da sol elimin bilek kismiyla sol tarafdaki goze islerlik kazandirmaya calisiyordum...nihayet dunyayi tekrar gormeye basladigimda eli sopali vatandaslardan birisinin daha yerde kafasini tutarak yuzu hafif(!) kanli(biftegide hep kanli sevmisimdir yeri gelmisken) bir bicimde ve icinden bir kelimesini anlamadigim sanirim fransizca olan bir lisanda bagirip-inleyerek yerde yattigini gordum...acayip zevklendim(bir psikologami gorunsem ne!!!)....
neyse o aradaki kargasalikdan yararlanip kadinlari ve cocuklari bilet ofisine bankonun arkasina kacirdik bizde oraya cekilip son mevzi olarak bilet gisesini(!) savunmaya basladik...:) ben sahsen sunu soylemeliyimki PSG yi cok takdir ettim...bilet giseleri muhtesem..savunma durumunda karsiya sallayabileceginiz yaklasik 8-10 tane monitor, bir o kadar sandalye ve cesitli boy ve ebadlarda saksilarla donatmislar ofisi..adamlar cok dusunceli canim, bakin misafir taraftarlarida nasil dusunuyorlar...nede olsa avrupali..:)
neyse bu yeni cephane tukenene kadar bir 5 dk daha tuttuk adamlari ve sonunda o cephane de tukendi(bu konuda PSG ye bir yazi yazip adetlerin arttirilmasini talep edelim bir dahaki mac icin arkadaslar)..... artik adamlar iceriye giripde "biz galiba olduk" derken elinde deminkilerden daha kalinca sopalar bulunan ve daha iyi giyimli(PSG formasiz) 3-4 kisi de iceriye daldi...birde herifler daha mi iri yoksa benim hic gormeyen sag gozle kirmizi backgroundlu yarim yaramalak goren gozmu oyle algiladi bilemeyecegim ama herifler conan da olsa farketmeyeceginde can havliyle ilk gelene bir sag krose salladim ve herifden o anda bir ses cikti..."stop stop...nasyonal polis"...haydaaa...ulan 20-25 dakkadir nerdeydiniz ve niye uniformasizsiniz hiyarlar...!!! neyse herif benim kendisine kotu bir niyetle yada sahsi bir hesabim veya ailelerimiz arasindaki koku cok eskilere dayanan bir kan davasindan diil sadece onume gelen, ustelik eli sopali her vatandasa vurdugumu anladigindan bana hic dokunmadan PSG lilerin ustune saldirdi(eyooo sayimiz bir anda ikiye katlandi...ustelik takviye techizatli)...:) pesinden gelen uniformali destek birlikleri de herifleri sikistirdi ve bu sefer adamlar bir anda martial arts, hentbol gibi dallardaki becerilerine ek olarak atletizimde de oldukca iddiali olduklarini gostermeye basladilar...yanliz gecenin en mutlu anini o anda yasadim; O eli bicakli olan sisko(soyleyene bakarmisiniz) hiyar atletizimde benim kadar bile kabiliyeti olmadigini kanitlayip yakalandi!!! ve ben firsat bu firsat o anda herife bir ucan tekme cikartmayi basardim..bakin 120kg luk, tek gozu kapali, ucarken yakit sizdiran ucak gibi kan akitan bir adamin ucusu da gercekten gorulmeye deger bir manzara!!! bir TV ekibi tarafindan filme alinmamis olmasina hala yanarim...:) neyse tabi ben herife koydumda bir anda polisin biriside tepemde jop kaldirdi bana gecirmek icin...adam peygambermidir nedir o benim ilk vurdugum polis o polisi durdurdu, beni kaldirdi ve gene bir kelimesini dahi anlayamadigim fransizca bir sekilde (ses tonundan ve bagirmasindan tahmin ediyorum) bana saglam bir firca cekti ve ben tutuklanmayi beklerken beni bilet gisesinin disina itti!!! aaa..yirttim valla!!!! bak bunu hic beklemiyordum..
neyse ortalik sakinlasince canan gitti can geldi akla tabi basladik bir saglik gorevlisi aramaya...neyse bir stad gorevlisi(bakin bunlar orda cok ender bulunan bir tur iste...butun stadin icinin guvenliginden bunlar sorumlu ama sizinde TV de seyrettiginiz stad ici kavgada, 5000 kisilik trubunde bu modellerden sadece 3-yanlis okumadiniz yaziyla UC- adet vardi!!!!) beni alip stadin icindeki revire goturdu...cok sukur orda fransaya girdigimiz andan itibaren ilk defa tarzancada olsa ingilizce konusabilen bir doktor bulduk....ve ilk yardim yaptirdik..adam tutturdu gozunun icinde de yaranin icinde de cam var seni simdi ambulansla hastaneye yollicam diye...iyi kardesim yollicanda maca yetisirmiyiz?
"mumkun diil" demezmi...ulan maca kalmis 45 dakika, ustelik bu kadar da mucadelesini etmisiz, simdi ben bu maci izlemicemmi yani...yada en sokak turkcesiyle; "sayin doktor bey acaba sizin muhterem valideniz hanim efendi guzelmiydi!!!!!" ben tabi boyle diyice adamda "valla(bu valla diil tabi fransica baska bi sey dedide ben anlamadim) "kor olma riski size ait... o zaman bana su kagidi imzala sorumlugu ustune aldigina dair sonra ne shit yersen ye" dedi..bizde bir kelimesini anlamadigimiz o fransizca kagida imzayi bastik..gerci sonradan icime kurt dusmedi diil "ulan bu herif sorumluluk morumluluk ayagina isallah bize senet falan imzalatmamisdir" diye ama"neyse artik adam nede olsa bir doktor, hipokrat yemini falan vardir heralde" dedim....
fakat isin en matrak yanlarindan birisi herifler beni stadin icinde revirin kapisinin onune atip kapiyi kapattilar ve etraf malumunuz oldugu surece PSG dolu!!! neyse yapacak bi sey yok tabi oyle yuruduk...o arada etraftan bir takim (kufur oldugunu tahmin ediyorum) fransizca laflar isittik, bir adette kahve bardagi(plastik) uctu ama onlar disardakilerden sonra cerez kaldi...:)
evet burdan da cikip disariya GS trubunu onune gittik ve orda bu sefer polisin aldigi SUPER KORUMALI(!) bir organizasyonla iceriye girdik..halbuki hiyarlar orda 5000 kisi var zaten korusan ne olur korumasan ne...keske gelseler 5000 kisiyken!!!
evet maca girene kadarki oyku bu...mac sirasindaki olaylara hic deginmeyecegim cunku maci ve olaylari muhtemelen siz bizden iyi gordunuz TV de...yanliz ilginc bir nokta var orda soylemeden gecemeyecegim; PSG tribunu o bizim karsimizdaki trubune aradaki engelleri nasil asip girdi!!! o demir kapi nasil acildi acaba!!! cunku biz yaklasik 2000 kisi o kadar yuklendik, birak o kapiyi acmak yerinden dahi kimildatamadik!!! yaklasik 5cm kalinligandaki parmakliklardan olucan bir kapi...biz kimildatamazken dahi onlarin trubunune girip karsidaki bir avuc insani klurtaralim diye o iki trubun arasindaki nasil acildi bence gecenin en ilginc sorusuydu!!! hele trubun basina 3 er tane steward in oldugu bir ortamda!!!!
mac cikisi daha matrakdi..once FB stadina nazire yaparcasina 45 dk kadar stadin icinde bekletildik sonra bi okadarda stadin onunde!!! isin enteresan yani biz yaklasik 1000-1500 kisilik bir grupduk otopark a girmek isteyen ve bize orda 1,5 saatir bekleyen kalabalik bir PSG grubu oldugu ve o tarafa gidemeyecegimiz soylendi polis tarafindan. o sirada fransizca bilen bir arkadasin yardimiyla "yaw herifler madem 1,5 saattir orda neden gidip dagitmiyorsunuz" sorusuna polis komiseri amcam "valla biz dagitamayiz" cevabini verdi!!! "bende nasil dagitamazsiniz yaw, sizin goreviniz nedir o zaman?... bak o belinizdeki coplari verin bize nasil dagitiliyormus size gosterelim, hemde fransaya da bir hizmetimiz olur bedava egitim vererek" dediysemde komiser bey bu nazik onerimi pek kaale almadi...
neyse mac bittikten yaklasik 2 saat sonra arabamiza oturduk ve basladik hic birimizin zerre kadar bilmedigi paris de bir hastane aramaya...tabi kaybolduk!!!! yarim saat ugrastiktan sonra bizim staddaki yaralilari revirden hastaneye tasiyan bir ambulansa takilip gittik..bir gittikki icerde 30-40 GS li...tam o sirada birde dagilmis bir PSG li getirmezmi polis...allahtan bu sefer dangalaklik yapmamislarda 8 kisilik bir koruma cemberinde getirdiler herifi, yoksa tedavi olmaya gelip mefta olacakti orda..acaba benim kafasinda sise kirdigim herifmiydi..bilmiyorum valla ben bi bok goremiyordumki o anda!!!
evet tabi yarali bu kadar cok olupda koca hastanede sadece 2 doktor bulununca bir 4 saatte orda harcadik....bu arada acisini bilmeyen arkadaslara(tatmalarinida hic temenni etmem) su kadarini soyleyeyim, acik yaranin icinden cimbizla cam kirigi toplamak kadar boktan bi sey yok valla..iki defa bicaklandim daha once onlar bunun yaninda sivrisinek sokmasi gibi.. adama herseyi, isleyip-islemedigin her sucu itiraf ettirir...hatta doktora bir ara "ahhh...yeter ulan valla solicem Vive La France'i(fransiz milli marsi)" dediysemde herif turkce bilmediginden mi yoksa Auchwitz yahudi toplama kampinin doktoru Mengele'yle akrabaligindanmidir nedir hic kaale almadi...
bu arada siramizi beklerken ordaki bazi gazilerlede sohbet etme sansimiz oldu...malum kavga sirasinda mesgulsunuz, pek hos bes yapamiyorsunuz ....onlarin dedigine gore bu adamlar hep pislikmis ama bu sefer ayri bir hinclari varmis; bizimkiler 96 da ki macta bunlara cok cok saglam bir sopa cekmisler..bunlardan bir kac yuz tanesi cok kotu hastahanelik olmus ve bu adamlar tarihlerinde ilk ve son defa fransada dayak yemisler..adamlar o gunden beri sabirla GS gelmesini bekliyorlarmis megerse!!!demekki sira tekrar bizde...:)
bu arada bir tane de almanyadan gelen FB li bir arkadas vardi hastanede(mac sirasinda da bir kac tane BJK ve FB formali gordum)...cocuk almis fb bayragini eline gelmis maca gs i desteklemeye(bunlarin avrupadaki modelleri tr dekinden farklidir-onlar bunu bizim tr yi temsil ettigimizi bilir, bizimle gelir, destek verirler-tr dekiler gibi leeds utd, arsenal,milan ve psg formasiyla dolasmazlar) onunda agzi burnu kan icinde falan. ...neyse sohbet ederken bir laf etti hastanede orda tum turkler gulmekten koptuk; "ulan dedi surda GS icin dayak yiyoruz o koymuyoda bi kerecik FB icin dayak dahi yiyememek koyuyo...bi gelseler buralara, valla komaya bile girmeye raziyim" dedi....resmen kriz gecirdik orda hastanenin bekleme salonunda...tabi bu arada bize anlamsiz gozlerle bakan hemsireler kesin "ulan bu turkler hakkaten manyak ve mazohist; herifler kan revan icinde aci cekerken gulme krizi yasiyorlar" demistir..:)
neyse hastahane iside halloldu cok sukur ve ordan basip ingiltere ye donduk...simdiye kadar ingiltere topraklarini gordugume hic bukadar sevinmemisdim ne diyeyim...siz siz olun kurbaga bacagi yiyen fransizlardan uzak olun..hayatta iki sey haric bir daha Paris e adim atmicam;
1) is icin mecburen
2)Allah buyuktur, bir daha duserlerse PSG macina..ama bu sefer hazirlikli ve tam techizatli!!!!
Orda olmayan ve daha once tanisamadigimiz arkadaslara da gecenin hastahane onunden dikisler sonrasi bir fotografini yolluyorum...sanirim bu formanin da emekli olma ve boyle kanlariyla saklanma zamani geldi...gideyimde kendime GS in web sitesinden su coktandir istediim gri li formalardan bir tane XXL siparis edeyim...:)
sevgiler,
A. Sinan Tuzun
Proud Fan of GALATASARAY SK
*1999-2000 UEFA Cup Winner
*2000 Super Cup Winner
*1999-2000 Turkish League Champions
*1999-2000 Turkish FA Cup Winners
*4 Times Consecutive Turklish League Champions(97-98-99-2000)
*Most Champion Team in Turkish League History (14 Times)
*Most League Games Winner in Turkish League History
*Most Goal Scorer Team in Turkish League History
*Most FA Cup Winner of Turkey
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Galatasaray Türkiye’nin Avrupa’ya bakan penceresi derler. İşte o pencereden baktığınızda bu insanları göreceksiniz. Yıllar önce ülkelerinden Avrupa’nın dört bir yanına göç etmiş ama hiçbir zaman kimliğinden vazgeçmemişler her zaman Türk ve Galatasaray sancağını taşımışlar ve taşımaya da devam ediyorlar. 2003 yılında rahmetli Alpaslan Dikmenin de büyük katsıyla uA-Avrupa’yı kuran Ali SinanTüzün, Sinan Öztürk, Aykut Çetinel ve niceleri. Eğer bugün uA dünyanın en büyük taraftar oluşumu deniliyorsa işte bu insanların sayesindedir. Onların yanında başka gruplarda kurulmuştur örneğin kinGS. Fark etmez hepimiz aynı teknenin içindeyiz. Önemli olan davamızdır ve davamız her zaman GALATASARAY!...devam edecek.
Mentalita ULTRAS#23 Kuzeyden Güneye
Yirminci yüzyılın sonlarında Tribüncülerin hayatı iyice zorlaştı ve iki arada kaldılar. Bir yanda polis baskısı diğer yanda vazgeçemedikleri rakipleri arasında geçen çatışmaları.
Evet, hala şuursuzca yok yere çıkardıkları kavgalar sürüyordu çünkü hiçbir önlem almadılar. Aralarında kulüp sevgisini takıma desteği önemsemeyenleri, sırf kavga çıkarmak için oluşumlara katılan, her an şiddete hazır ve sade kendilerini tatmin eden kişileri ayıklayamadılar.
Aslında kimsenin umurunda değildi herkes oluruna bırakmıştı ki günümüze kadar devam ediyor. İşte bu yüzden otokontrolü elden bırakmamalı. Davaya yürekten gönül verenler, armanın peşinden koşanlar ile kötü niyetli menfaatçileri mutlaka ayırmalı.
Bir süre sonra rakiple kapışmakta zorlaştı. Statlarda artan çevik kuvvet timleri Ultra gruplarının arasına kara kedi gibi girdiler. Buda kuşkusuz polis-Ultras arasında kavgaları arttırdı. Yapılan toplantılar çözüm önerileri onca uyarılar boşa çıkmıştı durum eskisinden saha sertleşti ve sürekli kötüye gidiyordu.
Bıçaklar tekrar ortaya çıktı, çatışmalar yine eskisi gibi kanlı geçiyordu ve kimse şiddeti hafifletmeye gayret göstermiyordu. Ne Ultra grupları nede polis geri adım attı. Gerekirse bu yolda ölmeyi bile göze aldılar maalesef öldüler de. Raciti ve Sandri iki vahim örnek.
Deplasman yolculuklarında da şiddet ön plana çıkmaya başladı. Trajik olaylardan birisi 24 Mayıs 1999 günü Piacenza-Salernitana müsabakası sonrasında yaşandı.
Milanlı taraftarlar Perugia deplasmanın da polisle şiddetli çatışmaya girdiler, bir önceki yazıda bahsetmiştim.
Aynı gün diğer yörede başka maç oynandı. Salernitana, Piacenza’ya karşı aldığı beraberlik yetmedi ve Serie A ‘dan düştü. Campannia bölgesinden gelen binlerce Salernitana Ultra’ları üzgün ve öfkeliydiler. Onca teptikleri yol, takımlarına verdikleri destek yeterli gelmemişti. Üzgün halde Piacenza tren istasyonuna geldiler. Böyle anlar çok tehlikelidir. Öfke hüzün, içki uyuşturucunun etkisi birbirine karışınca yangını benzinle söndürme etkisi yaratır. Hele grubun içinde sade kavga için gelen hergeleler varsa çıkacak olayları görmek için falcı olmaya gerekmiyor.
Nihayet bekledikleri tren geldi ve binmeden olaylar başladı. Taşlar şişeler polisle çatışmalar kısacası Salernitana Ultra’ları şuursuzca öfkelerini kustular.
Uzun acı dolu ve sonunda 4 ölüyle noktalanan yolculuk başladı. 1 Haziran 1999 günü içişleri bakanlığına bağlı müşavir Sinisi parlamentoya sunduğu rapordan özet;
21:15 sularında Bologna istasyonuna yanaşan tren su ve yemek ihtiyaçları gidermek için kısa mola verdi. Trenden inen taraftarlar istasyonun tüm büfelerini yağmaladılar ve polisle çatışmaya girdiler. Olaylara kısa süre sonra hâkim olan polis kimseyi tutuklamadan tekrar trene bindirdi. Saat 22:10 da hareket eden trenden şişeler ve taşlar fırlatıldı, peronda duran yolcular, atılan maddelerden hafif yara aldılar. Bunun üzerine Bologna emniyet müdürlüğü trenin uğrayacağı şehirlerin güvenlik güçlerine önlem almaları için uyardı. Prato, Fiorentina Campo di Matre, Roma Tiburtina, Napoli Campi Flegri, Napoli Piazza Garibaldi, Torre Annunziata, Nocera Inferiore ve Salerno. Tüm istasyonlarda gerekli güvenlik önlemleri alındı. Fakat trenin durduğu tüm istasyonlarda her seferinde şiddetli olaylar çıktı. Polisle çatışmalar yağmalanan büfeler taşlı ve şişeli saldırılar maalesef alınan önlemler yeterli değildi. Bergamo’ya bağlı Grizzana yöresinde ters istikametten gelen E234 numaralı Viyana’ya giden ekspres, atılan yangın söndürme aleti makinist kabininin camını parçaladı. Battipaglia-Napoli arası işleyen başka bir tren atılan maddelerden ağır hasar aldı. Torre Anunziata istasyonunda zorunlu olarak durduruldu ve yolcular başka trene aktarılarak yollarına devam etmek zorunda kaldılar. Nocera Inferiore istasyonuna yanaşırken imdat freni çekildi. Hasar ağır, bazı tamir işlemleri yapılması gerekiyor. Tamir edilecek vagonda bulunan taraftarlar dışarı çıkarıldı, içeride kalanlar vagonlarda ne kadar koltuk varsa söküp karşı raylara attıklarından dolayı hareket emri bekleyen başka treni engellediler. Vagondan inenler istasyonun dışına çıkarak park halinde duran otomobillere büyük hasar verdi, o arada ufak bir kız çocuğu hafif yaralandı. Takviye kuvvetler taraftarları zorla trene bindirilerek sabah 08:15 sularında yollarına devam etmesini sağladı. Salerno yakınlarında Santa Lucia tünelinin girişinde tekrar imdat freni çekildi. Onarıldıktan sonra tren yoluna devam ett. Tünelin 700 metre çıkışında tren personeli 5. Vagonun yandığının farkına vardı.
25 Mayıs sabahı Salerno istasyonuna yanaşan bir tren değil, 80 akis üzerinde duran bir hurda.
Sanki onca yaşanmış olay yetmemiş gibi ısrarla birileri trenin Salerno istasyonuna yanarak girmesini istiyordu.
Simone Vitale 21 yaşında, kabus dolu yolculuğun kahramanı. O, yanan vagonun içinden 4 renktaşının hayatını kurtardı. "Giuseppe Diodato(23), Vincenzo Loi(15), Ciro Alfieri(15)" ve Simone Vitale 21 yaşında o bir kahraman, maalesef kendisi yetmiyor ve feci şekilde can veriyor.
Biliyor musunuz? Spagnolo boşuna öldü. Yapılan toplantılar, çıkarılan ağır yasalar tüm çabalar boşunaydı.
Bu noktadan sonra iki seçeneğin var, ya tribünden tamamen çekileceksin ya da her şeyi göze alarak mücadeleye devam edeceksin!
Ve mücadele hala devam ediyor, etmelidir her şeye rağmen!
Bana bu olayda birçok şey anlamsız geliyor. Tamam, kaybedilen her maç sonrası üzülüyoruz öfkeleniyoruz ama hıncını bu denli çıkarmaya ne gerek var?
Salernitano Ultra’larının yaptıkları ne arma aşkıyla, ne taraftarlıkla nede futbolla uzaktan yakından alakası yok!
İstediğimiz kadar çevik kuvvete vb. baskılara kızalım ama şu olayların savunulacak yanı yok arkadaşlar.
Öte yandan Spagnolo ölümünden sonra alınan güvenlik önlemleri yetkililer tarafından bu olayda uygulanmadığı açıkça ortada. Olayların bu boyutlara geleceği bilindiği halde kimse sorumluluk almıyor. Trenin uğradığı her istasyonda çıkan olaylarda kimse tutuklanmıyor ve aynı bayrak yarışında olduğu gibi bir diğer şehre devrediliyor tren. Hadi Piacenza’da göz yumuldu ama en geç Bologna’da trenin devam etmesine müsaade verilmemeliydi. Yeterli önlemler alınsaydı 4 çocuk ölmeyecekti….devam edecek
Ben Hürüm
All the ways you wish you could be, that's me.
I look like you wanna look,
I fuck like you wanna fuck,
I am smart, capable,
and most importantly,
I am free in all the ways that you are not.
LIBERTA PER GLI ULTRAS !
Mentalita ULTRAS#22 Kan Davaları
Spagnolo vefatının ardından hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı belliydi. 1989 yılında yürürlüğe koyulan D.A.SPO.( Divieto di accedere alle manifestazioni sportive. Türkçesi Spor müsabakalarından men edilmek anlamına geliyor yeni çıkacak şiddet yasasının benzeri İtalyanca bilenler yasaya buradan bakabilirler >> link ) yasası yeniden ele alınıp düzenlendi. 5 Şubatta Cenova’da yapılan Ultra toplantısının sonunda yayınlanan açıklamada vurgulandığı gibi sert günler bekliyordu tribüncüleri. Önceki yazılarda belirtmiştim, 90’lı yıllarının başında o güne kadar statlarda görev alan emniyet güçleri yeni oluşturulan Çevik Kuvvet birliğiyle değiştirildi. Yeni nesil polisler eskiye nazaran yaş ortalaması düşüktü. Bu genç polisler, saldırgan sürekli insanları provoke eden kavga arayan, kimseyi ayırt etmeden şuursuzca etrafa saldıran. Kısacası şiddet eğilimli taraftardan pek farkı olmayan elemanlardan oluşuyor. Her türlü silahlı donanıma sahip, olay yerine intikal ettikleri anda sorgusuz sualsiz tek hedefi insanların canını yakmak, gerekirse de gözünü kırpmadan masum kişileri öldüren üzerinde devletin üniformasını taşıyan kontrgerilla örgütü.
Şiddete, daha ağır şiddetle karşılık verildiğinde ortaya çıkacak tablo kimseyi şaşırtmamalı, yanlış anlaşılmasın polise önyargılı yaklaşmıyorum başımdan çok olay geçti. Ve kimse bana emniyet güçlerini savunmasın, yok efendim saatlerce bir sandviçle ayakta bekliyorlarmış gibi boş bahaneler üretmeyin beyler. 20 saat yer altında madenlerde çalışanlar var ama bu insanlar işlerinin verdiği stresten etrafa saldırmıyorlar. Düzenli vardiya planıyla polislere rahat çalışma imkânları yaratılır, hem neden bu kadar güvenliğe gerek duyulur anlamıyorum her hafta sonu savaş mı çıkıyor? Kesinlikle, dünya üzerinde hiçbir medeni toplum şuursuz futbol fanatiklerinin gereksiz yere insanların canı yanmasına ya da kaybetmesine tahammül edemez, yalnız şiddete verilen mücadelede doğru adımlar atılmalı. Tribünde başlamak en büyük hatadır.
Tribün şiddetin patlak verdiği yerdir, değişik yerlerde de çıkabilir bu düğün salonu olabilir trafikte de. Şiddet toplumun içinde başlar sonra etrafa yayılır. Son 2 yıldır sigaraya karşı nasıl savaş açıldıysa, insanların şiddetten arınmaları içinde aynı şekilde hatta iki kat mücadele verilmeli! Yasalar medeni toplumları düzen ve huzur içinde yaşamalarını sürdürmesini sağlayan vazgeçilmez kurallarıdır ama insanları sürekli cezalandırmakla toplumun dışına itmemeli. Şiddet olaylarına karışan taraftarlara kesilen cezaların yanı sıra bu kişiler psikolojik ve pedagojik eğitimden geçirilip yeniden kazanılmalı. Modern statlar inşa ederek konforlu koltuklarla donatmak sorunu ortadan kaldırmıyor.
Diğer yandan taraftarlar da otokontrolü sıkı tutmak zorunda. Bu yeni yasa çıkarmaktan polis baskısından daha da önemli. İşte bu yüzden pazar günkü yazımda Galatasaray tribünlerinde semtlerden toplanıp gençlerle doldurulduğuna değinmiştim. Amacım kimsenin taraftarlığını ölçmek ya da birilerine iftira atmak değil. Somut tespitler kendim defalarca şahit oldum, bu gençlerin çoğu kenar mahallerden toplanıp sırf tribünde kalabalık oluştursun diye getiriliyorlar. Aralarında mutlaka Galatasaraylısı da vardır sözüm onlara değil. Hepimiz zamanında küçük yaşta tribüne alıştırıldık ailelerimiz, akrabalarımız ya da arkadaşlarımızın vesilesiyle. Ama burada durum farklı, toplanıp getirilen gençlerin çoğunun gerçek taraftar kimliği muamma, sonra olay çıkardıklarında kabak tüm grubun başına patlıyor. Kulübün aldığı cezada cabası mutlaka buna karşı önlem alınmalı!
İtalya’da 1995 sonrası polis-taraftar arasında kanlı bir husumet oluştu. Sanki çevik kuvvette kendini oyuna dâhil etmiş Ultra oluşumları ile bir güç ölçüşme içine girmişti. Öyle ki görev aldıkları kentlerin Taraftarlarına ılımlı yaklaşan birlikler vardı, örneğin Fiorentina, Napoli ya da Roma’da olduğu gibi. Ama diğer yandan Ultra grupları ile özel kan davası güden komanda birlikleri de vardı. Şimdi anlatacağım olay uzun seneler süren husumetin hikâyesi, Fiorentina çevik kuvvet birliği ile Milan’lı Fossa dei Leoni oluşumu arasında geçiyor.
23 Mayıs 1999 senesinde Perugia deplasmanına giden Milan’lı taraftarlar kendi aralarında önlem alsalar da polis vahşetinden kaçamadılar. Vincenzo Canterini ( birkaç yıl sonra Cenova’da yapılan G8 zirvesinde çıkan olaylarda Diaz okuluna verdiği saldırı emriyle İtlaya devletini uluslar arası krizin içine atmıştı, ona sonra değineceğim) liderliğinde çevik kuvvet birliğinin durduk yere nasıl olay çıkardığının çarpıcı örneği. Aşağıdaki yazı zamanında Fossa dei Leoni fanzinden alıntıdır;
Stat çıkışında polis kortajına girmeme kararı aldık bu aynı zamanda provokasyonlardan ötürü çıkacak olaylara karşı önlemdi. Fakat tren istasyonuna geldiğimizde Fiorentinalı rambolar bizi bekliyorlardı. Tayfanın neredeyse tümü trene binmişti ki çevik kuvvet elamanlarından birisi durduk yerde arkadaşımızın kafasına copla vurdu. Bu olay bizi Milano’dan refakat eden DİGOS( taraftarları deplasmanlara refakat eden özel eğitimli polisler) memurlarının gözlerinin önünde oldu. Polisler sürekli el kol hareketi yaparak sözlü hakaret ediyorlardı, niyetleri bizimle çatışmaktı. Malum bizim çocuklarda geri vites yapmayıp bu isteklerini geri çevirmediler. Sonrasında tren istasyonunun içinde ve dışında şiddetli çatışmalar yaşandı. Bu arada bazı polisler trenin içine girip Ultra olmayan sıradan Milan’lı taraftarları dövdüler. Diğer yandan trenin içine göz yaşartıcı bombalar atılıyor bazı polisler treni taşlıyordu. Aralarından biri silahını çekerek bize doğru yöneltip hareket çekiyordu.( Yaşananlar Stricia la Notizia ve Telelombardia tarafından kayıt edildi). Karşılıklı çatışmalar yaklaşık bir buçuk saat sürdü, yaptığımız yoğun taşlı saldırılarla polislerin geri çekilmesini sağladık ve tekrar trenimize bindik. Olaylar dindi sanmıştık ama yanılmışız, trenin hareket etmesini beklerken polisler yeniden saldırıya geçtiler. Bu defa hiç şansımız yoktu çevik kuvvet amansızca önüne geleni sopaladı trene de büyük hasar verdiler. Nihayet vahşet bitmiş hareket etmiştik, yolda iki arkadaşımızın tutuklandığını öğrendik. İçlerinden birisi karakolda feci şekilde dövülmüş vücudunda kırıklar oluşmuştu. Bilanço ağırdı, bir taraftarımız atılan göz yaşartıcı bombadan gözünü kaybetti. Polislerde de ağır yaralı vardı treni ise hurda olmuştu.
Fazla söze gerek yok, çıkan olayları sade iki gazete haber yaptı geri kalanı da üç maymunu oynadı. Parlamentoda açılan soruşturma formalite, çıkan netice sıfır çünkü olayın baş aktörleri devletin emniyet güçleri. Fanzinde yazılanalar bir görgü tanığının anlattıkları ve bu yüzden fazla ciddiye alınmıyor ama ortada gözünü kaybetmiş bir genç var durduk yere kendi kendine çıkmadı herhalde! Aynı Fanzinde oda yaşadıklarını dile getirmiş fakat kimsenin umurunda değil. İtalyan kamuoyunda olaydan bahseden yok, çünkü kimsenin işine gelmiyor. Medya her zaman olduğu gibi birkaç sarhoş çapulcu ile geçiştirerek olayını üstünü örtüyor. Sakın üst makamlar rahatsız olmasın trajları düşmesin “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”. Üstelik polisin dokunulmazlığı var nemelazım.
Dikkatinizi çekti mi? Bu olay 23 Mayıs 1999 tarihinde oldu, geçenlerde 16 Şubat 2011 günü Turgutluspor-Göztepe maçı sonrası polisin evlerine dönen Göztepeli taraftarların otobüsünü taşladığından bahsetmiştim. Aradan 12 sene geçmiş, iki olayın arasında tek fark ülkeler. Bu esnada belki kaç sefer yeni yasalar çıktı ya da yeniden düzenlendi, peki ne değişti?....devam edecek.