Aristide Bancé

2002-2003 Santos FC Ouagadougou, 18 maç,9 gol
2003-2006 SC Lokeren,77 maç,27 gol
2006-2007 Metalurh Donezk 12 maç,2 gol
2007 Germinal Beerschot Antwerpen 9 maç,0 gol
2008 Kickers Offenbach 10 maç,4 gol
2008/2009 Mainz 05 32 maç,13 gol
Bu sezon Mainz 05 takımında 13 golün 8 tanesini kafayla attı,atletik ve güçlü fiziği ile ön plana çıkıyor,üstün mücadeleci,takım içinde arkadaşları arasında yardımlaşması mükemmel.Karşılaştırma yaparsak,Hakan Şükür gibi sürekli pres yapan,hiç yılmayan,güçlü ve dirençli,Tanju Çolak gibi gol koklayan ve hiç affetmeyen,uzun boyuna göre Arda kadar kıvrak ve teknik,her iki ayağını kullanabiliyor,mesafe tanımadan sert şutlar çeken dört dörtlük Santrofor,2012 yılına kadar Mainz 05'de kontartı var,piyasa değeri transfermakt.de göre 1.3 mil. avro.
Seyretiğim son iki maçı ile dünkü maç arasında kendisini baya geliştirmiş formunun zirvesinde,beni en çok etkileyen dünkü attığı kafa golünde topa yükselişi,rakibini bir kafa üzerine zıpladı vurdu topa sanki Baskette smaç atar gibi,ilk attığı gol uzak mesafeden çektiği sert şut.Bancé'nin diğer özeliği uzun boyuna rağmen hiç öyle hantal olmayışı tam aksine attığı çalımlar ile çok kıvrak sanki Arda'nın bir boy büyüğü,üstün tekniğe sahip kolay top kaybetmiyor,ikili mücadellerde çok dirençli kolay yıkılmıyor.
Erdal Güngör
Potters

Fakat Stoke taraftarları avrupanın sosyete ligi sayılan Premiere League başka hava getirdiler,onlar diğerleri gibi sade belirli bir zamanda ortaya çıkmıyorlar,onlar hiç susmadan maç boyu tam anlamıyla 12.Adamın görevi neyse yerine getiriyorlar takımlarına destek veriyorlar.Bu yüzden Britania Stadı bir çok rakipleri için cehenem kazanı oldu.Tom Jones'un parçasını kendilerine tasarımları şöyle olmuş.Bir deplasman maçında pub önünde bekleyen Stoke City taraftarları müstehcen tezahüratlarından dolayı polislerden uyarı almışlar,tabi Potters'ler boş dururlarmı,o sırada tesadüfen pub içinden Tom Jones'un Delilah şarkısı çalmaya başlamış,sözleri değiştirip hep bir ağızdan söylemye başlamışlar.
At break of day when that man drove away I was waiting
WHOOOOAAAAAAAHHHHHH
I crossed the street to her house and she opened the door
WHOOOOAAAAAAHHHHH
She stood there laughing
HA HA HA HA
I felt my dick in her hand and she laughed no more
WHOOOOAAAAAAAHHHHHH
Why Why Why Delilah
Why Why Why Delilah
So before you come to break down the door
Forgive me Delilah I just couldn't take anymore
WHOOOOAAAAAAAHHHHHH
Why Why Why Delilah
İngiliz stalarında küfür olmaz diyenler yukarıdaki satırları iyi okusununlar aman sakın yanlış anlaşılmasın,bunları yazmakla küfürü destekliyorum anlamına gelmez,sade ufak örnek veriyorum! Bir zamanlar Naughty Forty grubu westham'li İCF''in bile korkulu rüyası olan Stoke holiganları artık ortadan kaybolmuşlar,eskiden rakiplerinin gözlerini morartan Potters'ler şimdi tezahüratlarıyla deplasman seyircilerin kulaklarını sağır ediyorlar.Man.City,Arsenal ve Tottenham bu sezon Stoke deplasmanından sıfır puanla dönerek bu gürültüyü kötü hissettiler.Ligde kalmaları henüz kesinleşmesede Premiere League stadyumlarında yapılan ses ölçümlerinde çıkan neticede "Yüksek Ses(Noise League)" liginde şampiyon olmayı başardılar,101,8 db ile Tottenham 97,6 db ve Liverpool 95,4 db gibi büyük rakip taraftarlarını geride bıraktılar,umarız "Delilah Power" hiç bitmez Stoke City taraftarları diğerlerine örnek olur ingilterede tribün kültürü yaşamaya devam eder....
Erdal Güngör
Der Blonde Engel

Kendisini 1978 yılından bu yana takip ederim,oyunculuğuna söylenecek hiç bir şey yok,Alman Futbolunun Beckenbauer'den sonra çıkardığı en büyük yeteneklerden birisiiydi.Futbolcu kariyeri çok parlak geçti Schusterin.Futbola 1971 yılında SV Hammerschmiede Augsburg'da başladı,oradan 1976 yılında FC Augsburg ve 1978'de Bundesliga'da olan 1.FC Köln kulübüne transfer oldu.Kısa sürede gösterdiği yüksek performans köln'de takımın vaz geçilmez oyuncusu haline geldi.Mayıs 1979 yılında İrlanda'ya karşı ilk milli maçına çıktı,italyada düzenlenen 1980 avrupa şampiyonasında Alman Milli takımınla Şampiyon oldu.Sonra Yurtdışı kariyeri başladı,1980 yazında Schusteri Barcelona kulübü transfer etti,burada 8 sene kaldı ve çok başarılıydı.1986 Avrupa Kupa galipler kupasında Steua Bükreş takımına penaltı atışlarında kaybedilen finalden sonra Barça'dan ayrılıp ezeli rakipleri Real Madride transfer oldu,1990 yılında Athletico Madride geçerek Miquel Soler'den sonra ispanyada üç büyük kulüpte oynayan iki oyuncudan birisi.1993'de tekrar almanyaya dönerek Leverkusende kariyerini sürdürdü,1997 yılında Meksikanın UNAM Pumas kulübünde kariyerine son verdi.
22 Aralık 1959 doğumlu Bernd Schuster Teknik Direktörlük kariyerine Fortuna Köln takımında başladı,bir sene sonra 1.FC Köln takımının başına getirildi,birinci lige çıkma hedefine ulaşamadığı için almanyayı terk etti.Tekrar ispanyaya döndüğünde 1999-2001 yılları arası Barcelona'da teknik danışmanlık yaptı,buradan ispanya ikinci lig ekipi Deportivo Xerez kulübüne teknik direktörlüğüne başladı,2003/04 sezonunda Shaktar Donezk'e gitti ama kısa süre kaldı,başarılı olamadı 5 mayıs 2004 tarihinde işine son verildi.2004/05 sezonu ispanya birinci lig kulübü UD Lavanete'ye gitti,burada da başarılı olamadı ve 2005 yılında FC Getafe'de Teknik Direktörlüğe başladı.İki Sezonluk Getafe dönemi Schusterin en başarılı olduğu süreydi,2007'de Real Madridin başına getirildi ve ilk sezonunda şampiyon oldu fakat burayada uyum sağlayamadı,üç senelik anlaşması 9 aralık 2008 yılında fes edildi.
Lakabı "Sarışın Melek(Der Blonde Engel)" olan Bernd Schuster hiç de öyle melek huylu birisi değil,çalkantılı özel hayatına girmeyeceğim nede olsa herkes kendi özel yaşamından sorumlu.Kolay geçim yapabilen birisi olmadığı gibi tuhaf karaktere sahip,klasik alman ekolü diyemeyiz kendisine hatta almandan daha çok Akdeniz'li olma hevesi içinde Ki uzun yıllar ispanyada yaşaması onu yörenin parçası haline getirmiş bunda Barcelonanın katalan kimliğine önem vermesi ve aşılamasında büyük payı olduğunu düşünüyorum.Schuster çoğu zaman kendine öz olan garip huylarının kurbanı olmuştur,1984 avrupa şampiyonası elemelerine hanımının doğumu yaklaştığı için maçlara gelmemiş hatta rahmetli Jupp Derwall bile ayağına getirterek yalvartmıştır.Real Madrid de oynadığı yıllarda sakatlandığı zaman tüm israrlara rağmen ilaç tedavisi yaptırtmayıp uzun süre takımdan uzak kaldığıda olmuşdur.
Şahsen Bernd Schuster'in Galatasarayımızın başına Teknik Direktör olarak getirilmesine şiddetle karşıyım ama bu saatden sonra yapacak bir şey yok hayırlı uğurlu olsun.Türkiye Schuster için yep yeni ortam,ne ispanya ne de almanyaya benzer ateşten gömlek giyecek,belki bunun bilincinde ve kendini böyle ispatlamayı hedef koymuş olabilir.Diğer yandan Schusterin "No Name" oyuncular ile çok işler yapabileceği Getafe dönemine baktığımızda ortada,etraftan duyduklarıma göre önümüzdeki sezon Galatasaray 11 oyuncuyla yollarını ayıracakmış.!? sol beke Galatasaray alt yapısından yetişen ve manisaporda çok iyi sezon geçiren Ferhat Öztorun tekrar dönecekmiş,benim tavsiyem diğer alt yapımızdan yetişen Mülayim Erdem,Oğuz Sabankay,Cafercan,Özgürcan gibi oyuncularıda tekrar takıma kazandırılmalı,necati ateş ispanyada oynadığı bir sezon sonra tekrar geri dönüyor,Schuster onu mutlaka planlarının içine almıştır diye düşünüyorum kötü oyuncu değil.Almanyadan genç yetenekleride unutmamak lazım ve kesinlikle LİNCOLN KALMALI..!!!!
Erdal Güngör
Taraftar gözlüğünden
Taraftar hangi duyguları hissedir,nasıl yaşar,onu leyleklermi getirmiştir yoksa uzaylılarmı ışınladı? yoksa her insan gibi ana rahminden doğan Allahın kulumu?...seçimi sizlere bırakıyorum uygun gördüğünüz gibi kafanıza göre takılın,isterseniz geçmişte TARAFTAR ? adlı yazımı tekrar okuyun belki bazı şeyleri biraz olsa aydınlatır.Bu hale nasıl geldik? hep bu soruyu sorarız kendimize,yeni mileniumun şımarık nesli der bazıları,başarıya endeksli müşteri profiline dönüşmüş tüketici toplum der diğerleri,sorun futbolun oyundan,spordan uzaklatırılıp televizyona tasarlanmış "Show Business" haline getirilmesi.Endüstriyel Futbolu ikiye ayırmak lazım,Avrupada uygulanan bir de Türkiyede uygulanan.Avrupada Futbol pazarlanırken önce oyun ön plana çıkarılır,bunu gerçekleştirmek için uzun vaadeli yatırım yapılır,istikrara çok önem verilir,çünkü statlara gelen ve tv başında oturan Taraftarlara güzel oyun sergilemenin yolu uzun zaman ve sabır ister.Hazır yıldız oyuncular ile takımı doldurmaktan daha ziyade kendi içlerinden yıldızlar yaratırlar böylece Taraftarlarıda heyecanladırırlar.Oyunu kutsal sayarlar,statlara gelen Taraftarlar her şeyden önce oyunu sevdikleri için gelirler,kötü olsa bile eleştiri dozu aşılmaz çünkü herkes futbolun hem takım hem de üç neticeli oyun olduğunu bilir.Şayet bu gün İngilizler,İspanyollar,İtalyanlar,Almanların ligleri üst seviyeye geldiyse oyunu geliştirdikleri için böyle olmuştur,yaratılan yıldızlar sahada sergilenen kaliteli oyundan ortaya çıkmıştır,kaliteli oyun statlara daha çok seyirci çeker aynı zaman yatırımcılarıda,işte marka değeri böyle ortaya çıkar,oyunu kaliteli hale getirmekle.
Türk Futbolunun kendine öz ekolü yok bu yüzden kaliteli oyundan bahsetmek biraz komik olur.Uzun yıllar kişisel beceriler üzerine dayalı oyun sergilendi,yurt içinde başarılı olan bu yöntem,yurt dışı müsabakalarında hüsrana dönüştü çünkü gözümüzde büyütüğümüz yıldızları o maçlarda teker teker söndüğünü gördük.İstisnalar vardı elbette,Metin Oktay,Can Bartu gibi ama sade istisnada kaldılar,bu 1984 yılına kadar böyle gitti,taki Almanyadan Derwall isimli biri gelip bize futbolun takım oyunu olduğunu hatırlatana kadar,şimdi burada kesip tekrar başa dönelim "TARAFTARA" yani biz nasıl bu hale geldik.
Bahsedildiği gibi Galatasarayın UEFA kupasını kazandıktan sonra bu toplum oluşmadı,hayır daha önce oluştu 1980 sonları 1990 başlarında.Galatasaray 13 sene sonra şampiyon oldu hemde iki kez üst üste akabinde gelen avrupadaki başarı Taraftarı uzun yıllar çektiği çileden bir anda kurtarmış sanki hep böyle sürecekmiş gibi gözlerini kamaştırdı.Sigi Held'li kötü sezon Galatasaray Taraftarını tekrar hüzünler içine attı,şımarmıştık iki kere şampiyon olumuşuz,avrupada yarı final,içimizden çıkardığımız avrupa gol kralı bizleri başarıya endekslemişti.1990 yılları Türkiye özel tv'ler ile tanıştı ilk gelen Star TV oldu,tabi avrupada yapıldığı gibi futbolu tv üzeri geniş kitleye yaymak farz olmuştu,işi daha janjanlı yapmak için yıldızlar gerekiyordu,koseçki gibi oyuncular alındı.Fakat yinede bir şeyler eksikdi,o alıştığımız göze hoş gelen oyun yoktu.İyi hatırlıyorum Mustafa Denizlinin ikinci dönemi ilk sezon maçında Sariyere karşı ASY'de 1000 kişi yoktu onlarda bildiğimiz insanlardı,iyi kötü günde armayı yalnız bırakmayanlar,yaz dönemi dedik tatil dedik ama bir gerçek vardı,artık Türkiye endüstriyel futbol ile tam anlamıyla tanışmıştı,futbol severler statlar yerine kaveleri tercih ettiler.
Tekrar Derwall zamanına dönelim,onun gelişiyle Türk Futbolu adeta devrim yaşadı,disiplinli ve kolektif oynanıyordu,kişisel becerileride buna katarak göze hoş gelen takım oyunu ortaya çıktı bir anda,uzmanlar buna Modern Futbol dediler Ki alakası yok,tüm dünyanın o güne kadar oynadığı futbol ile Türk Futbol severler yeni tanışıyordu,tabi Gordon Milne ve Veselinoviç sonra Milli Takıma getirilen Sepp Piontek gibi futbol ilahlarını unutmamak lazım,hele Gordon Milne Beşiktaş'a oynatığı futbol ile Türk Futbol severlere oyunun 90 dakika olduğunu hatırlattı.Bu futbol ilahlarının yanında yetişen yerli teknik direktörlerde çıktı,Mustafa Denizli ve Fatih Terim.K.H.Feldkamp ve Rainer Hollman ile Şampiyonlar liginle tanıştık.Türk Futbolunda kalite gittikçe artıyor artık oyun seyredilir hale gelmişti sade kaveler değil statlarda dolmaya başladı,taraftarlar yurt içi başarılarınla tatmin olmamaya başladılar hedef avrupada en üst noktaya ulaşmakdı.Fatih Terimin Milli takıma gelişi daha önce Galatasarayın Manchester United'di eleyip Şampiyonlar Ligine katılmasıyla bu başarıyı ikinci kez Ulusal Takımımızla avrupa VİP'lerinin arasına girmeyi başardık sonra Galatasaray ile yıllardır özlemini çektiğimiz UEFA ve Süper Kupayı kazandık,Güney Kore'de milli takım Dünya üçüncüsü oldu,türk futbolu doruk noktasına gelmişti,futbol severler bu sefer yurt içi maçları bir kenara artık avrupa kupa maçları seçmeye başladı.İşte bu noktadan sonra türk futbolu müthiş bir düşüşe girdi.Galatasaray çıtayı o kadar çok yükseltmişti Ki diğer rakipleri bu büyük başarının altında kalmamak için tüm imkanlarını seferber ettiler.Modern tesisler,avrupadan üst düzey yıldızların yanı sıra Medyayıda kendi tarafına çektiler.Galatasaray uzun süren başarısının sefasını süremedi,maddi dar boğaza girdi çile dolu yıllar başladı.Tam bu zamanda bir oluşum ortaya çıktı,"ultrAslan".Şunu herkes çok iyi bilmeli,ister beğenelim yada beğenmeyelim,hatalar yapıldımı? evet yapıldı,hala devam ediyor ama hakkını teslim etmeliyiz,eğer o dönemde Alpaslan Dikmen ve Arkadaşlarının kurduğu ultrAslan olmasaydı şimdi Galatasaray Taraftarı darma duman olmuştu.Oluşumu marka haline getirenler "ultrAslan" markasını kulübe hibe etmesiyle,o günlerde maddi sıkıntı çeken Galatasarayımızı büyük dar boğazdan biraz olsa refaha çıkarmıştır,bunu unutmamak lazım Allah hepsinden razı olsun.Fakat son zamanlarda öyle olaylar başladıki insanları çileden çıkarıyor.Oluşumun içinde kraldan çok kralcılar türemeye başladı,bu kişiler sade kendi çıkarlarını kovalyarak oluşuma zarar vermeye başladılar.Tribün liderlerine biraz yakın olanlar başkalarını ezmeye başladılar,menfatçilik yapmaya başladılar tüm bunlar yetmezmiş gibi kendi renkdaşlarına saldırdılar onları tribünden soğuttular,küskünlükler gün gittikçe artıyor,hele Alpaslanın vefatından sonra doruk noktaya ulaştı ortada konuşulanlar yüz kızartıcı.! ultrAslan yönetiminde bulunan Kardeşlerimiz istedikleri kadar çabalasınlar tüm yaptıkları iyilikler bu şahıslar tarafından lekeleniyor,iki sene önce mücadele verdiğimiz Galatasaray Kulübünün içindeki oluşan "zihniyete" benzedik hatta daha katı hale geldik.!
Neden?
Hani hepimiz Galatasaraylıydık?
Hani her Galatasaraylı ultrAslan'dı?
Bu garez ve Kin kime karşı? nedir bu nefret anlamış değilim,ultrAslan ne bir aşiret ne de ağalıkla yönetilen mafya suç örgütü,ultrAslan her şeyden önce bir sivil toplum oluşumu,bir yandan yoksul insanlara yardım ederek diğer yandan neden kendi içimizden olanlara düşmanlık besliyoruz,o zamansa bu hayır işlerinin ne anlamı kaldı? bir sevab bin günahımı götürüyor? 18 martın tatil olmasını istiyorsak ilk önce biz birlik beraberliği pekiştirmeliyiz.Kafayı kuma sokarak sorunlar çözülmüyor,bu kırgınlıklar sürdükçe GALATASARAY zarar görüyor artık bitirmeliyiz.Kimseniz Yürüyedur,Kapalı sağ/sol/göbek,numaralı,avrupalısı,asyalısı hiç fark etmez,gelin bunu bitirelim,kendimiz için değil GALATASARAY için yapalım bunu.Girelim bir kapalı odaya dökelim eteklerimizdeki taşları,kafamızı gözümüzü kıralım,tartışalım konuşalım fakat oradan kol kola çıkalım.! Taraftarlar camiaları için çok önemlidir,Taraftarsız Büyük camialar olmaz,büyük camialar her şeyden önce Taraftar kitleleriyle ölçülür,kazandıkları başarıları sonra gelir,hiç monaco gibi saçma örnekler vermeye kalkmayın,TARAFTAR ÖNEMLİDİR.
Geçen hafta sonu havaalanında yaşananlar işte bu huzursuzluğun patlamasıdır,artık kimseyi kandıramazsınız millet aptal değil.Avrupada seyretiğimiz maçlara bakıyoruz sonra kendi takımımızı sahada gösterdiği mücadele hepimizi çileden çıkartıyor.Kimse koskoca Galatasaray Kulübünü bu kadar kötü temsil etmeye hakkı yok.! Keşke orada Bülent hocayı istifaya davet edileceğine "Modern Futbola Hayır","Kahrolsun endüstriyel futbol" bağırılsaydı çünkü tüm olanların sorumlusu endüstriyel futboldur,bizi bu hale getiren,oyundan soğutan,birbirimize düşüren.Oraya gidenler bunu çok iyi biliyorlar ama ne hikmetse dillerinin ucunda olanı cesaret edip telafüz edemiyorlar.Şayet Galatasarayın menfatlerini zedeleriz diyorsanız yanılıyorsunuz o zaman havaalanında ne işiniz var? Galatasarayımızın bu durumlara düşmesinin sebepi 2001 yılında aziz yıldırımın türkiyeye örnek olarak sunduğu futbolun pazarlama formatıdır,endüstriyel futbol bu değil.Yıldız futbolclar ile takımı donatıp sonra geçip karşıdan seyretmek büyük paraları israf etmekdir Ki her şey ortada.Biz aynı hatalara kapılmayalım,varsın bir kaç yılımız heba olsun,uzun vadeli yatırım yapalım,alt yapımızdan,çevreden genç yetenekler ile ilk önce oyunu geliştirelim sonra başarılar kendisiyle gelir kimse kuşkusu olmasın,sabırlı olalım,tahamül edelim,birbirimizi sevelim ve gelin artık şu kelimeyi hep bir ağızdan haykıralım....
"MODERN FUTBOLA HAYIR !"
Bakın Serhat Altunaşgil Kardeşimiz ne güzel dile getirmiş..;)
Erdal Güngör
Serhat_Altunasgil_No_al_calcio_moderno
Kupalara Layiksin Sen şanlı GALATASARAY



TEK BÜYÜK GALATASARAY !