Kolkola girip senin yolunda
And içti bu büyük taraftar
Tek yürek olup sonuna kadar
Yürüyedur GALATASARAY...
ultras-istanbul 34
I'd be ashamed to lose
It's just me against the world....
NO AL CALCIO MODERNO !
Kolkola girip senin yolunda
And içti bu büyük taraftar
Tek yürek olup sonuna kadar
Yürüyedur GALATASARAY...
İkinci dünya savaşında Alman ordusu iyice yıpranmıştı, üç cephede savaşıyor büyük kayıplar veriyorlardı. Fakat Nazi propagandası hafta sonları sinemalarda gösterime giren “Wochenschau” programıyla durmadan halka hala her şeyin tozpembe olduğunu, Alman ordusu zaferden zafere koştuğu yalanını pompalıyordu. Halkın morali yüksekti, Alman ordusunu hiçbir gücün yenemeyeceğine inanmışlardı. Hem cepheler çok uzaktaydı, Kuzey Afrika, Kuzey Fransa, Sovyetler birliği. Düşmanın oralardan gelip ülkelerini işgal edeceği kimsenin aklının ucundan geçmiyordu. Ta ki bir gün bombalar kafalarına yağana kadar.
Ben şimdi durduk yere neden bu hikâyeyi anlattım?
Türkiye’de ilginç olaylar oluyor, şaşırmıyoruz alıştık. Fakat bu vurdumduymazlık öyle bir hale geldi ki, bazı zalimler milyonlarca insanı gözlerinin önünde kandırmaya çalışıyorlar. Durum vahim ama kimsenin umurunda değil, kimse kalkıp “hop beyler gırtlağınıza kadar pisliğe battınız, nasıl hala olmamış gibi yapıyorsunuz” demiyor, diyemiyor, ya da demek istemiyor.
Yapılan genel kurulda sağduyu kazandı ve 58. Madde değiştirilmeyecek, bu güzel. Herkesin istediği oldu. Hatta şikede
başrolde gördüğümüz Fenerbahçe dahi “bizi düşürün” diyordu. Genel kuruldan çıkan karar 58. Maddenin derhal uygulanması anlamına geliyor. Ve böylece UEFA ile yapılan pazarlık geçerliğini
yitirdi. Evet, şimdi 58. Madde uygulanacak ve 8 takım, belki hepsi değil ama büyük ihtimalle yarısı, küme düşecek. Düşenlerin başını Fenerbahçe çekiyor ama onlar kimseye çaktırmıyorlar. Fener
yönetimi Nazilerin Alman halkını “wochenschau” yalanlarıyla kandırdığı gibi taraftarlarını kandırıyorlar. Dün apar topar Sow transfer edildi, üstelik bir ulusal spor kanalında havaalanından
tesislere gelene kadar canlı gösterildi. Fener propagandası tıkır, tıkır çalışıyor, Mahsun Kırmızıgülün türküsü eşliğinde, “yıkılmadım ayaktayım”. Ne zaman köşeye sıkışsalar milleti uyutuyorlar,
tabi kendi kısımlarını biz yemiyoruz sade gülüyoruz. 2006 yılında istifa etmeler, başbakanın devreye girmesi filan, unutmadık. O zaman açılan şemsiyeye yakında ihtiyaç duyacaklar, çünkü
paraşütsüz düşecekler.
Tek umutları TFF başkanının istifa etmesi ki, medya dün üstüne basarak MAA’nın istifa edeceği sinyallerini aldıklarını söylediler.
Bu klasik bir baskıdır, çünkü sistemin hesapları allak bullak oldu üstü örtülü “Aydınlar defol git” diyorlar. Eğer MAA biraz şerefi, namusu varsa istifa etmez ve görevini yerine getirir! İstifa
etse bile UEFA Nisan ayının sonuna kadar bu olayın kapanmasını EMİR EDİYOR! Şu kesin, şikeye ismi karışan kulüpler yeni yönetim gelsin ya da gelmesin şu saatten itibaren kendilerini düştü
bilsinler çünkü cezaları kanaate göre kesilecek!
Kesin konuşmamın tek nedeni Euro2020! Bildiğiniz gibi Türkiye 2020 olimpiyatlarına resmen adaylığını koydu, bu biraz zor
gözüküyor. Ama Euro2020 organizasyonu terslik olmadığı takdirde büyük ihtimalle Türkiye’de yapılacağını gelecek Alman Futbol Federasyon Başkanı Niersbach geçtiğimiz hafta açıkça belirtti, kaynak
>>>link Şu anlama geliyor, TFF mutlaka bu
yükten en kısa sürede kurtulup Türkiye’nin yolunu Euro2020 organizasyonuna açmak zorunda! Ama siz yine kimseye çaktırmayın devam edin….
Kabahatin çoğu kimde diye sorarsanız şahsi görüşüm emniyet, medya, kulüp yöneticileri kadar bizde suçluyuz!
Evet, Ultralarında kabahati büyük çünkü bilerek sisteme teslim oldular. Hepsi değil tabi ki, genelde tribünde üst mertebelere
ulaşmış, 1990’larda ortaya çıkan sözüm onlara “tribün liderler ya da başkanları ve onların yancıları” Her neyse, oraya gelmeden önce Ultras hareketini iki devire ayırmalıyız. İlki 1968 yılında
sokakta başlayan parlamento dışı sol-sağ siyasi hareketinin tribünlere taşınıp devam etmesi. Bu bilinçli gelişmiştir, işin özüne bakarsak Ultras kendi başına bir alt kültürdür ve gerçek anlamda
tribün kültürüyle pek alakası yoktur. Tribüne sade görsel ve radikal katkı yapmıştır.
Benzer gelişmeler holiganizm de yaşandı. 1950 yıllarında ABD’de vahim boyutlara ulaşan sokak çetelerinin kavgası İngiltere’ye
sıçradı ve 1960 yıllarının sonlarına doğru tribünlere yansıdı. O seneler Mods, Tedy Boys, Skins vb. sokak çeteleri Londra, Liverpool, Manchester gibi büyük kentlerin sokaklarını savaş alanına
çevirdiler. Şunu kesin diyebiliriz, Ultras ve Holiganizm paralel aynı zamanda tribünlerde başlamıştır. Yalnız, önemli bir faktör gözden kaçmamalı. İtalya’da başlayan Ultras hareketinin
siyasi boyutu kadar mahalli milliyetçilikte ön planda. Kuzey-Güney çatışmaları antika dönemine kadar dayanır.
Ultras hareketi 1970’lerin sonuna kadar seviyeli şekilde yürüyordu. Tribünlerde takıma verilen destek yeni boyutlara ulaştı. O
güne kadar duyulmamış, görülmemiş değişik coşkulu tezahüratlar, görsel şovlar arttı. Çatışmalar delikanlıca ve iki tarafın güç ölçüşmesinden öteye gitmiyordu, hatta polisler o yıllarda hakemlik
görevi bile üstlenmişlerdi. 1980’li yıllarının başında Ultras hareketinde ikinci devir başladı. Eski grupların dağılması tribüne gelen genç nesillere yeni gruplar kurma fırsatı doğurdu. Böylece
parçalanmış grupları merkezden kontrol etmek zamanla imkânsız hale geldi. Yeni kuşak tribüncüler eskilerine nazaran daha vahşi, hırçın ve merhametsizdiler. Artık iki taraf arasında çıkan
çatışmalarda güç ölçüşmek kimseyi kesmiyordu. Kasıtlı can yakmalar, dükkânları yağmalamalar, Molotof kokteyli fişekli saldırılar, bıçaklı kavgalar ve kasti cinayetler çoğalmaya başladı. Öyle
vahşi boyut almaya başladı ki, kuzey kente bağlı bir faşist eğilimli grup mensupları başka ülkelerde yaşayan eşcinsel ve siyah insanları öldürüyor, bombalı eylemler düzenliyorlardı.
Kuşkusuz yeni kuşak Ultralar o senelerde çıkardıkları olaylarla sıkça gündeme gelen İngiltere’deki holiganlardan esinlenmişlerdi.
Üstelik Avrupa kupalarında iki ülkenin taraftarları karşılaştığında dehşet dolu olaylar, katliamlar oldu. Yetkililer ortaya çıkan bu yeni fenomene karşı ilk zamanlar yeterli önlem almayı gerek
görmediler, açıkcası çaresizdiler. Fakat her hafta sonu bir kat daha fazla artan şiddet olayları toplumda büyük tepkilere neden oldu.Yeni kuşak ultralara sert önlemler almak gerekliydi.
Sosyolojik çözümler üretip olaylara karışan kişileri topluma geri kazandırmak, tribün kültürüne önem vermek yerine farklı bir yol seçildi. Devlet şiddeti daha sert yöntemlerle çözmeye karar verdi
ve yeni bir polis modeli ortaya çıkardılar “çevik kuvvet”. Kontrgerillaya benzeyen çevik kuvveti ultraların üzerine salıp onlara karşı savaş açtılar. Bu yeni polisler ultralar gibi hırçın şiddet
eğilimli ve modern silahlarla donatılmıştı. Devlet girdiği yolun yanlış olduğunu umursamıyordu. Toplumda tehdit unsuru gördükleri tribüncüleri ortadan yok etmenin tek yolu sert ve acımasız
olmalıydı. Böylece ultraların, farklı renklere gönül verseler de, nur topu gibi bir ortak düşmanları olmuştu “polis!”
Bosman kanunu, UEFA kriterleri ve Avrupa kupalarında değişen statü(ŞL) futbola yeni yatırımcılar kazandırdı. Yayın haklarını satın
alan özel televizyon kanalları bir anda kulüplerin ana gelir kaynağı oldu. Gittikçe futbolu pençesine alan medya taraftarları da manipüle etmeye başladı. Malum, Spor ve futbol kültürü düşük
ülkelerde sözde “spor medyası” toplum üzerinde daha fazla etkilidir. Yaptıkları yalan haberlerle ezeli rakip taraftarlarını birbirine kışkırtarak düşmanlık çıkarıyorlar. Son senelerde yaşanan
stat olaylarında %80 medyanın parmağı olduğu kesin. Medya içinde en büyük tehlikeyi oluşturanlar, kendilerini taraftar yanlısı gösterenlerdir! Onlar sistemin attığı oltanın ucundaki solucana
benzerler. Bu şahıslardan mümkün olduğu kadar uzak durulmalı!
Futbolun hızlı sanayileşmesinden tribünlerde nasibini aldı. Günümüzde Kulüpler kadar Ultra oluşumları da kendi ürünlerini üretip
geniş kitleye pazarlıyorlar. Böylece profesyonel ultralar türemeye başladı. Yöneticiler, medya, polis kadar tribün kültürünü bitme noktasına getiren unsurlardan birisi kuşkusuz “profesyonel
ultralardır!” Medyanın futbola olan ilgisini iyi değerlendiren bu şahıslar kısa süre içinde pop yıldızı gibi meşhur oldular. Her fırsatta televizyon ekranlarında görülen profesyonel ultralar
gerçek tribüncülerin gözünde iğrenç mahlûklardır.
Profesyonel ultralar tayfanın organize ettiği otobüs yerine takım uçağıyla deplasmana giderler. Çevre yollarında dinlenme
tesislerine, tren istasyonlarına uzun zamandır uğramamışlar, gördükleri ne malum. Cebinde son kuruşunu harcayıp saatlerce aç susuz kalamazlar. Onlar lüks otellerde konaklar oyuncuların
partilerine katılır. Profesyonel ultralar polisle çatışmaz, polisle pazarlık yapar hiç gözlerini kırpmadan menfaatleri uğruna arkadaşlarını satarlar. Profesyonel ultralar yöneticilerin
maşalarıdır. Bir emirle sesi yüksek çıkan muhalif üyelere tribünden küfür ettirir, formsuz futbolculara ayar verirler. Her sezon öncesi beleş kombine için kulüp binası önünde yatarlar. Yeri
geldiğinde hepsi yılların tribüncüleridir, stat önünde çok sabahlamışlardır.
Profesyonel ultralar davaya en büyük zarar veren adi parazitlerdir, aynı bilgisayarlara giren Truva virüslerine benzerler. Onlarla
aynı havayı solumaktan iğreniyorum. Ve sırf bu yüzden Ultra olmaktan bazen nefret ediyorum……devam edecek
.......TRİBÜN KÜLTÜRÜ !!!
GALATASARAY supporters(uA) away in Eskişehir
NO AL CALCIO MODERNO !
Bana
bir masal anlat baba
İçinde Ali Sami Yen olsun
Kapalı gürlesin
Eski açık yine sarı desin
Baba bir masal anlat bana
İçinde Metin Oktay, Fatih Terim
Cevat Prekazi, Gheorghe Hagi
Bülent Korkmaz, Hakan Şükür olsun
Bana bir masal anlat baba
İçinde tek aşkım Galatasaray
Birde güzelim İstanbul olsun....
Yorumlar