Münferit#6
Can havliyle attık kendimizi arabaya, her yerimiz kan içindeydi yaralarımızı saracak bez bulamayınca tozla dindirmek zorunda kaldık.
Yine arkadaşlarla deplasman yollarına düşmüştük. İçlerinden biri yolumuzun üstündeki kasabada parti olduğunu ve mola verme fikrini ortaya attı, hem açtık böylece karnımızı doyuracaktık. Aslına bakılırsa fena fikir değildi fakat bizdeki şans anca bu kadar olur, partide bir avuç güneyli karşımıza çıktı. Giriştik birbirimize, adamları perişan etmiştik ama şerefsizler boş gelmemişler, kalleşçe bizi kaba yerlerimizden doğradılar. Malum, bizde tabanları yağlamak zorunda kaldık.
Kasabadan ayrıldıktan sonra bütün gece direksiyon salladım maça yetişmeliydik, eğlence merakımız yüzünden epey zaman kaybetmiştik. Sahil yolunu tercih ettim daha kestirmeydi ama bana hiç bitmeyecek gibi geldi, tozdandı sanırım kafam iyice uyuşmuştu. Nihayet sabaha karşı kente ulaştık, önümüzde bizim deplasman tayfasının otobüsü göründü. Polis eskortu eşliğinde çevre yolunun son çıkışından şehre giriş yapıyorlardı. Bizde peşlerinden, sivil, kimseye çaktırmadan şehrin sokaklarına daldık, karşımıza birkaç yerli taraftar çıkmasını umuyorduk, geceden kalan hırsımızı mutlaka birilerinden çıkarmalıydık.
Şehir sakindi, küçük çocuğun cinayetinin izleri hala silinmemişti her yerde resimleri asılıydı, duvarlar taziye mesajları intikam sloganlarıyla doluydu. O sırada etrafta bir gürültü koptu. Bizim rakibin Ultraları stada doğru gidiyorlardı köprü üzerinde ısınma amaçlı şehrin diğer takım taraftarlarıyla ufaktan kavga çıkarmışlardı, ama o ayrı konu. Bizde meydanda bulunan ufak bir pastanede kahvelerimizi yudumlarken uzaktan onları seyrediyorduk. Arkadaş iki cigara sardı, geceden son kalan tozu da üstüne cila yaptık, sanki vitamin C gibiydi illet. Meydan lacivert-kırmızı atkılı taraftarlarla dolmaya başladı, ufak çocuklar babalarının ellerinden tutmuş maça gidiyorlardı. Aralarında kafasını sıfıra vurdurmuş üzerinde yeşil pilot montlu dazlaklarda vardı. Kutsal mabetleri kuzey tribünün önünde toplanmış kapıların açılmasını bekliyorlardı. Garip bir halktı bu liman kentliler. Onlardan ne kadar çok nefret etsem de armalarına olan sevdalarına hayrandım. Kazandıkları son kupa belki asırlar önceydi ama hiç yılmadan her hafta sonu koşarak stada geliyorlar takımlarını destekliyorlardı.
Arabayı stadın yakınlarına park ediyordum ki, ortalık birden canlandı. Üç lacivert-kırmızılı genç, ellerinde kemer ve şişelerle üzerimize doğru geliyorlardı. “Oh be” dedim içimden nihayet, bizde bunu bekliyorduk;
“çıkın lan dışarı pis mor menekşeler”
“acele etmeyin o**** çocukları, bekleyin arabayı park edelim yanınızdayız”
Detaylara girmeyeceğim, 10 sene önce yaşadıklarımızın bir güzel intikamını aldık. Fazla dayanamadılar, çöktük üzerlerine yumruklarımız makine gibi çalışıyordu. Tam bir enerji boşalmasıydı, deşarj olma buna derim, seks kadar güzel. Ganimet olarak atkılarını alıp stada doğru yürüdük. Bize ayrılan sektöre geldiğimizde tayfada polislerle ufak dans yapmıştı.
Stada girmeyi beklerken 10 sene önceki olay aklıma geldi. Yine bu lanet olası liman kentine deplasmana gelmiştik. Maçı Arjantinli yıldızımızın attığı iki golle kazanmıştık zaten bunca yıl bize karşı fazla direniş gösterememişlerdi. Maç biter bitmez grupla birlikte bizi stattan çıkardılar, polis kortejinde tren istasyonunun yolunu tuttuk. Ev sahibi taraftarları da aynı zamanda salmışlardı, köprü üzerinde bize küfür ediyor, bira şişeleri atıyorlardı. Onları engelleyen polis kordonu fazla dayanmadı, bizde korteji deldik. Hani filmlerde olur ya, uzun yıllar görüşemeyen iki sevgili birbirlerini görünce kucaklaşmak için koşuşurlar. Dışarıdan bir yabancıya öyle gözüküyordu belki, ama biraz sonra feci bir meydan muharebesi olacaktı. Sıkı çatıştık, kemerler, fişekler, sopalar. Şiddetli ve bir o kadar zevkli. Polislerde geri kalmadılar, coplarla tüfek dipçikleri biber gazıyla zorla iki grubu ayırdılar. Yüzümüz, gözümüz şişmişti. Aslında iki tarafın istediği olmuştu ve fazlasına gerek yoktu herkes evine gidebilirdi. Fakat liman kentlilerin öfkesi henüz dinmemişti daha kötü şeyler bizi bekliyordu.
Tren istasyonunu yakınlarında kortejden ayrıldık, karnımız açtı büfeden yiyecek ve su alıp gruba geri dönecektik. Tam ayrıldığımız sırada ıslık sesi duyduk, görevli bir polis çalmıştı. İlk başta önemsemedik meğer pusuda bekleyen lacivert-kırmızılı taraftarlara bizim geleceğimizi görünce işaret vermiş şerefsiz. Tuzağa düştüğümüzün geç farkına vardık iş işten geçmişti. Hadi üç beş kişi olsa neyse durur kapışırdık ama bunlar çoktu. Yaklaşık 40 kişilik grup bize doğru hızlı adımlarla yaklaşıyordu, artık tabanları yağlamaktan başka yapacak fazla bir şey kalmamıştı.
Hayatımda bu kadar koştuğumu hatırlamıyorum, istasyona ulaşmak için alt geçitten gitmek zorundaydık.Bir ara kalbim duracak sandım, lanet olası alt geçit o kadar uzundu ki koşmakla bitmiyordu. Lacivert-kırmızıların nefeslerini ensemizde hissediyorduk her an yakalayabilirlerdi. Geçittin diğer ucu istasyon meydanıydı, ne yapıp edip oraya ulaşmalıydık. Maalesef diğer iki arkadaşımı yakaladılar bir tek ben kalmıştım. Tek kurtuluşum meydana ulaşmaktı, belki birileri beni görür ve polis çağırır diye ümit ediyordum “Mentalita Ultra” umurumda değildi canım daha tatlıydı.
Nihayet meydana ulaştım, hala peşimdeydiler. Düşündüğüm gibi istasyonun önü kalabalıktı. Pazar gezisinden dönen insanlar ve onları koruyan görevli polislerle doluydu. Ben ise başka yolu seçtim, önümde duran boş taksiye atladım;
“yürüüü, bas gaza adam”
Taksi şoförü şaşkın vaziyette bana bakıyordu. Ben ise ısrarla“yürüsene be adam peşimdeler ne duruyorsun” diye bağırırken saçlarımdan birileri beni çekip dışarı çıkardı. Yumruklar, tekmeler, sopalar. “Tamam” dedim buraya kadarmış, bu sefer eşek cennetini boyladın D. Kendimden geçmiş savunmasız şekilde yerde yatıyordum, onlar ise durmadan çalışıyorlardı dinmemişti öfkeleri. O arada iki el silah sesi duydum, benim kurtuluşum olan silah sesleriydi. Darbeler durmuştu, vücudumda yavaştan acı bir sızı başladı. İki gün sonra gözlerimi hastanede açtım. Ağzımda fazla diş kalmamıştı, zor nefes alıyordum. Akciğerim ağır darbeler yüzünden kalıcı hasar almıştı, sol gözümle bir daha dünyaya net bakamayacaktım.
Hasar tespiti bunlarla sınırlı kalmamıştı. İmdadıma yetişip silahını ateşleyen polis bana dava açmış ihaleyi üzerime yıkmıştı. Hastaneden taburcu olduktan sonra kasıtlı adam yaralama ve çevreye zarar verdiğimden dolayı üç ay hapse mahkum oldum…..devam edecek.