Münferit#17
Şimdiye kadar bahsettiklerim anlaşıldı mı bilmiyorum, inandığım ve ısrarla savunduğum davamız üzerine daha fazla kafa yormaya değer mi? Onu da bilmiyorum, ama hala yaptıklarımızın doğru olduğundan eminim.
Neden bu trene binip kaçtığımı, bilmiyorum. Belki geçmişimden ya da geleceğimden korktuğum için?
Futbol müsabakaları bugüne kadar sade bir yan unsurdu. Sahada sergilenen oyun pek umurumuzda değil, zaten saha içindekileri de bizim gibi oyunu ciddiye almıyorlar. Biz tribünde tezahüratlarımızla gösterilerimizle meşgulken onların kafalarında para ve güzel kadınlar var.
Biz, bugüne kadar “modern futbol” illetinin dışında kalmaya çalıştık, keşke hiç içine girmeseydik. Fakat olaylar beklediğimizden farklı gelişti. Bazı yanlışları çok önceden görüp önlem alabilirdik maalesef yapmadık hatta çoğu şeyi bilerek destekledik. Hani şu 12. Adam sözcüğü var ya, kendimizi herkesin üzerinde gördük ve sonunda nefsimizin kurbanı olduk.
Ticari damarımız kabardı, ilk başta sade grup üyelerine ürün satılıyordu oradan gelen az parayla fakir arkadaşlara destek veriliyor geri kalanı da avukatlara, pankartlara, koreografilere harcanıyordu. Ama bir baktık ki geniş kitleden talep var parada tatlı. Şimdi ise karşı çıktığımız endüstriyel futbolun esiriyiz!
Kulüp yöneticilerinin yaptığı en büyük hata, güya tribünleri daha iyi kontrol edebilmek için gruplara verdikleri biletlerdi. Kısa sürede bazı Ultra grupları pazarladıkları ürün ve biletlerle büyük şirket oldular. Elde ettikleri gelirlerden vergi ödedikleri de muamma! Şimdi ise kulüpler kadar maddi güce sahipler.
Kuşkusuz tribün kültürünün çöküşünde büyük rol oynayan diğer unsur ise internet, sanal âlem cyber kahramanlarla dolu. En kral geçinenler tribün liderleriyle resim çektirenler nereye baksanız herkes büyük mevzulara karışmış, adam bıçaklamış, tribünleri ateşe vermiş, tesis basmış.
Biz zamanında böyle şeylere önem vermiyorduk, tribünde yaşanan tribünde kalırdı. Çatışmalarımız ya siyasiydi ya da şehirlerarası rekabet yüzünden. Şöyle düşünüyorum da biz hiç kaybedilen bir maç ya da yanlış hakem kararı yüzünden kavga etmedik, daha önce ağabeylerimiz böyle yapmışlar.
Birde hepimizin ortak düşmanı polisler vardı. Supap gibiydiler, hafta içi işyerinde, okulda yaşadığımız tüm baskıları üzerimizden atmamıza iyi geliyorlardı, onlarla dövüşmek bir nevi grup terapisiydi.
Rakip Ultralarla çatışmalara bilerek giriyorduk, herkes yaptığının farkındaydı ve zevk alıyordu bize göre gittiğimiz yol doğruydu. Arada benim gibi münferit takılanlar vardı, grup baskısından kaçanlar. Düşmana sürpriz saldırlar düzenleyip hiç beklemediği anda büyük hasar vermek hoşumuza gidiyordu. Ama grupla birlikte hareket etmeninde faydaları var, düşmana tek başına yakalandığında sana destek çıkan yanında arkadaşların bulursun.
Günümüzde çok şey değişti. Eskiden grupların sportif ve siyasi idealleri vardı, tribüne gelenler macera arıyordu ama bilinçli hareket ediyorlardı. Bugün çoğu kişi moda olduğundan stada gidiyor, bazısı da köşeyi dönmek için. Bazı tribün liderleri deplasmanlara tayfayla birlikte gideceği yerde takımın uçağıyla yolculuk yapıyorlar. Tribünden gelen rant grupların en büyük gelir kaynağı olduğunu ne kadar zikretsem az. Geçmişte belirli grup üyelerine satılan sayılı ürünler şimdi herkesin üzerinde. Hayatında maça gitmeyen adamlar manitalarına şekil yapmak için Ultra gruplarının kiyafetleriyle hava atıyorlar. Günümüzün tribüncüleri televizyon ekranlarını süslüyor, sorsan hepsi çatışmaya hazır “alayına gider” sen iste yeter. Oysa gereksiz yere çıkardıkları olaylar yüzünden tribün kültürüne en çok onlar zarar veriyor, polisin ekmeğine yağ sürdükleri umurlarında değil. 20 kişi tek kişiye saldırıp sonra utanmadan kayıt edip internete koyuyor, canları sıkıldığında da renktaşlarını dövüyorlar. Ve bu geri zekalılar kendilerini büyük tribüncü sanıyor….devam edecek.