Münferit#14
Bilgisayarımı kenara koydum gözlerim yanıyordu, tren aktarma olacağım M…no şehrine yaklaşmıştı. Telefon çaldı, başkentten can yoldaşım V. arıyordu.
- Alo V.nasılsın?
- Selam dostum teşekkür ederim iyiyim seni sormalı. Demin internette bir haber okudum, polis resmini kuzeydeki büyük kentlere yollamış her yerde seni arıyorlar. Aman dikkatli ol tanımasınlar. Kıyafet değiştir güneş gözlüğü tak, yolda yürürken başını yerden kaldırma. Lanet herifler bu aralar senin yüzünden kolektif paranoyaya kapıldılar. Neyse kısa kesiyorum, kendine iyi bak. Vaktin olursa arada birkaç yazı yolla, hoşça kal.
Nihayet M….no şehrine gelmiştim, eşyalarımı toplayıp trenden indim. Garda her şey normaldi hayret unvanım henüz buralara ulaşmamıştı. O arada devam edeceğim tren biraz gecikeceği anonsu yapıldı, istasyonun iç kısmında bulunan bir bara oturdum ve meyve suyu ısmarladım. Etrafı seyrediyordum, manken gibi giyinmiş bayanlar, metro seksüel erkekler, arada birkaç mülteciler. M….no kozmopolit bir kenti ve tüm dünya’da modasıyla meşhurdu. Burada yaşayan insanlar ellerinden geldiği kadar şehrin kendine öz tarzına ayak uydurmaya çalışıyorlardı.
Trenin gelmesine daha çok vakit vardı, tekrar bilgisayarımı açıp mail kutumu kontrol ettim. Hayret henüz yarım gün olmuştu evimi terk edeli kutuma yüzlerce mesaj gelmişti. Aralarında eskiden kalma güzel hikâyelerde vardı, birkaçını indirip okumaya başladım.
-Selam D. nasılsın dostum? Mesajını aldım yakında bende sana katılacağım. Yalnız, organize olmam için biraz zamana ihtiyacım var. Şu sıralar başım dertte ayrı yaşadığım karım her hafta avukatını yolluyor. Diğer yandan polisler gün geçmiyor ki dükkânı basıyor ve saçma sapan sorular soruyorlar. Benim burada artık kaybedecek bir şeyim kalmadı, en yakın zamanda sizlerle buluşacağım. Kendine iyi bak dostum. Unutmadan sana bir hikâye yolladım, şimdiye kadar kimseye anlatmadım mutlaka oku dostum.
29 Ocak 1995 Kanlı Pazar
“Sen, evet sen yolculuk nereye?”
Yaşlı adam trenin penceresinden bakıyordu, dalmıştı uzaklara. Biraz önce sigara ikram eden gencin sorusu onu tekrar hayal dünyasından koparıp gerçek dünyaya döndürdü.
“maça gidiyorum dostum”
Çok soğukkanlıydı gideceği yeri çekinmeden söyledi, “Maça gidiyorum” bu zor günlerde açıktan futbol maçlarına gitmek tehlikeliydi. Ama o kimseden korkmuyordu, dünya başına yıkılsa umursamaz hali vardı. Artık bu kirli dünya onun değildi, sade içinde zamanının tükenmesi için yaşıyordu. Muhteşem yılları geride bırakmıştı, yaşı 45’e gelmişti ve bu son deplasmanıydı.
“kimin maçına gidiyorsun?”
“ M….nın maçına gidiyorum, V…nada oynayacağız. Bu deplasman kaçmaz dostum V….naya karşı her zaman mevzu ihtimali yüksek mutlaka orada olmalıyım, renktaşlarımla omuz omuza faşistlere karşı.
“Büyük M…nın maçına gidiyorsun demek, vay be tesadüfe bak benimde yolculuk V….naya. Bende senin gibi M…n taraftarıyım, güney tribünden”
Güney tribünü duyunca yaşlı adamın gözleri parladı. Bir anda tüm tribünü duman altına alan kırmızı siyah sis bombalar canlandı önünde. Çift sopalılar, meşaleler ve maç başlamadan önce söyledikleri marşları kulaklarında çınlıyordu >>>> link
“Demek sende güney tribündensin genç adam. Bende uzun yıllar güney tribünde takılıyordum Br….te üyesiydim. Ama zamanla tribünümüz kabuk değiştirmeye başladı tanıyamaz oldum insanları. Tuhaf kararlar alınıyordu, gün geçtikçe davamızdan uzaklaştık. Bazılarına rant tatlı gelmeye başladı. Ayrıldım ve bir süre münferit takıldım. Sonrası malum, evlendim çoluk çocuğa karıştık uzun zamandır maçlara gitmiyorum. Ama bu son deplasmanım, mutlaka V…nada olmalıyım.”
“Bilmem mi dostum, bilmem mi. Haklısın güney tribünün tadı kalmadı. Hele “Aslanlar” dağılınca bir dönem kapandı, bitti. Biliyor musun, yüzün bana hiç yabancı gelmiyor, yoksa sen…evet sen o kişisin.”
Evet, ta kendisiydi şimdi hatırlamıştı. Babası elinden tutup ilk kez güney tribüne götürdüğünde setin başında duruyordu. Bir el işaretiyle tüm tribünü virtüöz gibi yönlendiriyordu. O hiçbir maçı kaçırmazdı, hazırlık dönemi, şampiyonlar ligi sürekli armanın peşinden gidiyordu.
“Heey…sen o efsane Z..’sin, ne oldu dostum seni uzun yıllar tribünde göremedim anlatsana”
“Hmmm… C…da yaşadıklarımızdan sonra….neyse baştan anlatayım nasıl olsa aynı istikamete gidiyoruz zamanımızda bol.
İnanılacak gibi değildi, şu an karşısında büyük efsane Z… ona M…n tribününü anlatıyordu, hem de her şeyin başladığı ilk günden itibaren.
Davaları 1968 yılında başlamıştı, siyasi çatışmaların üniversitelerden, sokaklardan tribünlere taşındığı seneler. “Mücadele Devam ediyor” sloganlarıydı. Fakat bu sefer karşılarında başkaları vardı, farklı şehirlerden futbol taraftarları. Ama onlarda siyasi takılıyordu, kaldıkları şehrin diğer ucunda faşistler bir grup kurmuştu ve kısa süre içinde tüm ülkede Ultras grupları mantar gibi ortaya çıktılar.
“V…na, Fl….sa, C….va, R..a her şehrin birden fazla grubu vardı. İçlerinde en sağlamları Fl…sadan mor menekşelerdi dostum acayip sert adamlardı. Pompa isimli reisleri vardı 1.80 boyunda 120 kilo. Bir gün bize deplasmana geldiler. 30 kişi, kimsenin haberi olmadan şehre gelmişler, sorun çıkmadan polis kontrolünden geçip stada girmeyi başarmışlardı. Misafir taraftarlara ayrılan tribünün önüne Ultras yazan mor renkli pankartlarını astılar. Bizim dönemimizde herkes kafasına göre tribüne “Ultras” pankartı asamazdı, hele deplasman tribünde açmak göt isterdi. Resmen karşı tarafa gider yapmak sayılırdı. O kutsal pankartı astıysan üzerinde yazan “ULTRAS” geleneklerini harfiyen yerine getirmek şarttı ama günümüzde Ultras moda oldu, kimse takmıyor şekil yapıyorlar.
Neyse, mor menekşeler pankartı asınca tabi biz boş duramazdık. O yıllarda S.. S..o stadı yenilenmemişti, kolayca bir tur atıp deplasman tribününe ulaşıyorduk. 50 kişi gittik yanlarına, helal olsun adamlara 30 kişiyle bize karşı sağlam direndiler. Hele Pompa reis kale gibiydi yıkılmadı, her tarafından yumruk yağıyordu ama o pankarta sımsıkı sarılmış çocuğu, namusu gibi koruyordu. Sonra kolluk kuvvetleri kavgayı ayırdı, yaralılar hastaneye kaldırıldı. Biz bunu duyunca maçtan çıktıktan sonra hastaneyi basıp orada devam ettik. Görmeye değerdi yataklar arasında kovalamaca oynadık. Ama helal olsun, Pompa ve arkadaşları bu olaydan sonra efsane oldular, 30 kişiyle kenti dağıtıp bir şey olmamış gibi eve dönmek her yiğidin harcı değil. İşte bu yüzden Pompa benim için, ezeli rakibimiz olsa dahi, gelmiş geçmiş en büyük Ultra. Pompa sonra kansere yakalandı 40 yaşında vefat etti, bizde güney tribünde onun anısına “BÜYÜK POMPA, ASLANLARDAN SONSUZ SAYGI” yazılı pankart astık”
Genç adam onu hayranlıkla dinliyordu, birazda şaşkındı. Onca olanlara rağmen yaşlı adamın rakiplerine karşı saygısı takdire değerdi.
Z. geriye rastlanıp bir sigara yaktı, gözlerini kapatıp uzaklara daldı. Sanki yeni hikâyeler anlatmak için beynindeki kütüphaneyi karıştırıyordu. O sırada genç adam çantasından küçük paket toz çıkardı, cüzdanın üstüne iki çizgi çekip yaşlı adama ikram etti. Burnundan ciğerlerine oradan beynine dağılan toz adamı yeniden canlandırmıştı, aynı eski günlerde olduğu gibi.
“İnanırımsın dostum biz bir zamanlar C….va Ultralarıyla kardeş tribündük. 1973 yılında başlamıştı ben o zaman ufak çocuktum babamla güney tribüne giderdik. Hep tribünün önünde demirlerin üzerinde duranlara özenirdim.”
“Sen seti diyorsun”
“Oraya setmi diyorlar? Her neyse, büyüdüm ikinci sıradan göbeğe girdim oradan senin dediğin sete çıktım. İlk önce “Aslanlar” grubunda başladım ileri yıllarda Br…..te’ye geçtim. C…va lige yeni çıkmıştı ve iki sene öncesi, 1971 yılında gruplarını kurdular. İsimlerini bizden almışlardı, bu içimizden bazı kişilerin pek hoşuna gitmiyordu ve bir gün C…va’yı ziyaret edip bu konuyu düzelttiler. Dedikodulara göre sözün bittiği yerde emanetlerde devreye girmiş ama halletmişler.
Gelelim 29 Ocak 1995 yılına, ben oradaydım. Görünürde sıradan C….va-M…an maçına benziyordu. Ben 1980 yıllarından beri C…va deplasmanlarını kaçırmazdım, çok tehlikeli olurdu sürekli mevzular çıkardı. İstasyondan çıkınca uzun bir cadde var kenarında nehir akar. Bir tarafında sen olursun diğer tarafında rakip. Ve o caddenin sonunda köprü vardır tam ortasında buluşursun. Bizim zamanımızda feci çatışmalar olurdu.
O gün her şey normal sayılırdı. Grupların organize ettiği trenlerle kente gelmiştik, ufak tefek olaylar dışında ortam sakindi ve rahatlıkla stada girdik. Fakat o sırada dışarıda kötü olaylar yaşanmış, bizim haberimiz olmadı. İçimizden birkaç genç gruptan ayrı tek başlarına, sivil C…va’ya gelmişler. Kontrollere takılmadan ev sahibi tribünün önüne kadar girip rakibi tahrik etmişler. Malum, bu durumda iki grubun çatışması kaçınılmaz hale gelmişti ve maalesef faturayı merkez sola bağlı, SP….NA lakaplı genç bir delikanlı hayatınla ödedi. Olay tam ev sahibi tribünün girişlerinde cereyan etmiş. Bizden münferit gelen gençler rakibi provoke etmişler. Milletin şaşkınlığından faydalanıp olay yerinden uzaklaşırken peşlerine C….alı çocuk takılmış. Sanırım diğerlerine kendini ispatlamak için yaptı bu cahilliği, sonra bıçak göğsüne saplanınca orada yığılıp kalmış.
Bu arada maç başlamıştı, bizim tayfa dışarıda olup bitenlerden habersizdi. Bir süre sonra tüm stada bir C…alı taraftarın bizimkiler tarafından bıçaklandığı yayılmaya başladı. İlk başta çelişkili haberler geliyordu, ne zaman radyodan ölüm haberi onaylandığında dananın kuyruğu koptu. Tüm stat bizim tribüne dönerek “Katiller” diye bağırmaya başladı. Yoğun protestoların sürmesi iki takım kaptanlarınıda endişelendirmişti. Kulübeye gelerek olayın gerçeklerini öğrendiler ve bunun üzerine maç tatil edildi.
Öğlen saat 15.30’du bize ayrılan tribün kafesten bir farkı yoktu, polis dışarıya çıkmamıza izin vermedi. Düşün o ufacık yerde binlerce kişi uzun süre hapis kaldık. Bende telâşe kapıldım, korkudan değil yanlış anlama kardeşlerime durumumu bildirmem gerekliydi. Ama yıl 1995 o zamanlar henüz cep telefonları yaygın değildi. O arada dışarıya haber gönderenlerden duyduklarımız hoşumuza gitmedi, polis katilin içimizde olduğundan şüpheliydi ve hepimizin resmini çekmeden dışarıya salmayacaktı. Saatler geçti stat boşaltılmıştı sade biz vardık ve resim çeken polisler. Katilin üzerinde yeşil parke olduğu söylentisi dolanmaya başladı, polis yeşil parkeli kişiyi arıyordu. Bil bakalım benim üstümde ne vardı?”
“Sakın yeşil parke deme!”
“Aynen dostum üstümde yeşil parke vardı ne yapacağımı şaşırmıştım. Nihayet kimlikler okunarak küçük gruplar halinde dışarıya çıkarılmaya başladılar korkudan her yerim titriyordu. İşe bak birkaç kalleşin faturası benim üstüme kalma ihtimali yüksekti. Allahtan bu arada polis şüpheli kişiyi yakalamıştı, kamera görüntülerinden bir başkası ile parkesini değiştirirken tespit edilmiş. Ben rahatlamıştım ama esas sorun dışarıda başladı, tüm C…va halkı bizi linç etmek için bekliyordu polis eşliğinde sabaha karşı kenti terk etmeyi başardık.
Birçok kişi o günden sonra tribünü bıraktı, bende dâhil. Bak dostum her şeyi kabul ederim ama ben kalleş bir katil değilim. Daima geleneklerimize uygun hareket ettim, bıçak hiç kullanmadım bizim çatışmalarımız hep delikanlıca geçerdi sade yumruklarımız konuşurdu eşit sayıda dövüşürdük. Şimdi görüyorum günümüzün gençleri 10 kişi bir kişiye saldırıyor, bıçaklıyor öldürüyorlar. Arkadaşlık bitmiş saygısızlık diz boyu, MENTALITA ULTRAS yerini “köşe dönmece” almış para insanların gözünü bürümüş aç gözlü domuzlar doymuyorlar. Profesyonel tribüncüler, yöneticilerin kucağından kalkmayanlar,medya maymunları, orospu çocukları hepsinden nefret ediyorum. Neyse dostum fazla kafanı ütüledim, toz var mı daha?.....devam edecek.