Overblog Alle Blogs Top-Blogs Sport
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU
Werbung
Blog von Erdal Güngör

Münferit#12

6. Februar 2012 , Geschrieben von Erdal Güngör

Stadın önünde başlayan çatışma tüm şiddetiyle devam ediyor, polis panzerleri meydanın ortasında yanan ateşin etrafında turluyorlar. Çemberin içi cehennem tam ortasında biz, polis ve onlar.


Beynimin içinden bir ses yankılanıyor “Her şey başladığı gibi bitecek”


Etraf kaldırım taşları, kırık cam parçalarıyla dolu, havada genzimi yakan göz yaşartıcı bombasının zehir kokusu, nefes alamıyorum. Yeni bir şey değil, her zamanki halim. Şu an için bir durum değerlendirmesi yapsam iki seçeneğim var.  Ya batacağım, ya da her şey baştan başlayacak.


Birilerinin dediği gibi, “atlamak marifet değil, nasıl yere çarptığın önemli”


Gökdelenin çatısından atlayan adamın hikâyesini biliyor musunuz? Düşerken geçtiği katların önünde “her şey yolunda” diyerek motive oluyormuş. Fakat esas sorunlar yere çarptıktan sonra başlıyor. Bende atlasaydım duruma felsefi açıdan yaklaşırdım, sonuçta kıydığım can benim. Her şeye yeniden başlasaydım tabiî ki daha farklı olurdu.


HAYIR! Asla farklı olmazdı, yine aynısını yapardım.


Âlimler tüm bu yaşadıklarımız geleceğe yönelik bir işaret olduğunu demişler zamanında.


Bir işaret!

                               

Ben oradaydım,


Yalnız başıma, çemberin içinde,


O şehirdeydim,


Düşmanın şehrinde.


Düşman şehirler olur mu? Yalan, yok böyle bir şey.  Doğup büyüdüğünüz, yaşlandığınız, öldüğünüz şehir bile size düşmandır. Hani namusun gibi rakiplerine karşı canla başla savunduğun şehir, seni sevdiğini mi sanıyorsun? Hiçbir şehir sana bağlı değildir, sadece senin şehrindir ya da başkasının.


Ama bu şehrin bana karşı özel nefreti vardı, bunu vücudumun her yerinde hissediyordum.


Gittiğiniz yabancı şehrin size düşman olduğu nasıl anlaşılır? Şayet bir noktadan sonra bazı alışa gelmiş şeyler değişiyorsa. Vücut dilin, yolda yürüyüşün, konuşman başkalarına tuhaf geliyor dikkatini çekiyorsa. İşte o zaman köşe başlarına dikkat et, her an dünya değiştirebilirsin. Çünkü o şehir sana düşman, tek amacı seni yok etmektir.


Şehri iyi tanıyordum, gittiğim binlerce şehirlerden farklı değildi. Her lanet olası hafta sonu sürekli aynı şeyleri yapmak için gittiğim şehirler. Tilki dönüp dolaşır kürkçü dükkânına döner derler. Bende her sefer vazgeçemediğim tribünde bulurum kendimi.


Fakat bu defa farklıydı, çünkü bir süredir tek başınaydım.


Yalnızım,


İlk günkü gibi yalnız, hiçbir gruba bağlı olmadan “Münferit”


Yalnızım, sürünün gücünü yanımda hissetmiyorum.


Bir zamanlar benimde içinde olduğum başını çektiğim sürü.


Yalnızım, tek başına.


Onlar ise sürü halinde üzerime geliyor. Rakip takım Ultraları, bana benzeyen, yinede benden farklı, adlarını siz koyun. Kapüşonlarını çekmişler yüzleri kapalı. Kiminin elinde kemer diğerinin kırık şişe, bayrak sopaları.


Hedefleri beni parçalamak,


Cadı kazanı içinde


Ateş çemberinin etrafında polis panzerleri dönerken,


Fırlatılan taşlar, yüzümü koruduğum ellerimin üstüne düşer.


Çarptığında alıştığım, müptelası olduğum acı


Fırlatılan taşlar, gökyüzünü karartan güvercinlere benzerler.


Yalnızım,


Dostlarım yoklar,


Bir zamanlar kardeşim dediğim dostlarım.


Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmediği, düşmanın üzerine gözü kapalı birlikte yürüdüğümüz kardeşlerim, dostlarım artık yoklar yanımda.


Yalnızım,


Sahipsiz köpekler gibi.


Soruyorum, nerde kaldı retoriğim, onca karizmam?  Beni ultra yapan,  liderlik kimliğimi ortaya çıkaran karizmam. Çatışma mevzularında baştan beri münferitliği savunup kolektif kararlara karşı çıksam dahi şu an takviye güce hayır diyemeyecek kadar zayıfım. Varoluşçuların( link ) hoşuna giden, Marcuse’nin tanımladığı tek boyutlu insana benziyorum. Münferit. Varoluşçular yas tuttuklarında siyah giyeler. Ben ise siyahı binlere benzemek, milyonlardan farklı olmak için giyerim. Çatışmalarda siyah giyerim, kaçmaya direnemediğim kavgalarda. Kuralı koyulmamış, benimle aynı kaderi paylaşanlarla girdiğim çatışmalarda. Aniden başlayan çatışmalar, önce ufak gruplar arasında başlayan sonra saman alevi gibi tüm şehre yayılıp gerilla savaşına dönen.


Ama şimdi tek başıma meydanın ortasındaydım, karşımda rakip ultralar ve polisler.


Panik yanında hiç kalır,


Doğrusu korku


İşte buydu aradığım


Ben sahipsiz köpek, sürü köpeklere karşı kendimi kanıtlamam için fırsat ayağıma gelmişti.


Ama ben korkuyordum


Hani nerde kaldı gösterişlik cesaretim?


Kuralı yazılmamış, “Mantalite?”


Hani bitmek bilmeyen Pazar günleri?


Birbirine benzeyen


Yine her seferinde farklı geçen Pazar günleri, hani nerde?


Bir anda kayboldu her şey.


Pirinç tarlasında ansızın napalm saldırısına uğrayan, alevler içinde yok olup giden çiftçiler gibi.


Geçmişim: ULTRA!

Var olmam: ULTRA!


Hayatta kalmamı sağlayan bitmek tükenmek bilmeyen içgüdüm,


Peki, geleceğim?.....devam edecek.

Werbung
Diesen Post teilen
Repost0
Um über die neuesten Artikel informiert zu werden, abonnieren: