Mentalita ULTRAS#34 Acı Son Ve Dağılmalar
Bir yandan çatışmalar gün geçtikçe artarken diğer yandan Ultralar kendi içlerinde de anlaşmazlıklar yaşamaya başladılar. Tek ortak mevzuda birleşiyorlardı “çevik kuvvet”. Devletin emniyet güçleri taraftarların resmen düşmanı oldu ve bu hala günümüze kadar sürüyor. Bence suçluları sade polis ve taraftar içinde aramak yanlış. Önceki yazılarda bahsettiğim gibi sert yasalar çıkarmak polisin yetkisini arttırmakla sorun çözülmüyor ve çoğu ülkede görüldü ki ters tepki yapıp problemleri çoğaltıyor. İtalya’da durum 2000’li yıllarının ortalarında vahim boyutlara ulaştı. Taraftarların karıştıkları olaylar medeni toplumlar içinde kabul edilemez ise polisin gösterdiği sert tutumda aynı şekilde kabul görmesi mümkün değil! Zira ortada söz konusu olan “İNSAN” ve atalarımızdan bize kalan bir söz derki “ne ekersen onu biçersin”. İnsan hata yapar ama o kişilere doğru yolu göstermez ve sürekli şiddete daha ağır şiddetle karşılık verilirse toplum içinde huzursuzluk gittikçe artar ve diğer alanlara sıçrar.
“Neden polis taraftarın gözünde düşman?” Sorusuna aranan cevaplar bu yazı dizisinin içinde mevcut. Ama yine de iki çarpıcı örnek vermek istiyorum. Yakın zamanda yaşanan bu vahim olaylar polis gücünün soruna çözüm olamayacağını açıkça ortaya seriyor. İlki 24 Eylül 2005 tarihinde yaşandı. Verona-Brescia müsabakası sonrasında Paolo adlı Brescialı Ultra tren istasyonunda polisle yapılan çatışma sonrası komaya girerek hayatını kaybetti. Bu olaydan sonra Paolo İtalya tribünlerinin sembolü haline geldi, o zamanlar sürekli ismi duyuluyordu ve bu günümüze kadar sürüyor. Tezahüratlar ve pankartlarda olayı gündeme getiren Ultralar adaletsiz düzene karşı dayanışma eylemine dönüştürdü. O gün Verona tren istasyonunda olayların görgü şahitleri polisin Brecia taraftarlarına karşı koydukları şiddetin planlı olduğunu ve bir grup polisin Paolo’yu kaçarken sıkıştırıp linç ettiğini anlatırlar.
Geçmişte benzer yaşanan olaylarda görüldüğü gibi bu olayda da polis suçsuz olduğunu ve Paolo kendi arkadaşlarının attığı taşın kafasına isabet ettiğinden dolayı komaya düştüğünü savundu. Fakat Paolo kaldırıldığı hastanenin doktoru kafasına aldığı şiddetli cop darbeleri izlerini tespit etti ve bu yüzden komaya girdiğini raporunda açıkça belirtmiştir. Açılan soruşturma yine bir noktadan sonra tıkandı. Lakin savcı Brecia’lı taraftarın polisin cop darbeleri yüzünden komaya girdiğini kabul etse de maalesef bu şahıslar kimse tarafından tespit edilemediğinden dolayı davayı kapattı. Zanlı polislerin yaka numarası olsaydı tespit edilebilirlerdi. Bir kez daha yaka numaralarının önemli olduğunun altını çizmekte fayda var. Niçin zorunlu tutulmadığının altında art niyet aramakla haklı olduğumuzu gösterir. Ve bu yaka numaraları kanunen şart koşulmadığı sürece fikrimiz değişmeyecek!!
Diğer olay 2007 yılında gerçekleşti ve tüm Avrupa’da yaşayan taraftarları derinden yaraladı. Öyle ki hala etkisinden kurtulamadık. Bahsettiğim kişi Gabriele Sandri, 28 yaşında Lazio taraftarı. 11 Kasım 2007 yılında A1 otobanının dinlenme tesisinden çıkarken bir polis kurşununa kurban giden masum İNSAN. Olayın tüm ayrıntılarını yeniden açmak istemiyorum. Blogu sıkı takip edenler konuyu defalarca işlediğimi bilirler.
Bilmeyenlere ufaktan özet geçeyim. 11 Kasım 2007 tarihinde Gabriele arkadaşlarıyla AC Milan deplasmanına gidiyorlardı. Arezzo kasabasına bağlı A1 otobanın Badia al Bino tesislerinde dinlenmek için mola verdiler. O sırada Parma deplasmanına giden Juventus Ultraları ile karşılaşırlar. Her iki taraf arasında ufak sözlü atışmalardan öte olay yaşanmaz kısa süre sonra herkes kendi yoluna devam eder. Yolun karşı tarafında bir polis memuru olayı görür. Verdiği ifadede de defalarca yüksek sesle arbedeye giren taraftarları uyardığını belirtir. Hoş, aradaki onca mesafe ve çevre yolunda trafiğin yarattığı gürültü polisin sesini karşı tarafa duyurması fizik kurallarına aykırı ama tutanaklarda böyle geçiyor. Sesini duyuramayan polis bunun üzerine silahınla bir uyarı ateşi açar. O esnada dağıldıktan sonra yola koyulan taraftarlar hala karşı yakada polisi fark etmezler. Hareket eden taraftarların peşine düşen polis elindeki tabancası ikinci kez patlar. Sözde bu kurşun emniyette olmayan tabancasından kazayla çıkıyor ve arabanın arka camından Gabrieli’nin kafasına isabet ediyor. Şimdi insan ister istemez kendine soruyor. Arada toplam 6 şeritli( 3 gidiş-3 geliş) işlek bir çevre yolu var mesafe yaklaşık 30 metre. Silah kullananlar bunu daha iyi bilirler, o mesafeden nişan almadan her hangi hareket eden bir nesneye ateş edip hedefi vurmak usta nişancılığa girer. Ve zanlı polis memurunun cv’si başarılı bir nişancı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kazayla patlayan tabancadan çıkan kurşun o mesafe arasında hareket eden her şeyi vurur ama hedefte olan bir insanın kafasına denk gelmez. Ve bununda hiçbir mantıklı açıklaması kabul edilemez!
Bağımsız yargı! Her zaman olduğu gibi adaletini gösterdi ve polis memurunun ifadesini kabul etti. Luigi S. 6 ay hapis cezasıyla olaydan sıyrıldı. Gabrile ise şu lanet olası adaletsiz kötü dünyayı terk etti. İstemeyerek elinde olmadan, umarım huzur bulmuştur.
Bu olaydan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, zaten olmaması için ellerinden geleni yaptılar. Yeniden yasalar çıkarıldı daha ağır daha sert. Taraftar kartları yürürlüğe koyuldu, toplu deplasmanlar yasaklandı. Pankartlar, koreografiler yetkililerin keyfine bağlı, bazen serbest bazen yasak. Gabriele Sandri İtalya’da şimdilik ölen son tribüncü, inşallah böyle kalır kimsenin canı yanmaz. Taraftarlar onun ölümünden sonra bir iç hesaplaşmaya girdiler. Kendilerini sorgulamaya başladılar çözüm yolları ürettiler. Ama bu gayretler şu ana kadar tek taraflı kaldı, hep taraftarlar taviz verdi yöneticiler ise bildiklerini okumaya devam ediyorlar! 2007’de Catania’da ölen polisin yüzünden ligde o hafta tüm müsabakaların iptal edilmesine karşı çıkan zamanın İtalya Futbol Federasyon başkanı Antonio Mattarese’nin basına yaptığı açıklama bunun en çarpıcı örneği;
“Futbol bir şovdur ve asla yarıda kesilmemeli. İtalya ekonomisinin önemli parçası haline gelen futbol eğlencesi her şeye rağmen devam etmelidir. Ekonomimizi ayakta tutan bu eğlenceyi organize edenler tüm masrafları kendileri karşılıyorlar ve böyle durumlarda yatırımcıları büyük zarara uğratmaya kimsenin hakkı yok. İşleyen futbol sisteminin içinde ölenler bu zararın oluşmasına neden oluyor. Maalesef güvenlik güçlerimiz çıkan olayları kontrol edemiyor ve zararın büyümesini engelleyemiyorlar.”
Açıklamayı nerden tutsanız elimizde kalıyor. Mattresse bu kadar afili laflar etmesine gerek yoktu. Kısaca “ there is no show business like show business and the show must go on” demesi yeterdi.
Yazının başında belirttiğim gibi 2000’li yılların ortalarında Ultralar kendi içlerinde anlaşmazlıklar yaşadılar ve dağılmalar oldu. Bunlar Sandri ölümünden önce başladı. ULTRAS tarihinin en eski ve en saygın grupları tribünlerden çekildiler. İkisi de kendilerini aynı yıl fesih etti. İlki Bergamo tribünlerinin efsane oluşumu BNA( Brigate Nerazzurre Atalanta) 30 yıl süreden sonra yaşadıkları iç kavgalara fazla tahammül edemeyip tribünden çekildiler. Bu İtalya tribünleri adına kötü bir sinyaldi ağır darbe etkisi yarattı. Oysa BNA diğer gruplara nazaran tribünde takıma verdikleri katıksız destek ve apolitik bağımsız duruşlarıyla tüm tribünlere örnek olmuşlardı. Her zaman gerçek “Mentalita Ultras” felsefesini savunan, polis baskısına karşı ve tribün kültürünü geliştirme çabalarıyla verdikleri mücadele. Rakiplerinle girdikleri çatışmalarda delikanlıca dövüşen nadir oluşumlardan biriydiler.
Diğer efsane grup kuşkusuz sade İtalya’da değil tüm dünyanın saygısını kazanan AC Milan tribünlerinin efsane oluşumu Fossa dei Leoni. Onlara dizinin son bölümünde özel olarak değineceğim…devam edecek.