Mentalita ULTRAS#16 Acı Dolu Yıllar
Her Pazar günü kavgalar çıkıyor, her Pazar günü insanlar yaralanıyor ve her lanet olası Pazar günü mutlaka birisi bıçaklanıp dünya değiştiriyordu. Ama bu olaylar toplum içinde artık skandal sayılmıyordu konuşmaya değmez söz konusu bile değildi. Fakat Kamuoyundan ilgi görmeyen olaylar 1991-1992 yılları arasında İtalya futbol tarihinin doruk noktasına ulaştı, maalesef kimsenin umurunda değildi. Hafta sonları maçlarda yaralanan ve ölen gençlerin yaş ortalaması 18’di! Vietnam savaşında ölen Amerikan askerlerinin yaş ortalaması 19’du ama burası Vietnam değil. Bazılarının medeniyetin göbeği dediği AB üyesi İtalya ve ortada savaş yoktu. İnsanlar hafta sonları kendilerine ayırdıkları zamanlarda katıldıkları sosyal aktivitelerde kan kaybediyor ve can veriyorlardı.” La Haine” filminin açılış sahnesinde gökdelenden atlayan adamın dediği gibi. Atlayan her kattan geçişte "Şimdiye kadar çok iyi gidiyor....Şimdiye kadar çok iyi gidiyor. Nasıl düştüğünüz önemli değil. Önemli olan nasıl ineceğinizdir." Ama İtalya futbolu için artık geçti ve fena halde yere çarpmışlardı.
Çarpmanın yumuşak olmayacağını herkes biliyordu, fakat bu çarpmada etrafa serpilen parçalar yeni husumetler doğurdu. Nasıl 80’li yılların başında tribünler kabuk değiştirmişse, 1990 senelerinde poliste değişti. Artık eski babayiğit tatlı sert polislerin yerini genç dinamik okumuş özel savaş eğitimli polisler aldı. Yeni polise “Çevik Kuvvet” diyorlardı ve bu özel eğitimli polis elemanları taraftar gibi saldırgan, her an kavgaya eğilimli ve kışkırtıcı tavırlarıyla asayişi sağlamak yerine tam bir kontrgerilla gibi hareket ediyordu ki bu günümüze kadar değişmedi. Avrupa’nın birçok statlarında maç seyrettim, nereye gitsem hep aynı tip polislerle karşılaştım, Türkiye dâhil. Bana ilginç gelen yanı hangi ülke olursa olsun kıyafetlerinden tutun insanlara yaklaşımları aynı. Sanki hepsi bir yumurtadan çıkmış ikiz gibiler, tuhaf!

Çevik Kuvveti iki yerde sıkça görebilirsiniz, statlar ve göçmenlerin oturduğu varoş semtler. (Türkiye’de Üniversitelerin önünde ve her yürüyüşte görmek mümkün). Benim gibi uzun yıllar yurtdışında yaşayanların ister istemez şiddet hayatının parçası oluyor, her yerde bu kâmillere rastlıyorsunuz. Aşağılık yaratıklar gibi size bakıyorlar işin acı yanı ne biliyor musunuz? Tüm bunları yapmaları için eğitim almışlar. Devleti idare eden hükümetlerin, parlamento dışı siyasi görüşlerini dışa vuran halkı kontrol etmek hatta yok etmek amaçlı üzerine saldığı adi mahlûklar. Ve bu şiddetin içinde kaçacağınız tek yer yine şiddet oluyor. Başlıyorsunuz şefkat aramaya, şiddetin içinde sevgi olabilir mi? Tüm bu olumsuzluklar Ultra’ları aynı “No Al Calcio Moderno” sloganında olduğu gibi ikinci sloganın etrafında toplanarak bir dayanışma eylemine girmelerine sebep verdi “A.C.A.B. (All Cops Are Bastartds)”. Ama suçlu bu sefer devletin kendisi, adaletsiz düzende iç barışın sağlanması imkânsız olduğunu biliyorlardı ve bilerek yangına körükle gittiler! Yazdıklarımı daha iyi anlamanız için “La Haine” filmini seyretmenizi tavsiye ederim.
İtalya’da yeni model polisin devreye girmesiyle statlarda total anarşi başladı ve şiddet olayları dört misli arttı. Ultra’lar sade aralarında değil çevik kuvvetle de boğuşuyorlardı. 1992/93 sezonunda oynan Brescia-Atalanta müsabakasında yaşananlar çarpıcı örneklerden ilki. Maç öncesi pankartlarını araklayan Brescia-Atalanta Ultra’ları stat içinde de kavgalarını sürdürmüşler ama başlama düdüğüyle her şey bitmişti. Devre arasında olayların dinmesini fırsat bilen çevik kuvvet elemanları her iki taraftarın bulunduğu tribünlere müdahale etmek istedi. Evdeki hesabın çarşıya uymadığını feci şekilde anlayan polisler bir anda ortada sıçan durumuna düştüler. Kavga yeniden başladı bu sefer hedef Ultra’lar açısından değişmişti ve tribünlerden sahanın içinde devam etti. Futbolu yeni eğlence sektörüne çevirmek isteyenler galiba bunu kastediyorlar, şaka gibi ama gerçek yaşanmış olay.
İkincisi yine aynı sezon içinde yaşandı ve yine olayın içinde Atalanta Ultra’ları vardı. Günlerden 10 Ocak’tı, maç sonrası AS Roma Ultra’larıyla çatışmalar dinmişti. Romalılar çekilmişler evlerinin yollarını tutmuşlardı ki hiç beklemedikleri anda çevik kuvvetin saldırısına uğradılar. Polisin yaptığı anlamsız saldırı sonucunda olayla alakası olmayan, 42 yaşında sıradan vatandaş Celestino Colombi hayatını yitirdi. Colombi ağır bir iş gününün yorgunluğunu atmak için gittiği barda içkisini yudumlarken polisin aniden içeriye girmesiyle şok olmuş kalp krizi geçirmişti ve maalesef kurtarılamadı. Polis olayı örtbas ederek Colombi’nin uyuşturucu bağımlısı olduğunu deklare etti, Gazetelerde bu açıklamadan sonra haberi sildiler. İşte ilk defa Ultra’lar birlik olarak ortak tepkilerini ortaya koyup seslerini yükselttiler. Ertesi hafta tüm maçlarda kendi pankartları yerine tek ortak pankart açıldı “10-1-93 ölümün önünde hepimiz biriz”. Evet, yeni düşmanlarını böylece bellemişlerdi “POLİS”….devam edecek.